| Yılmaz Ekinci |
Türkleri
“İdraksiz ve koyun sürüsü” gören II. Abdülhamit
23 Aralık 1876’da Kanun-ı Esasi’yi ilan eden 2. Abdülhamit yine kendini egemenliğin tek kaynağı olarak bırakır. Anayasaya “Padişah halife olmak nedeniyle, İslâm dininin koruyucudur.” cümlesinin konmasını sağlamıştır. 3 Mart 1878 tarihinde imzaladığı Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile Karadağ, Sırbistan ve Romanya’ya tam bağımsızlık vermiştir. Ayrıca Makedonya ‘yı da içine alan Bulgaristan devletini kabul etmiştir. Bosna-Hersek, Girit ve Ermenilerin bulunduğu vilayetlere ayrıcalık tanımıştır. Kars, Ardahan, Batum, Doğu Beyazıt ve civarını ise Ruslara bırakmıştır. 4 Haziran 1878’de imzaladığı antlaşma ile de Kıbrıs’ı, İngilizlerin kullanımına bırakmıştır. 1881 yılında Fransızlar Tunus’u, 1882’de İngilizler Mısır’ı, 1885’de Bulgarlar Doğu Trakya’yı işgal ederler. 20 Aralık 1881’de Muharrem Kararnamesiyle alacaklı ülkelere belli devlet gelirlerini toplamak üzere Düyun-ı Umumi kurma ayrıcalığını tanır. Yer altı ve üstü kaynakların işletme hakları; İngiliz, Alman ve Fransız şirket ve bankalarına verilir. Devlet maliyesinin yabancı uzmanlarca denetlenmesine izin veren kararlar alınarak siyasal bağımsızlığa gölge düşürülerek ülke yarı sömürge durumuna getirildi. Bunlarda yetmeyince bugün ki adı “yap-işlet-devret” modeli olan “imtiyaz usulü” başlatıldı. Sonucunda da belli bölgelerde yoğunlaşan belli ülkelerin şirketleri kendilerine nüfuz bölgeleri yaratmayı başardılar. Nüfuzunu artırmak için tarikatları kullanan Padişah, aşiret liderlerini de yanına çekmeye çalıştı. Halifelik kurumunu kullanarak pan-İslamist ideolojiyi yaymaya çalıştı. 31 Mart (13 Nisan 1909) gerici ayaklanmasıyla ilgili bağlantısı nedeniyle 27 Nisan 1909 tarihinde tahttan uzaklaştırıldı. Fakat bu dönemde çok büyük zararı olmuştur. Abdülhamit iktidarının temel karakteri Batılılaşmacı despotizmdir. 33 yıllık (1876-1909) döneminde Türk vatansever ve milliyetçileri istibdattan en ezilen kesim olmuştur. İttihatçılar, milliyetçidir ama çözümü Türk milliyetçiliğinde değil Alman mandacılığında aramışlardır. Türkiye’yi Almanların tesiriyle 1. Paylaşım Savaşına sokarak, ülkeyi Sevr’e taşımışlardır. Tanzimat, Batılı ülkelerin, azınlıkların hukuksal üstünlüğü ve Batı hukukunun egemenliğinin kabul ettirildiği bir reformlar sürecidir. Meşrutiyet süreci, Osmanlı’nın mali köleliği ve toprak kaybı suretiyle parçalanma dönemidir. I. Meşrutiyet, İngiltere’nin yaklaşan Rus işgaline karşı ilk koşuludur. Meşrutiyet, Büyük Önderin deyimiyle “Batılı Düşmanları memnun etmenin” bir ürünüdür. Abdülhamit dönemi, Türklere yönelik bir diktatörlüktür. Meclis’i kaldıran Abdülhamit, Anayasa’yı sadece Batılılar ile gayrimüslimlere uygulamıştır. Türk milletini baskı altında tutmak için gericilik bizzat Abdülhamit tarafından örgütlenmiştir. Nakşileri jurnalcilikte kullanmıştır. Onun için bugün bazı çevrelerce Abdülhamit “Ulu Hakan” adıyla anılmaktadır. Tarikatlar onun döneminde ithal edilmiştir. Ayrıca Hıristiyan misyonerlerin en ücra köye kadar ulaştığı dönem Abdülhamit dönemidir. Abdülhamit Türklük ve Türkçülüğe düşman olup devletin resmi ideolojisi “Osmanlıcılık” ve “İslamcılıktır.” Bu dönemde en büyük suç Türkçülüktür. Hıristiyanlara ve Batılı sermayeye her türlü özgürlüğü hoş gören Abdülhamit Türkleri, sürü olarak gördüğünden özgürlük yerine, güdebilmek için baskı altında tutmayı yeğlemiştir. Abdülhamit’in temel felsefesi; baskı altında tutulan ve gerici ideolojiyle beslenen bir halk yaratmaktı. Hilafet makamı, İslam dini, pan-İslamizm ve ülke toprakları, Abdülhamit’in Batılı devletlerin desteğini alabilmek için kullandığı pazarlık unsurlarıydı. Abdülhamit “denge politikası” adı altında tüm emperyalist güçlerle işbirliği yapabilen “çok kutuplu uşaklık” politikasını geliştirmiş bir padişahtır. Osmanlı Devleti’nde, devletin kontrolü Türklerin elinden devşirmelere geçtikten sonra imparatorluk sallanmaya başlamıştır. Türkler asli oldukları vatanlarında horlanmıştır. Atatürk dönemi hariç bugünde Türkler, “Etrak-ı idrak” yani “idraksiz Türk” olarak horlanmışlardır. Sadece Atatürk döneminde Türkler yüceltilmiştir. Mehmed Reşad dönemi (1909-1918) Döneminde İtalyanlar 1911 yılında Trablusgarp ve Bingazi’yi ve 1912’de de 12 Ada’yı işgal ettiler. Osmanlı Devleti Meriç nehrinin batısında ki tüm topraklarını kaybetti. Simgesel bir devlet başkanı olarak kalmıştır. 23 Ocak 1913 Bâbıâli baskını ile devlet yönetimi Enver Paşa’nın önderliğindeki İttihatçıların eline geçer. Enver Paşa Ağustos 1914’te Almanlarla gizli bir anlaşma imzalar. Almanlar’ın Breslav ve Goben gemilerine sahip çıkarak Rusya’nın bombalanması sonucu Osmanlı Devleti’ni savaşa bulaştırır. Sarıkamış’ta Ruslara, Süveyş’te ise İngilizlere karşı başarısız harekâtlara girer.
Mehmed Vahidettin dönemi (1918-1922) 30 Ekim 1918’de Osmanlı topraklarının İtilaf devletleri’nce işgal edilmesini öngören Mondros Mütarekesini imzalar. Daha sonra Anadolu’daki direniş hareketine karşı çıkarak Kurtuluş Savaşını bastırmak için Kuva-yı İnzibati’yi kurar ve çıkan iç isyan ayaklanmalarını destekler. 24 Mayıs 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in gıyabında verilen idam hükmünü onaylar. 10 Ağustos 1922 tarihinde imzalanan ve Osmanlı Devletinin topraklarının paylaşılmasını öngören Sevr Antlaşması koşullarını kabul eder. “Padişah hazretleri”, Lord Curzon’a sunmak üzere Tevfik Paşa’dan bir proje geliştirerek kendisine verilmesini ister. Tevfik Paşa; “Efendimiz, bizimle hemen anlaşma yapmanız şartıyla, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın muhafazasını ebediyen İngiltere’ye vermeyi taahhüt ediyor. Muhafaza için gerekli toprakların idaresi de İngiltere’ye bırakacak. İngiltere bu amaçla kendi askerini kullanabileceği gibi; Türk jandarmasını emrine alabilir. Efendimiz böylece bütün İslâm aleminde, İngiltere’nin halifeliğin koruyucusu, hatta ortağı olduğunun anlaşılacağını ümit ediyor. Bu yolla Hindistan’da ve sair yerlerdeki Müslümanların, İngiltere aleyhtarlığının tamamen yıkılacağını düşünüyor...” diyerek ülkeyi ve halifeliğin yarısını satışa sunar. Ermeni ve Rum Patriklerinin, İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe’u sıkıştırmasının ardından İttihatçı avının hızlanması için yapılan baskılar sonucu 3 Mart 1919 tarihinde Tevfik Paşa istifa eder ve yerine İttihatçı düşmanı Damat Ferit atanır. Damat Ferit dönemiyle birlikte Divan-ı Harb-i Örfi’nin Başkanı Ferik Nazım, yetersiz görülerek yerine “Nemrut (Kürt) Mustafa Divanı” kurulur. Padişah Vahidettin, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanına koşarak gider ve “Şimdi istediğiniz gibi bir mahkeme kurdum...” der. Damat Ferit Paşa, Mondros Mütarekesinden sonra İngilizlere şöyle seslenir: “Padişahın ve benim Allah’tan sonra güveneceğimiz sizlersiniz.” 36. ve son padişah Vahdettin ise şöyle diyordu. “İngilizler idareyi hemen alsınlar.” 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir işgali için Harbiye Nazırı Şakir Paşa “Bu gibi şaiyalara ehemmiyet vermeyin.” diyerek gerçeği halkından saklıyordu. İngiliz Devlet Başkanından destek alan iç ihanet şebekesi “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” adlı derneğin başı Osmanlı padişahı Vahidettin ve Damat Ferit Paşa’ydı. Sait Molla ve İngiliz ajanı Rahip Frew da dernek üyesiydi. Teal-i İslam Cemiyeti, İngilizler tarafından kurdurulmuş olup o cemiyetin etkin isimlerinden biri de Said-i Nursi idi. Artin Kemal diye anılan Ali Kemal İstanbul’da Payam-ı Sabah gazetesini ortağı Ermeni Mihran ile birlikte çıkarmaktadır. Konuşmasında; “Haydutların işi gücü savaş. Siyasetten zerre kadar anladıkları yok. Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzme kahraman, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş biçmiş, uygun görmüş. Sevr Antlaşmasını imzalamış. Size ne oluyor a zır zoplar”. Artin Kemal ,Kurtuluş Savaşı sonrası yakalanıp Ankara’ya götürülürken Kocaeli’nde halk tarafından linç edilmiştir. 11 Nisan 1920 “Alemdar” gazetesinde yayınlanan Dürrizade Abdullah Efendi’nin Fetvasında şöyle denmektedir: “Memlekette fitneye ve isyana sürükleyen bu eşkıyaların dağılmaları hakkında yüksek emrinden sonra, hâlâ fesatlar da ısrar ederlerse bunların hesabetlerinden ve şerlerinden temizlenmek için öldürülmeleri meşru olur mu? Elcevap olur.” Vahdettin Yıldız Sarayı’nın arka kapısı Malta Kapısı’ndan Orhaniye kışlası yoluyla Dolmabahçe’ye gelmiş ve kendisini bekleyen bir istimbota binerek Malaya zırhlısına sığınmıştır. “Müslümanların halifesi”; padişah Vahdettin Hıristiyanların gemisiyle, halifelik ve saltanat merkezi olan İstanbul’dan ayrılmıştır. “Müslümanların halifesi”, Hıristiyanların yani kendi deyimleriyle “kafir”lerin gemisiyle kaçmıştır. 30 Mart 1919’da padişahın yazdığı teklifi, Damat Ferit Paşa İngiliz Yüce Komiseri Amiral Calthorpe’ye verir ve “Türkiye’nin yalnız İngiltere’ye tabi” olmak istediğini belirtir. Vahdettin teklifinde: “İngiltere’nin istediğine göre, Ermenistan bağımsız ve özgür bir Cumhuriyet olacaktır.” “Çanakkale ve İstanbul boğazlarını İngiltere işgal edecek.” “İngiltere gerekli bulduğu yerleri işgal edecek.” Vahdettin 6 asırlık Osmanlı tarihine düşmana sığınan tek Osmanlı Padişahı’dır. Çünkü Vahdettin İngilizleri değil Kurtuluş Savaşı’nı yürütenlere düşmandı. Vahdettin, Anadolu’daki hareketin kendi saltanatı için tehdit olduğunu biliyordu. Çözümü İngiliz mandasında görüyordu. Bu nedenle İngiliz komitesiyle yapmış olduğu görüşmede, Ankara liderini İngiliz Yüksek Komiserine şikayet etmiştir. Padişah Vahdettin, kendisine halktan söz eden sadrazamına; “Bu millet koyun sürüsüdür. Ben de çobanım. Elimde değnek onları güderim.” demişti. Büyük önderin büyüklüğü bir kez daha ortaya çıkıyor. Mustafa Kemal ise arkadaşlarına şöyle seslenmişti: “Milleti sürü olmaktan kurtarmak ve bu ülkenin eşit değerdeki vatandaşları yapmak için çobanlığı değil, onun seçtiği temsilciler eliyle yürütmek için büyük çaba göstermişlerdir.” O kafaların devamı İngilizleri Çanakkale’de dize getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Çanakkale’den silmek için yine çağdışı hurafeler üretmektedirler. Çanakkale destanını yaratan büyük kahraman Mustafa Kemal’i 29 Ekim 1915’de resmiyle basmak isteyen Tasvir-i Efkâr Gazetesi askeri sansür zabiti atlatarak basabilmiştir. Fakat Harbiye Nâzırı Enver Paşa sansür zabitini üç gün hapsettirip gazeteyi on gün süreyle kapattırmıştır. Yıllar geçti ama o kafaların gizli devamları hâlâ değişmedi. Padişahlık ve halifelik özlemindekiler, Abdülhamit hayranları, İstanbul’un tekkeler ve dervişler şehri olması hayaliyle yaşayan zihniyet yukarıda çok açık olarak gösterilmiştir. Olayları alın günümüze taşıyın. Sadece ad, yer ve zaman değişimi yapın. İttifak Devletlerinin yerini AB ve ABD, Düyun-u Umumiye’nin yerini IMF almıştır. Diğer kişi ve olayları incelediğinizde de benzer çakışmalara ulaşabilirsiniz. Kim idrakli, kim idraksiz ve kim koyun, kim insan? Karar sizin. |