03.03.2008/Sayı:176
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Ülkücülerin Nazilerle, ASALA ile ve masonlarla ilişkileri

Abdullah Çatlı
Çatlı, 9 Eylül 1982’de uluslararası terörist, eski Nazi Stephano Dele Chiae tarafından Amerika’ya götürüldü. Amerika’ya girmeden önce Dünya Faşist partilerini bir araya getiren Dünya Anti Komünistler Birliği (WACL) toplantısına katılan Çatlı, Bekir Çelenk ve Henry Arslanyan’ın isteğiyle onların da bulunduğu Bolivya’ya götürüldü. Burada ismi geçen Henry Arslanyan’ın ASALA finansörü olduğunu hatırlatırsak ortada vahim bir durum olduğunu anlaşılmıştır artık! ASALA ile sözde mücadele eden vatanseverlerimiz, ASALA finansörleriyle iş yapıyor.
Ülkücülerden zırvalamalar!

Kökü dışarıda olan yabancı ideolojilerin en büyük düşmanı olan ülkücüler (!) solcuları daima yabancı ideolojileri savunmakla suçlamıştır. 80 öncesi solcuları, milliyetsizlik ve maneviyatsızlıkla suçlamaktan başka hiçbir şey bilmeyen ülkücüler, bu huylarını 80 sonrası da devam ettirmektedir.

Buna en iyi örnek ise Türk Ocakları Başkanı eski MHP’li Nuri Gürgür’dür. Gürgür, bundan bir sene önce verdiği röportajda, “Ulusalcılar, milli kültür ve tarihten kopuktur” demişti.

Bak sen şu Nuri’nin işine... Milliyetçilik ile ulusalcılığı ayıran Nuri, ulusalcıları antidemokratik yöntemlerle iktidara gelmekle suçluyor. Kendileri sanki 80 öncesi çok demokratmış gibi!.. Solcuları milli kültür ve tarihten uzak olmakla suçlayan Nuri, bakınız 80 öncesi neler yumurtlamış. 28 Aralık 1970 tarihli Devlet gazetesindeki bir yazısında şöyle diyor:

“Türk milliyetçileri materyalist ‘Devrimcilerin’ asla ulaşamayacakları içtimai derinliği hedef olarak alan gerçek anlamda inkılapçılardır. Milli inkılapın başarılması halinde Türk cemiyeti büyük bir medeniyet sıçraması gerçekleştirecektir.”

Böylece Gürgür 1923 yılında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli inkılabını görmezlikten gelmiştir. Ama Nuri bunu, milli kültür ve tarihten kopuk olduğu için değil, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olduğu için yazmıştır. Her zaman olduğu gibi Cumhuriyet düşmanları bize milliyetçilik dersi vermeye çalışıyor.

Solcuları antidemokrat olmakla suçlayan ülkücülerin, 22 Mart 1971 tarihli Devlet gazetesine “Komünizm eziliyor” manşetini attıklarını hatırlatmak isteriz. Aynı şekilde, Galip Erdem’in 7 Ağustos 1972 tarihli Devlet gazetesinde “Türk milliyetçileri, 12 Mart muhtırasını ve sıkıyönetim uygulamasının milletimizi büyük bir felaketten kurtardığına inanmakla, Türk Silahlı kuvvetlerine teşekkür etmektedir.” diye yazdığını belki MHP’liler unutmuş olabilir, ama biz unutmadık.

Atatürk dönemi inkılaplarını küçümsemek her ülkücünün yaptığı şeydir. Örneğin 3 Nisan 1978 tarihli Hasret adlı gazetede Naci Bostan şöyle yazmıştır: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından emperyalizmin ülkemize yeniden girmesine kadar olan devre bir arayış ve bocalama devresidir. Arayışın milli ölçülere göre yapılmadığı ve işbirlikçi zümrenin hazır bekleyişi, kapıda bekleyen emperyalizmin girişini kolaylaştırmıştır” diyerek Cumhuriyet dönemi inkılapların milli olmadığını bu nedenle emperyalizmin girişine imkan sağladığını iddia etmiştir. Ne diyelim, pes doğrusu...

Partinin isim ve ambleminin değiştiği o büyük kurultayı Muzaffer Özdağ şöyle anlatıyor: “…bu kurultayda İsmail Hakkı Yılanlıoğlu gibi bazı partililer, parti programından Atatürkçülükle ilgili maddelerin kaldırılmasını istediler” demiştir. Bu bile MHP’nin ne kadar Atatürkçü olduğunun bir göstergesidir.

Yine sözde kapitalizme ve komünizme alternatif geliştirdikleri “Üçüncü Yol”u Ahmet Er, 1969’da “Muhammedi Nizam” olarak sunarak, Atatürk’ün devletçi ekonomi modeli, dini bir kavramla süslenerek görmezlikten gelinmiştir.

Emperyalizme karşı mücadele verdiklerini iddia eden MHP, solcuların rejimi yıkıp yerine komünist devlet kuracaklarını söyleyerek haklı olduklarını iddia etmekteydi. Oysa, Türk milliyetçiliği esasına kurulmuş bir devletin yerine “Türk-İslam Medeniyeti” kuracaklarını söylemekten de geri durmuyorlardı. Türkeş’in, “Türk-İslam Medeniyeti” kuracağız sözleri 22 Eylül 1969 tarihli Devlet gazetesine bile konu olmuştu.

Ama, halktan aldıkları destek az olunca, “Türk-İslam Medeniyeti” yerine Erbakan ve Demirel ile MC hükümeti kurmaktan da geri durmadılar. Anlaşılan Erbakan ve Demirel de Türk-İslam medeniyeti kurmak istiyordu!

Ülkücü terör

Türkiye’de terör ortamı yaratan MHP işe Komando kampları kurarak başlamıştır. Antikomünist sokak gücü kuran MHP, Komando kamplarında yetiştirdiği ülkücü teröristleri sokaklara salarak terör estiriyor Türkeş ise bu terörü açıkça savunuyordu: “Gençlerin elinde tabanca olabilir. Biz silah sevgisine sahip bir milletiz. Hangimizde silah yok ki? Ülkücü, ihtiyaç duyarsa milli silahını kullanır.”

Sonrasında ise bu silahların yurtdışından geldiği tespit edildi. Yani kökü dışarıdaki silahlar ile terör estirdiler, ortada iddia edildiği gibi milli bir silah da yoktur.

Silahlı eylemlere Ülkü Ocakları’nın üst düzey yöneticileri de birebir karışmıştır. 57. hükümetin MHP İçel milletvekili Ali Güngör, meclisteki bir konuşmasında Ecevit’i vatan hainlerini af etmekle suçluyordu. Oysa Ali Güngör 80 öncesi, Dr. Necdet Güçlü cinayeti sanıklarındandı ve 1974’te Ecevit’in çıkarmış olduğu af ile cezaevinden çıkmıştır. Sonrasında ise MHP Gençlik Kolları Başkanlığına getirilmiştir. Cinayetin diğer bir sanığı ise, Ülkü Ocakları eski başkanı İbrahim Doğan’dır. Nail Karaçam’ı öldürme ve iki adamını yaralama kastıyla yargılanan Ülkü Ocakları eski Başkanı Sami Bal, mahkum olmuştur. O da 74 affı ile çıkmıştır.

Savcı Doğan Öz, cinayetinde ise yine ülkücülerin parmağı vardı. Cinayet sanıklarından İbrahim Çiftçi, mahkemede “Küfür düzeninin hiçbir kurumu ülkücü gençliği cezalandıramaz.” diyerek Türkiye devletini ve Türk mahkemelerini küfür düzeni olarak niteliyordu.

Bu sözler bile ülkücülerin hangi zihniyetle yetiştirildiğinin bir göstergesidir. Sözde “Milliyetçi Türkiye” kurma sevdasında olan bir gencin sözleri bunlar. Onlar Türk öldürdükçe Milliyetçi Türkiye kuruluyordu! Sözde vatanseverlerimizin Türk milliyetçiliği anlayışı budur işte.

NATO’cu ülkücüler

“Türkiye, NATO üyesi bir devlettir. Bugün için Türkiye’ye dışarıdan kaba kuvvet kullanarak girmek mümkün değildir. Ama içerden komünizmi ele alarak bir komünist iktidar getirildiği takdirde Varşova Paktı’na katılabilir, kapıların kilidini açabilir. Oynanan oyun budur.” (Dokuz Işık, Hamle, s:505)

Bu yazılar kime mi ait? Türkeş’e.

Şimdi anladınız mı sözde Türk-İslam medeniyeti, milliyetçi Türkiye kurma sevdasında olanların derdini? Amaç NATO’dan çıkıp, Varşova paktına girmemekmiş. Bunun için ne yapacaksın? Komünist öldüreceksin. Sen öldüreceksin ki sözde milliyetçi Türkiye kurulsun, Türkiye NATO’dan çıkmasın!

Komando kampları da zaten komünizm tehlikesi altındaki tüm NATO ülkelerinde kurulmuştur! Kontrgerillanın Türkiye’de komando kampı kurması da tesadüf değildir. Bu kampı kurup, ülkücü terörist yetiştirenlerin de kimlere hizmet ettiği çok açıktır. Bu bile, sözde Türk milliyetçilerinin Amerikan milliyetçiliği yaptığını çok açık ve net göstergesidir.

Nazi ülkücüler

MHP’nin kurmuş olduğu kamplardan biri de Bayrak’a aittir. Bu kamplarda karate eğitimi veren ve 12 Eylül’de tek tutuklanmayan üyesi Sancak Tül’ün sahibi MHP Genel Yönetim kurulu üyesi Murat Bayrak’ın CIA ajanı Paul Henze ve Frank Terpil ile bağlantıları mevcuttu. Soruyoruz bunlar da mı tesadüftür?

Yine şu tesadüfe bakın ki Murat Bayrak’ın haşhaş konusundaki açıklamaları da Türkeş’e benzemektedir. Bakın Murat Bayrak ne demiş: “Hükümetin haşhaş meselesini istismar ederek, maksatlı ve tahrik edici bir üslupla, eşine ender rastlanır bir mesuliyetsizlik hissi içinde, Türkiye’yi büyük ve hakiki dostu ve müttefiki olan ABD’den koparmak peşindedir.”

Türkeş de aynı şeyleri söylemiyor muydu? Bakın, Amerikan milliyetçiliği nasıl olur görün işte.

Peki, kimdir bu Murat Bayrak? Murat Bayrak, Yugoslav göçmenidir. Naziler Makedonya’yı işgal edince Naziler ile işbirliği yapmıştır. Türkiye’de ilk önce AP milletvekilliği sonrasında ise MHP Merkez Kurul yönetim üyeliği yapmıştır. Murat Bayrak’ın Nazi işbirlikçisi olması düşündürücüdür. Eğer hatırlanırsa, ülkücü camianın önde gelen isimlerinden Oral Çelik: “Ülkücü gençleri Nazi subayları eğitmiştir” demişti. Nazi işbirlikçisi Murat Bayrak da kendine ait arsada Komando kampı kuruyor, şu tesadüfe bakın siz.

Şu tesadüfe bakın ki, 80 öncesi MHP’nin Federal Almanya’da Hitler Nazizmi’ni hortlatmak üzere kurulmuş faşist nitelikli bir parti olan NPD yakın ilişkiler kurmuştu. Alman Nationalistche Partie Deutschland’a mektup yazan Türkeş, mektubunda şunu yazmıştır:

“...MHP Almanya yürütme kurulu Başkanlığı’nın Kemten, Berlin, Hannover, Köln, Münih ve Stutgard otonom seksiyonlarındaki faaliyetlerin hızlandırılması gerekmektedir. Adı geçen kent ve yörelerde, örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilerek, öngörülen sonuçlar elde edilebilmesi için NPD ile partimiz arasında kurulan işbirliğinden tecrübe ve yöntemlerden Genel Merkez’ce gönderilen talimatlara istinaden yararlanılmalıdır.” (Uğur Mumcu, um:ag, 12, s: 268, Cumhuriyet, 30 Mayıs 1979)

Mektupta özetle; MHP ile NDP arasında işbirliği yapıldığı, MHP’nin, NDP’nin tecrübe ve yöntemlerinden yaralanmak iştenildiği yazılmıştır. Bizi ilgilendiren konu şudur. MHP, neden Nazi taraftarı bir parti ile işbirliği yapma ihtiyacı duyar?

Yine şu tesadüfe bakın ki, Papa’ya suikast düzenleyen Ağca’ya silah sağlayan kişi de eski bir Nazi olan Hortz Grilmayer’dir. Host Grilmayer ile bağlantı kuran ise Oral Çelik’tir. Silahı satın alan ise ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı’dır.

1978 yılında, yedi TİP’li gencin öldürülmesi olayı, Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı Yardımcısı Abdullah Çatlı önderliğindeki ülkücüler, tarafından gerçekleştirilmişti. Olay yerindeki araba da MHP Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Mit’e aitti. Baştan beri dediğimiz gibi Cinayetlerde her zaman MHP’nin yan kuruluşları üst düzey yöneticileri birebir işin içinde olmuştur.

MHP-ASALA bağlantısı

Bir başka tesadüf ise sözde vatanseverimiz Çatlı ile ilgili: “9 Eylül 1982’de uluslararası terörist, eski Nazi Stephano Dele Chiae tarafından Amerika’ya götürüldü. Amerika’ya girmeden önce Dünya Faşist partilerini bir araya getiren Dünya Anti Komünistler Birliği (WACL) toplantısına katılan Çatlı, Bekir Çelenk ve Henry Arslanyan’ın isteğiyle onların da bulunduğu Bolivya’ya götürüldü.” (Suat Parlar, Kirli İşler İmparatorluğu, s:156)

Çatlı’nın gizli servis üyeleri ile belirli toplantılara katılması normal midir? Değildir. Bu bile sözde Türk milliyetçilerin, kimlerle ilişkisi olduğunu çok iyi göstermektedir. Burada ismi geçen Henry Arslanyan’ın ASALA finansörü olduğunu hatırlatırsak ortada vahim bir durum olduğunu anlaşılmıştır artık! ASALA ile sözde mücadele eden vatanseverlerimiz, ASALA finansörleriyle iş yapıyor.

Ağca-Çatlı-Çelik’in Almanya’da barınmasını sağlayan ülkücü Musa Serdar Çelebi’dir. MHP’nin yurt dışı örgütlenmesini sağlayan kişidir. MHP’nin Almanya Başmüfettişi ve Hergün gazetesi genel yayın yönetmeni Enver Altaylı eski bir MİT ajanıdır. MHP’nin Avrupa’da örgütlenmesini artırmak için Avrupa’ya geçmiştir. Yazdığı mektuplarla Türkeş’i bilgilendirmeye çalışmıştır. Türkeş’e göndermiş olduğu bir mektupta Ruzi Nazar ile yapmış olduğu görüşme sonrasındaki gelişmeleri yazmıştır. 24 Haziran 1976 günlü mektubunda ise Federal Alman İstihbaratından Dr. Kannapin ile ilişkilerini yazmıştır.

Sözde Türk Milliyetçisi Enver Altaylı kökü dışarıda olan Alman istihbaratından Dr. Kannapin ile ilişki kurmuştur. Yine sözde milliyetçi Murat Bayrak da CIA ajanı Frank Terpil ile silah kaçakçılığı yapmıştır. Enver Altaylı’nın CIA ajanı Ruzi Nazar ile bağlantıları mevcuttu, tıpkı Türkeş’in Ruzi Nazar’la bağlantısı olduğu gibi.

Peki, kimdir bu Ruzi Nazar? Özbek kökenli eski Sovyet subayıdır. İkinci Dünya savaşı sırasında Nazilere katılan Ruzi Nazar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Naziler yenilince CIA’ya Alman İstihbaratı Başkanı Gehlen ile birlikte katılır. 1960 ile 1971 arasında Türkiye’de Amerikan elçiliğinde CIA görevlisi olarak çalışmıştır. 1971 yılında ise ABD’nin Bonn Büyükelçiliğinde müsteşar olarak atanmıştır. Dikkat edilirse MHP’nin yolu hep Nazilerle daha önce çalışmış kişilerle kesişiyor. Yine milliyetçi vatanseverlerimiz, kökü dışarıda olan CIA ajanları ile ilişkilerini, kökü dışarıda olmalarına rağmen bozmamıştırlar!

Ülkücü Murat Bayrak’ın diğer ülkücülerin CIA ajanı Ruzi Nazar ile nasıl bağlantısı mevcut ise onunla da bağlantısı mevcuttu. Sonrasında ise Enver Altaylı ile de bağlantısı olduğu ortaya çıkmıştı. Ülkücülerimizin yalnız CIA ajanları ile değil, P2 Mason locası ile de bağlantısı vardı. P2 Mason locası Başkanı Licio Gelli, “İtilyan gladyocularla Türk ülkücüler CIA’nın güdümünde çalıştılar.” demişti.

MHP’nin Almanya’da örgütlenmesine çalışan Bekir Çelenk de, Henry Arslanyan ile silah kaçakçılığı yapıyordu. Ne tesadüftür ki, Henry Arslanyan Banker Calvi’nin de yakın dostuydu. Banker Calvi’nin ise P2 mason locası şefi Gelli ile yakınlığı vardı. ASALA finansörü Henry Arslanyan ile ilişkisi bulunan MHP’li Bekir Çelenk’in Papa’yı vurmak için Ağca’ya 3 milyon mark önerdiği bilinmektedir. Hiç kuşkusuz ki, Papa’ya suikastte, P2 Mason locası ve gizli servislerin bağlantısı vardı. Ülkücüler de bu işte maşa olarak kullanılmıştı. Bunlar da bize, sözde milliyetçilerimizin kökü dışarıda gizli servislere ve örgütlere çalıştığını gösteriyor.

Türkeş de Bahçeli de AB’ciydi

Alparslan Türkeş’in ölümü ile başlayan süreç Devlet Bahçeli’nin MHP’nin yeni lideri olmasıyla sonuçlanmıştı. Bahçeli’nin getirmiş olduğu açılımı, MHP’de yeni dönem başlıyor şeklinde niteleyen basın her zamanki gibi yanılmıştı. MHP’de değişen bir şey yoktu. MHP, Türk-İslam sentezinden tavizsiz yoluna devam ediyordu. Bunu Bahçeli’nin yaklaşık 10 yıla yakın liderliğinde gördük.

1999 yılında yapılan genel seçimlerde MHP’nin hükümet ortağı olmasıyla başlayan süreçte MHP’nin değişip değişmediği belli olmuştu. Özellikle o dönemde başlayan AB’ye girme çalışmalarında MHP, AB’ye karşıymış gibi görünse de AB’ye girilmesi gerektiğini savunuyordu.

1999 yılı sonundaki Helsinki Kararları’nın altında MHP’nin de imzası vardır. Kaldı ki MHP’nin, 5 Kasım 2000 tarihinde yapmış olduğu 6. Olağan Kurultayında Bahçeli: “Üyeliğimizin, AB üyesi ülkelerce tartışılması ve hatta eleştirilmesini meşru görüp, milletimizi böyle bir haktan mahrum bırakmaya çalışmak, çelişki ve yanlışı oluşturmaktadır.” diyordu.

AB’ye giriş konusunda Bahçeli’yi eleştirenler, Türkeş’in 80 öncesi AET hakkındaki görüşlerini gündeme getirerek Bahçeli’yi eleştirmeye çalışmıştır. Oysa Türkeş, 80 sonrası açıklamalarında AB için olumlu konuşmalar yapıyordu. Değişen Bahçeli değildir, aslında bir değişim de söz konusu değildir.

80 öncesi tüm siyasi liderler AET’ye karşıydılar. Avrupa’nın kendi oluşturmuş olduğu ekonomik topluluğu, Türkiye’yi sömürmekten başka hiçbir şeye yaramayacağını söyleyenlerin hepsi 80 sonrası AB’ci olmuştur.

Sözde milliyetçi takılanların milliyetçilikten de ne anladıkları, nasıl bir milliyetçilik anlayışına sahip oldukları ortaya çıkmıştır haliyle. Tabii MHP’nin de sözde milliyetçiliği ortaya çıkmıştır.

Hükümet ortağı olduğu dönemlerde 15 günde 15 uyum yasası ve Tahkim Kanunu’nu imzalamakla MHP’nin yine ne kadar milliyetçi olduğu görülmüştür. Telekom’un özelleştirilmesi için gösterdikleri gayret de düşündürücüdür.

1999 seçimlerini bölücü başı Abdullah Öcalan’ı asarız şeklinde sarf ettikleri sözlerle hükümet ortağı olan MHP, yaklaşık dört yıllık iktidar ortaklığı döneminde asamayarak bu konudaki kararlılığını da göstermiş oldu
1999 seçimlerini bölücü başı Abdullah Öcalan’ı asarız şeklinde sarf ettikleri sözlerle hükümet ortağı olan MHP, yaklaşık dört yıllık iktidar ortaklığı döneminde asamayarak bu konudaki kararlılığını da göstermiş oldu. Kaldı ki, TCK’dan idam cezasının kaldırılması kararının meclise gelmeden önce adalet komisyonunda tartışılmıştı. Bu komisyondan geçmemesi için sözde gayret eden MHP’liler komisyonda altı kişi olmalarına karşın red oyu kullanmadılar. Komisyonda 23 üye bulunuyordu. DSP’nin 7, ANAP’ın 3, SP’nin 4, DYP’nin ise 3 üyesi vardı. SP ve DYP’lilerin hepsi red oyu verdi, ANAP’tan bir kişi red oyu verdiğine göre, 8 red oyuna karşılık 9 evet oyu çıkmıştı. Eğer MHP’liler de red oyu kullanmış olsaydı Apo’nun işi o gün bitiyordu.

Apo’yu idamdan MHP’liler kurtardı

1999 seçimlerini bölücü başı Abdullah Öcalan’ı asarız şeklinde sarf ettikleri sözlerle hükümet ortağı olan MHP, yaklaşık dört yıllık iktidar ortaklığı döneminde asamayarak bu konudaki kararlılığını da göstermiş oldu.

Kaldı ki, TCK’dan idam cezasının kaldırılması kararının meclise gelmeden önce adalet komisyonunda tartışılmıştı.

Bu komisyondan geçmemesi için sözde gayret eden MHP’liler komisyonda altı kişi olmalarına karşın red oyu kullanmadılar. Komisyonda 23 üye bulunuyordu. DSP’nin 7, ANAP’ın 3, SP’nin 4, DYP’nin ise 3 üyesi vardı. SP ve DYP’lilerin hepsi red oyu verdi, ANAP’tan bir kişi red oyu verdiğine göre, 8 red oyuna karşılık 9 evet oyu çıkmıştı.

Eğer MHP’liler de red oyu kullanmış olsaydı Apo’nun işi o gün bitiyordu.

Ancak, genel merkezden aldıkları talimat dolayısıyla bu yasa komisyondan geçmiş oldu.

Apo’nun idamını Başbakanlıkta bekletenler sözde bölücülere karşı olduklarını ve Türk milliyetçisi olduklarını iddia etmektedirler.

MHP, bugününde ve geçmişinde yaptıklarıyla ne kadar milliyetçi olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bahçeli: “Bu vatan topraklarının her karışı, her bölgeden şehit insanların kanıyla sulanmış bir çiçek bahçesidir. Bu bahçede her renk ve kokuda çiçek vardır. Bunların arasına ayrık otu ekip, bunları yok etmeye ve söndürmeye kimsenin hakkı yoktur” diyerek MHP’nin milliyetçilikten ne anladığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yani Türkiye Bahçeli’ye göre mozaiktir!

Bölücü terörle Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı ayıracağını iddia edenlerin ne kadar milliyetçi oldukları geçmişte ve bugünlerde etmiş oldukları sözler ve ortaya koydukları eylemlerle meydana çıkmıştır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe