03.03.2008/Sayı:176
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Umut Yalım

... Ve Hançer
...Ve Gül
...Ve Cinayet
...Ve Ceset
...Ve .... ..... kimdir?..

Merhaba Sağdıç, nasılsın? Olanlara inanamıyorum. Hala. Nasıl oldu, neden oldu daha bilemiyorum. Zaten şu sıralar hiçbir şeyleri bilemiyorum. O .... ölünce, haliyle iletiler de durdu. Yeniden ve yeniden ve baştan sonra okuyorum onları, olanları. Daha çözemedim kim kimdir, nasıl nasıldır ve neden nedendir. Çok zor çözmek. Velhasıl, konuşmamız gerek...

Aklıma takılan ilk şey, neden bu iletiler benim ve yalnız benim gelen kutuma geldi. Bir hizmet hatası mı yoksa bilinçli bir olay mı? Üstelik bu tür ileti ya da internet konularına hiç bir yatkınlığım, bundan da öte, hiç bir hevesim bile yoktur. Merak etmem, bakmam, uğraşmam. Ancak bu olaylar örgüsü nasıl benim de içremde örülmeye başladı? Yani, bu tür iletiler daha önce de geliyor ancak ben doğrudan sil komutuna basıyordum. Belkiyse, o okumadığım iletiler arasında da, bu tür çetrefil olaylar oluyordu ancak sildiğimden ötürü bilmiyordum olanları; bilemeye de gereksinim ve merak duymuyordum bile zaten. Ancak bu olay, ancak bu olay; neden, nasıl ve kim? Neden birden bunları okuyor ve merakla izliyor buldum kendimi? Ayrıca bu .... ..... kim ve neden tuhaf ve olmaması gerek bir biçimde kendime yakın buldum O’nu? Başta da dediğim gibi, yeniden yeniden okuyorum iletileri ve her okuduğumda, daha ve daha ve daha da sevimli geliyor .... ..... bana. Ancak kimdir bilmiyorum ve bu sevimli gelme olayı beni sıkmaya başladı. İnsan, bir katil caniyi sevimli bulabilir mi? Çizgidizilerde olsa bir derece ancak gerçek yaşamda olabilir bu sevimlilik ya da gözdelik durumu? Bu tür bir katil cani, aileden, dostlarından, sevgilinden biri ya da kendin olmadıkça sevilebilir mi?..

Hâlâ aklımda o bileğimdeki kan var. Ne kanı o, benim mi yoksa Allah korusun, birinin mi? Ne diyorum ben? Nasıl birininki olsun ki? Kimim ki ben? Tövbe, tövbeee... Ancak cidden de ne bütün bunlar? Peşpeşe 5 ? işareti, bence olması gerekenden çok. Bu denli ? işareti insanı bozar, o insan artık yalan olmaya başlar. Ben yalan mıyım yoksa yalancı mı? Kendimden bile gizlediğim ya da kendime bile yalan söylediğim bir şeyler var. Her şeyler o bileğimdeki kanda gizli. Ancak şimdi yok o kan. Ne yapmalı? Belkiyse, yeniden yeniden okumalıyım o iletileri. Okuduğumda bile bir şeyler çıkmıyor meydana çünkü adlar ...... halinde. Ayrıca hiçbir adres ipucusu da yok. Ya da okul, ya da bir işyeri. Ya da takıldıkları yerlerin adları, hiçbir şey. Bana en yakın olan şey: Şu bileğimdeki kan. Öyle değil mi, Sağdıç? Onu da sen demiştin bana. Git gide rahatsız duyumsuyorum kendimi. Ne yapacağımı bilemiyorum. Oku, oku ve oku. Neden geldi bu iletiler bana, neden bana?.. Ya bana gelmemişlerse? Ya ben yazmışsam bunları? Olabilir mi? Nasıl olur? Ben, kendi kendime mi yolladım iletileri? Kendi kendime mi yazıştım? Kendi kendime yazışmışsam, katil benim ancak katledilen de ben. Bu nasıl oluyor? Hâlâ yaşıyorum, yaşıyorum ki seninle konuşabiliyorum, Sağdıç; değil mi? Neden sen hiç konuşmuyorsun? Hep ben, hep ben... Yaşıyorsan başını salla Sağdıç! Salladığına göre, yaşadığına göre, kim kimi öldürdü? O ‘kim’ ben isem, ben kimi öldürdüm? Eğer o ‘kimi’ yine bensem, bu cinayet mi yoksa intihar mı?

Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!Yeter beeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee! Yanıt versene Sağdıç, yanıt verseneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee! Ne duruyorsun? İyi... Vermeyeceksen verme. Ben biraz dışarı çıkıyorum.

İşte şimdi dışardayım. Ne yapacağım? En iyisi biraz yürüyeyim. Ancak nereye? Nereye gitsem, cankurtaran ya da polis çığlıkları duyuyorum. Beni mi izliyor bunlar? Belkiyse, cankurtaran ölen beni alacak, polis de öldüren beni. Aynı anda iki yerde birden olabilir miyim? Toprak ve tutukevinde. Anam mezarıma gider, babam duruşmalarıma artık. Yahu, ne diyorum ben; tövbe, tövbe... Hem insan hem kadın düşmanı olup, hem de sevebilir mi? Bir Kadın Düşmanı’nda sevebiliyordu İskender. Zeynep’den nefret, Belgin’e ise aşık idi. Yani, ben onlar isem eğer; yani, .... ve .... ....., hem .a...’den nefret, hem de .a...’e aşık olabilir miyim? Ulan, ne diyorum ben yine? Kim ki, bu .a...? Bir hemhalliğimiz var mı ki? İşte yine cankurtaran ve polis çığlıkları. Notr Dam’ın kamburuna döndüm. O, katedral çanlarıyla sağır olmuş idi; ben de, herhal bu seslerden sağır olacağım. Bir yerlere geçip, dinlenmeliyim biraz. Sessiz bir yerlere. Zaten 3,676 karakterdir konuşuyorum. Dinlenmek farz oldu yani. Nereye gideyim? En iyisi, bizim Biracı’ya gideyim. Bu saatlerde tenhadır şimdi orası. Gidiyorum veeeeeeeeeeeeeeee geldim bile. Düşündüğüm gibi tenha. Şuraya oturayım. Oturdum. “Bana bir 33’lük lütfen, bir de havuç ve salatalık...”, şu birayı içip, biraz sakinleşeyim. Nerede kaldım? Neyse, önemli değil. Şu zamanın tadını çıkarayım biraz. Güzel bir yer burası, bu Biracı....ı....ı.....ı.....ı... Ulan, bu .... bu .... .....’la Biracı’da buluşmayacak mıydı be? 15 Şubat Cuma günü? Haydaaaaaaaaaaaaaaaa! Nereden geldim lan buraya? Dur bir dakika:

“Bakar mısınız?”

“Buyrun...”

“Beni tanıdınız mı?”

“Nasıl yani, Efendim?”

“Yani, sık sık gelirim de buraya, onun için...”

“Biliyorum, Efendim. Sık sık gelirsiniz.”

“Size bir şey sorabilir miyim?”

“Ne demek, Efendim.”

“Ben, bir dostumla, geçen Cuma geldim mi buraya?”

“Geçen cuma... Geçen cuma... Geçen cuma... Mmmmmmm... Sanırım, gelmediniz. Yok, hayır gelmediniz.”

“Çok sağolun.”

“Siz sağolun. Biranızı tazeleyim mi?”

“Tabii...”

“Hemen, Efendim...”

Demek ben Cuma günü burada değildim. Hastır o zaman. Demek ya kendimi ya da o .... denen çocuğu ben öldürmüş olabilirim. Ulan, nereden çıkarıyorum bunları. Haydaaaaaaaa... Yani, şu Cuma bir ben mi yoktum burada. Istanbul’un %99.999999’u yoktur o gün. Gelmemiştir buraya. Onlar da mı, beni ya da o çocuğu öldürdü? Olamaz ki... Bazen insan deliliğe sarıyor işte böyle. Tabansız kuşkular. Zaten kuşku kuşlara bir havalanmaya görsün, insan kendi kendini bile öldürür. Ulan, ne diyorum ben yine. Tövbe, tövbeee... Canımı sıktı burası, ben kalkıyorum.

Yahu, .... ..... biracı demişti ancak biracının ‘b’sini büyük harfle yazmamıştı sankiyse iletide. Yani, herhangi bir biracı olabilir. Bizim yer Biracı. Adı zaten Biracı. Cidden, ben de hemen heyecanlanıyorum. Onların biracı, bizim Biracı değildir kesin. Değildir, değildir. Kesin değildir. Neyse, nereye gitsem şimdi. De? İyice bin dünya oldum. En iyisi eve döneyim. Ulan, susmadı şu cankurtaran, polis çığlıkları. Şimdi ben de basacağım çığlığı ama. İkisinden de yüksek çığırırım, insanlar ne cankurtaran geldiğini anlarlar, ne de polis. Zaten kızgınım da şu polislere. Bölücüler gösteri yaptığında: Sus pus; Tekel işçisi Türk bayraklarıyla gösteri yaptığında: Darbeli su ve biber gazı. Polis, Türk polisi değil mi acaba artık? İşte bu kızgınlıkla da, bir çığırmak ve bağırmak istiyorum ancak geç oldu; uyuyan vardır, hasta vardır, çocuk vardır, bebek vardır. Uyandırmayalım ve eve doğru yollanalım. Veeeeeee geldim bile. Kapıyı çalsam mı? Sağdıç uyuyordur herhal. Rahatsız etmeyeyim, etmeyeyim ancak anahtarı unutmuşum be. Kapıyı çalayım ve çaldım. Çaldım. Çaldım. Çaldım. Ha, en sonunda Sağdıç:

“Ya ne anahtarı almıyorsun sen? En şeker yerinden sıktın uykuma.”

“Unutmuşum işte, ne yapayım?”

“İyi, iyi... Hadi geç...”

“Eyvallah be Sağdıç. İnsanın da kendi evine konuk gibi davet edilmesi pek hoş duyguymuş doğrusu...”

“Yaaaa tamam yahu... Zaten hala uyuyorum. Hadi bana eyvallah. Yatağa dönüyorum ben.”

“Dur, dönme de, sana diyecekleri var.”

“Hasta mısın sen?”

“Bilmiyorum.”

“Şaka mı bu?”

“Yahu, gel bir, diyeceklerim var.”

“Yarın de...”

“Allasen, şu ‘yarın’ sözcüğünü kullanma, huylanıyorum.”

“Ne zamandan beri?”

“Şu son iletilerden beri.”

“İyi, iyi... Ne diyeceksen, birden de hadi.”

“Sanırımsam, ya beni ya da o çocuğu, ben öldürdüm.”

“Hadi bana iyi geceler.”

“Dur, Sağdıç. Dur!”

“Ne oldu? Beni de mi öldüreceksin?”

“Yahu, ne öldürmesi?”

“İyi ya işte: Beni öldüremiyorsan, başkasını da öldüremezsin.”

“Yahu sana ne diyorum: ‘Ya beni, ya da o çocuğu ben öldürdüm diyorum”

“Bir de o kızlar var.”

“Ulan, onları unutmuşum. Bir de onlar var.”

“Kanıtın var mı? Yani, seni, ya da o çocuğu, bir de o kızı öldürdüğüne dair.”

“Bilmiyorum ancak var.”

“Bilmiyorsan, nasıl var dersin yahu?”

“En azından adım ve soyadım tutuyor. Bak: .... .....; benimkini de noktaya vursan aynı: .... .....”

“Vay beeeeeeeeeeeeeeeeeee!”

“Yaaaaaa, ‘Vay bbbbbbbbbbbbbbbbbbbe!’ aman yanlış oldu: ‘Vay beeeeeeeeeeeeeeeee!” tabii”

“Yahu senin olanlardan haberin yok. O caniyi çoktan yakaladılar.”

“Ancak tutuklanmadım ki ben.”

“Sen değilsindir de ondan.”

“Ciddi mi lan?”

“Ya ben de çok şaşırdım ancak fazla fena ciddi. Sen değilsin.”

“Oh bbbbbbbbbbbbbbbe! Aman yine yanlış dedim: Oh beeeeeeeeeeeeeeeeeee! Demek ki ne katilim, ne de ölü. Kimmiş peki cani?”

“Ufuk Yılmaz adında biri. Ölen çocuğun adı: İlke. Kızlardan birinin adı: Sanem, diğeri de: Zeynep.”

“Zeynep mi? Bir Kadın Düşmanı’ndaki Zeynep mi?”

“Ha, ha... Tabi O.”

“Demek İskender öldürememiş ancak Ufuk Yılmaz öldürmüş.”

“Ya, ya...”

“Peki, Sanem nasıl .e... olmuş?”

“Senem demek istiyorsun yani?”

“Yahu, her neyse!”

“Hani bu Ufuk Yılmaz, Zeynep’in son buluşmadaki ‘Kıristal kahkaha’larına takmıştı ya...”

“Evet.”

“İşte jiletle kızların yüzüne, gülen bir ‘e’ gibi gülücükler açmış. Bundandır ki, Sanem’e ‘Senem’ demeye başlamış.”

“Vay, vay, vay beeeeeeeee”

“Ya, vay be işte.”

“Eeeeee... Suçsuz ve canlı olduğuma göre uyuyalım artık.”

“Yaaaaaaaaaaaa, uyuyalım tabi.”

“Uyuyalım.”

“Yalnız, bir şey hâlâ gizemini koruyor.”

“Ne, Sağdıç?”

“Bileğindeki kan.”

“Ulan, unutmuştum ben bunu.”

“Neyse, ben de unutayım. Boşver. Biraz daha ayakta mesai yaparsam uykum kaçacak. Uykum kaçınca da, senin de uykun kaçacak. Hadi, haydi uyuyalım...”

Bence de. Zaten epey geç oldu. Söze iyice bel verdik. Oysa ki, sözü kısa, özü uzun tutalım. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim.

Kolay ve rastgele Sağdıç.

İyi akşamlar, iyi yaşamlar...

Haydi hayırlısı...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe