03.03.2008/Sayı:176
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

“Yüreğim, yaralı kuşum
topla ve aç kanatlarını”

Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat’ın onuncu yılı dolarken, bir gecede geri döndük tanklarımızla...
Peki çekilme ne gün oldu?
28 Şubat gecesi!
Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat’ın onuncu yılı dolarken, bir gecede geri döndük tanklarımızla...
On yıl önce Sincan’da yürüyen tanklarımızla!
Nereye?
Başkomutan Abdullah Gül’ün ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ülkesine!

Virajda savrulmamak...

Türk Ordusu’nun PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta başlattığı kara harekâtı bir haftanın ardından sona erdi. Ama geride pek çok soru işareti bırakarak...

Aslında biz devrimciler açısından ortada herhangi bir soru işareti yok, çünkü her şey tam da beklendiği gibi gelişiyor. Kafalarında soru işareti olanlar ise, kendi stratejik analizlerini (aslında kendi öznel beklentilerini) gerçeklik sananlar.

Strateji hastalığına kapılmış kafalar, her sert dönemeçte işte böylece virajı alamıyor, devriliyor.

Bu sert virajlar TÜRKSOLU içinse önemli bir sınanma anı oluyor; bakılıyor ve görülüyor ki TÜRKSOLU’nun tüm öngörüleri doğrulanıyor.

Son bir yılda çok önemli bir süreç yaşadık ve TÜRKSOLU bu süreçte kendi geleceği açısından çok riskli analizler yaptı:

Birincisi; Cumhuriyet mitingleri döneminde, bu mitingler sürecinin sonunun bir felaket olacağını gördük ve gerekli uyarıları yaptık.

Milyonlar sokaktayken, o milyonların karşısına çıkmak ve onlara yanlışlarını söylemek bir siyasi hareket için son derece zor bir şeydir ama biz o zorluğu göğüslemeyi göze aldık ve gerçekleri söyledik.

22 Temmuzda alınan sonuç milyonların beklentisini değil, bizim öngörümüzü doğruladı.

İkincisi; 16 Aralık’ta başlayan hava operasyonunu, “PKK’yı siyasallaştırma operasyonu” olarak değerlendirdik ve bunun PKK’ya bir hayat öpücüğü olduğunu belirttik.

Bu da son derece riskli bir çıkıştı. Sonuçta Ordu’dan beklentisi olan milyonlarla ve PKK’nın bitirilmesini bekleyen Türk halkının duygularıyla karşı karşıya gelme tehlikesi vardı. Ama biz o tehlikeyi de göze aldık ve gerçekleri söyledik.

Son olarak geçtiğimiz hafta tüm Türkiye Ordumuzun Kuzey Irak’a yönelik operasyonunu alkışlarken bizler yine çok ters kaçacak bir soru attık ortaya: “Ordu nereye?”

Kimileri -kendilerince çok stratejik düşünen ve uluslararası ilişkiler uzmanı olduğu zannına kapılan kimileri- Türkiye ile ABD arasında bir restleşme olduğu an, bir umuda kapılmışlardı eminiz, ama biz hiç umutlanmadık, rest çekenler elbet boyun eğecekti.

Bugün tüm ülke kan ağlar bir şekilde, gururu kırılmış bir şekilde, hayretler içinde askerlerimizin Kuzey Irak’tan geri çekilişini izliyor...

Elbet bizim de içimiz kan ağlıyor, ama hayret etmiyoruz çünkü aslında her şey olacağına varmıştır...

İodeoloji ve devrimcilikten taviz verilmez

Peki bu virajları nasıl aldık...

Tek bir şeyle: Devrimci duruşumuzu koruyarak!

Siyasette iki tür doğru vardır, birincisi temel doğrular, bunlar yıllarla değişmez, bunlar siyasetin sabitleridir.

Bir de dönemsel doğrular vardır, bunlar kimi zaman yıldan yıla kimi zamansa günden güne bile değişebilir, bunlarsa siyasetin değişkenleridir.

Türkiye’de siyasete bulaşan insanlar genellikle dönemsel doğruların peşine takılırlar ve oradan oraya sürüklenirler.

Ama aslolan siyaseti, sabitler üzerine inşa etmek ve bu merkezden bakarak değişkenleri kullanmaktır.

Birincisi devrimci stratejidir, ikincisi ise devrimci taktik.

Peki sabitlerimiz nelerdir, neler olmalıdır?

Birinci sabit elbette ideolojidir.

Asla taviz verilmeyecek şey ideolojinin kendisdir.

Bizler Türkiye’nin gerçek kurtuluş yolu olarak Ulusal Sol İdeoloji’yi ortaya koyduk. Bu ideoloji -Atatürkçü-milliyetçi-sosyalist sentez- dönemden döneme esnemez, aşındırılamaz ve elbette sulandırılamaz.

Bu ideolojinin bileşenlerinde en ufak bir taviz sizi ilk virajda şarampole yuvarlar.

O halde doğru yolu bulmanın ilk anahtarı neymiş: Yolunuzu alırken, karşılaştığınız her sorunu, Atatürkçülükle, milliyetçilikle, sosyalizmle değerlendirecek ve ona göre karar vereceksiniz.

Karar verirken bu değerlendirmelerden birinde bile çok ufak taviz verirseniz, bilin ki ilk virajda olmasa bile üçüncüsünde, beşincisinde yoldan çıkarsınız, mutlaka çıkarsınız...

İkinci sabit ise devrimciliktir.

Politika kimi insanlar için bir meslek, kimi insanlar için bir gelecek, kimi insanlar içinse bir rant kapısı olabilir.

Devrimci içinse, sadece ve sadece zorunluluğun kavranmasıdır: Devrimci mücadele zorunlu bir şekilde politik sahnede verilir.

Politikacının kaygısı her zaman olur, korkusu da...

Ama bir devrimcinin tek kaygısı davayı korumaktır!

O nedenle politikacılar son derece kıvraktır, bir o yana bir bu yana dönerler kolayca ama bir devrimci için bunun imkânı yoktur, devrimci kendisini düzen içine çekecek her tür esnemeye karşı sert duruşunu korur, kimi zaman bu sert duruş büyük kayıplara yol açacak olsa bile....

Antiemperyalizm

Demek ki yolumuzu bulmak için elimizde iki sabitimiz varmış; biri ideolojimiz diğeri ise devrimciliğimiz...

Bu sabitlere bir üçüncüsünü daha ekleyebiliriz. Aslında bu sabit, ikincil derecede bir sabittir, çünkü ideolojimizin türevidir ama o kadar önemlidir ki ikincil muamelesi yapılamaz hep en öne çıkartılır: Antiemperyalizm.

İster ulusal, ister uluslararası, isterse kişisel, hangi sorunla karşılaşırsanız karşılaşın, tek bir noktaya dikkat edin; pusulanız kuzeyi göstersin, o kuzeyde emperyalizm vardır, siz tam tersi istikamete gidin, güneye!

Doğru yoldasınız demektir!

Gerçekten de özellikle uluslararası politikada en önemli şey, antiemperyalizmin kısa vadede olmasa bile uzun vadede mutlaka kazandıracağını ama emperyalizmle uzlaşmanınsa kısa dönemde işinize yarar gibi gözükse de uzun vadede mutlaka kaybettireceğini görmektir.

O nedenle uluslararası politika, çağın gerçekleri, globalleşme, karşılıklı çıkarlar vb. hangi argümanın arkasına saklanılırsa saklanılsın, emperyalizmle uzlaşmayı, hele hele onunla bir araya gelmeyi öneren tüm fikirlerden uzak durulmalı ve bunlarla mücadele edilmelidir.

Bunun önemini son dönem gelişmeler üzerinde bir değerlendirelim isterseniz...

Türk Ordusu ABD ile yakın ilişkiler geliştirmeye başladığı andan itibaren bir bataklığa sürüklenmeye başladı. Bu tür yakın ilişki veya ittifakın sonunun, Ordumuz için de, ülkemiz için de hayır getirmeyeceği çok basit ve tartışılamaz bir gerçekliktir.

Ama devrimcilik yerine politikacılığı, dik durmak yerine kıvırmayı seçenler ne dediler?

Bırakın, Ordumuz strateji geliştiriyor, o işini bilir...

ABD ile yakın ilişki geliştirerek AKP’yi tasfiye edecek...

Hem böylece ABD de Kürtleri değil Türkiye’yi tercih edecek...

Peki şu an neredeyiz?

ABD istihbaratı ile girdiğiniz terörle mücadele yolunda ABD çekil dediği gece yarısı çekilmeye başladınız. “Kısa süre izafi bir kavramdır” diyordunuz “bazen bir yıldır” diyordunuz ama aslında bir gün bile olmadığını, bir gece olduğunu ispatladınız.

Demek ki ne olmuş?

NATO askerliğinden Amerikan askerliğine terfi etmişsiniz!

ABD yat dedi mi yatacak, kalk dedi mi kalkacak, çık dedi mi çıkacaksınız!

Bu kadar mı?

Elbet hayır, siz bir haftada Kuzey Irak’ı zapta giderken o bir haftada türban Türkiye’yi zaptetti!

O halde insanlar iki türlü düşünebilir, ya AKP Ordu’yu Kuzey Irak’a yolladı ve türbanı geçirdi ya da Ordu türbanın karşısına çıkmamak için kendi isteğiyle bir haftalığına Kuzey Irak’a gitti...

Peki çekilme ne gün oldu?

28 Şubat gecesi!

Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat’ın onuncu yılı dolarken, bir gecede geri döndük tanklarımızla...

On yıl önce Sincan’da yürüyen tanklarımızla!

Nereye?

Başkomutan Abdullah Gül’ün ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ülkesine!

Peki ya Kuzey Irak’takiler?

PKK’lılar, Barzaniciler, Talabaniciler?

Göbek atıyorlar!

Ne diyorlar?

Türk Ordusu bize bir zarar veremedi, savaştık, kazandık ve kaçtılar!

İster yalan deyin ister başka bir şey, PKK’nın kitlesi sizi değil onları dinleyecektir.

Bu operasyonla PKK’ya ikinci bir hayat öpücüğü daha kondurdunuz, hava operasyonuyla adamları antiAmerikancı yapmıştınız, şimdi ise Türk Ordusu’na karşı savaşan bir gerilla hareketi!

Bunun sonucunu belki henüz anlamayanlar olabilir ama çok acı bir durumdur.

Tüm bu operasyonlarla aslında ABD PKK’yı değil Kuzey Irak’taki Barzani güçlerini tecrit etmiştir. PKK ise ayakta kalan ve savaşan bir güç olarak, önümüzdeki dönemde sadece Türkiye’deki değil aynı zamanda Irak’taki Kürtlerin de öncülüğünü üstlenecektir!

PKK’yı bitirmek derken onu büyütmek de ancak böyle olur...

Ölüm ve hayat ve parti!

O halde?

O halde ne yapmalı?

2002’den bu yana tüm gelişmeleri şöyle bir gözünüzün önünden geçirin ve düşünün...

Önce bin yıl sürecek umuduyla nasıl rahatladığımızı...

Sonra her bir sert çıkışta nasıl umutlanıp yine rahatladığımızı.

Her hayal kırıklığını ve hezimeti bile, bu da bir stratejidir diye yorumlayarak kendi kendimizi avuttuğumuzu, aslında kandırdığımızı.

Ve en acısı bunları aslında çok da bilinçsizce yapmadığımızı...

Tüm bu rahatlamanın rahatımızı bozmamak için olduğunu...

Vatanı korumayı, kollamayı, kurtarmayı hep başka güçlere havale etmenin aslında devrimcilikten, sorumluluktan kaçmak için olduğunu...

Görelim...

Gerçeği görelim...

On yıldır umutlarla yaşıyoruz...

Ama aslında umutlarla yaşamıyor, yavaş yavaş, sefil bir ölüme sürükleniyoruz...

On yıl sonra kadınlarımızın başına kara türbanı geçirenler, aslında Atatürkçü Türkiye’ye beyaz kefen geçiriyorlar...

Ve hep bekliyoruz...

Belki sadece geciktiğimizi düşünüyoruz...

Ama aslında geç kalmak, işe geç başlamak değil kaybetmektir!

Kaybediyoruz...

Kişiliğimizi...

Onurumuzu...

Umudumuzu...

Ülkemizi...

Her şeyi ama her şeyi kaybediyoruz!

İşte sabitler burada işe yarar!

Dayanmak için, direnmek için, savaşmak için...

Kazanmak için!

O halde ideolojiye ve devrimciliğe dönmek, ideolojiye ve devrimciliğe sarılmak zorundayız.

İhtiyacımız daha fazla devrimci olmaktır, daha fazla devrimcinin olmasıdır.

Ama sabitlere üçüncü bir sabiti ekleyerek.

İdeolojiyi yayacak, devrimciyi çalıştıracak bir araç, bir mekanizma.

Düşmanın karşısına yalnızca fikirle değil, insanla değil, güçle karşı çıkmak için!

Gücün karşısına güçle, disiplinin karşısına disiplinle dikilmek için.

Parti!

Devrimci parti!

O nedenle

“yüreğim

yaralı kuşum

topla ve aç kanatlarını”

Ölmedik daha, savaşacağız!

Büyütmek için tıklayınız


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe