18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy “Türkiye laiktir laik kalacak”
ve “Türkiye İran olmayacak” söylemleri üzerine

Laiklik nasıl doğdu?

Özellikle Uğur Mumcu’nun katledilişinden bu yana bu iki söylem kitlesel yürüyüşlerde sloganlaştırılmıştır. Gerek Cumhuriyet yürüyüşlerinde, gerekse içinde bulunduğumuz dönemde “Türkiye İran olmayacak, Türkiye laiktir laik kalacak” söylemleri ana stratejik söylem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu söylemleri analiz ettiğimizde ya da laiklik kavramını çözümlediğimizde karşımıza Marks’ın Yahudi sorununda ele aldığı bir kavram çıkmaktadır.

Marks’ın Fransız devriminin üç ana sloganı olan eşitlik, özgürlük ve güvenlik kavramlarını ele alışı, Fransız devriminin ana ilkelerini ortaya koyması açısından ilginçtir. Marks özgürlük kavramını, Yahudi burjuvazisinin Yahudi kalarak ticaret yapma özgürlüğü ve mülk edinme özgürlüğü olarak ele almaktadır. Güvenlik kavramını ise Yahudi burjuvazisinin malının ve parasının güvenliğinin sağlanması olarak değerlendirmektedir. Eşitliği ise bir kenara koymaktadır.

Hıristiyan teokratik devlette Yahudiler, Yahudi olarak ticaret yapamamakta, mülk edinememekte, mülkünün ve parasının güvenliğini sağlayamamaktadırlar. Bu anlamda da Hıristiyan derneğine üye olmak zorundadırlar. Hıristiyan ticaret derneğine üye olabilmek içinse Hıristiyan olmak gerekir. Gerek Avusturya-Macaristan’da Protestanlığa dönen yeni Hıristiyanlar, gerek Moranolar, gerekse İspanya’daki yeni Hıristiyanlar Yahudiliklerini kendi içlerinde korudukları halde teokratik Hıristiyan devlete karşı takiyye yaparak ticaret yapma, mülk edinme özgürlüklerini ve güvenliklerini sağlama yoluna gitmişlerdir.

Fransız devrimini burjuvazinin aristokrasiye, feodallere karşı devrimi olarak tanımlamak bu noktada yanlış olmaktadır. Çünkü Fransız Hıristiyan ticaret burjuvazisi bu teokratik devlette ticaret yapabilmektedir ve malının güvenliği söz konusudur. Burada devrimin temelini ise Yahudi burjuvazisinin Yahudi kalarak ticaret yapma özgürlüğü, malının güvenliği ve devlet içinde kendini temsil etme oluşturmaktadır.

Yahudiler, Yahudi olma haklarından vazgeçerek dinlere karşı bağımsız ve eşit mesafede olan yeni bir devlet biçimi ortaya çıkarmıştır. Bu devlet biçimiyse Marks’ın deyimiyle politik devlettir. Yani teokratik devlet yerine Yahudileri Hıristiyanlar ile eşit gören politik devlet söz konusu olmuştur.

Marks’ın vurguladığı olgu, Yahudi burjuvazisinin küresel egemenliğini sürdürebilmek için yerel Hıristiyan ve hatta Müslüman devletlerde Yahudi kalarak ticaretinin, parasının, malının, canının güvenliğini sağlayan evrensel ilkeleri ortaya çıkarmıştır. Bu konuyu Werner Sombart’ın İleri Yayınları’ndan çıkan “Kapitalizm ve Yahudiler” adlı kitabında ayrıntılarıyla görebiliriz.

Marks politik devlette, Yahudilerin Yahudi olarak ayrıcalıklarının kalktığı noktada yeni sorunlar çıktığının altını çizmiştir. Yani Hıristiyan teokratik devlet kendini dinden bağımsızlaştırdığında, Yahudiye ve Hıristiyana eşit mesafede kaldığında Yahudiler bu soruna Yahudi haklarını da yanında taşımak noktasında öne çıkmışlardır.

Cumhuriyet mitinglerindeki “Türkiye laiktir, laik kalacak” söyleminin temelini iyi analiz etmemiz için laikliğin ve İslamcı söylemin süreç içinde gelişimini, küresel jeopolitikte bu bölgelerin emperyal biçimlendirilmesinin araçsal rolünü görmemiz gerekmektedir.

Cumhuriyet mitinglerindeki “Türkiye laiktir, laik kalacak” söyleminin temelini iyi analiz etmemiz için laikliğin ve İslamcı söylemin süreç içinde gelişimini, küresel jeopolitikte bu bölgelerin emperyal biçimlendirilmesinin araçsal rolünü görmemiz gerekmektedir. Cumhuriyet yürüyüşlerinde yanlış stratejiyle laiklik öne çıkarılmıştır. İslamcılık ve laiklik tercihi yapıldığında halkımızın %70’inin İslamcılığın yanında yer alacağını vurgulamıştık. Nitekim MHP ve AKP’nin oy oranlarının bu noktaya geldiğini maalesef gördük. Aynı şekilde yerel seçimler öncesinde ve genelde de uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak üniversitelerde ve kurumlarda İslami ideolojik bir aygıt olarak başörtüsü öne çıkarılmaktadır.

Burjuvazi en başından küreseldi

İşte burada Marks’ın vurguladığı özgür devlet kavramı ise Yahudi ideolojisi olan paradan soyutlama düşüncesini ütopya olarak öne çıkarmıştır. Yani Yahudi sorununun çözümü, Yahudinin Yahudi ideolojisinden yana paradan bağımsızlaştırılması noktasına gelinmiştir.

Bu genel analiz aslında burjuvazinin başından beri küresel olduğunu ve Fransız, İspanyol, İtalyan veya Alman burjuvazisinin Yahudiliğe karşı oluşunun aslında yerel burjuvaların küresel burjuvaziye karşı çıkışı olduğunu gösterir. Bu anlamda burjuvazinin başından beri küresel bir işleyişi vardır.

Bu işleyişi evrenselleştirme noktasında Fransız devrimi ilkeleri evrenselleştirerek Yahudilik ve küresel paranın soyutlandığı bir görüntüyle ulus-devletler öne çıkarılmıştır. Bu ulus-devletlerin ideolojisi ise dinden bağımsız olma noktasındadır.

Türkiye’de Yahudi küresel sermaye temsilciliğine ve Yahudi ideolojisine karşı İslamcı ideolojinin bir karşı çıkışı vardır. Bu karşı çıkış Almanya’daki yerel burjuvazinin küresel Yahudi burjuvazisine karşı çıkışı ile özdeş bir temele dayanmaktadır. Bu, yerel tefeci-bezirgan sermayenin İslamcı örtü ile örtünerek küresel Yahudi para sermayesinin evrenselci tezine karşı çıkışıdır. Bu eksene oturtmadığımız hiçbir analiz gerçeği görme noktasına ulaşamaz.

İdeolojik aygıt olarak dini çözümlemediğimizde de olayı kavrayamayız. İdeolojik aygıt olarak din kavramını esas olarak Gramsci ve Althusser’de görmekteyiz. Gramsci, burjuvazinin İtalyan faşizmini oluşturmasının dini yani Kilise’yi ideolojik aygıt olarak kullanmasıyla mümkün olduğunu ve Mussolini ile Kilise’nin beraberliğini bu boyutta görmek gerektiğini ortaya çıkmıştır.

Fransız devriminin aşamalarında teokratik devletten politik devlete geçildiğinde sınıf mücadelesinin keskinleşmesi ve kitlelerin yöneticilere başkaldırması nedeniyle Fransa, teokratik devlet ilkeleri doğrultusunda olmasa bile dini ideolojik aygıt olarak tekrar kullanma noktasına gelmiştir.

“Dinin ideolojik bir aygıt olarak kullanması nedir?” sorusuna geldiğimiz zaman, egemen bir sınıfın diğer sınıfları yönetebilmesi için baskı aygıtı olarak polis ve hukuk yani hapishaneler, mahkemeler, karakollar üçlemesi yeterli değildir. Bu ancak yöneten sınıf ile yönetilen sınıflar arasında bir konsensüsün kurulmasıyla mümkündür. Bunun adı da hegemonyadır.

Bu hegemonyanın hayata geçirilebilmesi için de egemen sınıf mutlaka ideolojik aygıtlar kullanır. Yani Kilise’yi, dini, onun sembollerini, ritüellerini kullanarak, medyayı, eğitimi bu yönde yönlendirerek ve hatta spor eğitimiyle insan psikolojisinin tabiiliğini geliştirerek egemen olduğunu vurgulamaktadır.

Buna Poulantzas’ın eklediği bir gerçek ise egemen sınıfın kendisini sınıf olarak gösterdiğidir. Egemen sınıf ancak bir iktidar bloğu oluşturarak, yani belli burjuva fraksiyonlarını ve katmanlarını yanına alarak bir iktidar bloğu oluşturarak ve bu blok da ideolojik aygıtları göstererek kendini halk olarak gösterebilir.

İkinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş dönemindeki faşizmlerin analizi gerek Gramsci, gerek Althusser ve Poulantzas tarafından yapılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte modernleşme ve küreselleşme kavramları ise Amerikan maddi genişleme döneminin yeni ideolojik aygıtları olarak kullanmışlardır. Bu ideolojik aygıtlar başlangıçta demokrasi kavramını öne çıkarmıştır.

İslamın Türkiye’de öne çıkışı

Küresel Amerikan emperyalizminin emperyal yayılımı ve imparatorluk dönemini temsil eden bu dönemde piyasa ve demokrasi kavramlarıyla evrenselleştirilmiş bir ideolojik yaklaşım söz konusu olmuştur. Bu, Türkiye’de Demirkırat ile temsil edilmiştir. Demirkırat dönemi Türkiye’nin Amerikan emperyalizmine entegre olma dönemidir. Bu dönemde ideolojik aygıtlar olarak İslam, tarikatlar ve bunların sembolleri olan örtünme ve tarikat ritüelleri öne çıkmıştır.

İdeolojik aygıt olarak İslamın öne çıktığı ilk politik hareket ise İngiliz emperyalizminin 1920’lerde Selefi-Vahhabi İslam ideolojisini öne çıkararak Osmanlı hilafetine karşı Arapları ayaklanması olmuştur. Osmanlı halifeliğini kaldıran Mustafa Kemal’in İslam dünyasının parçalanmasına sebep olduğu söylemini tersten okumak gerekir. İngilizler Vahhabiliği ve Selefiliği petrol bölgeleri üzerinde egemenlik kuracak bir araç olarak Osmanlı’ya karşı kullanmış, Osmanlı’yı İslam görmeme tarzında bir söylemle Selefi İslam öne çıkmıştır.

Osmanlı’da İslam ancak büyük şehirlerde yer almıştır

İslamın ideolojik aygıt olarak kullanılması söylemini esas aldığımız zaman, Osmanlı döneminde İslam ancak belli büyük şehirlerde kurumlarıyla yer almıştır. Kasabalarda ise İslamcı söyleme sahip tefeci-bezirgan sermaye ile Batıcı Yahudi para sermayesi ve ticaret sermayesine karşı çelişkisinin olduğu bir süreç söz konusudur.

Bu dönemde İslamiyet yaygın bir ideolojik aygıt olarak merkezi ideoloji tarafından köylerimizde kullanılmamaktadır. Ramazan ayında köylünün kendi imkanlarıyla tuttuğu imamla oruç bozan, namaz kılan ve Ramazan bitimi sonrasında imamın yemeğini ve ücretini ödenmediği için faaliyetin sona erdiği yapıdan, İslam köylerde ideolojik bir aygıt olarak merkez tarafından kullanılmazken, 1950’li yıllardan sonra köylerde ideolojik bir aygıt olarak kullanılmıştır. Yani Demirkırat, küreselci ideolojinin pazar ekonomisini yaymak ve antikomünist bir söylem içinde yapılanmak için İslamı ideolojik bir aygıt olarak kullanmıştır.

Nasıl İngiliz emperyalizmi Osmanlı’ya karşı İslamı kullandıysa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojik yapılanmasına karşı, yani devletçi, halkçı, ulusçu, laik ve cumhuriyetçi yapısına karşı İslamcı ideolojik söylem öne çıkarılmıştır. Bu İslamcı ideolojik söyleme Kürtçü ayrılıkçı yaklaşım da entegre edilmiş, tarikat yapıları öne çıkarılarak Demokrat Parti’nin iktidara gelebilmesi için İslamcı ideoloji aygıt olarak kullanılmıştır.

Bu süreci takip ettiğimizde Özal dönemi yeni liberalizmin ideolojik aygıtında da İslamcı ağırlık öne çıkmıştır. Demokrat Parti’de olsun, Adalet Partisi’nde olsun İslam, tekelci sermaye ile ittifak yapan Anadolu’daki tefeci-tüccar sermayenin ideolojisi olarak sisteme entegre olurken giderek Özal döneminde iktidara ortak bir ideolojik söylem ile öne çıkmıştır.

Anadolu’daki tefeci-tüccar sermayenin sanayiye girmesiyle ve bu dönemde dışa açık büyüme sürecinde ideolojik aygıt olarak İslam, iktidar bloğunun merkezinde yer almaya başlamıştır. Demokrat Parti döneminde iktidar bloğunun merkezinde tekelci sanayi burjuvazisi ile tekelci büyük burjuvazi bulunurken ve İslam ancak bunun çevresinde yer alan bir eklemlenmeyle devreye girmişken, Özal döneminde ise iktidar bloğunun merkezinde tekelci sermaye ile iktidarı paylaşan bir konuma gelmiştir. Bu dönemde Kürtçü söylem de iktidar bloğuna eklemlenmiştir.

İdeolojik aygıt olarak eğitim, medya ve dinsel yapılanmalar artık küresel sistemin savunulması noktasında bir araç konumuna gelmiştir. AKP döneminde İslamın yeni bir misyonu karşımıza çıkmıştır. Bu misyon, küreselci söylemin Ortadoğu petrol yatakları üzerinde egemenliğini sağlayabilmek için bir araç konuma gelmiştir.

Başörtüsünün simgeleşmesi Demokrat Parti’den bu yana gelen bir süreçtir

İdeolojik aygıt olarak türban, başörtü ve tesettür aslında Cumhuriyet döneminde ve onun öncesi Osmanlı döneminde kitlesel olarak yaygın olmadığı halde 50’li yıllardan sonra İslamın ideolojik aygıt olarak örgütlenmesi ve sembolleriyle, ritüelleriyle öne çıkarılması için Diyanet bütçeleriyle geliştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yapı, radikal İslamcı yapılara karşı fren görevi görmek için küresel İslamcı bir yapıya dönüştürülmektedir.

AKP’nin başörtüyü simgeleştirmesi günümüzün süreci değil, Demokrat Parti’den bu yana gelen bir süreçtir. Ama o dönemde ideolojik aygıt olarak ancak merkezi tekelci burjuvazinin demokrat yada liberal ideolojisine eklemlenmiş durumdayken bugün ağırlıklı olarak merkezi ideoloji olma noktasına gelmektedir.

“Türkiye laiktir, laik kalacak” söyleminin temelini iyi analiz etmemiz için laikliğin ve İslamcı söylemin süreç içinde gelişimini, küresel jeopolitikte bu bölgelerin emperyal biçimlendirilmesinin araçsal rolünü görmemiz gerekmektedir.

Cumhuriyet mitinglerindeki yanlış strateji

Cumhuriyet yürüyüşlerinde yanlış stratejiyle laiklik öne çıkarılmıştır. İslamcılık ve laiklik tercihi yapıldığında halkımızın %70’inin İslamcılığın yanında yer alacağını vurgulamıştık. Nitekim MHP ve AKP’nin oy oranlarının bu noktaya geldiğini maalesef gördük. Aynı şekilde yerel seçimler öncesinde ve genelde de uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak üniversitelerde ve kurumlarda İslami ideolojik bir aygıt olarak başörtü öne çıkarılmaktadır.

Bilimsel gelişmeler ile dinsel dogmalar arasındaki çelişkiyi öne çıkararak politik bir söylem oluşturmak en büyük yanlışımız olmaktadır. “Bilim dine karşıdır, o halde ben üniversitelerde bilim öğretmek için bulunuyorum ve bu anlamda da dine karşı olmak için bulunuyorum” gibi laik bir söylem ile “Karşımda başörtü gibi dini simgeyi görmek istemiyorum” biçimine indirgenmiş bu söylem aslında İslami ideolojik aygıtın yaygınlaştırılması için araçsal bir söyleme dönmüştür. Yani bu söyleminizle karşı çıktığınız ideolojiyi kuvvetlendirmek ve meşrulaştırmaktan öteye gidemezsiniz.

Binlerce kişiyi yakan ya da yok eden Nazilerin ve Ku Klux Klan’ların sembolleri ile başörtüsü-türban gibi İslamcı söylemi özdeşleştirmekle aslında İslamcı ideolojik aygıtı kitleye empoze etmiş düşüncenin karşıtı değil yandaşı olarak yer alırsınız. Bu sayede kitleye kendisinin sembolü olarak benimsettirilmiş olan başörtüyü savunma noktasına giderek onu tutuculaştırırsınız.

Bu boyutuyla bir ideolojiyi toyca savunmaya, karşısındakini güçlendirmek noktasında belki bir hoşgörüyle bakılabilir. Tabii burada bir kasıt yoksa. Bu kasıt aslında bunu başörtüye yani İslamın ideolojik aygıtlarına karşı olmak küreselci dayatmalara emperyalizme ve emperyal politikalara karşı olma noktasının altını çizmeksizin sadece emperyalist merkezlerin bakış açısıyla geçmiş dönemdeki politikalarına denk düşer biçimde İslamcılığa karşı çıkıyor görünümünde “Bilim dine karşıdır” söylemine indirgediğinizde aslında politik olarak başörtünün ve İslamcı söylemin meşrulaştırılmasına hizmet edersiniz. Böylece emperyalist sistemin bölgede uygulamak istediği jeopolitik araçlarının meşrulaştırılmasına ve kitle tarafından benimsenmesine yol açarsınız.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe