25.02.2008/Sayı:175
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Ali Özsoy

AKP-Liberal kavgası

Ergenekon'un gerisi var

Aydın Doğan medyası bir “AKP-liberal” kavgasından bahsederek kendince Tayyip Erdoğan’a direnmeye çalışıyor.
Tayyip Erdoğan ise “Ergenekon’un devamı var” diyerek
aslında Aydın Doğan medyasını tehdit ediyor.

Uzan, Bilgin, Ciner gitti... Sıra Doğan’a geldi
Faşizm medyaya acımaz

Aman Liberal-Dinci ittifakı çatlamasın

Son günlerde Doğan Medya gazetelerinde çok sık yer alan bir haber: “AKP-liberal ittifakında yeni çatlak. Acaba ittifak bitiyor mu? Gelişmeler merakla bekleniyor... Vesaire vesaire...”

Yok Mehmet isimli Altan AKP’ye sert çıkış yapmış. Ahmet isimli olanı daha da sert çıkış yapmış. Özgürlükler konusunda AKP tek yanlı davranıyormuş. Bir tek türbanı düşünüyormuş. 301’i, Hrant Dink’i, çeteleri, Kürtleri unutuyormuş.

Ardından Perihan isimli küfür sanatkârı Tayyip Erdoğan’a küsmüş. Çünkü Tayyip Erdoğan kendisine bir yazısından dolayı tazminat davası açmış. Perihan Mağden şok olmuş çünkü kendisi zamanında Tayyip Erdoğan’ı “panter gibi”, “cansiperane” savunmuş.

Tabii yine Doğan Medya’da haberler: “Flaş, flaş, liberal-muhafazakâr kavgasında yeni gelişme…”

Arada sırada Taha Akyol köşesinde fikir dünyasının sözde muhafazakar-liberal gerilimine değinince işler daha da eğlenceli hâle geliyor. “Hem gericiyim, hem liberalim” havalarıyla hakemliğe soyunuyor. Ama tabii AKP’liler bu kadar salak değil. Bozacının şahidi şıracı misali; Aydın Doğan AKP gerilimini, Aydın Doğan’ın kadrolu “fikir” küfürbazlarından birinin çözmeye yeltenmesi kadar komik bir girişim olamaz.

Sağcıdan fikir adamı yaratmanın imkânsızlığına TÜRKSOLU’nda daha önce sık sık değinilmişti. Dolayısıyla ortada sağcılar arasında bir fikir tartışması olduğunu da kimse zannetmesin.

Kavganın nedenini fikirde değil, parada ve iktidarda aramak gerekir.

Liberallerimizin çok sevdiği bir ifade: Parayı takip edin. Kavganın nedenini bulursunuz.

Tek hortum, tek ses, tek medya, tek sermaye düzeni: AKP faşizmi

Şimdilik Cengiz’i Ahmet’i bir yana bırakalım. Sadece şu takvimi hatırlayalım.

2002’de AKP iktidara geldi. İlk işlerinden biri TMSF ve BDDK kanalıyla sermayeye ve medyaya müdahale etmek oldu.

Dinç Bilgin’in elinden alınan Sabah-ATV çok ucuz bir fiyata Turgay Ciner’e verildi.

Karamehmet’in bankası elinden alındı ama Turkcell’i ve medya grubu kendisine bağışlandı. Bunların karşılığında iki gruptan koşulsuz biat istendi.

Daha sonra büyük Uzan operasyonu başlatıldı.

AKP mutlak iktidarı için, Türkiye’nin bütçesine milyarlarca dolarlık tazminat cezası yükü getirme pahasına, gerekirse sermaye düzeninin kutsal mülkiyet hakkına bile dokunacağını dosta düşmana gösterdi. Doğan, Karamehmet, Ciner ve diğerleri hem ezeli rakipleri Uzan’ın gitmesinin verdiği sevinçle, hem de sıradakini merak ederek korkuyla operasyonu ayakta alkışladılar.

Sonra 2007 yılında süreç hızlandı. AKP’yi koşulsuz destekleyen Turgay Ciner ummadığı bir darbe aldı.

Sabah-ATV Ciner’den alınıp TMSF’ye yani AKP’ye verildi.

AKP’nin bizzat Hürriyet’ten kopartıp Sabah’ın başına geçirttiği baş yaltakçısı Fatih Altaylı bile kapının önüne kondu.

22 Temmuz seçimlerinden önce AKP kaza istemiyordu.

Doğan Medya mesajı aldı. Operasyonu ayakta alkışladı. Ne de olsa bir rakip daha gitmişti.

Ama ya sıradaki? Sırada kim kaldı ki?

Bu sırada Doğan Medya Cumhuriyet mitinglerinin neredeyse resmi yayın organı gibi yayın yapıyordu. Tabii ki amaç manipülasyondu. ABD’nin ve büyük sermayenin çıkarlarının garanti altına alınmasıydı.

Ama AKP bundan anlar mı? Neme lâzım!

Haziran-Temmuz aylarında Doğan Medya yine çark etti.

Alelacele Doğan Medya’nın iktidara muhalif tek gazetesi olan Gözcü kapatıldı. Tarhan Erdem’in meşhur anketleri etrafı sardı. Seçimlerden önce AKP ile Doğan Medya arasında zeytin dalları alınıp verildi.

Ve 23 Temmuz sabahı geldi çattı. AKP eski defterleri açtı.

Doğan Medya erken davrandı. Emin Çölaşan’ı kovdu. Ama bir yazar kurban etmeyle bu süreç kapanır mı?

Artık tüm hortumlar Tayyip’in elinde

2002 yılına göre köprülerin altından çok sular değişti.

Düşünün bir kere. Bilgin gitti, Uzan gitti, Ciner gitti. Ve Doğan Medya bu boşluğu dolduramadığı gibi bugün karşısında iktidarın da gücünü arkasına alan tek bir grupla karşı karşıya. AKP-Fethullah-Çalık grubunun hem medya hem de sermaye gücü Doğan Medya’yı kat kat aşıyor.

Bu Türkiye için bir ilk. Faşizmin tüm koşulları sağlandı. Sermaye tekleşti ve politikleşti.

Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle “tüm hortumlar” kesildi. Çünkü eski düzende çok fazla hortum ve çok fazla rekabet vardı. Yeni düzende ise tek sermaye, tek medya ve tek hortum olacak. Hepsi de Tayyip Erdoğan’a bağlı olacak.

Görünen köy kılavuz istemez. Aydın Doğan sıranın kendisine asla gelmeyeceğini nasıl düşünebilir?

Nitekim önce Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi sonra da türban yasaları sürecinde Doğan Medya ile AKP arasında gerginlik artmıştı.

Daha geçtiğimiz eylül ayında Ertuğrul Özkök yine tamamen duygusal nedenlerle “fikirsel” bir çıkış yapmıştı. Fikir adamımıza göre muhafazakârların (siz gerici diye okuyun) liberallere ihtiyacı varmış. Çünkü AB ve Batıyla iletişim kuracak, köprü vazifesi görecek, laiklerle polemik yürütecek kavramsal derinlik ve entelektüel birikim muhafazakarlarda yokmuş. Ama son zamanlarda AKP çok güçlenmiş. Seçimlerden sonra iyice havaya girmiş. O yüzden Ertuğrul gibilerine ihtiyacı olduğunu unutmuş.

Yazısının sonunda ise Özkök 2. Cumhuriyetçilere sesleniyordu: “AKP’ye verdiğiniz destek sınırsız mıdır? Endişem şu: Bir zamanlar İranlı aydınların yaptığı gibi, sınırsız destek verdiğiniz takdirde, AKP’ye kötülük yapmış olacaksınız.”

Bu çağrı doğal olarak sadece Doğan Medya’da istihdam edilen veya bir şekilde oradan nemalanan “liberal aydınlar” arasında yankı buldu. Ama tabii AKP için çok ikna edici bir çağrı değil.

Öncelikle AKP’liler ve her türden gericilerimizi emperyalistlere tek başına uşaklık bile edemeyecek, ilerici laiklerle iki çift laf bulup tartışma bile yürütemeyecek moronlar yerine koyan bir çağrı. Çok ayıp!

200 yıllık onca hukuka, emperyalizme ortak uşaklık tarihine, 31 Martlara, Şeyh Sait’lere uzanan eski anılara, liberallerimizin ve gericilerimizin asla bozulmamış Katolik nikâhına hakaret gibi bir üslup.

Ertuğrul Özkök’ün bir yazıyı yazmadan iki kez değil belki bin kez düşündüğünü, üslubuna çok dikkat ettiğini biliriz. Demek ki Doğan cephesinde kara bulutlar çok yoğun olarak belirmiş olmalı. 22 Temmuz’dan itibaren yazılarının heyecan tonu çok yükseldi. Zaten daha önce de “Başbakan eskiden beni arardı ama artık niye aramıyor?” mealinde ağlamaklı ve acıklı bir yazı kaleme almıştı.

Anlaşılan Tayyip Erdoğan’ın çokça bahsettiği hortumlardan biri daha AKP faşizminin merkezi hortum sistemine dâhil edilecek. Ancak Doğan Medya muhalefet için çok geç kaldı. Kendi düşen ağlamaz.

Fehmi Koru

Fehmi Koru, Aydın Doğan’ı açıkça tehdit etti:
“Sadece bir medya grubuna sahip değil Aydın Doğan, hemen her alanda ekonomik çıkarları var. Bu akılla yola devam ederlerse yalnızca medyadaki itibarları elden gitmiş olmayacak...”

Tayyip Erdoğan’dan Doğan’a
açık tehdit

Burada bir soruyu sormadan edemeyeceğiz: Kim takar sizin liberalizminizi? En aşağı 100 yıldır, 31 Mart’tan beri gericiliğin kucağındasınız. Hiçbir halk desteğiniz yok. Tek bir parti kuramamışsınız. Liberal ittifakı bozulacak diye AKP niye telaşlansın ki?

Kendi medyasını, kendi sermayesini, kendi polisini, kendi kadrosunu yaratan AKP sanki kendi liberalini yaratamaz mı?

Nitekim Ali Bayramoğlu ve Fehmi Koru Yeni Şafak’tan Ertuğrul Özkök ve Doğan Medya’ya “hakiki liberaller” olarak tehdit mesajları gönderip duruyorlar.

Hele Fehmi Koru işi hiç dolandırmadan, fikirsel tartışmaya girmeden sadede getiriyor: “Kendilerine yazık ederler.”

Son yazılarından birinde Aydın Doğan’ın son 6 yılda hep yanlış ata oynadığını söyleyen Fehmi Koru, son türban krizinde de Doğan’ın stratejik bir hata yaptığını vurguluyor: “‘Kayıp davaların yayın grubu’ Aydın Doğan medyası ve anayasa değişikliğiyle yasakçı tavrı sona erdirme girişiminde de yanlış tarafta kaldıkları fena halde meydanda.”

Ve Fehmi Koru ekliyor: “Sadece bir medya grubuna sahip değil Aydın Doğan, hemen her alanda ekonomik çıkarları var. Bu akılla yola devam ederlerse yalnızca medyadaki itibarları elden gitmiş olmayacak...”

Alın işte tam da bir liberalin anlayacağı dil. Ertuğrul kavramsal düzeyi beğenmiş midir bilinmez ama patronu Aydın Bey mesajı kesin iyi almıştır.

22 Temmuz öncesi Cumhuriyet mitinglerini manipülasyon amacıyla bile olsa manşetlerinden indirmeyen Doğan Medya’yı Tayyip Erdoğan sıraya aldı. Fehmi Koru kısaca artık Doğan Medya’nın kredisi bitti, bu son hatanız olacak diyor.

Fehmi Koru’nun bu tür tehditlerini daha önce çok duydukları için önemsemediklerini belirten Özkök sonradan işi ciddiyetini anlamış olacak ki “meğer o sözler ciddiymiş” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Hatırlanacağı gibi Tayyip Erdoğan Doğan Medya’yı çırılçıplak kadın resmi basmakla suçlamıştı. Daha sonra AKP grup toplantısında, Doğan Medya’yı hedef alarak “menfaatleri tehlikede olduğu için” provokasyon peşinde olmakla suçlaması, “hortumları kestik, kalanları da keseceğiz” tehditlerine devam etmesi Özkök’ü çok üzmüş: “Daha da önemlisi, geleceğimiz açısından çok endişelendirdi.”

Tabii burada bahsedilen gelecek Türkiye’nin geleceği değil. Kürt-İslam faşizminin baskılarını ve ülkemize bela ettiği dertleri halkımız zaten yıllardır çekiyor. Kastettiği Doğan’ın geleceği...

Yeni çete üyesi Aydın Doğan olmasın?!

İş tabii ki karşılıklı tehdit ve restleşmeyle bitmiyor.

Geçtiğimiz yıllarda AKP, Aydın Doğan’a zaten pençesini göstermişti. POAŞ’ın vergi borçları, kaçak akaryakıt satışı gibi konulardan dolayı DSP-ANAP-MHP döneminde neredeyse bedavaya kapatılan POAŞ az kalsın elden çıkıyordu. 22 Temmuz seçimlerinden önce geçici bir mutabakatla bu dosya rafa kaldırılmıştı.

Yeni Şafak, Aydın Doğan’ı tehdit ediyor. Sadece medyanı değil her şeyini kaybedersin!

Olabilir mi? Olur. Faşizm oyunun kurallarını değiştirir. Eskiden Doğan Medya ve TÜSİAD hükümet yıkar hükümet kurardı. Artık Türkiye yıkılıyor. ABD aracıları aradan çıkardı. Kürt-İslam faşizminin büyük gücü buradan kaynaklanıyor.

Yalnız bizden söylemesi Aydın Doğan’ın elinden sadece sermayesini ve medyasını almakla kalmayabilirler. Dinç Bilgin “bir evim bile yok” diye dert yanıyor. Haline şükretsin.

Fethullahçı yayın organları ve diğer AKP medyası satır aralarında Ergenekon operasyonuyla Doğan Medya’yı çoktan ilişkilendirmeye başladı.

Haklı olarak merakla soruyorlar: “Ergenekon ile ilgili haberler Doğan Medya gazetelerinde niye yer almıyor?” Doğan Medya da haklı olarak yanıt veriyor: “AKP iktidarı değil mi yayın yasağını koyan. Nasıl haber yapalım?”

Tabii Fethullahçı gazetelere yasak yok. Çünkü Fethullahçı Emniyet’in paket haberlerini servis ettiğinizde yayın yasağı kalmıyor. Eskiden yayın yasağını delmek için Doğan Medya’da bu yola başvururdu. Zaman gazetesinde çıkan düzmece haberler ertesi gün Doğan Medya’da yer alırdı. Ama ne hikmetse yasağa bu sefer çok bağlılar.

Acaba bunda Tayyip Erdoğan’ın ATV ekranında yine çok sevdiği çanakçı gazetecilere yaptığı açıklamalar etkili olabilir mi: “Ergenekon operasyonu bitmedi. Yeni gelişmeler hazır olun.”

Ve ilginç bir gelişme daha. AKP yüz kızartıcı suçtan hüküm giyenlerin ekranlarda sunuculuk yapmasını engelleyecek bir yasa hazırlıyor. Ancak Türkiye’de böyle tek bir örnek var. Kanal D’nin başındaki şahıs: Mehmet Ali Birand.

Türkiye çok ilginç bir ülke… Hatırlarsanız Kürt-İslamcı polis güçleri sözde derin devlet şeması servis etmişti. Sonra bu şema AKP medyasında da Doğan Medya’da da sık sık yayınlandı. Bu şemayı en çok seven gazete de Radikal’di. Radikal gazetesi çalışanları bir sabah kendi patronlarını Ergenekon’un bir numarası olarak ekranlarda görür mü dersiniz? Hiç belli olmaz.

Zaten bu öyle bir derin devlet ki mübarek her hafta bir numarası değişiyor. AKP kimi tasfiye edecekse o gün o bir numarada.

Emin Çölaşan: “Artık çok geç”

Aydın Doğan ve büyük sermaye AKP’yi kullandığını düşünüyordu. İş tersine döndü. Faşizme Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “tramvaylık” ettiklerini ve ıskartaya çıkmak üzere olduklarını anladılar ama çok geç anladılar.

Ertuğrul Özkök “Demokrasinin yarattığı canavarlar” başlıklı yazısında Hitler’den bahsediyor. Hiç Tayyip Erdoğan’ın ismini anmadan aklınca onu itham ediyor.

Kendisine en iyi yanıtı belki de eski çalışanı Emin Çölaşan vermiş. Turgay Ciner ile bağlantılı olduğu söylenen bir internet sitesinde AKP-Doğan kavgasını “kayıkçı kavgası”na benzeten Çölaşan, 5.5 yıldır türban dahil her konuda Ertuğrul Özkök ve Doğan Medya’nın AKP’yi nasıl koşulsuz desteklediğini, özellikle TMSF ve Maliye’ye karşı Doğan’ın hassasiyetini hatırlattı.

Çölaşan yazısında “korkunun dağları bürüdüğünü”, bugün ise artık çok geç kalındığını vurguladı: “Doğan Grubu bunu gördü ve sıkmabaştan üzerlerine gitmeye başladı. Ama geç kaldılar. Çok geç.”

Emin Çölaşan’a katılıyoruz. Ancak kendisi için de ne yazık ki çok geç. Medya kulislerinde Emin Çölaşan ile Turgay Ciner’in anlaştığı fısıldanıyor. Fatih Altaylı’nın başına geçeceği yeni bir ulusalcı gazetede (Allah bizi Fatih’in başında olduğu ulusalcılıktan korusun) Emin Çölaşan yazarlığa yeniden başlayacak. Hatta Bekir Çoşkun, Hürriyet’ten ayrılıp yeni gazeteye katılacak.

Zaten Turgay Ciner yeni aldığı Kanal 1 ve Habertürk kanallarıyla bu tür bir yayına başladı. Kanaltürk’ün arkasındaki gizli ismin de Ciner olduğu sık sık söyleniyor.

Medya ve sermaye dünyasındaki bu gelişmelere ne denebilir ki? “Çok geç!”

Aydın Doğan gibi büyük bir balığı yutmaya hazırlanan AKP faşizmi size izin verir mi? Sanmıyoruz.

Alev Alatlı

Faşizmin gerçek yüzü:
“Hoşgörünün” sesi olduğunu iddia eden Zaman gazetesi Alev Alatlı’nın yazısını sansürledi. Bununla da yetinmedi, Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı haberi sızdıran Metin Boşnak’a küfürler ve hakaretler dolu bir e-posta gönderdiği de ortaya çıktı.

İşte faşizmin gerçek yüzü

AKP’nin insafa gelip veya en azından çatışmadan ürküp uzlaşma yoluna gideceğini, bir noktadan sonra da tasfiye edilebileceğini düşünen sermaye grupları çok yanılıyor.

Bir kere kolunuzu verdiniz. Şansınız yok. Faşizm uzlaşmaz. İstila eder. Faşizmin kendi cephesinden örnekler verelim.

Kendilerine hizmet eden, hatta kraldan çok kralcı olan işbirlikçilerini bile kullanıp atıyorlar. Çünkü Kürt-İslam faşistleri için iki tür insan var: “bizden olanlar” ve “olmayanlar.”

Fatih Altaylı’nın başına gelenlerin aynısı Ergun Babahan’ın da başına geldi. Kendisi “AKP’yle ittifaka devam eden cinsinden” bir liberal… Daha üç gün önce ATV’de Tayyip Erdoğan’a çanak sorular soran, 32 diş sırıtarak yalakalık yapan liberalimiz, ATV-Sabah Çalık grubuna devredilmeden tam bir gün önce TMSF tarafından Genel Yayın Yönetmenliği görevinden alındı.

Kısacası “ittifak etmeye” devam etseler de etmeseler de faşizmin işbirlikçilerinin sonu aynı.

Başka bir haber... “Hoşgörünün ve demokrasinin” şampiyonu Zaman gazetesini bilirsiniz. Fethullah Cemaati’nin ana gazetesinde hoşgörü icabı Ermenisi, Rumu ve her türlü Türk düşmanı, Türklüğe sürekli hakaret eder. Hatta Agos gazetesine bir Genel Yayın Yönetmeni yetiştirip verdiler.

İşte bu gazeteyi “demokrasi platformu” olarak gören başı açık bayan entelektüellerimizden biri olan Alev Alatlı’nın yazısı sakıncalı görülüyor ve sansürleniyor. Yazının konusu türban… Ve anlaşılan yazı türbancı faşizminin demokrasi standartlarına uymuyor ki yazara “okurlarımız bu fikirlere daha hazır değil” denerek “hoşgörünün” kapıları kapatılıyor.

İş burada bitse iyi... Zaman gazetesi Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı olayı dışarı sızdıran kişiyi saptıyor. Metin Boşnak isimli bu profesör aslında eskiden Fatih Üniversite’sinde yöneticilik yapmış. Yani anlaşılan Cemaat’e hizmet eden ama çekirdekten olmadığı için daha sonra barınamamış biri. Bakın Ekrem Dumanlı’nın Metin Boşnak’a verdiği yanıtın düzeyine:

“Senin soyadın Boşnak ama sütün bozuk Boşnak olamazsın mutlaka sende Sırp kanı olmalı. Çünkü gazeteyi ve beni başka gazetecilere jurnalleyen adam olsa olsa o... çocuğu olur… Seninle görüşeceğiz kahpelik yaparak yalan yanlış bilgi servisi yaparak profosorluk yapılmaz. Sen namuslu bir adam olsan hiç tanımadığın bir insan hakkında ve bilmediğin bir konuda jurnal çalışması yapmazsın. Yüreksiz ve şerefsiz bir adama mesaj atma gibi bir mecburiyette bıraktın.”

Affınıza sığınarak dil hatalarına ve küfürlerine hiç dokunmadık. Çünkü faşizmin gerçek yüzü en iyi kendi içlerinde kullandıkları üslup ve yöntemle ortaya çıkıyor.

Bir hatırlatma. Ekrem Dumanlı yıllarca Doğan Medya’da parlatıldı. Kendisiyle röportajlar yapıldı. Zaman gazetesini yöneten liberal olarak tanıtıldı. Hatta “ülkücü olduğu yıllarda dahi bıyık bırakmaması” bile övüldü.

Şimdi alın bakalım size liberalizm. Manzara sizi korkuttu mu?

Artık faşizmin dehşetiyle karşı karşıyasınız ve korkuyorsunuz. AKP’yi engellenemez görüyor ve telaşlanıyorsunuz.

Merak etmeyin faşistlerin alt edemeyecekleri bir güç var. O da devrimciler.

Yine de o meşhur sözü bir kez daha hatırlatalım. Ama bu sefer Tayyip Erdoğan için değil Ertuğrul Özkök gibi katıksız liberaller ve Aydın Doğan gibi zenginlerimiz için: “Sizi biz bile kurtaramayız.”

Yanlış anlamayın. Faşizmi yıkamayacağımızdan değil. Mutlaka yıkacağız. Ancak sizi kurtarmayı tercih etmeyiz. Ondan...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe