| Ekin Akkol |
Duygularınızdan
arınmaya
“Kahredici bir istibdada karşı ancak bir devrimle cevap vermek ve köhneleşmiş olan çürük idareyi yıkmak, milleti hakim kılmak, vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum” 1906’nın Ekim ayıydı bu sözcükler ağzından döküldüğünde. Suriye’nin başkenti Şam’da 5. Ordu içerisinde görev alıyordu. Gizli olarak kurduğu Vatan ve Hürriyet Cephesi örgütünde devrim mücadelesine başlamıştı. Bu gelişmeler yaşanırken İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Abdulhamit’e II. Meşrutiyet’i ilan ettirmek üzereydi. Sonunda Meşrutiyet ilan edilmişti. İttihat ve Terakki Cemiyeti, anayasal mücadelesinde başarıya ulaşmıştı. Rafa kaldırılan 1876 Anayasası tekrar yürürlüğe konmuştu. Her şey normal gibi görünüyordu. İstibdat dönemi kalkmış, toplum huzura ermişti. Ancak onun kafasında başka bir şey vardı. Yapılması gereken bu kadar yüzeysel olmamalıydı. Aslında mücadele arkadaşlarına çağrısını yaparken, yapılması gerekeni net olarak ortaya koyuyordu. “Kahredici bir istibdada karşı ancak bir devrimle cevap vermek.” Anahtar kelime “devrim” idi. Devrim neydi peki? Her alanda yapılması gereken köklü değişiklikler. Onun için, toplumsal bir mücadeleye gereksinim vardı. Tabii her şeyden önemlisi devrimi gerçekleştircek, devrimcilere ihtiyaç vardı. İşte Mustafa Kemal’i, diğerlerinden ayıran temel ve vazgeçilmez özelliği budur. Devrimci olmasıdır! O devrimci karakter, yeri gelecek gizli gizli örgütlenecek. Yeri gelecek Hareket Ordusu’nun başına geçip gerici ayaklanmaları bastıracak. Yeri gelecek Çanakkale’de Anafartalar grup komutanı olacaktır. Ve kimsenin cesaret edemediğini yapıp “ölmeyi emredecektir”. İşte bu sıraladığımız olayların özünde düzenle uyuşmayan birinin kafası yatıyordu. Çünkü devrimci olmak onun için her şeyin önünde yer alıyordu. Buna da 8 Temmuz 1919 günü birebir tanık olduk. Nasıl mı? İşte şu kararlılıkla: “Mübarek vatan ve milleti parçalamak tehlikesinden kurtarmak için açılan milli mücadele uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmaya resmi sıfatım ve askerliğim artık mani olmaya başladı. Bu mukaddes gaye için milletle beraber nihayete kadar çalışmaya mukaddesatım namına söz vermiş olduğum cihetle pek aşığı bulunduğum silk-i askeriyeye bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli mukaddes gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere milletin sinesinde bir mücahit fert sıfatıyla bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.” 8 Temmuz bir başlangıçtır. Ve öğreticidir. Düzen içerisinde mücadele edilemeyeceğinin bir kanıtıdır. Önemli olan mevki değil mevzidir. Terk edilen bir mevkinin önemini satır aralarında dahi bulamazsınız. Ancak kaybedilecek her mevzinin telafisi çok zordur. Bu bilinçle hareket eden Mustafa Kemal, Anadolu “çölünü” örgütledi. Yaktı Kuvayı Milliye ateşini, hiç sönmemecesine. Mevzileri tek tek ele geçirerek ilerledi. Yarattığı ateşin ruhunu, bedenine yerleştirdi. “Tam bağımsızlık” şiarını, “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolasıyla emperyalizme karşı haykırdı. Ve Mustafa Kemal Türk askerinin döktüğü her damla kandan “altı ilke”yi yarattı. İşte Altı Ok’un mücadelesi bu şekilde verilmiştir. Altı Ok cephelerde yaratılmıştır. Türk devriminin simgesidir. Altı Ok, bir ideolojidir. Çağdaş ulus projesinin temelidir. Tüm Üçüncü Dünya ülkelerine örnek olacak devrimci bir programdır. Bugün o fotoğrafa bakıyorum. Yıl 1933’ün 29 Ekim’i. Onuncu yıl nutkunu okurken görüyorum onu. Ufak bir şey dikkatimi çekiyor. Yakasında ilericiliğin, devrimciliğin simgesi Altı Ok. İşte diyorum, o altı ilke devrimci kararlılığı gösteren kişinin eseri. Sahip çıkacaklar ise yine o kararlılıkta insanlar olmalı. Mevcut siyasi mekanizmaların işlemediği ülkemde, Türk milletinin devrimci kararlılığın ötesinde neye ihtiyacı var? Devrimci parti’ye ihtiyacı vardır. Altı Ok’u Ulusal Sol İdeolojinin programı haline getiren, disiplinli çalışan, kafası düzenle bağlarını koparmış, politik bakış açısına sahip kadrolara ihtiyacı vardır. Yaratılacak kadrolar verilecek ulusal kurtuluş mücadelesinin alt yapısıdır. Vatan sathına yayılan bir örgütlenmeye girişecektir. Düzenli ve disiplinli çalışacak, halk ile birebir temas içerisinde olacaktır. Örgütlenen devrimci parti ise Atatürkçü, antiemperyalist, devrimci, milliyetçi politikalarla, Kürt-İslam faşizminin karşısına dikilecektir. Oluşan anti-faşist halk cephesi ise zamanı gelince meydanlara indirelerek, hedeflere doğru yürütülecektir. Yapılması gerekenler ortada. İdeolojisi hazır, programı net, hedefleri ortada bir hareket. O zaman soruyorum... Mevcut siyasi yapılarla duygusal bağlarını koparamayan insanlara soruyorum. Özeleştiri verebilir misiniz? Hadi aynanın karşısına geçip sorun kendinize, ben hangi saftayım diye. Tayyip’i başbakan yapan zihniyetin mi? Yoksa, Çankaya’ya Şeriatçı Abdullah Gül’ün çıkmasında pay sahibi olanların mı? Ya da Anayasa Mahkemesi başkanının Şeriatçı biri olduğu alanda türban mücadelesini sürdürenlerin mi? Biliyorum, en ağır travma bu. Ne kadar kabullenmesen de sen teslim ettin bu mevzileri. Sen ve senin gibilerin siyasetsizliği bu mürteci beyinsizleri tepemize kadar çıkarttı. Siyasetsizlik babandan hatta dedenden yadigar kalmıştı, o hep Atatürk’ün partisiydi. 1938’den sonrasında hep borçlandın, vicdani borcunu ödemen gerekiyordu. Yapılanın ya da “yapılmayanın” önemi yoktu. Hele hele unutulan devrimciliğin hiç önemi yoktu. Herhalde hâlâ “devrimlerinin bekçisiyiz” demiyorsundur? Sen de biliyorsun. Devrimin bekçisi olmak için devrimci olmak gerekir! Bu bir. Devrimci dediğin duygularıyla değil mantığıyla hareket eder. Bu da iki. Onun için vicdani borcunu anana, babana, dedene değil; Mustafa Kemal Atatürk’e, vatanına öde! O şarkıda da dediği gibi “sil baştan başlamak gerek bazen”. Var mısın, tekrardan yürümeye yollarında bu ülkenin? Bu sefer yakanda değil kafanın içerisinde olacak Altı Ok. Bir elinde Türk bayrağı, diğeri sıkılı yumruk. Nerede olduğun fark etmeyecek. İçeride, dışarıda, derste, sırada. Yürüyeceksin üstüne üstüne, tüküreceksin yüzüne, fırsatçının, fesatçının, hayinin... Dayanacaksın, umut ile sevda ile düş ile. Rüsva etmeyeceksin Kemal’i! Yerinde ve zamanında hamlelerle Dumlupınar stratejisi işleyecek Zafer Türk’ün özgüvenini uzun yıllar sonra kazandığı nice 30 Ağustos’larda gelecek. O halde; Var mısınız duygularınızdan arınmaya? Devrimci olmaya hazır mısınız? ... Sen de çıkar
|