| Şükrü Aykutlu |
Evvel zaman içinde..
Futboldan basketbola; bokstan baleye; müzikten folklora; her bir alanda dünyayı sallayan bu Yugoslavya’nın, Tito dendi mi korkudan yürekleri titreten, amma ve lakin ‘Bağlantısızlar’ deyyu bir tür dünya görüşünü ülkesindeki insanların kafalarının dip köşelerine değin işleten bir de liderleri varmış. Üçüncü bir dünyanın mümkün olduğuna inanan Mustafa Kemal’ler, Nâsır’lar, Nehru’lar arasında anılırmış adı.. Badem bıyıklı faşistin kirli postallarını ülkesinden silen süpüren ‘Partizan’larıyla kurulan Yugoslavya namlı bu ülkede, ‘Özyönetimli Sosyalizm’ diye bir düş yolunu tutturur; doğusundaki ve batısındaki büyüklerine korku salar olmuş. Gelin bir bakalım neler dermiş o günlerde bu lider.. ...ve bu masalın sonunun bugünlere gelmesine neler sebep olurmuş.. *** Yıllar öncesinden bugünkü Kosovalı kardeşlerimize bağımsızlık dersi verircesine, Sovyet ağabeyi dahil hiçbir büyük devlete haber vermeden kuruluşunu ve devrim hükümetini ilan eden bu masal kahramanımızın, sosyalizmini henüz inşa ettiği 1952’de, Çaçak’taki bir konuşmasında kürsüde şunları söylediğini duymuş kulaklar: “…Kendi diktatörlük yöntemlerimizden yürüyerek, şimdi eskiye doğru ve Batı tipi demokrasiye doğru gidiyoruz gibisinden saçmalıklar sözkonusu değildir. Batı toplumları kendi yaşama düzenlerini, kendi demokrasilerini beğenirlerse öyle kalsınlar. Biz, güçlü ekonomi esası olan yeni tip sosyalist bir demokrasiden yanayız…/…Bizde yeni sosyalist Yugosyavya’yı sevmeyenler varsa, var olan sisteme karşı kin besleyenler çıkarsa, o zaman arkadaşlar, bu gibi insanlara demokratik davranmayacağız. Demokrasimiz onlar için demokrasi değilse, kendi ülkesini, kendi yeni toplumsal sistemini seven en geniş yığınlar için bir demokrasidir…/…Yeni sistemimiz dışarıdan propaganda ettikleri gibi Amerika ya da batı ülkelerinden yardım almamızla ortaya çıkmamıştır. Ülkemizde kendileri için uygun bir dönemin geldiğini düşünen emperyalistler zavallıca yanılıyorlar. Bizler yaratmış olduklarımızı yıkmak isteyenlere hoşgörülü davranamayız…/…Stalin’in yöntemlerinden vazgeçtik, çünkü orada halk için hesap sorulmuyor, herkes ayrı birer kişi olarak, kendi düşünceleri olan birer kişi olarak görülmüyor, aksine bir yığın renksiz canlı varlıklar olarak kabul ediliyor…/…Sovyetler Birliği’nde kullanılan yöntemlerden çok daha insancıl olanlarını seçiyoruz. Devrimimizin silahlı bölümü bitmiştir. Yalnız ne yazık, bizim isteklerimize karşın epey kanlı geçti, çünkü istilacılar ile yerli işbirlikçilerine karşı savaş ile başarılmıştır. Devrimimizin bugünkü dönemi kan dökmeksizin geçiyor, ancak bazen daha sert önlemler almak zorunda kaldığımızda, bundan hiç de gurur duymayacağız. Bunu, daha çok yeni ve doğru yolda yürümek isteyen milyonları düşündüğümüz için yapmalıyız…” Yine aynı yıl, bu kez Smedereva’daki konuşmasında şunları diyordu masalımızın kahramanı: “…Toplumun gelişmesinde, bitkiler dünyası ile uzayın bütünsel gelişmesinde olduğu gibi, şu yasa geçerlidir: Eski olan, yerini yenisine, daha yüksek aşamalısına, daha iyisine bırakacaktır. Örneğin eski bir karaağaç kütüğü yeni sürgünler arasında gelişebilir mi hiç? O hiçbir vakit gelişmeyecek, aksine büsbütün çürüyecektir. Toplumlarda da durum aynıdır. Dıştan bunun ya da şunun demokratik olduğuna ilişkin kimse bize akıl veremez. Bunu yapanlar ya büsbütün toplumsal gelişmenin ne olduğunu bilmezler, ya da bildikleri halde bunu kötülük için yaparlar. Sözkonusu gericilik, Katolik kilisesi ile emperyalizmdir…” ….. Hırvat bir baba ve Sloven bir annenin oğlu olan Josip Broz (Tito), onbeş çocuklu fakir bir köylü ailesinden çıkmış, uzun işçilik yılları ve hapislik dönemlerini takip eden mücadeleli yaşamının bir kesitinde ve Balkanlar’ın bu çok etnili topraklarında, faşizmin istilasına karşı direnişin mayasını oluşturmuştu. Büyük devletlerin hiçbirine haber bile vermeden gizlice Yugoslav Antifaşist Ulusal Kurtuluş Konseyi’ni toplayan bu adamın, kurduğu devrim hükümetini ansızın ilan edişine, o günler sosyalizminin büyük ağabeyi Sovyetler’in çok kızmış olmasına şaşmamalı. Bu milliyetçi komünistin Stalin’e olduğu kadar, emperyalist ülkelere karşı da eğilmez bükülmez yapısı, birçoklarını, onun ölümünü beklemek zorunda bırakacaktı. Özyönetimli (yerinden/fabrikadan yönetimli) sosyalizm icadı ile eski köye yeni adet getiriyordu neredeyse. Sosyalizmi seçmiş olması başta Amerika olmak üzere Batının umutlarını söndürüyor; gelgelelim Sovyet emperyalizminden de bağımsızlığını koruması, enternasyonal köye de yeni adet getiriyordu. Çok asiydi bu adam, çok.. Tıpkı ondan yirmi yıl önceleri Anadolu’da baş gösteren bir başka asi gibi.. Söyledikleri de ne çok benzeşiyordu.. Al birini, vur ötekine! Ama bu adamın, Anadolu’daki öncülüne benzemeyen yanıysa, kendi ölümünden sonra Balkanlar’a felaket getirecekti. Her şey sadece devrimle, sadece sosyalizmle bitmiyordu. Öyle olsa, bugün Kosova sokaklarında çağın son emperyalist imparatorluğunun elliiki yıldızlı pijama çizgisi bayrakları dalgalanmayacaktı. Bu cesur Partizan’ın kurgusunun bir yerinde bir hata olmalıydı. Anadolu’daki diğer asinin düşmediği bir hata.. Arkası yarın..
|