18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenKimlerin eline ve
ne günlere kaldık

Ulusal yaşam andı olan anayasalar ulus için yapılır ve değiştirilir. Bir kesim için, kimilerinin dayatması ya da baskısıyla değiştirilmez. Günümüz iktidarıyla onun oylarına göz dikerek açılımına destek veren bir siyasal partinin kurduğu ortaklık, hiçbir ülkede görülmemiş biçimde, giysi-örtünme için anayasa değişikliğini gerçekleştirmiştir. Birinin dincilik, öbürünün ilkel ve kaba bir milliyetçilik anlayışıyla oluşturdukları çoğunlukla elde ettikleri sonuç şimdiden sakıncalarını ortaya koymuştur. Yeterli bilgi ve bilinci olmayan konularda seçmenleri aldatarak, kimi sunumlarla kandırarak ulaştıkları sayı kendilerini her şeyi yapma gücüyle donatılmış saydırmaktadır. Oysa ulusal egemenlikle ulusal istenç (millî irade) ayrımını bilmedikleri gibi yeterli Anayasa ve hukuk bilgisinden de yoksun olduklarını son konuşmalarıyla bir kez daha ortaya koymuşlardır.

Demokratik gelenekleri pekiştirme sürecinde olan ülkemizde eleştirilere katlanamayan, toplumsal tepkilere aldırmayan siyasal partiler çağdışı kalmışlardır. “Akıl hocalığı” algılaması akıllıca bir değerlendirme değildir. Demokrasilerde herkesin söz hakkı vardır. Demokratik kitle örgütlerinin konuşmasının temsil ettikleri kesim adına olduğu kuşkusuz bulunduğu gibi bunlar da milletin bir parçasıdır, millettir. Anayasa değişikliğini, yasaları düzenleyen kurul TBMM’dir ama millet değildir. Temsilî demokraside, millete ilişkin olan egemenlik kapsamında yasama yetkisini millet adına kullanan organdır. Yasama yetkisi de sınırlıdır. Her konuya el atamaz, her konuyu düzenleyemez. Örneğin Anayasa’nın 1-4. maddelerine asla dokunamaz (aslî kurucu meclis ayrı), kadın-erkek eşitliğini, yargı bağımsızlığını, egemenliğin kullanılışını, üniversite özerkliğini olumsuzluğa dönüştürüp kaldıramaz. Meclis üstünde millet vardır, milleti millet yapan nitelikler ve değerler vardır. Cumhuriyet, nitelikleriyle bir bütündür. Budanıp yozlaştırılamaz, kaldırılıp yıkılamaz.

Vurgulayalım

Dinsel hiçbir zorunluluğu olmamasına karşın başörtüsü ve türban yalanıyla savunulan sıkmabaş-bohçabaşın özgürlükle, modernlikle, bireyselleşmeyle, kişisel tercihlerle hiçbir ilgisi yoktur. Siyasallaştırılmış bir köktendinci dayatmadır. Amaçları, yönleri, yolları bellidir. Hukuk bilmez, hukuk tanımaz gerici ve tutucularla bağımlılar ve yandaşlarının sarmaş-dolaş çevirdikleri oyunlarla kamuoyu yanıltılmakta, Anayasa ve yasa araç kılınarak hukuk siyasallaştırılmaktadır. Cumhuriyet ve niteliklerine yönelik her düzenleme biçim ve öz yönünden Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına girer. Mahkeme üzerinde etki yapmaya, baskı kurmaya yönelik çabalar, suskunluklar ve tepkisizlikler gibi toplumsal ve siyasal aymazlıklara bağlanabilir. Bilimsel ve aydınlatıcı çalışmalar dışındakiler yargıya saygıyla bağdaşmaz. Yargıyı aşmak ve oy toplamak için hukuku kullananlar suçluluktan kurtulamazlar. Gereksiz Anayasa değişikliğine liderlerinin buyruklarıyla katılanlar ve destekçileri, devletin biçimine yönelik eğilimlerin ayırdında olmamaları bir yana kimileri bile bile gösterilirini sürdürmektedir. Beyaz çarşaf, her şeyi göze almak gibi gözükaralığı açıklayan kışkırtıcı sözlerle, yavuz hırsız ev sahibini bastırır sözünü anımsatan çıkışmalar ve suçlamalar telâştan ve panikten kaynaklanmaktadır. Ne için neler yaptıklarını elbet anlayacaklardır.

Yargı ve baroların bağımsızlığı, üniversite özerkliği yok. Cumhuriyete ve niteliklerine, demokrasiye ve çağdaşlığa özen yok. Ekonomiye duyarlık yok. Ülkenin çözüm bekleyen iç ve dış nice sorununa ilgi yok. Var-yok sıkmabaş. Olsa ne olur, olmasa ne olur. Her kız-kadın sıkmabaş taksa, günde onbeş kez namaz kılınsa, yılda üç ay oruç tutulsa, haftada on kez Kur’an hatmedilse ne değişecektir? İnancı akla, dini bilime, varsayımı gerçeğe yeğleyen kafadan ne yarar gelir? Sıkmabaşı örtüsünü, kavuğu beyninde taşıyanlar ne kazandırır?

Kimi kaçarak, kimi Türkiye’de yeterli puanı alamadığı için yurtdışına gidenleri kabarık gösterip devleti, rejimi suçlamak asla doğru değildir. Kimden ne esirgenmiştir? Devletin ilkelerine ve kurallarına saygısı olmayan, düşmanlık ölçüsünde karşıtlıklarını sergileyenler mağdur pozundadır. Ulusu bölenler sıkmabaşçılardır. “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” ve “İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” ile “Hepimiz bir Mehmetçik, bir Mustafa Kemaliz” deyişleri dincilerin ayrımcılıklarıyla unutulmaktadır. Kendilerin yurttaş ve eşit kılıp iktidara taşıyan lâikliğin anlamını bilmeyen, araçlarını iktidar öncesi ve sonrası sözleriyle açıklayan ezberci-nutukçuların gözleri dönmüştür. Kadınları kapatıp dışlayan, aşağılayan, üniversitelerde kadrolaşarak gericiliğin karargâhı durumuna sokan bunlardır. Kaosu yaratan da bunlardır.

Milliyetçilik tutuculuk, tutuculuk da milliyetçilik değildir. Çağdaş milliyetçiliğin en büyük temsilcisi Atatürk’tür. Atatürk’e sırt çevirerek milliyetçilik savında bulunulamaz. Lâfazanlık ve yüksek sesle, böbürlenip dikleşmekle, ırkçı-turancılık ve kavram sömürüsüyle milliyetçi olunamaz. Tekelci anlayışla kimse yurtsever olamaz.

Kimi aşırmacılar da herkesi kendileri gibi sanıyor. Anayasa Mahkemesi kararlarında hiçbir yerden alıntı yoktur. Karşıoylarda dayanılan görüşün yer alması sahibiyle sınırlıdır. Karar, Mahkemenin kendi yargısıdır. İçeriği işlerine gelmeyenlerle, algılayamayanların akıl güçlerinden ve bilimsel niteliklerinden kuşku duyulur. Kararların bir tümcesini bile yazacak yeteneği olmayanlar eleştiriye kalkışarak gülünç olacaklarına kendilerini yetiştirmeye çalışsalar daha iyi olur.

Yazık

Sıkmabaşın ne için kullanıldığını, özgürlükle ilgisi olmadığını bile bile, Anayasa Mahkemesi başta, Danıştay ve Yargıtay ile AİHM’nin kararlarının içeriklerini ve bağlayıcılıklarını unutan üniversitelerle Anayasa değişikliği bile yürürlüğe girmeden sıkmabaş serbestini uygulayan iktidar yanlısı rektörlere ne demeli? Kimisi baskı altında, kimisi zaten gerici-tutucu cepheden. YÖK yapısı da değişti ya. İkinci kez rektör olmak hırsı da ayrı.

AKP’nin 1 milyar 8 milyon YTL’lik kömür dağıttığı, kimi dağıtımların şimdi de sürdüğü yazılmaktadır.

Belediyeleri bölerek seçim kazanma hazırlıkları da sürüyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, türban takmayanlara yönelik baskılar olursa kendilerine bildirilmesini istemiş. Nasıl etkin olup önleyeceklerini göreceğiz.

DTP’lilerin sakıncalı konuşmaları birbirini izliyor. Gözdağı vermekten de çekinmiyorlar. Kürtlerin federasyonu da, ayrılmayı da tartışabileceklerini söylerken, Irak’takilerle ilişkiye olur verilmesini, istekleri kabûl edilmezse gerekenleri yapacaklarını söylemişler. İktidar duymazlıktan geliyor olsa iyi, destekliyor gibi.

Vahdettin, Abdülhamit yandaşları da artıyor.

Kitap-Kitap

Atom fiziği uzmanı, İstanbul âşıkı Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin “Portreler-Hâtıralar” adlı kitabının 2. baskısı çıktı.

Vural Savaş’ın “AKP Çoktan Kapatılmalıydı” adlı kitabı Bilgi Yayınları arasında satışa sunuldu.

Teoman Yazgan’ın “Önce Radyo Vardı-Bir Halk Üniversitesi Ankara Radyosu ve Diğerleri 1928-2005” adlı derlemesi doyurucu bir belgesel niteliğinde.

Hepsini öneririm.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe