| Yekta Güngör Özden |
Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlığını ilân ettiği, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Papadopulos’un seçimleri yitirdiği, Irak, Afganistan ve Pakistan’da intihar saldırılarının sürdüğü, ABD Başkanı Bush’un Afrika gezisine çıktığı, Türkiye’de sıkmabaşla ilgili düzenleme tartışmalarının kimi ayrışmalarla sertleştiği önceki haftayı iktidar kesiminin açıklamaları ve karakışın yaz için umut veren ağırlığıyla geçirdik. Belçika yargısının DHKP-C terör örgütü için aldığı aklama kararı Batının kendi çıkarı olmadıkça hukuk gözetmediğinin yeni bir kanıtı olarak önümüzdedir. Dünya ekonomisine ilişkin kimi olasılıkların güçlü belirtilerle gündeme geldiği sırada IMF buyruğunda yürüyüş konusu yeni tartışmalara neden olmaktadır. Üretimin azalması, işsizliğin artması korkutmaktadır. En olumsuz gösterge borçların yükselmesidir. Ödemeleri batının çıkarları doğrultusunda titizlikle gözeten IMF Türkiye’yi düşünmemekte, çelişkili ve sakıncalı önerilerle batıya güvence vermektedir. Alınandan çok, geri ödeme yapılmakta, akılcı ve gerçekçi önlemler alınmadığı için IMF baskısı sürmektedir. 1838 Ticaret Anlaşması, 1881 Muharrem Kararnamesi (Duyun-u Umumiye), 1854 yılında batıdan alınan borçlar ekonomik ilişkilerdeki durumu açıklamaktadır. 2007 sonuna göre dış borç toplamı 240 milyar doları bulmuştur. Kamu kesiminin dış borçları artmıştır. Yükün ağırlaşması içerde yapılması gerekenlerin ertelenmesini ya da vazgeçilmesini gerektirmekte, ağırlaşan yaşam koşulları yurttaşların haklı yakınmalarına neden olmaktadır. Bu ortamda gereksiz anayasa ve yasa değişiklikleriyle gündem değiştirilerek ulus oyalanmakta, rakamlarla aldatılmakta, sözlerle avutulmaktadır. Cumhuriyetin altın yılları yadsınıp karalanarak erdem nutukları atılmaktadır. Çözümsüzlük Çözüm bekleyen ülke sorunlarına ilgi kamuoyundan gelmediği gibi iktidar ve muhalefet yanında da özlenen çabalar, girişimler yoktur. Karamsarlık ve umutsuzluk, çözümsüzlük nedeniyle artmaktadır. Gereksiz girişimler, düzenlemeler, tartışmalar ve atışmalar gerginlik yaratmakta, ABD’nin baskıları, AB’nin dayatmaları belirgin biçimde siyasal oluşumlarda duyulmaktadır. Yargıtay Yasası ertelenmekle birlikte YARSAV’ı kapatma çabası sürmekte, Vakıflar Yasası ulusal çıkarlara aykırı biçimde, geri çevirme gerekçeleri de gözetilmeden yürürlüğe konulmak istenmektedir. Sıkmabaş nedeniyle giderek genişleyen karşıtlık yükseköğretim kurumları için tehlikeli olasılıklara uzanmaktadır. Yetkili ve sorumluların ciddiye alınmayan açıklamaları, güven verme çabaları etkili olmaktan uzaktır. Rejimi değiştirmeye yönelik kara istemlerin arttığı gözetilirse yarınlara ilişkin sözler asla inandırıcı olmamaktadır. Samsun’da Namık Kemal Lisesi’nin duvarına Anadolu Gençlik Derneği dinci afişler asmış, Antalya Yenimahalle’deki Semt Evi’nde Hicret Vakfı etkinliğinde 4-5 yaşlarındaki sıkmabaşlı, uzun giysili kız çocuklarına ilâhiler okutulmuş, anlamsız ve gereksiz içki yasağı genişletilmesiyle baskı kurulmuş, köktendinci kalkışmalar birbirini izlemeye başlamıştır. Kısa etekli kadınlara asit sıkan bağnazlar alanı boş bulmuşlardır. Hepsinin güvendiği, iktidar gücüdür. İktidar da AB’ne, ABD’ne, erklerin durumuna ve tutumuna, suskunluğa, tepkisizliğe, ilgisizliğe güvenmektedir. Türkiye böylelikle 1919 karanlığına sürüklenmektedir. Bu durumu fırsat bilen ayrılıkçı ve bölücüler yasadışı gösterilerine olur vermeyen polisleri taşlayıp yaralamakta, değişik bahanelerle taşıt kundaklamayı sürdürmekte, sokakları kapatıp çevreye saldırıp zarar vermekte, Türk Bayrağını indirip çiğnemek alçaklığını göstermektedir. Yönetimin etkisizliği ve yandaşlığı sapkınlıkları önleyememenin başlıca nedenidir. Diyarbakır’da sokak taşkınlıkları, milletvekilinin Başbakanı tehdidi, durumun boyutlarını açıklamaktadır. Ağlar mısın, güler misin? Rüşvetler “bahşiş” denilerek savunulmakta, öfke “hitabet sanatı” olarak nitelenmekte, sunulmaktadır. Bu anlayışla görevlileri sakıncalı eylemlerden uzak tutmak olanağı kalmayacağı gibi, artık dövme, yaralama, öldürme gibi suçlar birer yaklaşım ustalığı, becerisi gibi savunulacaktır. Hitabet sanatı, konuşma ve söylevlerde kullanılan sözcüklerin seçiminden, anlatım düzenine kadar etkileyici olumlulukları, üstünlükleri, başarıları içerir. Anlatım gücü ve ustalığıdır. Boşa konuşmak gerzeklik-gevezeliktir. Bilgi, deneyim, birikim, bellek, zekâ birlikteliğiyle etkili konuşma yapılabilir. Yerini, zamanını seçmek de bu sanatın içine girer. Artık bozulmayan bir şey kalmadı. Oynanmadık, elatılmadık bir şey bırakmadılar. Kötü örnekler birbirini izlemektedir. Gelecek kuşaklara iyi örnekler bırakmak özeni yitmektedir. Yerel seçimler öncesinde partizanlıkla ilçeleri bölüp yeni ilçeler kurmaya hazırlanıyorlar. Başbakan Erdoğan, Anamuhalefet lideri Baykal için “Lâikliği yozlaştırdı” demiş (13.2.2008). Pes doğrusu! “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünü anımsatan bir suç atma örneği. Ayrıca “Başı açıkların teminatı biziz” buyurmuş. Pes pes doğrusu! Lâiklik için iktidar öncesinden bu yana ettikleri sözler belleklerdeki yerini koruyor. Yaşam biçimleriyle, yapmaya çalıştıklarıyla, ortakları ve destekçileriyle, yandaşları ve şakşakçılarıyla ne kadar güvence olacakları açık. Yasalarla diploma gibi, yeni indirim ve ertelemeler bir tür af olmasına karşın “Kader mâhkumlarına yeni bir hayat fırsatı” sözleriyle geçiştirilmekte, savunulmaktadır. Suçluların kıydığı kimseler ne mahkûmudur? Yaptırım etkisizliği ve gereksiz, siyasal amaçlı düzenlemelerle yasalara güvenilmemekte, adalet yozlaşmakta, hukuk anlamını yitirmekte, toplumsal-kamusal düzen hızla bozulmaktadır. Boş durmuyorlar Türkiye düşmanı ayrılıkçı Kürtlerle kürtçüler ve destekçileri boş durmuyorlar. Bildiriler, girişimler, ne eksiklikleri varsa illâ da Kürtler için özel düzenlemeler istiyorlar. Türklüğünden ve Türklükten gocunanlar Ceza Yasası’nın 301. maddesine takmışlar. Başka bir sorun yokmuş, ilgilenecekleri başka konu kalmamış gibi. Kutlama Türk Yargısının önemli kurumlarından Yargıtay’ımızın 1. Başkanlığı’na seçilen Sayın Hasan Gerçeker’i kutluyor, çalışmalarında giderek artan başarılar diliyoruz. Kitap Ceyhun Atuf Kansu’nun “Köy Öğretmenine Mektuplar” adlı yapıtının ikinci baskısını Ulusal Eğitim Derneği gerçekleştirmiştir. Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla karanlığa yöneliş başlamış, eğitim ve öğretim sorunları rejimi kaynakta etkileyen bir öğe oluşturmuştur. Kansu’nun usta kaleminden öğretmenlere seslenişini, onların yaşamına ilişkin konulara değinişini izlemek, bilgi edinmek için yapıtı öneriyorum. |