18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Yunus Yılmaz

Türbancılar kendine Müslüman!

Berlusconi beyaz şarap Tayyip Erdoğan su içti

Tayyip Erdoğan İtalya gezisi nedeniyle orucuna ara verdi

Tayyip, Amerika’daki efendilerine şirin gözükmek için 11 Eylül saldırılarından sonra “Tanrı Başkan ve Kongre üyelerini, İsa Mesih’in yolundan ayırmasın. İsa der ki; kendin için istemediğini başkası için de isteme” duasını okumuştu. Kiliselerde okunan bu duayı anladık da(!) Tayyip’in Başbakanlığının ilk yıllarında Ramazan ayına gelen yurtdışı gezilerinde oruç bozup, yurtiçi gezilerinde oruç tutmasını nasıl yorumlayacağız? Bu da Batıya şirin görünmek için olmasın sakın?

Türbansız Müslüman olmaz mı?

Tayyip, en son Uluslararası Münih Zirvesi’ne onur konuğu olarak katılmıştı. Burada türban ile ilgili sorulara cevap vermek zorunda kalması Tayyip’i sinirlendirmeye yetip de artmıştı bile. Özellikle Alman Hıristiyan Demokrat Partisi Dış İlişkiler Üyesi Elmark Brok’un, “Türkiye’deki türban düzenlenmesinin AB’nin siyasi kriterlerine uymadığı” yönündeki sözlerine karşılık Tayyip, “Din eksenli parti değiliz. Bizim partimiz, muhafazakar demokrat parti” diyerek cevap vermeye çalışmıştı. Devamında; “Müslümana kimsenin kalkıp dini bu kadar iyi yaşıyorsun deme hakkı olmadığını” söyleyen Tayyip; türbanlıların Müslümanlığı iyi yaşadığını, türbansızların da Müslümanlığı iyi yaşamadığını ima etmiştir aslında.

Tüm gericilerin hemfikir olduğu konu da bu değil midir?

Türbanı bayraklaştıran zihniyet, türbanlıların Müslümanlığı iyi yaşadığını, türbansızların ise iyi yaşamadığı kanaatindedir. Zaten tüm sorun da buradan çıkıyor.

Türbancılar, halkın saf dini duygularını sömürerek, ideal Müslüman olduklarını ileri sürerek, hedefledikleri makam ve mevkilere türban sayesinde gelmeye çalışırlar. İşte bu zatı muhteremler dünyevi nimetler için, uhrevi ve dini kavramları kullanmaktan asla çekinmezler. Bunun günlük hayattaki açıklamasına, dini siyasete alet etmek denir.

“Allah’ın emirleri”ni AB adına rafa kaldırdılar!

Oysa türbanı dinin en önemli unsuruymuş gibi öne sunanlar, dinin diğer emirlerinden bahsetmemektedirler. Örneğin Mazlum-Der’in tüm türban eylemlerinde “Başörtüsü Allah’ın emridir” yazılı bir pankart açıldığını görürsünüz.

Ama 2004 yılının sonlarında AB’ye giriş konusunda zina düzenlenmesi tartışmaları gündeme oturmuştu. Oysa Mazlum-Der gibi Müslümanlığı kimseye bırakmayan sözde Müslümanların, zina ile ilgili AKP’yi eleştiren bir açıklamasını duyamadık her nedense. Zina Allah’ın yasakladığı emirlerden değil mi?

Peki Tayyip, AB’ye girme sevdası yüzünden, zinayı suç olmamaktan neden çıkartmıyor? Sözde Müslüman türbancı dernekler neden susuyor?

Allah’ın emri ise hepsi Allah’ın emri. Niye birini alıp ötekini görmezlikten geliyorlar acaba? Takiyye yapıyor olmasınlar?

Evet, bizce de takiyye yapıyorlar. Biz biliyoruz ki, şu Allah’ın emri, bu Allah’ın emri diye ortaya çıkanlar; laik bir devlet yerine, dini bir devlette yaşamayı tercih etmektedirler. Yine biz biliyoruz ki, arzuladıkları İslami devlette İslami emir ve yasaklara göre yaşamak istiyorlar. Ama ahiret hayatlarını, dünyevi nimetlerin yerine sattıkları için şimdilik AB’ci ve AKP’ci takılıyorlar. O nedenle Allah’ın emrinin birini alıp birini rafa kaldırıyorlar. Nasıl olsa öbür dünyada onları AKP ve AB kurtaracaktır! Yani Müslümanız diye ortada dolaşanlar bile Allah’ın emrini rafa kaldırmaktan çekinmiyorlar. Aslında onlar gizli laikler de haberleri yok. Biz böylelikle hatırlatmış olalım!

Batının ahlaksızlığını millete dayatan Tayyip’in ta kendisidir

Bir de Tayyip’in son günlerde, “Biz Batının ilmini satın almadık. Maalesef değerlerimize ters düşen ahlaksızlıklarını aldık” diyordu.

Tayyip kusura bakmasın, Batının ahlaksızlığını Türk toplumu almamıştır. AB’ye gireceğiz diye bu topluma Batının ahlaksızlığını dayatan Tayyip’in ta kendisidir, hatırlatırız. Madem Tayyip çok ahlaklıdır; işe öncelikle zinayı suç olmamaktan çıkaran yasayı kaldırmakla başlasın, sonra AB’ye girme sevdasından vazgeçsin. Ondan sonra belki inandırıcı olabilir! Ayrıca Tayyip, kendi kusur ve ahlaksızlıklarını Türk Milleti’ne yamamaya çalışmasın. Hiç yakıştıramıyoruz vallahi!..

Hafızamızı biraz zorlarsak, bugün AKP’yi oluşturanların, eski Milli Görüşçü olduğunu hatırlarız. İşte o zamanlarda “yenilikçiler” adı altında ortaya çıkarak “değişip, geliştiklerini” söyleyenler, artık Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını söylüyorlardı. İşte bu süreçten sonra AKP’yi kuran yenilikçiler, “Erdemliler Hareketi’nin başucu kitabı” olarak niteledikleri “Türkiye Projesi” adlı bir kitapçık ile bu projelerini açıklıyorlardı. Rapordaki ana başlıklar içinde şunlar yazıyordu:

1- Varlığımızın temel şartı Batıyı anlamaktır.

2- Kapitalizme alternatif ekonomi rejimi yoktur.

Okuduğunuz gibi, AKP’liler raporlarında yazdıkları gibi Batıcı ve kapitalisttirler, ama Batının ahlaksızlığını aldık diye ahkam keserler.

İnsanın insanı sömürdüğü bir düzen olan kapitalist düzenin yani kapitalist Batının ürettiği liberal fikirlerin hangisinde ahlak vardır acaba?

İnsanın insanı sömürdüğü yerde ahlak olur mu?

Hem kapitalist olacaksınız, hem de ahlaklı olmaya çalışacaksınız. Dinimiz İslamiyet, insanın insanı sömürdüğü kapitalist düzene onay verir mi bre gafiller?

Türkiye’nin imamıyım diye ortada gezenler, ilk önce İslamiyeti öğrensin, sonra din adına konuşsun!

Ama Tayyip, AİHM’nin türban ile ilgili verdiği kararı açıklayarak, “Söz söyleme hakkı din ulemasınındır… Ben diyorum ki dinde bunun yeri (türban) var. Biraz bu alanda mürekkep yaladık” diyerek, fetva veriyordu.

Laik kesimden din üzerine dini açıklamalar gelince yaygara koparanlar, acaba Tayyip’e neden tepki göstermiyorlar? Yine hatırlatırız, Türkiye’nin imamıyım diye ortada gezen kişi, 2002 yılındaki bir konuşmasında 4 hak dinden bahsediyordu!

Tayyip ABD’nin dayattığı hiçbir şeye gıkını bile çıkartamaz

Yine hatırlayalım, Tayyip’in eski danışmanı Cüneyd Zapsu’nun hanımı erkeklerle karışık başı açık namaz kılmıştı. O zamanki eleştiriler karşısında Tayyip, “… Arkadaşımın eşiyle ilgili olayı alıp bunu AKP’ye mal etme gayretleri içine giriyorlar. Bu çok yanlış bir şey. Bu bir ailenin kendi hukukunu adeta zedeleme yoludur, çok çirkindir” diyerek basını eleştiriyordu.

Dikkat ederseniz her konuda dini fetva veren Tayyip bu konuda nedense fetva vermiyor. Neden acaba? Amerika’dan dayatılan her şeye eyvallah diyenler neden bu konularda eleştiride bulunamıyorlar? Bu tarz bir eylem laik kesim tarafından gerçekleştirilseydi Tayyip’in yorumu böyle mi olurdu acaba?

Cevabını biz verelim. Sözde muhafazakar olan Tayyip, Amerika’dan dayatılan hiçbir şeye gıkını çıkartamaz, efendilerine karşı olamaz da ondan.

Hatırlayalım Tayyip, Amerika’daki efendilerine şirin gözükmek için 11 Eylül saldırılarından sonra “Tanrı Başkan ve Kongre üyelerini, İsa Mesih’in yolundan ayırmasın. İsa der ki; kendin için istemediğini başkası için de isteme” duasını okumuştu.

Kiliselerde okunan bu duayı anladık da(!) Tayyip’in Başbakanlığının ilk yıllarında Ramazan ayına gelen yurtdışı gezilerinde oruç bozup, yurtiçi gezilerinde oruç tutmasını nasıl yorumlayacağız? Bu da Batıya şirin görünmek için olmasın sakın?

Herkesin bildiği bir gerçek daha var. O da Tayyip’in şehitler için “kelle”, bölücü başı için “sayın” ifadesini kullanmasıdır. Kimse şunu sormadı: Tayyip gibi muhafazakar, dini bütün bir insan(!) şehitler için “kelle” ifadesini neden kullandı?

Cevabını yine biz verelim. Milli Görüşçülerde şöyle bir inanç söz konusudur: Laik devlet için şehit düşenler, canını feda edenler gerçek anlamda ahiret şehidi değildir.

Eğer İslami bir devlet için canını feda etseydiler şehit olurlardı. İşte Tayyip, bu inancından dolayı, Doğuda şehit düşenler için “kelle” ifadesini kullanmıştır.

Dikkat edilirse Avusturalya’da bir radyo konuşması yaptığı yıllar, Tayyip’lerin yenilikçi hareketi başlattığı yıllara denk gelmektedir. Hani sözde değiştiğini, geliştiğini söylediği yıllar. Bu bile Tayyip’in ne kadar değiştiğinin bir göstergesidir. “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözünü de bu şekilde yorumlayın. Şehit cenazelerine gitmek yerine açılış ve toplantılara katılması da bu nedenledir.

“Teferruat” olan türban nasıl birden “Allah’ın emri” oldu?

Bir de eski bir devlet memuru var. Amerikan çiftliklerinde at koşturup, gizli güçlere hizmet edip Türkiye’ye gelemeyen bir cemaat lideri var.

Evet, evet... Anladınız siz onu.

İşte o zatı muhterem, daha düne kadar “Türban teferruattır” diyordu. Yani o kadar da önemli değildir demek istiyordu. Şimdi ise AKP’nin eli kuvvetlendiği vakit, “Türban Allah’ın emridir” diye açıklama yapıyor. Madem Allah’ın emri ve önemli bir şeydi, dün niye teferruattır, önemli değildir demeye getiriyordu? Allah’ın kesin bir emrini o zatı muhteremin zamana göre değişik yorumlamaya yetkisi mi var, yoksa yalan söyleyip takiyye mi yapıyor?

Biz söyleyelim, bal gibi yalan konuşuyor. Hem de eski bir devlet memuru olarak kendini din adına fetva vermeye yetkili görüyor. İşte böyle adamların din adına konuşmaya hakkı var, bizim yok ama…

Gericilerin diğer bir ortak özelliği de dünyevi nimetleri elde etmek için hiç çekinmeden de yalan söylemeleridir. Bunlar için her şey mubahtır. Bunlar rejimi değiştirmek, Cumhuriyeti yıkmak için her türlü yalanı söyler ve takiyye yapmaktan da çekinmezler!

Buna en iyi örneklerden biri Mehmet Ali Şahin’dir! Muhalefetin tüban ile ilgili sert açıklamalarına cevap vermek zorunda kalan Şahin, “Vatandaşın, sorunum dediği hiçbir probleme yöneticiler sessiz kalamaz. Mutlaka onlarla ilgilenmek durumundadır.” diyerek türbanın neden en önemli gündem maddesi olduğunu söylemeye çalışıyordu.

Oysa Şahin, 2006 yılındaki bir konuşmasında, yaptıkları ankete göre türbanın Türkiye’de yüzde 1.5’lik kesim için sorun olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor ve “önceliğimiz türban değil işsizliktir” diyordu.

Anlaşılan işsizliği sorun olarak görenler 2008’e gelindiğinde yüzde 1.5’in altına düşmüş ki türbanı öncelikli gündem maddesi yapmışlar!

Şimdi buna inanalım mı? Acaba Şahin’in sözlerinden hangisi doğru, hangisi yalan?!

Ama, kim ne derse desin Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük takiyyecisi Tayyip’in eline kimse su dökemez.

1994 yılındaki bir konuşmasında “Hem Müslüman hem laik olunmaz” diyordu. İktidara geldikleri yıllarda ise, “Kişi laik olamaz, devlet laik olur” diyerek laik kesime laikliği öğretmeye çalışıyordu.

Tayyip, 2008 yılı başlarındaki bir konuşmasında “ Sadece başı açık kadınlar mı laik olur? Başı kapalı kadınlar laik olamaz mı?” diye soruyordu. Devamında “Kişi laik olamaz devlet laik olur. Biz laik devletimizin laik neferleri olarak yolumuza devam ediyoruz” diyerek kafaları karıştırıyordu.

Hem kişi laik olamıyor hem de laik devletin neferi oluyor, bu nasıl oluyor anlayamadık? Anlayan varsa buyursun!

Biz mi yanlış hatırlıyoruz, “İslam’ın karşısında laik değilim” diyen Tayyip değil miydi? Laik olmayan biri laik devletin neferi nasıl oluyor? İnsanın, atma Recep din kardeşiyiz diyesi geliyor!

Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, “Cumhuriyet, laiklik ve milliyetçilik gibi ilkelerin artık yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesini” istemişti. Daha sonra ortaya çıktı ki, bu sözleri sarf eden Ömer Dinçer, kaynak belirtmeden başkasına ait bilgiyi akademik kariyerinde yükselmek için kullanmış.

İşte o günlerde Dinçer’i “Benim müsteşarımın sizin vereceğiniz kariyere ihtiyacı yoktur” sözleriyle savunan Tayyip, “Milli egemenlik, milli devlet, laiklik kavramların demokratik gelişmeye paralel şekilde yeni anlamlar kazandıkları, hayatın ve dünyanın bütünü gibi değişime açık oldukları unutulmamalıdır” diyordu.

Tayyip’in Ömer Dinçer’i sürekli savunmasının asıl nedeni, karanlık zihniyetlerinin ortaklığıdır. Gerçekten milliyetçi ve laik olan biri böyle sözler sarf eder mi? Ama, insan bir kere takiyyeci olmaya görsün!

Tayyip değişmediğini kendisi itiraf ediyor

Aslında Tayyip’i bu kadar da eleştirmemek lazım!

Değiştim, geliştim dediği yıllarda “Değiştik, ama değişimden kastedilen, birtakım oligarşik güç odaklarının etkisi altına girmekse, böyle bir değişim yanımıza gelemez. Temel ilkeler ve ahlaki değerlerimizde değişim söz konusu değil.” diyordu.

İşte Tayyip kendi ağzı ile söylüyor. Daha önce sahip olduğu Milli Görüşün temel ilkeler ve ahlaki değerlerine sahip olduğunu söylüyor.

Sonrasında da itiraf etmedi mi “Ben değişmedim” diye. Demek ki doğru söylüyormuş, değişmemiş! Zaten değiştiğine inanan da saftır!

Son olarak gündeme oturan türban tartışmalarında Tayyip, türbanın üniversitelerde serbest bırakılacağını söylüyordu. Kamuda başka bir yerde serbest olması için çalışmadıklarını sürekli olarak ifade ediyordu. Hatta, “hedef kamuda da türban” diyen AKP Konya Milletvekili Hüsnü Tuna hakkında ortamı gerecek sözler sarf ettiği için sözde inceleme başlatmıştı.

Peki, Egemen Bağış da “Meclise türbanlı vekiller de girsin” dedi. Onun hakkında niye bir inceleme başlatılmadı?

Ya da “Türbanlı belediye Başkanı da olmalı” diyen AKP Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaban?

AKP’li Fatma Şahin’in şu sözlerini de unutmadık: “Kamuda çalışanlar da türban takmalı.”

AKP’liler ne kadar takiyye yaparlarsa yapsınlar, bilinç altındaki takıntılarını dile getirmeden duramıyorlar. Topluma sürekli yalan söyleyenler, gerçek niyetini gizleyerek kandıranlar, takiyye yapanlar kendilerine süper Müslüman süsü vermektedirler.

Bunların gerçek yüzünü ortaya çıkaranları da sahte Atatürkçülükle suçlamaya çalışarak susturmaya çalışmaktadırlar. Sanki kendileri Atatürkçüymüş gibi!..

Sahte Atatürkçülük numaraları tutmayınca da, “Siz Allah’ın emirlerine kaşısınız, dinsizsiniz” diyorlar...

Gördüğünüz gibi türbancılarımız kendine Müslüman!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe