| Vedii Bilget |
8 Mart ve kadınımız Tarih boyunca insan, insanlaşmak için çabaladı. Tarih öncesi çağlarda insan tabiat kuvvetlerinin esir ve oyuncağıydı. Giderek tabiatın efendisi olan, bilinçlenen bir toplumsal insan çıktı ortaya. Bu yönde insanın gelişmek ve mükemmelleşmek için verdiği mücadele, zoraki kabul ettirilmiş ve değiştirilmesi gereken doğal ve sosyal var oluş koşullarına karşı verdiği mücadele oldu. Çünkü sosyal var oluş koşullarını belirleyen sistem, erkeğin yanı sıra kadını da -ve hatta çok daha acımasızca- iliğine kadar sömürmüştür Bugün kadınların verdikleri mücadele, onları “çiçek” diye niteleyip mevcut sistemin koklayıp attığı birer ikincil tür meta olmaktan çıkmak için verilen bir mücadeledir.Ne var ki, sistemin en gerici unsurları, bu mücadeleyi erkekle kol kola götürecek ve gerici sistemi değiştirecek bir kadın etkinliğini sabote etmek için çeşitli yollara başvurmuştur. Kadını, “özel bir cinsiyet” saptırması alanına çekmek, mücadelesini gerici sosyal sisteme karşı değil “karşı cinse” verme indirgemeciliğiyle “feminist” akımları ortaya çıkarmıştır. Ama sosyal bilinçli kadınlar, tarih içinde belirleyici unsurun maddî hayatın üretimi ve yeniden üretimi olduğunun farkındadırlar. Bu üretim, bir yandan yaşama araçlarının öte yandan bizzat insan türünün üretilmesidir. Dolayısıyla yaşam diyalektiğinin iki ögesi olan kadın ve erkek birbirlerine karşıt değil, tam tersine, hayatın üretilmesinin tümleşikleridir. Gerçekte, kadın ve erkeğin kolektif yaşamlarına karşıt olan, onların emeklerini ve alınterlerinin barbarca sömüren, gözyaşlarına ve gittikçe artan sefaletlerine neden olan mevcut gerici sistemdir. Bu sistemi tek gerçek olarak dünyaya dayatan emperyalizmdir. İşte bu nedenle, ABD dahil tüm ülkelerde, kadının bu bilince erişmesinin önünü tıkamak için onu eğitmemek, bilgisizliğe ve sisteme tutsak kılmak istenir. Eğitim almışlar da “feminist” alana yönlendirilmeye çalışılır, özendirilir. Yaşamda ve çalışma sürecinde -ücretler dışında- zaten eşit olan kadın ve erkeğin, “cinsel özgürlük” davranışlarıyla eşitlenmeleri gibi yapay ve belden aşağı devinimler yaratılır. Ama tüm dünyanın sosyal bilinçli kadınları bu tuzaklara düşmemektedir. Evet, ortada koskacaman bir gerçek vardır. O da, mevcut gerici sistemin kadın için çifte sömürü olduğudur. Bir yandan iş yerinde öte yandan evde. Ne ki, bir yandan giderek büyük sayıda kadının toplumsal çalışma alanına girip bilgilenmesi ve bilinçlenmesi karşısında, mevcut sistemden çıkarı olanlar, yeni saptırmalara girişmektedirler. Bugün kimi İslamcı “feminist” hareketler türemiş, bunların türbanlı sözcüleri ekranlara çıkmaya başlamış ve kadının evine dönmesini böylece çifte sömürüden kurtulup yaşamı erkeğin omuzlarına yüklemesini, bunun da dinsel vecibelere uygunluğunu savunmaya başlamışlardır. Bunların amacı, kadını, sosyal varoluş koşullarının yani gerici sistemin değiştirilmesine yönelik mücadelenin dışına atmaktır. Sevindiricidir ki, bu tuzağa düşmeyen kadınlara sahip nadir ülkelerden biridir Türkiye. Gericiliğin her zaman kadının bağımlılığını istediğini ve onu daha da bağımlı hale sokmaya çalıştığını iyi bilen Mustafa Kemal’in kadınlara verdiği özel ve hukuksal önem, ülkemizde kadın mücadelesine bir ivme sağlamıştır. Bizim kadınımız bilmektedir ki, kadının mevcut koşullardan kurtulması ancak erkeklerin de gerici sistemin baskısından kurtulmasıyla mümkündür. 8 Mart’ın evrensel önemi, Türkiye’deki kadın mücadelesinin bilinçli tutumu ile çok daha anlam kazanmaktadır.
|