03.03.2008/Sayı:176
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Nur Arslan

Üniversitenin özgürlük kavgası

Vakit: YÖK noktayı koydu
Vakit: Rektör terörü
Yıllarca YÖK düşmanlığı yapan Vakit, bir anda YÖK’çü oluverdi!
Anayasa tartışmalarının arasında türban üniversiteye girdi bile

AKP ve MHP’nin türbanın üniversitelere girmesinin yolunu açmak için başlattıkları süreç hızlı bir şekilde ilerliyor. Anayasanın 10. ve 42. maddelerinin değiştirilmesi ile ilgili oylama AKP, MHP, DTP ve BBP’li milletvekilleri tarafından geçirildi ve yasa Çankaya tarafından onaylandı.

CHP ve DSP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak yasayı iptal etme girişimleri sürerken, Türkiye YÖK Başkanı’nın açıklamalarıyla sarsıldı. Henüz yasal süreç tamamlanmadan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan rektörlere türbanlı öğrencileri okula alın çağrısı yaptı. Bu tavrın ardından üniversiteler ikiye bölündü. Kimi rektörler ancak YÖK Kanunu’nun 17. maddesinin değiştirilmesiyle bu kararın uygulanabileceğini bildirerek türbanlı öğrencileri okullara almamaya devam ettiler. Kimi rektörler ise YÖK’ten gelecek kararı uygulayacaklarını söyledi.

Böylelikle üniversitelerin önünde bir kargaşa ortamı yaratıldı. Yetkililer ne yapacaklarını bilemediler. YÖK Başkanının, YÖK’ün diğer üyelerinin, eski YÖK Başkanının ve rektörlerin Anayasa tartışmaları hâlâ sürerken, taraflar birbirlerini Anayasa suçu işlemekle itham etmekteler. Kimi YÖK Başkanının açıklamalarını hukuk dışı olarak nitelerken, kimileri de YÖK’ün talimatlarını uygulamayan rektörleri Anayasayı ihlal etmekle suçlamakta.

Ancak burada gözden kaçan mesele şu ki, türban tüm bu tartışmaların arasında üniversiteye bir şekilde sokulmuştur. AKP, kendi başlattığı hukuki süreci bile beklememiş, kendisine bağlı üç beş rektör aracılığı ile türbanı üniversiteye sokmuştur. Türban inadı uğruna yasa, Anayasa, hukuk gibi kavramlar ayaklar altına alınmıştır.

Yılan o kara başını üniversitenin kapısından sokmuştur. Şimdi tüm çabası o koca gövdesiyle bir daha çıkmamak üzere yerleşmek olacaktır. Küçükken ezilemeyen kafanın üniversiteye girmesi engelle-nememiştir. Bundan sonra ise engellenemeyen her süreç, zehirlenmiş genç beyinlerin her gün daha da artmasından başka bir şeye yaramayacaktır.

YÖK Başkanı’ndan fetva: “Tez türbanlılar okula alına”

Oysa bundan önce Turgut Özal döneminden beri meclisten çıkan “türbana özgürlük” yasaları Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştü. Şeriatın simgesi olan türban laiklik ilkesiyle çelişmektedir ve laiklik ilkesi Anayasadan çıkarılmadan türbana özgürlük gelemeyeceği ortadadır. Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarının da Anayasa hükmünde olduğu düşünülürse, AKP-MHP-BBP ve DTP’nin Anayasa ve laik rejime karşı nasıl büyük bir suç işlediği ortaya çıkmaktadır.

Zaten YÖK Başkanının açıklamaları da medyanın yorumladığı gibi talimat değil, talimat olmanın ötesinde fetva gibidir. Ortada işleyen hukuki bir süreç olmasına rağmen, “tez türbanlılar okula alına” türünden hukuk devletine yakışmayacak talimatlar verilmektedir. Sanırsınız ki burası bir Şeriat devletidir, bu yobaz da medreselerden sorumlu imamdır.

Bu yüzden YÖK Başkanının açıklamalarının ardından ortaya çıkan kaos ortamına karşı ortak tavır geliştirilmesi için toplanan Üniversiteler Arası Kurul, YÖK Başkanını bu açıklamasından dolayı istifaya çağırmıştır. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın başkanlığında bir bildiri yayınlayan Kurul; “Cumhuriyetin temel niteliğini yaşatacaklarını” duyurmuştur.

Yine aynı şekilde İstanbul Üniversitesi Senatosu yaptığı açıklamada, YÖK Başkanının verdiği emri tanımadığını açıklamış ve bu tip emir ve açıklamaların hukuki değerinin olmadığını belirterek fetvaya karşı çıkmıştır.

Rektörlere karşı linç kampanyası

Şeriatçı hareket, bu yaptıklarıyla pervasızlığın, tehdit ve dayatmanın ne olduğunu tüm Türkiye’ye göstermiştir. Türbanın üniversiteye girmesine tepki gösteren rektörler her gün tehdit edilmektedir. TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın; “Anayasa değişikliğine bile gerek yok, ortada sosyal bir sorun var.” dedikten sonra herkes üzerine düşen görevi yapsın türünden açıklamalarını, MHP’li Mehmet Ekinci’nin tehditleri izlemiştir. “Rektör Anayasaya uymuyorsa, devlet gereğini yapsın.” Yine Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Üniversiteler Arası Kurulu, dolayısıyla rektörleri; “herkes haddini bilmeli” şeklinde tehdit etmektedir.

Bu açıklamaların ardından üniversitelerin önünde biriken türbanlı kızlar, kendilerini okula almayan rektörler hakkında suç duyurusunda bulunmaya başlamıştır bile.

Vakit ve Zaman gibi gazeteler aracılığıyla bu rektörler hakkında halkı galeyana getirecek yayınlar yapılmaktadır.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın olayını hatırlayacak olursak rektörlerin nasıl bir linç kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Artık 5 yaşındaki kız çocuklarının bile türbanlarıyla eylemlere katıldığını görüyoruz
Artık 5 yaşındaki kız çocuklarının bile türbanlarıyla eylemlere katıldığını görüyoruz. Şeriatçıların üniversitelerden sonra liselerle sınırlı kalmayacaklarının, ilköğretim okullarına bile türbanı sokacaklarının bir göstergesi.

Vakit nasıl YÖK’çü oldu

Bu süreçte en çok dikkati çekenlerden biri de Vakit Gazetesi’dir. 28 Şubat sürecinde ilerici kesimi 12 Eylülcü olmakla, 12 Eylül’ün getirdiği YÖK’ü savunmakla eleştiren Şeriatçı Vakit, bir anda YÖK’çü olmuştur.

Zaman Gazetesi de aynı tavrı takınarak “YÖK’ün talimatlarını” uygulamayan rektörleri suçlayan yayınlarıyla dikkati çekmektedir. Bu gazetelerin “özgürlükçü” yayınları YÖK’ün emir ve talimatlarını uygulamayan rektörleri sürekli olarak yargılamaktan bahsetmektedir.

Gören de YÖK’ü kuranların bugün hem türbancı hem de federasyoncu Kenan Evren olduğu unutuldu sanır! İkiyüzlülüğün bu kadarına da pes doğrusu. Söylenecek laf kalmıyor bu noktada.

Kürt-İslam faşizmi tutuklayacak rektör arıyor!

Gericilik için teslim alınması gereken kurumların ilk ikisi Ordu ve üniversitedir. İki kurum da Cumhuriyet’le özdeştir. Ordu’yu teslim almaya çalışırken emekli askerlere çete suçlaması yapıp tutuklayarak gözdağı verenlerin, şimdilerde bu çetelerle doçentlerin bağlantılarını kurmaları tesadüf değildir.

Bunun bir sonraki aşaması, türbana direnen rektörlerin çete bağlantılarının ortaya çıkarılması olacaktır. Bu rektörleri de bir şekilde tutuklayacaklardır.

Ardından üniversitelerin tüm kadrolarını değiştireceklerdir. Şimdilerde YÖK’ün, üniversitelere geçen Aralık ayında verilen kadroların tümünü iptal etmesi tesadüf değildir. Kazanılmış hakları hiçe sayan, 8 bin öğretim üyesi açığı olan üniversitelerin ihtiyaçlarını hiçe sayan YÖK’ün tek bir hedefi vardır: O da üniversiteleri Atatürkçülerden temizlemek ve kendi gerici kadrolarını yerleştirmek.

Türban hukuki değil siyasi bir meseledir

Ancak tüm bunlara rağmen mesele sadece hukuki zeminde ele alınamayacak kadar kapsamlıdır. Aslında bu meselenin bu zeminde, yani sırf Anayasa tartışmaları ekseninde ele alınması tam da AKP’nin istediği şeydir. Atatürkçüler yasaları tartışırken AKP, ister yasal olsun ister olmasın, üniversiteye türbanı sokmuştur bile. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun; “derlerse ki yapılan Anayasa değişikliği yeterli, uygulamayı hemen başlatabilirler, bekleyelim derlerse 17. maddenin çıkmasını da bekleyebilirler” diyerek meydan okuması bundandır. Burhan Kuzu burada, “İsteyen beklesin, eninde sonunda türban üniversiteye girecektir.” demektedir.

Ancak bu kirli emellerin karşısında olan güçler meseleyi doğru zeminde ele alamamakta, gericilerin çektiği mevzide tartışma yürütmektedir. Herkes ağız birliği etmişçesine; “17. madde değişmeden, türbanı sokamayız” demekte, zaman kazanmaya çalışmaktadır. Bu zaman tasarrufu sürecinde CHP’nin çabalarıyla işin Anayasa Mahkemesi’nden döneceği umulmaktadır. Böylece umutlar, başında Haşim Kılıç’ın olduğu bir kurumun vereceği karara bağlanmaktadır. Tek umut Anayasa Mahkemesi’nin önceki dönemden kalan üyelerinin çoğunluğu oluşturup, bu işi mahkemeden çevirmesidir. Eğer Anayasa Mahkemesinin önceki kararları bağlayıcı olmasa iş, eşi türbanlı Haşim Kılıç’a kalacaktır.

Yeni YÖK Başkanının rektörlere gönderdiği türban yazısını “yetki tecavüzü” olarak değerlendiren eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, görev süresi dolmadan istifa etseydi, Ahmet Necdet Sezer onun yerine Atatürkçü birini atasaydı daha iyi olmaz mıydı? Madem zaman kazanma üzerine bir strateji oluşturdunuz, baştan iş bu noktalara gelmeden kazansaydınız zamanınızı...

Üniversitelere Kürt-İslam kuşatması

Diyelim ki türban yasası Anayasa Mahkemesi’nden döndü. İş yasalaşmadan bile, türban iktidara yakın rektörler aracılığı ile üniversiteye girmedi mi?

Bundan kısa bir süre sonra tüm rektörler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün atadığı rektörler olunca ne yapacağız?

Ama bu yasal değil mi diyeceğiz?

Faşizm yasa dinler mi?

Ortada ciddi anlamda bir ufuksuzluk var. Karşımızdaki gücün Kürt-İslam faşizmi olduğu tam olarak görülememektedir. Bu güç ise, Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olması örneğinde olduğu gibi en başından beri yasalara rağmen, Anayasaya rağmen, Cumhuriyet’e rağmen ilerlemektedir. Karşı devrimcilerin tek bir hedefi vardır, o da Cumhuriyet rejimiyle hesaplaşmak ve ülkemizi bir Kürt-İslam Cumhuriyeti’ne çevirmek. Onun için de adım adım tüm kurumları ele geçirmeye çalışmaktadır. Sıradaki kurum üniversitelerdir, o kadar.

Meselenin sırf türban ve laiklik meselesi olmadığı, üniversitelerimizin ve dolayısıyla ülkemizin gerici bölücü bir kuşatma altında olduğunu görmemiz ve buna göre strateji üretmemiz gerekmektedir.

Üniversitelere hakim olan toplumun geleceğine hakim olur

Gerici iktidar için türbanın üniversiteye girmesi olmazsa olmazıdır. Böylece gericilik türbanla birlikte üniversiteye siyasal bir hareket olarak girecek, orada örgütlenecek ve kendini tüm kamusal alana ve dolayısıyla tüm toplumsal yaşama dayatacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı dolayısıyla ilköğretim kurumları zaten ellerindedir. Sırada üniversiteler vardır.

Onlar için belirleyici olan, üniversitelerin gençlerimizi meslek hayatına yetiştiren kurumlar olmasıdır. Doktor, avukat, öğretmen olan türbanlıların kafasından türbanını üniversiteyi bitirdikten sonra alamazsınız. Türbanlı doktor hastaneye, türbanlı öğretmen okula, türbanlı avukat duruşmaya türbanıyla katılmak isteyecektir. Böylece türban gericiliğin simgesi olarak toplumsal hayatın her alanına nüfus edecektir.

Tüm siyasal hareketler için üniversiteler önemlidir. Ancak Cumhuriyet rejiminin şekillendirdiği üniversiteler gericiliğe şans tanımamaktadır. Bu durum onlar için değişmelidir. Siyasal hareketlerin siyasal simgeleri vardır. Bunların simgesi türbandır. O yüzden 28 Şubat sürecinde üniversite kapılarında “türban sancağımız” diye bağırmaktaydılar.

O sancağın üniversiteye girmesi, hem 28 Şubat’ın, hem de Cumhuriyet’in rövanşıdır.

Türban toplumu tektipleştirmenin aracıdır

Gerici ve faşist rejimler kendileri dışındaki siyasal hareketlere iyi gözle bakmazlar. O yüzden tek tip bir toplum yaratmaya çalışırlar. İstedikleri dikensiz gül bahçesidir. Üniversitelerde de tek tip bir üniforma yaratacaklardır. Ülkenin en genç ve düşünen beyinlerini türbana ve sarığa sokup tektipleştireceklerdir.

Bilimin değil, hurafelerin etkin olduğu bir üniversite ortamında düşünmeyen, üretmeyen, sorgusuz, sualsiz köleliği kabul edebilecek bir gençlik yetiştirebilirlerse, istedikleri toplum düzenini daha rahat kurabileceklerdir. Üniversiteden mezun olan bir kimse, artık çağdaş Türk milletinin bir ferdi değil, ümmet toplumunun kafası sarıklı veya türbanlı bir ferdi olacaktır.

Üniversiteler 28 Şubat öncesine dönüştürülüyor

Yobazların yarım kalmış bir işi var. 28 Şubat onları yollarından alıkoymuştur. Bakmayın şimdi “özgürlükten” bahsettiklerine, üniversitelerde sarık ve cüppelerle dolaşan, oruç tutmayanları satırlarla saldıran, kızların yüzüne kezzap atan, Atatürk afişi asanlarara saldıran yobazlar, işlerine bıraktıkları yerden devam etmek istiyorlar. Tüm hırsları, ağızlarından salyalar akıtarak kudurmuş köpek gibi havlamaları da bu yüzdendir

ABD, Türk Ordusu’nu Kuzey Irak dağlarında oyalarken, bunların meclisten apar topar yasalar çıkarmaları sabırsızlıklarının göstergesidir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe