18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Bükemediğin bileği öpeceksin

Exxon Mobil’in imtiyazlarının elinde alınmasına karşılık verilen tazminatı az bulmasının ardından Hollanda ve Londra mahkemelerinde açtığı dava geçtiğimiz hafta sonuçlandı. Mahkemeden çıkan karar ise Chavez’i son derece sinirlendirdiği gibi, ABD ile olan ilişkileri de tamamen kopma noktasına getirdiHugo Chavez geçtiğimiz yıl aralarında Total, Chevron, Exxon Mobil, ConocoPhillips gibi dev petrol şirketlerine Venezüella’da elde ettikleri kârın yüzde 60’ını ulusal petrol şirketi Petroleos de Venezuela’ya (PDVSA) aktarmalarını istemiş, aksi takdirde imtiyazlarının ellerinden alınacağını açıklamıştı. Total (Fransa), Chevron (ABD), Statoil (Norveç) ve CNPC (Çin) gibi şirketler Venezüella hükümeti ile uzlaşma yolunu seçerken, ülkenin en büyük petrol bölgesi olan Oronico yatağını elinde bulunduran Exxon Mobil konuyu Batılı mahkemelere taşımıştı.

Exxon Mobil’in imtiyazlarının elinde alınmasına karşılık verilen tazminatı az bulmasının ardından Hollanda ve Londra mahkemelerinde açtığı dava geçtiğimiz hafta sonuçlandı. Mahkemeden çıkan karar ise Chavez’i son derece sinirlendirdiği gibi, ABD ile olan ilişkileri de tamamen kopma noktasına getirdi. Zira mahkemeden çıkan karar uyarınca Petroleos de Venezuela’nın bazı ülkelerdeki 12 milyar dolarlık malvarlığı donduruldu.

Exxon Mobil’in verilen tazminatı az bulması ise son derece düşündürücü. Ne de olsa Exxon Mobil’in tazminat konusundaki sicili hiç de parlak değil. Exxon Mobil’e ait Exxon Valdez adlı tanker 1989 yılında resife çarpıp Alaska Denizi’ne 50 bin ton petrol sızdırdığı için şirket tazminat cezası almıştı. Mahkeme kararına göre, verdiği zarar yüzünden 32.000 balıkçıya 5 milyar dolar tazminat ödemesi gereken şirket peki ne yaptı? Ödememek için elbette bin bir dereden su getirdi. Üstelik yaptıkları lobi çalışmalarıyla mahkemenin karar vermesini de yıllarca engellediler.

Örneğin geçtiğimiz yıllarda özgür internet ansiklopedisi Wikipedia’yı dışardan kimin güncellediğini araştırmak için yazılan “Wikipedia Tarayıcısı”na göre CIA, Vatikan ve Britanya İşçi Partisi’nden sonra bilgilerde en fazla tahrifi Exxon Mobil yapmış. Alaskalı balıkçılara ödenmesi gereken tazminatla ilgili bölümde yazan “Exxon Mobil, 32 bin Alaskalı balıkçıya ödemesi gereken 5 milyar dolar tazminatı hâlâ ödemedi’ maddesini, “Exxon Mobil, tazminatın 300 milyonluk kısmını hemen ve gönüllü olarak ödedi” şeklinde değiştirmiş. Ama bu seferki Şark kurnazlığı Chavez’e sökmedi herhalde.

Kararın uygulanmaya konulabilmesi için tahkimden çıkacak karar beklenirken, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in karara tepkisi gecikmedi. Hugo Chavez haftalık olarak yaptığı “Bay Başkan” programında hem Exxon Mobil’i, hem de Bay Tehlike lakabını taktığı George W. Bush’u uyardı: “Eğer Venezüella’nın mal varlıklarını dondurursanız, canımızı yakarsanız, biz de sizin canınızı yakarız. İyi dinle Bay Bush, Bay Tehlike; Venezüella’yla ekonomik savaşa devam ederseniz petrolün fiyatı 200 dolara çıkar.”

Chavez, aldığı tazminatı yetersiz bularak konuyu Batılı mahkemelere taşıyan Exxon Mobil’i “emperyalist haydut” ve “beyaz yakalı hırsız” olarak niteleyerek bu şirketle bütün ilişkilerini kestiklerini ve bundan sonra da bu şirkete ham petrol satışında bulunmayacaklarını açıkladı. Chavez ayrıca Exxon Mobil’in ABD tarafından Venezüella’ya karşı yürütülen ekonomik savaşın bir parçası olduğunu söyleyerek, ülkesinin ekonomik kaynaklarını yağmalamakla suçladı.

Ve böylece Exxon Mobil’in Chavez hükümetiyle anlaşıp eski kârlı günlere geri dönme umudu da uçup gitmiş oldu. Chavez’in Exxon Mobil’in bu atağına karşılık yaptığı misilleme aslında en çok ABD’nin ve dolayısıyla ABD halkının zararına olacak. Çünkü Exxon Mobil günlük ham petrol ihtiyacının yalnızca % 2’sini Venezüella’dan karşılarken, ABD, petrol ithalatının %12’sini Venezüella’dan karşılıyor. Dünyanın en büyük 5. petrol ihracatçısı olan Venezüella’nın petrol sevkıyatını durdurmasının kapitalist piyasaları nasıl sarsacağını tahmin etmek hiç zor değil. Chavez bir kez daha elindeki kartları iyi oynayarak ABD’yi en zayıf tarafı olan enerji ile vuruyor. Chavez’in bu konuda güvendiği diğer bir nokta da İran ve Ekvador gibi petrol ihracatçısı ülkelerin böyle bir ekonomik savaşta kendisine verecekleri destek.

Venezüella hükümeti ise Oronico yatağını kamulaştırdıktan sonra bölgeye yapılan yatırımlarını daha da arttırdı. Yalnız 2008 yılında 15 milyar dolar yatırım yaparak bölgeden günlük 700.000 varil petrol çıkartmayı hedefleyen devlet petrol şirketi Petroleos de Venezuela böylece ülke ekonomisine büyük destek vermeye hazırlanıyor. Petrolün varil fiyatının 100 dolar düzeyine yakın olduğunu düşünürsek buradan çıkarılacak petrolün en azından yıllık 20 milyar dolar gibi bir gelir getireceğini görebiliriz. Exxon Mobil’in neden bu kadar yaygara çıkardığını anlamak hiç de zor olmasa gerek.

Exxon Mobil için artık çok geç. Tek şans olarak belki İspanya Kralı’nın yaptığını yaparak geri adım atma denemesinde bulunabilir. Anımsayacaksınız, İber Amerika Zirvesi’nde Chavez’in İspanya Eski Başbakanı Jose Maria Aznar’ı faşistlikle suçlaması üzerine İspanya Kralı Juan Carlos “Kapa çeneni” diye bağırmış ve iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Sonunda Kral Carlos yaptığı hatayı ve geri adım atması gerektiğini anladı. İspanya’nın Venezüella’ya yeni atadığı büyükelçi Damaso de Lario, Chavez’e güven mektubunu sunarken aynı zamanda bizzat Kral tarafından yazılmış bir mektubu da Chavez’e iletti. Kral mektubunda ilişkilerin artık normali dönmesini rica ederken, aynı zamanda Chavez’e sevgi ve saygılarını sunuyordu. Bağışlamak büyüklükten gelir hesabı Chavez de mektubun ardından büyükelçiye İspanya Kral’ı Juan Carlos’a hürmetlerini iletmesini rica etmiş.

Chavez hangi insanla nasıl konuşulacağını ya da hangi insanlara karşı nasıl davranılacağını çok iyi bilmenin ödüllerini topluyor. Exxon Mobil bükemediği bileği Kral Carlos gibi zamanında öpseydi şimdi başı bu kadar ağrımayacaktı. Kendi düşen ağlamaz. Ya da zor oyunu bozar mı demeliydik?


Suudiler kırmızı güle alerji oluyor

Suudi Arabistan’da bir toplu düğün manzarası...
Suudi Arabistan’da bir toplu düğün manzarası...

Geçtiğimiz hafta İran’daki bir türban protestosunun haberini vererek Şeriatın sınır tanımadığını, ipin ucu bir kez kaçtı mı arkasının geleceğini belirtmiştik. Daha bir hafta gelmeden Şeriatın nerelere kadar uzanabileceğin en tipik örneği Suudi Arabistan’dan geldi.

Suudi Arabistan daha önceki Şeriat uygulamalarıyla birçok kez haber olmuştu. Örneğin iş görüşmesi için kamuya açık bir alanda bir erkekle baş başa görüşme yapan bir kadın ahlaksızlıkla suçlanarak ceza almıştı. Evet, kamusal alanda bile bir kadının bir erkekle yan yana gelmesi ahlaksızlıktı Suudiler için. Üstelik görüşmeyi yapan kadının başı bile kapalıydı. Ama Şeriat işte, dedik ya, Şeriat sınır tanımaz.

Hemen ardından ise Şeriatçı kafanın son örneğini 14 Şubat Sevgililer Günü gösterdi. Suudi Arabistan İyiliği Teşvik ve Kötülükten Men Komitesi, 14 Şubat öncesi Başkent Riyad’daki bütün çiçekçileri uyararak kırmızı renkli çiçek satılmamasını emretmiş. Yalnızca kırmızı renkli çiçekler mi? Yasağın kapsamına rengi kırmızı olan her şey giriyor. Hediyelik eşya satılan dükkanlarda o gün kırmızı renkli bütün eşyalar tezgahlardan indiriliyor.

Pakistan kökenli bir çiçekçi, Ahlak Polisi’nin günde üç dört kez tezgahların önünden geçerek kırmızı renkli bir çiçek olup olmadığını kontrol ettiğini söylüyor. Ahmet adındaki başka bir çiçekçi ise bırakın kırmızı bir çiçek satmayı, korkularından dükkana kırmızı renkli bir eşya bile koyamadıklarını belirtiyor. Kuşkusuz ki sevgi yasak tanımayacağından, ülkede el altından kırmızı çiçek satışına devam ediliyor. Karaborsada kırmızı renkli çiçekleri normal fiyatının 3-4 katına bulmak mümkün.

Şeriat rejiminin böyle uygulamalarını gördükten sonra “Allaha şükürler olsun” demekten kendimizi alamıyoruz. Ne de olsa laik bir rejimin faydalarını hâlâ yaşayabilen bir ülkenin yurttaşlarıyız. Düşünsenize, Suudi Arabistan’da olsaydık şehitlerimizin kanından rengini alan bayrağımızı saklamak zorunda kalacaktık. “Abartıyorsun” demeyin. Dedik ya, Şeriat sınır tanımıyor. Türk bayrağını yasaklamayacaklarının güvencesini kim verebilir? Atalarımızın yaptığı her şeyi yıkıp yerine otel diken bir zihniyetten başka bir şey beklenebilir mi? Bu arada bu Şeriatçılara İslamiyette gülün kimi simgelediğini ve aslında kimi yasakladıklarını sormak gerekiyor. Sıkıyorsa temsil ettiği insanı da yasaklayın!


Rusya ve Ukrayna arasında gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Victor Yuşçenko iki ülke arasındaki doğalgaz krizini sona erdirmek için geçtiğimiz hafta apar topar Rusya’ya gitmek zorunda kaldı. Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşen Yuşçenko, Kremlin’den gelen tehdidin ardından yakın zamanda biriken borçlarını ödemeye başlayacaklarını açıkladı. Rusya ile Ukrayna arasında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından başlayan sürtüşme bir türlü sona ermiyor. Ukrayna’nın giderek Batı bloğuna bağlanması ve Rusya’ya tehdit oluşturması üzerine Rusya da karşı önlemler almaya devam ediyor. İki ülke, aralarındaki gerginliği azaltmak için sürekli uğraşsalar da bir gerginlik sona ererken hemen ardından yeni bir gerginlik başlıyor.

Ukrayna şu anda Avrupa Birliği için önemli bir enerji koridoru durumunda. Avrupa’nın kullandığı Rus doğalgazının dörtte üçü Ukrayna topraklarından geçiyor. Fakat Ukrayna’nın Rusya’ya doğalgazdan dolayı olan 1.5 milyar dolarlık borcunu bir türlü ödememesi iki ülke arasında doğalgaz krizi çıkmasına neden oldu. Rus devlet doğalgaz şirketi Gazprom da, borçların ödenmemesi durumunda kısa zaman sonra Ukrayna’ya verilen doğalgazın kesileceğini duyurdu. Bu durum ise yalnız Ukrayna’yı değil Avrupa’yı da endişeye sevk ediyordu.

Ukrayna Devlet Başkanı Victor Yuşçenko iki ülke arasındaki doğalgaz krizini sona erdirmek için geçtiğimiz hafta apar topar Rusya’ya gitmek zorunda kaldı. Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşen Yuşçenko, Kremlin’den gelen tehdidin ardından yakın zamanda biriken borçlarını ödemeye başlayacaklarını açıkladı. Putin ikili toplantıda Yuşçenko’ya, “Enerji alanında petrol ve doğalgazda aramızdaki anlaşmalara bağlı kalmak hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın çıkarına olur. Avrupa’nın enerji güvenliği de artık Ukrayna’nın tutumuna bağlı” diyerek üstü kapalı tehdit etmişti.

İkili görüşmenin ardından yapılan basın toplantısında iki ülke arasında anlaşmaya varıldığı açıklandı. Anlaşma uyarınca önümüzdeki günlerde Rus ve Ukraynalı yetkililer arasında ikili bir çalışma grubu oluşturulacağı ve bu grubun yeni bir plan hazırlayacağı açıklandı. Rus tarafı iyiniyek göstergesi olarak bu yıl doğalgaz fiyatlarını Ukrayna için geçen yılla aynı düzeyde tutacaklarını belirtti.

Rusya ile Ukrayna arasındaki doğalgaz krizi şu an için tatlıya bağlansa bile Ukrayna’nın NATO’ya üyelik süreci çok daha tehlikeli bir süreci beraberinde getiriyor. İki liderin düzenlediği basın toplantısı bu durumu bir kez daha gözler önüne serdi. Toplantı sırasında gazetecilerin Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği durumunda Rusya’nın tepkisinin nasıl olacağının sorulması üzerine Putin, “Rusya’nın, buna benzer bir durum karşısında savunma füzelerinin yönünü Ukrayna’ya çevirmek zorunda kalması olasılığını ağzıma almak değil, düşünmek bile beni ürkütüyor” diyerek Ukrayna’nın NATO’ya üye olması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin füze kalkanının topraklarında konuşlandırılmasına izin vermesi halinde füzelerin hedefinin Ukrayna olacağını belirtti.

Bu yeni tehdit üzerine Ukrayna’nın durum değerlendirmesi de gecikmedi. Ukrayna Devlet Başkanı Yuşçenko, NATO’ya üye olsalar bile topraklarında NATO üssü kurulmasına izin vermeyeceklerini açıkladı. Yuşçenko, Putin’in kaygılarını anladıklarını ve topraklarında üs kurulmasını engelleyecek bir yasa tasarısı üzerinde çalıştıklarını da belirtti. Ukrayna Anayasası’nda ülkede yabancı üslerin kurulmasını engelleyecek maddeler mevcut olsa bile Sivastopol Limanı bu maddelerinin kapsamına girmiyor. Son derece stratejik bir konuma sahip olan böyle bir limanda bir NATO üssünün kurulması olasılığı ise Kremlin’i oldukça rahatsız ediyor.

Ukrayna böyle bir yasa tasarısını çıkartırsa gerçekten çok doğru bir hamle yapmış olur. Geçmişte Türkiye’deki NATO üsleri dolayısıyla ortaya çıkan U-2 ya da füze krizini düşünürsek Ukrayna’nın kendini güvenceye alması gerekiyor. Ne de olsa ABD bu krizler ortaya çıktığında gerekirse Türkiye’yi feda edebileceğini göstermişti. Ukrayna’nın da bu konuda ayrıcalığı yok. Yani gerekirse ABD çıkarları için bu kez Ukrayna feda edilebilir. Bu arada bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirmiş sözünde olduğu gibi Putin’in bu krizde söylediği ve Türkiye’yi de ilgilendiren bir sözünü yineleyelim: “Bu tür bir bloğa (NATO) katılmak bir ülkenin egemenlik haklarının sınırlanması anlamına gelir.” Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Doğru söz karşısında saygı ile eğilmekten başka bir şey yapamıyoruz. Umarız bu mesaj, muhatabı olanlara da ulaşır.


Daha nice yıllara Barak’cığım

Daha nice yıllara Barak’cığımİsraillerin AKP iktidar olduktan sonra çat kapı Türkiye’ye gelmeleri artık kanıksadığımız bir olay haline geldi. Sanki kapı komşuları birbirlerini ziyaret ediyorlarmış gibi kah bir gün İsrailliler Türkiye’ye geliyor, kah bir gün AKP’liler İsrail’e gidiyor.

Geçtiğimiz günlerde yine böyle bir ziyaret kapsamında İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak iki günlüğüne Türkiye’ye geldi. Ehud Barak daha resmi temaslarına başlamadan ilk olarak İhsan Doğramacı’nın onuruna verdiği bir yemek için Bilkent Üniversitesi’ne gitti. Kendisine sürpriz bir doğum günü partisinin hazırlandığı bu yemekte onur konuklarından biri de Milli Savunma Bakanımız Vecdi Gönül’dü. Uzun süren istihbarat çabalarımızın ardından, şampanyanın su gibi aktığı bu doğum günü kutlamasında konuşulanları ele geçirdik.

Barak: Valla gerçekten sürpriz oldu benim için. Çok duygulandırdınız beni. Pasta da amma büyükmüş doğrusu.

Doğramacı: Eee, ne de olsa asıl sürpriz pastanın içinde gizli.

Barak: Sürpriz mi? Yoksa pastanın içinden dansöz mü çıkacak?

Gönül: Ne, dansöz mü? Aman Sayın Barak, beni böyle görüntülemesinler? Dansöz biliyorsunuz bize ters.

Barak: Yapma yahu! Peki bizim Arap şeyhleri nasıl dansöz oynatıyorlar o zaman? Neyse, gerekirse başörtüsü takarız olur biter.

Gönül: Hımmm! Bilmem ki! Olur mu acaba?

Barak: Neyse Gönül’cüğüm. Doğum gününün neşesini kaçırmayalım o zaman. Ben gerekli koordinatları vereyim bizimkilere, anında bir suikastla durumu halletsinler. Bilyorsun bu konuda üstümüze yok. Daha geçen gün Hizbullah’ın askeri komutanlarından İmad Mugniye’yi Şam’da... Neyse, sen anlat. Türkiye’de durum nasıl?

Gönül: Sormayın... Bir türban tartışmasıdır aldı başını gidiyor. Biz üniversiteleri özgürleştireceğiz diyoruz, laikler tutturmuş türban kadını Ortaçağ’a götürür diye. Anlayacağınız başımız laiklerle fena halde dertte.

Barak: Aman tahtaya vuralım. Hiç bilmez olur muyum? Bizim de başımız laiklerle dertte. Yaser Arafat’tan, George Habaş’tan az çekmedik zamanında. Adamlar tutturmuşlar bağımsız Filistin diye, İsrail yok edilecek diye. Amma uğraştırdılar bu laikler bizi yahu! Allaha şükür ki sonunda ikisinden de kurtulduk.

Gönül: Valla Habaş’ın cenaze törenini ben de gördüm. Adam sosyalistim diyor ama sanırsın tüm Filistin halkı adamın cenaze törenine katılmış. Herkes yas tutuyor. Bir kalabalık, bir kalabalık ki... Sanırsın adam ömrü boyunca 5 vakit namazı hiç kaçırmamış. Oysa Müslüman bile değil adam! Hamas bu kadar kalabalık toplayabilse öpüp başına koyar valla!

Barak: Haklısın be Vecdi. Neyse ki artık onların yerine Hamas geldi. İktidara Hamas gibi Şeriatçı bir hareket geldiğinden beri değmeyin keyfimize. Adamların neyse ki bağımsız bir Filistin ya da Arap Birliği gibi dertleri yok. Gül gibi geçinip gidiyoruz anlayacağın. Gül demişken aklıma geldi. Bizim ADL’ye söyleyeyim de Tayyip’e verdikleri gibi Gül’e de bir Üstün Hizmet Madalyası versinler. Madalya şık olur di mi?

Gönül: Çok teveccüh edersiniz efendim. Lakin Tayyip Bey duymasın. Ekonomi iyi gidiyor diye nutuklar atıyoruz ama bütçeyi doğrultmak için Tayyip Bey’e verdiğiniz madalyayı satmak zorunda kaldık. Ne de olsa elimizde satacak KİT de kalmadı. Ama neyse ki koleksiyoncular da iyi para verdiler hani. İlk başlarda Yahudiliğe üstün hizmet gösterilenlere verilen bu madalyanın Tayyip Bey’e verildiğine inanmadılar ama fotoğrafları görünce ikna oldular. Başka hiçbir Müslüman bu madalyayı almaya hak kazanamadığından çok ender bulunan bir parçaymış, koleksiyon açısından değeri çok fazlaymış. Ama dediğim gibi Tayyip Bey duymasın; çok kızar bize sonra.

Barak: Takma böyle şeyleri kafana canım! Şunun şurasında ortak değil miyiz? Siz icraatlarınıza aynen bu şekilde devam edin, daha çok bu madalyadan alırsınız. Ya bu arada bizi Casus Uydu Projesi’nden elemişsiniz, hayırdır? Ayran içtik ayrı mı düştük?

Gönül: Sizinkiler uydu İsrail üzerine gelince 2 metreden aşağıyı tespit etmeme şartı koymuşlardı ya...

Barak: Haa haa haa! Güldürdün beni, Allah da seni güldürsün. İlahi Vecdi, bugün gerçekten bir yaşıma daha girdim. Ne o? Yoksa bizi de mi düşman olarak görüyorsunuz artık?

Gönül: Estağfurullah! Kalbimi kırdınız şimdi. Biz değil miydik İsrail’i kınayan bir karar tasarısının TBMM’den geçmesini engelleyen. O gün canla başla çalıştığımızı ne çabuk unuttunuz. Bizim aklımıza öyle şeyler gelmez. Ama TSK çok diretiyor bu konuda. Ulusal güvenlik miymiş neymiş!

Barak: Tamam, tamam. Şaka yaptık yahu, hemen alınma. Bize karşı olan dostluğunuzu bilmez olur muyuz hiç! Yalnız TSK kepenkleri kapattığını söylememiş miydi?

Gönül: Ara sıra böyle çıkışlar yapıyorlar işte. Siz de biliyorsunuz ki her şey zamanla olur. Merak etmeyin, zamanla onlar da alışır.

Barak: Neyse, umarım haklısındır. Ama yine de bu projeden elenmemiz hiç hoş olmadı. Bizimkiler bu rahatsızlığı iletmemi istediler benden. Bilmem bu durumu nasıl düzelteceksiniz? Suriye mi olur, İran mı olur?

Gönül: O konuda hiç kuşkunuz olmasın Sayın Barak. Kamuoyunu şimdiden o konuda hazırlamaya başladık. Gazetelerimiz gece gündüz İran’ın bizim için ne büyük tehlike olduğunu yazıyor. Üstelik bu konuda yalnız size değil, ABD’ye de mahcup durumdayız. Hele siz bir İran’a girin, biz gereğini yaparız.

Barak: Bu konuda kuşkum olmadığını sen de biliyorsun. Tayyip zaten Irak’ın işgali sırasında Wall Street Journal’a verdiği “Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum” demeciyle bunu bize kanıtlamıştı. Herhalde bir kez daha oğullarını seve seve ölüme...

Doğramacı: Efendim, lafınızı kesiyorum ama geçen gün Sayın Çelik üniversitelere 300 milyon daha gönderdiğini söylemişti. Bizim üniversiteye bu para henüz ulaşmadı da! Bir zahmet bununla da ilgilenseniz!

Gönül: Tamam, o konuyu da halledilmiş bilin. Neyse iyi ki anımsattın. Mikrofonlar falan açık kalmış olabilir, bir kez daha faka basmayalım.

Barak: Tamam Gönül’cüğüm. Daha sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Haydi kadehlerimizi kaldıralım.

Gönül: Bilerek mi yapıyorsunuz? Benim içki içmediğimi bilmiyor musunuz?

Barak: Bir şey içmesen de bardak kaldır, “çin çin” de. Ne bileyim yap bişi işte. Ne de olsa görgü kuralı diye bir şey var. Bak senin başbakanın dış gezilere gittiği zaman oruç tutuyor mu?

Gönül: Haklısınız da, yakında bizde de yerel seçimler var Sayın Barak. Oy meselesi falan anlayacağınız...



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe