18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Solcuların ev krokilerini basmasıyla ünlü Perinçek
ilk defa bir sağcının ev krokisini bastı!

Perinçek’in son bombası da diğerlerini aratmayacak cinsten. Aydınlık dergisinin 3 Şubat tarihli sayısında yer alan bir habere göre Perinçek, İçişleri Bakanlığı’na, İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yeni bir suikast girişimiyle ilgili başvurmuşİşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hepiniz tanırsınız. Binde üç’lük Perinçek, zaman zaman derin bağlantılarıyla gündeme gelir. Aydınlık’ın her iki kapağından birinde ya MİT vardır ya da CIA. O kadar derindir ki, bazen Perinçek’in kendisi de bu derinlik içinde kaybolur. Normal zamanlarda bile saçmalarken böyle dönemlerde ultra saçmalamaya başlar.

Perinçek’in bazı takıntıları vardır. Mesela kendisinden başka kimsenin bilmediği ve inanmadığı birtakım gizli örgütler vardır. Bu örgütlerin bütün derdi davası Doğu Perinçek ve İşçi Partisi’dir. Bu örgütlerin en meşhuru kimsenin ne menem bir şey olduğunu çözemediği “Süper Nato Örgütü”dür. Perinçek açıklamalarının önemli bir kısmında “Süper Nato” örgütünden bahseder durur ama bu örgütü Perinçek’ten başka gören, duyan olmamıştır. Perinçek’in Süper Nato takıntısı öyle bir hal almıştır ki evinin ya da partisinin yakınlarına süper market açılsa “O süper market değil, Süper Nato şubesidir” der.

Perinçek 80 öncesi sol grupların liderlerinin krokilerini yayıhlıyordu. Şimdi ise kendi evinin krokilerini yayınlıyor

Perinçek 80 öncesi sol grupların liderlerinin krokilerini yayıhlıyordu. Şimdi ise kendi evinin krokilerini yayınlıyor.

Her neyse, biz gelelim asıl meselemize. Perinçek’in bir de suikast takıntısı vardır. Özür dilerim yanlış söyledim; takıntıyı aşmış artık paranoya haline gelmiştir. Aşağı yukarı her sene bir kez Perinçek basın toplantısı düzenler ve bir suikast girişiminden kılpayı kurtulduğunu anlatır. İsmi bu güne kadar duyulmamış istihbarat örgütleri, bugüne kadar denenmemiş yöntemlerle Perinçek’i öldürmeye çalışırlar ama ne hikmetse Perinçek hepsinden burnu bile kanamadan kurtulur. Perinçek’in suikast ihbarlarının dökümünü çıkarmaya kalksak köşemizde yer kalmaz. Zannedersiniz mübarek Fidel Castro! Herhalde Fidel’e bile bu kadar suikast girişiminde bulunulmamıştır. E ne de olsa emperyalizmin en büyük(!) düşmanı Perinçek. MİT, CIA, Süper Nato, MOSSAD dünyada ne kadar istihbarat örgütü varsa işi gücü bırakmış Perinçek’i tufaya düşürmek için pusuya yatmış vaziyettedir. Ama Perinçek bu, emperyalizme karşı yılmaz savaşçı tüm bu tuzakları atlatarak devrimci(?) mücadelesine devam ediyor.

Perinçek’e karşı planlanan suikast girişimleri ile ilgili senaryoları Hollywood değerlendirse eminiz birkaç yıl senaryo sıkıntısı çekmezler. Hazır senaristler de grevdeyken Perinçek’i değerlendirmelerini öneriyoruz kendilerine.

Sözün burasında isterseniz Perinçek’e karşı planlanan suikast girişimlerinden birkaç örnek verelim. Perinçek Ekim 2001 tarihinde düzenlediği bir basın toplantısında, CIA’in MİT’e 200 adet bombalı cep telefonu gönderdiğini ve bu telefonlardan biriyle kendisinin öldürülmek istendiği bilgisini açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra bir dönem partide cep telefonlarının yasaklandığına dair rivayetler ortaya atılmıştı. Perinçek’in o açıklaması daha sonra terör örgütlerine ilham olmuş ve cep telefonu düzeneğiyle bombalamaların sayısı artmıştı.

Hatta bugünlerde ortalıkta dolaşan bir habere göre PKK’nın elebaşlarından Murat Karayılan tam da böylesi bir suikast girişiminden kılpayı kurtulmuştu. Olay şöyle; Murat Karayılan kendisine verilen cep telefonunun bombalı olduğu bilgisine ulaşıyor (nereden ulaşıyorsa?) ve bunun üzerine söz konusu telefonu korumasına vererek biraz uzaklaştırıp telefon çalınca açıp görüşmesini istiyor. Koruması uzaklaşınca Karayılan numarayı çeviriyor. Telefon çalar çalmaz booom! Koruma sizlere ömür. Tabi burada ayrı bir salaklık da yok değil. Telefonun patlayıp patlamayacağını anlamak istiyorsan koyarsın bir kenara, ararsın, patlayıp patlamadığını görürsün. Korumayı niye boşu boşuna öldürüyorsun ki? Tabi telefonun patlaması için illa bir Kürtle temas etmesi gerekiyorsa o ayrı.

Her neyse biz Perinçek’e geri dönelim. Bir gün Perinçek yine haber merkezlerine faks geçer. Kendisine düzenlenmek istenen bir suikast girişimi ile ilgili çok önemli açıklamalar yapacaktır. Parti merkezine gelen gazeteciler dumura uğrarlar. Çünkü kapıda bekleyen partili görevliler basın açıklamasını izlemeye gelen basın mensuplarının kalemlerini toplamaktadır. İşin özü içeride anlaşılır. Meğerse Süper Nato denilen emperyalist uşağı kuruluş, Perinçek’i kalem şeklindeki bir silahla öldürecekmiş. Bu açıklamadan sonra bir müddet Parti’nin güvenilir kalemleri dışında kalem kullanmamak gibi yöntemlerle tehlike bertaraf edilir.

Perinçek’e yönelik efsane haline gelmiş bir diğer girişim(!) ise geçtiğimiz yıl gerçekleşti. 2007 Mart ayında medyada yer alan haberlere göre Perinçek’in makam aracının fren boruları kimliği belirsiz kişiler tarafından kesilmişti. Genelde Parti binasının önünde muhafaza edilen makam arabası o gece ne hikmetse şoförünün evinin önünde kalmış. Bunu fırsat bilen menfur şahsiyetler de “fırsat bu fırsat” deyip fren borularını kesmişler. Sabah arabayı çalıştıran şoförü durumu fark etmiş. Arabayı tamirciye götürüp polis eşliğinde tutanak tutturmuşlar. Bu emperyalist suikastçılar da çok acemiymiş canım. Sen tutup hidrolik borusunun tamamını kesersen ilk çalıştırmada fark edilir. Bu arada Perinçek’in arabası da arabaymış hani. Fren boruları kesik halde tamirciye kadar sağ salim götürmüş. E ne de olsa Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı sırasında makam aracı olarak kullandığı zırhlı Cadillac.

Perinçek’in son bombası da diğerlerini aratmayacak cinsten. Aydınlık dergisinin 3 Şubat tarihli sayısında yer alan bir habere göre Perinçek, İçişleri Bakanlığı’na, İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yeni bir suikast girişimiyle ilgili başvurmuş. Başvuru dilekçesinde yer alan bilgilere göre Perinçek, 30 Ocak günü evinin önüne geldiğinde evinin önünde üç adet şüpheli araca rastlar. Kıllanan Perinçek, şoförü ve yanındaki koruma polisi ile birlikte araçlardan birini takibe alır. Araçların Gayrettepe’de bir araya geldikleri tespit edilir. Ancak bizim zehir hafiyeleri fark eden araçlar, farklı yönlere doğru hareket ederek izlerini kaybettirirler. Ancak Perinçek ikisinin plakasını almayı başarır. Bunları nereden mi biliyoruz? Perinçek’in yolladığı dilekçede yukarıda bahsettiğimiz olay tüm ayrıntılarıyla anlatılmış. Hatta olay mahallinin krokisi bile yayınlanmış.

İşin içine kroki girince, bilirsiniz kimse Perinçek’in eline su dökemez. Hatırlarsınız Aydınlık, 5 Mart 1979 tarihinde “Bilinmeyen Sol” başlıklı bir yazı dizisi yayınladı. Nuri Çolakoğlu’nun hazırladığı yazı dizisi 33 gün sürdü ve 49 adet sol örgüt ve fraksiyon deşifre edildi. Bu örgütlere mensup kişilerin evlerinin krokileri ve kapı numaralarına kadar ulaşılması çok zor bilgiler gazetede yayınlandı. Eminiz bu kroki ve adresler 12 Eylülcülerin epey işine yaramıştır.

Bu girişim ile ilgili bilgileri emniyet ve basınla paylaşan Perinçek, affedilmez bir hata yaparak bir dahaki girişimler için koz veriyor. Ne mi yapıyor? Kendi evinin krokisini de yayınlıyor. Herhalde inandırıcı olmak istiyor ama Perinçek gibi her daim öldürülme korkusu içinde yaşayan biri için vahim bir hata.

Bir de bu krokiden anlaşılıyor ki Perinçek’in yeni bir reklam kampanyasıyla karşı karşıyayız. Krokide Perinçek’in evinin bulunduğu bölge zaten işlek bir cadde ve arabaların geçmesi kadar doğal bir şey olamaz. Kaldı ki o araç sahipleri bilseler Perinçek’in evinin orada olduğunu eminim ki oradan geçmezlerdi. Hem yine krokiden anlaşılıyor ki Perinçek’in evinin yanında otopark var. Perinçek acaba her gün emniyete dilekçe yazıp otoparktaki araçların da plakasını veriyor mudur?

Böylelikle bugüne kadar sol örgütleri deşifre eden Perinçek bu kez hedefi şaşırarak kendini deşifre etti. Galiba kendisinin de solcu olduğunu sandı! E hep solcuların evlerini deşifre edecek değil ya biraz da sağcıları etsin adamcağız!

Bu arada Perinçek’in yeni bir özelliğini daha öğrenmiş bulunduk. Devlet kurumlarıyla bu kadar sık aralıklarla yazışan bir sol örgüt liderine dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız. Yılda bir-iki kez Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na, Milli Savunma Bakanı’na mektuplar ve dilekçeler gönderir. Zannedersiniz adam parti genel başkanı değil müsteşar.

Bir de tabi Perinçek’in AKP hükümetinden talepleri var. “Türkiye düşmanı güçler tarafından sürekli hedef gösteriliyorum ve tehdit ediliyorum” diye yakınan Perinçek, AKP hükümetinden konut koruması talep etmiş. Sözde yıkmaya çalıştığı hükümetten, ölüm korkusu nedeniyle, koruma talep eden “öncü, cesur” Doğu Perinçek!


Şeriatçıların İsrail sevgisi

Şeriatçıların İsrail sevgisiGerek bu köşede, gerekse TÜRKSOLU’nun diğer yazılarında AKP ile İsrail arasındaki aralarından su sızmaz ilişkiye çokça dikkat çektik. Çünkü Şeriatçıların İsrail ile kurdukları ilişkiler başlı başına işbirlikçiliğin ve ikiyüzlülüğün birer yansıması. Yıllardır antiemperyalist geçinen, Müslüman halkın duygularını sömürüp Filistin davasını kullanan, söylemde Siyonizm düşmanlılığını dillerinden düşürmeyen ancak iktidara gelince en büyük İsrail dostu olan bu ikiyüzlülerin maskelerini indirmek gerçek antiemperyalistlerin görevi.

Biliyorsunuz Türkiye’nin İsrail ile ikili ilişkilerinin başladığı dönem Erbakan dönemiydi. Askeri ve ekonomik anlamda başlayan ilişkiler ile birlikte Şeriatçılar, bir taraftan Filistin davasını satarken bir taraftan da kökleri olan Amerikancılığı ortaya koyuyorlardı.

Türkiye-İsrail ilişkileri AKP döneminde de artan ortaklıklarla devam etti. Meclis’te ABD’den sonra en kalabalık milletvekili grubu, geçen dönem Türk-İsrail dostluk grubuydu. İsrail Başbakanı Olmert’in Tayyip hakkında sıraladığı övgüler de dün gibi aklımızda. Zaten o Tayyip değil mi İsrail’in de ortak olduğu BOP’un eşbaşkanı olduğunu zanneden! Başka zaman Siyonizm düşmanlığı konu oldu mu mangalda kül bırakmayan Şeriatçı medya da her ne hikmetse İsrailliler Türkiye’ye geldiklerinde sus pus olup tedavülden kalkarlar. İşte benzeri bir durum geçen hafta İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın Türkiye’yi ziyaretinde gerçekleşti. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün davetlisi olarak iki günlüğüne Türkiye’ye gelen Barak, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve Abdullah Gül ile ikili görüşmelerde bulundu.

İkili görüşmeler klasik iki ülke ilişkilerinin çok güzel gittiği, Türkiye-İsrail işbirliğinin Ortadoğu için ne kadar önemli olduğu gibi bilindik konular çerçevesinde yoğunlaştı. Ehud Barak, Türkiye’nin Ortadoğu’daki barış ve istikrar için ne kadar güvenilir bir ülke olduğundan dem vururken, Vecdi Gönül de Kuzey Irak’a son dönemde düzenlenen hava operasyonlarında görev alan İsrail’in insansız uçaklarına övgüler yağdırdı. Bizler de böylece operasyonda sadece ABD’nin değil İsrail’in de katkısı olduğunu öğrenmiş olduk. Ancak yine de bu ziyaretin esas nedeninin olası İran operasyonundan bağımsız olarak ele alınmaması gerekiyor. Hele hele ABD Genel Kurmay Başkan Yardımcısı James Cartwright de Türkiye’deyken bizimkiler iyice kafakola alınıyor demektir.

Bu arada İsrail Savunma Bakanı Türkiye’deyken ilginç bir gelişme yaşandı. Ehud Barak’a Ankara’da sürpriz bir doğum günü partisi düzenlendi. Barak, Ankara’da resmi temaslarda bulunmadan önce İhsan Doğramacı’nın Bilkent Üniversitesi’nde onuruna verilen yemeğe katıldı. Yemek esnasında masaya üzerinde yanan mumlarla pasta gelince Ehud Barak’ın duygulandığı gözlenmiş. Sonrasında da Barak onuruna şampanyalar patlatılmış. Bu da AKP’lilerin ikiyüzlülüğünün başka bir örneği. Bir taraftan Türk toplumuna Şeriatı dayatan AKP, bir taraftan da yabancı konukları için şişe şişe şampanyalar patlatıyor. Bir ara hatırlarsanız Turgut Özal’ın içki içip içmediği tartışma konusu olmuştu.

Tartışmayı başlatan sözler ise Vecdi Gönül’e aitti. Gönül, Özal’ın içki içtiğini hatta patlatılan şampanyalardan dolayı Köşk’ün tavanının delik deşik olduğunu iddia etmişti. Şimdi Gönül’e sormak gerekmez mi: Bu ne perhiz ne lahana turşusu?


DTP davasında son durum

DTP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunulan savunmada ise yine Türk devleti suçlandı, açıktan bölücülük yapıldı ve meydan okunduYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatılması istemiyle dava açtığı Demokratik Toplum Partisi (DTP), ön savunmasını geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesine sundu. DTP tarafından yapılan açıklamada, 40 sayfalık ön savunmada Kürt sorununa sözde demokratik yollardan çözüm önerilerine yer verdikleri belirtildi. Savunma komisyonunda yer alan Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, 20’yi aşkın hukukçu ve akademisyenden görüş alınarak savunmanın hazırlandığını belirtti. Hakkari Milletvekili Hamit Geylani de HAK-PAR davasını örnek gösterdiklerini söyledi. Bilindiği gibi HAK-PAR’ın kapatılması için açılan dava, mahkeme heyetinin parti kapatma için gerekli nitelikli çoğunluğa ulaşılamadığı gerekçesiyle reddedilmişti.

DTP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunulan savunmada ise yine Türk devleti suçlandı, açıktan bölücülük yapıldı ve meydan okundu. Bölücü faaliyetlerin odağı olmakla suçlanan DTP’liler, verdikleri savunmada “uygulanan politikaların devamı, sorunu derinleştirir ve bir iç savaşa sürükler” tehdidinde bulundular. DTP, PKK için neden “terörist” sıfatını kullanmadığına dair verdiği savunmada, “Masum insanların öldürülmesi esas alındığında, bu tanımın devletler için de geçerli olabileceğini” belirterek açıktan terörle mücadele eden Türk devletini ve Türk Ordusu’nu suçladı. Ayrıca PKK’nın tanımı konusunda Türkiye’de bir görüş birliği bulunmadığı belirtilen savunmada, dolaylı olarak bölgesel özerkliğin savunulduğu da ifade edildi. Ayrıca savunmada teröristbaşı Apo da savunularak söylemlerinin şiddet içermekten uzak ve barışçıl olduğu ifade ediliyor.

DTP için artık yavaş yavaş yolun sonuna gelinirken DTP’liler de tahrikin dozunu gitgide artırıyorlar. Bunun son örneği ise savunma adı altında Anayasa Mahkemesi’ne sundukları meydan okuma bildirisi. Geçtiğimiz haftalarda ise biliyorsunuz Güneydoğu’daki yandaşlarıyla birlikte PKK’yı korumak için dağa çıkmışlardı. AKP Cumhuriyet’in altını oymaya devam ededursun, Kürt kardeşleri de bölünme için adımlarını sıklaştırıyorlar. Ve bu ülkede birileri sözde çete operasyonlarıyla “halkı isyana teşvik”ten hapis yatarken, halkı tahrik edip dağa çıkaranlar ellerini kollarını sallaya sallaya ortalıkta dolaşıyor.


..kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... ..kısa... kısa...
Son sözü sorulan Alparslan Arslan: “Ben imanlı kişilerden Türkiye’de Şeriatı ilan etmelerini istiyorum. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın Şeriatı ilan etmesini istiyorum. Genelkurmay’ı da tehdit ediyorum. Türkiye’de türban ve Şeriatın önüne geçmeye çalışmasınlar, çok kan dökülür.” dedi2006 yılında Danıştay’a düzenlenen saldırıyla ilgili açılan dava sonuçlandı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen son duruşmada sanıklara ceza yağdı. İki yıl önce Danıştay’ı basan Alparslan Arslan, yakın zamanda türbanla ilgili bir karara imza atan 2. Daire üyelerinin toplantıda olduğu bir esnada düzenlediği silahlı saldırı sonucunda, Yücel Özbilgin’in ölümüne, dört üyenin de yaralanmasına sebep olmuştu.

Sanık Arslan, cebir ve şiddetle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın düzenini ortadan kaldırmaya, yerine yeni bir düzen getirmeye teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet; Danıştay 2. Dairesi Üyesi Yücel Özbilgin’i tasarlayarak ve yaptığı kamu hizmetinden dolayı kasten öldürmekten bir kez daha ağırlaştırılmış müebbet; 2. Daire üyesi dört kişiyi yaralamaktan toplam 60 yıl hapis; patlayıcı madde bulundurmak, kullanmak, Cumhuriyet gazetesine bomba atarak mala zarar vermek ve ruhsatsız silah suçlarından 8 yıl 9 ay hapis olmak üzere toplam iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 68 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Son sözü sorulan Alparslan Arslan: “Ben imanlı kişilerden Türkiye’de Şeriatı ilan etmelerini istiyorum. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın Şeriatı ilan etmesini istiyorum. Genelkurmay’ı da tehdit ediyorum. Türkiye’de türban ve Şeriatın önüne geçmeye çalışmasınlar, çok kan dökülür.” dedi.

İlhan Selçuk 12 Şubat Salı günü “Türkler Aptal mı?” başlıklı bir yazı yayınladı. Türbanın serbest bırakılmasının şokunu yavaş da olsa atlatarak Türkiye’nin bir tuzağa düşürüldüğünü anlamaya başlıyor
Böylece İlhan Selçuk bu husustaki kendi sorumluluğunu unutturup halk düşmanı çizgiye kayıyor. Kendisini bunun dışında tutarak aptal olmadığını söylediğine göre Türk de değil herhalde

Türban yasasının AKP-MHP ortaklığı ile Meclis’ten geçirilmesinin ardından bazı kesimlerde yaşanan şok dalgası kendini yavaş yavaş kızgınlığa bırakıyor. Tabi bu kızgınlık AKP’ye ve MHP’ye yönelik bir kızgınlık değil. Geçen sayımızda uzun uzun bahsettik. Atatürkçü kesim içinde Atatürkçüleri yanlış yönlendirip MHP’ye oy verdirten İlhan Selçuk şok etkisinden kurtularak kızmaya başladı. Ama kızdığı kesim dediğimiz gibi AKP veya MHP değil. Onlara oy verdirttiği için Tuncay Özkan’a ya da kendine de kızmıyor. Kızdığı kesim Türkler. Seçim sonuçları açıklandığı sıralarda bazı kesimlerden yükselen halk düşmanı feryatlar bu kez İlhan Selçuk’un “Pencere”sinden yükseliyor.

İlhan Selçuk 12 Şubat Salı günü “Türkler Aptal mı?” başlıklı bir yazı yayınladı. Türbanın serbest bırakılmasının şokunu yavaş da olsa atlatarak Türkiye’nin bir tuzağa düşürüldüğünü anlamaya başlıyor. Tuzağa düşürenleri es geçen İlhan Selçuk, “Türkiye bir tuzağa düşürüldü. Aziz Nesin hep yinelerdi: Türkler aptaldır. Abartıyor sanırdım. Şimdi inanmaya başladım… kadınımızı, kızımızı tesettüre mahkum edersek, Tarih Baba’nın defterine kimliğimiz nasıl yazılacak: Aptal Türk!..”

Böylece İlhan Selçuk bu husustaki kendi sorumluluğunu unutturup halk düşmanı çizgiye kayıyor. Kendisini bunun dışında tutarak aptal olmadığını söylediğine göre Türk de değil herhalde. Bile bile kendi sorumluluğunu hasıraltı etmeye çalıştığını kimsenin anlamadığını düşünecek kadar da... Her neyse!



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe