25.02.2008/Sayı:175
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Eser Özaltındere

Laik olmadan milliyetçi olunamaz

Bir siyasal görüş ya muhafazakardır ya da milliyetçidir. Biraz ondan biraz bundan olmaz. Örneğin bugün, AKP içerisinde bilinen nedenlerden dolayı muhafazakar-milliyetçilikten çaktırmadan muhafazakarlığa kaymış çok sayıda eski MHP’li bulunmaktadır. Ve bugünün moda muhafazakarlığı da neo-sömürgecilerle işbirliği halindedir. Çünkü, bunların hepsi emir kulu tarikatların yörüngesine girmiştir. Muhafazakar-milliyetçiliğin milliyetçiliği tedavülden kalkmış, muhafazakarlık da “milliyetçilik düşmanlığı”na dönüşmüştür. Ilımlı İslam ve Fettullahçılığın milliyetçiliğe bakışı ve kimler tarafından desteklendiği herkesin malumudur. Bu taban artık tarikatların önderliğinde Amerika ve Avrupa emperyalistlerinin vagonları olmuştur. Onlara eklemlenmeye çalışmak Türkiye’nin parçalanmasına doğru yol almak demektir.

MHP’nin
Türk milletine verdiği dersler:

Laik olmadan
milliyetçi olunamaz

Türkiye’nin bölünmesi üniversitelerden başladı

Dedik ya! Kamplaşmalar başlayacak diye... İşte dediklerimiz çıkıyor.

Gazetelerden okuduğumuz kadarıyla Devlet Bahçeli’nin profesör kardeşi “türbana özgürlük” imza kampanyasına katılmamış.

Hayli yadırgatıcı bir durum. Acaba neden katılmamış?

Eğer bu kampanyaya katılmaması türban karşıtlığından dolayı ise, bölünme öncelikli olarak aile içerisinde başladı demektir.

Durun durun! Daha önemlisi Bozkurtlar bölünüyor. İnternet gazetelerinden birinde 12 Şubat’taki ara başlıklardan öne çıkanı “Türban Bozkurtları fena bozdu” idi. Altında da “Ümmetçiler-Milliyetçiler ayrımı doruk noktada” deniyordu.

Yine bu haberde MHP Milletvekili Gündüz Aktan’ın bir açıklaması vardı. Buna göre güya MHP, kangren olmuş bir sorunu çözmek için böyle bir tavır içindeymiş. Böyle sorun çözmek olur mu? MHP olarak siz sorunu çözmek yerine kangreni bütün vücuda yayıyorsunuz.

Konumuz bölünme olduğuna göre devam edelim.

Dakika bir, gol bir! Türban yüzünden üniversiteler bölünmeye başladı bile. Bu konuda üniversiteler farklı yorumlara göre farklı uygulamalara gidiyorlar. Örneğin; Kocaeli Üniversitesi’nde bir gün önce türban serbest olurken, bir gün sonra yasaklı duruma geçmiş. Yine internet haberine göre, Çukurova Üniversitesi’nde türban kampüste serbest, derslerde yasak olacakmış. Yamalı bohça gibi bir şey. Daha şimdiden üniversite içerisinde kampüs, dershane ayrımı gündeme geldi. Bu iyi günlerimiz. İlerdeki dönemlerde sorun daha da arap saçına dönecek. Üniversiteler arasında kamplaşmalar başlayacak. Türbancı, türban karşıtı üniversiteler diye... Beraberinde şimdiden örneklerine rastladığımız öğretim görevlileri arasındaki bölünmeler kemikleşecek. Öğrenciler arasındaki cepheleşmeleri saymıyorum zaten.

Hem muhafazakar hem milliyetçi olunmaz

Görünen o ki MHP, Türkeş döneminin muhafazakar-milliyetçilik anlayışına büyük özlem duyuyor ve o tarafa doğru çark etmek istiyor. Ama şunu göremiyor; Muhafazar-milliyetçilikte, muhafazakarlıkla milliyetçiliğin arasında ince bir hat vardır ve her an muhafazakarlığa kayabilir. Muhafazakarlıkla sulandırılmış milliyetçilik ise gerçek ve ilkeli bir milliyetçilik olarak nitelendirilemez. Bir siyasal görüş ya muhafazakardır ya da milliyetçidir. Biraz ondan biraz bundan olmaz.

Örneğin bugün, AKP içerisinde bilinen nedenlerden dolayı muhafazakar-milliyetçilikten çaktırmadan muhafazakarlığa kaymış çok sayıda eski MHP’li bulunmaktadır. Ve bugünün moda muhafazakarlığı da neo-sömürgecilerle işbirliği halindedir. Çünkü, bunların hepsi emir kulu tarikatların yörüngesine girmiştir. Muhafazakar-milliyetçiliğin milliyetçiliği tedavülden kalkmış, muhafazakarlık da “milliyetçilik düşmanlığı”na dönüşmüştür. Ilımlı İslam ve Fettullahçılığın milliyetçiliğe bakışı ve kimler tarafından desteklendiği herkesin malumudur. Bu taban artık tarikatların önderliğinde Amerika ve Avrupa emperyalistlerinin vagonları olmuştur. Onlara eklemlenmeye çalışmak Türkiye’nin parçalanmasına doğru yol almak demektir.

Sonuç olarak, işbirliği formatını benimsemiş muhafazakar milliyetçilikten dönme muhafazakar tabandan medet uman MHP’nin geçmiş dönemdeki sahibinin sesi olma günlerine hasret kaldığı çok açık ortadadır.

Ülkücü erkekleri sarkık bıyığından
ülkücü bayanları ise çene altından bağlı türbanıyla tanıyacağız

MHP seçim öncesi farklı bir çizgi arayışına girmiş, o yüzden İlhan Selçuk ve Tuncay Özkan ile çok sayıda iyi niyetli vatandaşı tufaya getirmişti. Baktı ki bu yeni moda elbise üzerinde fazla sakil duruyor, aslına rücu etmeye karar verdi. O yüzden, tarikatların afyonuyla, ABD ve AB yolcusu olmuş muhafazakar-milliyetçilikten dönme muhafazakar tabana göz kırpmaya başladı. Onlardan hayır gelmeyeceğini kavrayamadı. Sonuçta da şaşkın tavuklar gibi ne yapacağını bilmez halde AKP’ye hizmet etmekten başka hiçbir işe yaramayan çok sayıdaki tutarsız ve inişli çıkışlı politikalara imza attı.

MHP türban yetmiyormuş gibi başımıza bir de, “çene altı bağlama” usulünü çıkardı. Bu da beraberinde başka bir bölünmeyi getirecek. Kampüste ve kantinlerde artık türbanlılar ile çene altı bağlamacılar farklı grupların içinde yer alacaklar. Herhalde bu çene altı bağlamacılar da MHP’nin bayanlarını temsil edecekler. Hani eskiden onları sarkık Türkçü bıyıklarından tanıyorduk ya, şimdi de kızlarını çene altı bağlama şekillerinden tanıyacağız.

Bu bölünmelerin başlıca müsebbibi MHP’dir. MHP dik durmayı becerebilseydi, AKP türban olayını kesinlikle devreye sokamazdı. Nitekim Vakıflar Yasası görüşmelerinde DSP ve CHP ile yaptığı dayanışma AKP’yi epey zorlamıştır. Oysa MHP tersini yapmış, AKP’ye payanda olarak Türkiye’deki cepheleşmenin yolunu açmıştır. Geçmişte de sömürgecilerin organize ettiği kamplaşmaların tarafıydılar. O dönemlerde de düşmanlıkların körükleyicisi ve bölünmenin sorumlusuyken, bugün de bu kamplaşmalara zemin hazırlayarak sömürgecilerin “böl, parçala, yönet” düsturuna çanak tutmaktadırlar.

Bu bir tesadüf olamaz: MHP ne yaptıysa AKP’ye yaradı

MHP aklınca muhafazakar tabandan oy kapacağını zannediyor, ama yanılıyor. Çünkü AKP, türban konusunu onlara yedirmeyecek. Bu türban olayı yine AKP’ye yazılacak. MHP de avucunu yalayacak. Hatta ip atmayla, Tayyip Erdoğan’ı Yüce Divan’a çıkaracağı vaadiyle ve Kürtçülük faaliyetleri, şehitler, sömürgecilerin çirkin dayatmaları yüzünden elde ettiği milliyetçilik duyguları örselenmiş iyi niyetli sade vatandaşın oylarını da alamayacak.

Zaten türban olayını AKP şimdiden kullanmaya başladı. Geçenlerde bir grup toplantısında Başbakan gerine gerine “Meclis’in % 80’i türbanı istiyor” diyerek MHP milletvekillerini de kapsayacak şekilde bu % 80’i kendisine mal etmişti. MHP’nin ise esamesini bile okuyan yoktu. Bu konuda da MHP, AKP tarafından kullanılıyor. Çok açık bir şekilde MHP, Türkiye’yi iç kavgaya götüren bir konuda kendisine hiçbir getirisi olmadığı halde AKP’ye kol kanat germiş oluyor.

Böyle acemiliklerin üst üste gelmesi düşündürücüdür. MHP kurmayları, DSP-ANAP-MHP koalisyonunda da aynı acemiliği sergilemiş ve kâh Mesut Yılmaz’a, kâh Kemal Derviş’e takarak incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerden, Ecevit’in onca ricasına karşın koalisyonun bozulmasını tetiklemişti. Sonuçta da bu durum sömürgecilere yaramış, arkasından AKP iktidar olurken Irak’ın işgali gerçekleşmiş ve Kürt devletine doğru adım atılmıştı.

Biz acemilik diyoruz ama sürekli sömürgecilerin işine gelecek hataları tekrarlamak acaba sadece acemilik midir? Yoksa işin içerisinde başka bit yenikleri mi vardır? Örneğin, Derviş ile takışmalar bir danışıklı dövüş müydü?

Bölünme, bölünme dedik fakat bazen bu bölünmelerin yararı da oluyor. MHP’nin verdiği destek sonucunda Meclis’ten % 80 oranında çoğunlukla çıkan türban onayı malum medya tröstü ve Ertuğrul Özkök ile Başbakanı da böldü. Onca şerden sonra bu kadarcık hayır da oluversin artık...

Diğer bir bölünme de TÜRKSOLU’nun çarpıcı bir şekilde gündeme taşıdığı emekli TSK mensuplarına yapılan çirkin saldırıyla ortaya çıkan ve tohumları seçimler sonrasındaki “e-muhtıra” söylemleriyle atılan TSK karşıtlığının yarattığı ayrışmadır. Şimdiye kadar hiçbir siyasi oluşumun yandaşları; TSK’nın emekli mensuplarının, TSK’nın anayasal yükümlülüğü ve devletin kuruluş felsefesi olan laiklikten yana sergiledikleri demokratik tavırlarına böylesine çirkin bir saldırı düzenlememişti. Özellikle “milliyetçilik” iddiasında olan bir partinin bu tür tutumu, bölünmenin en tehlikeli biçimlerinin örneklerini gözler önüne sermektedir.

Laiklik savunulmadan milliyetçi olunamaz

“Laiklik”; Türkiye Cumhuriyeti halkını “kapıkulluk”tan “birey” noktasına taşıyan ve özgürleştiren, “akıl” ile bilimin emrine girmesini sağlayan, bu doğrultuda din ve devlet işlerinin ayrılarak “din”in sadece birey ile Tanrı arasındaki ilişkileri düzenleyen bir alan haline gelmesine imkan hazırlayan, “aydınlanma” ve “çağdaşlaşmaya” altyapı oluşturan ve son tahlilde de Türkiye Cumhuriyeti’nin “muasır medeniyet” düzeyine ulaşmasında baş rol oyunculuğunu üstlenmiş olan temel bir ilkedir. Dolayısıyla, ümmet aşamasından sonra geçilen “ulus-devlet”in ve “ümmetçiliğin” yerini alan “ulusalcılığın” temel direğidir. Bunun yıkılması “ulus-devlet”in ve onun ideolojisi olan “ulusalcılığın”da sonunu getirir. Zaten neo-sömürgecilerin ve işbirlikçilerinin “ümmetçiliği” temsil eden “ılımlı İslam”a dayanmalarının ve Osmanlı’yı yeniden yaratma projeleriyle onu yerleştirmeye çalışmalarının arkasındaki amaç da budur.

Aslında MHP’nin laikliği ortadan kaldırmaya yönelik türban yolunu açması, altındaki halıyı çekmesinden başka bir şey değildir. Gerçek milliyetçilik laiklikle birlikte vardır. Ümmetçilikle milliyetçilik örtüşmez. O yüzden MHP’nin laikliği herkesten fazla savunması gerekirken, onlar laikliğin köklerini dinamitlemekle meşguller.

Zaten MHP’yi ne yaptığını bilmez halde Amok koşucusu misali oraya buraya saldırtan da bu gerçeklerin farkında olmayışıdır. Bu bilinçsizlik, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsma aymazlığına neden olmaktadır.

Ama şunu iyi bilmelidirler ki, o bina çökerse kendileri de altında kalacaklardır.

Gerçi bunun için Türkiye Cumhuriyeti’nin çökmesine de gerek yoktur.

Çünkü bu kadar ani ve şaşkınlık yaratan zikzaklar çizen bir partinin vatandaş nezdinde inandırıcı olması zaten mümkün değildir.

Tarih en adaletli yargıçtır ve MHP’yi affetmeyecektir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe