18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön İnan Kahramanoğlu

Arafat ve Habaş’ın ortak mirası ve Türkiye üzerine tezler

Mustafa Kemal Atatürk

Yaser Arafat

George Habaş

Arafat ve Habaş'ın başını çektiği Filistin ulusal mücadelesi aynı zamanda tümüyle solcu/antiemperyalist bir mücadeledir. Amerikan emperyalizmine, işbirlikçi Arap gericiliğine ve İsrail Siyonizmine karşı milliyetçi ve halkçı bir program ortaya konmuştur. Habaş'ın FHKC'si sosyalist bir harekettir. El Fetih ise komünistlerden radikallere kadar pek çok sol grubu bünyesinde barındıran bir hareket olarak kurulmuş milliyetçi ve solcu bir harekettir. Sonuçta her iki hareketin de temelinde milliyetçilik ve solculuk bir aradadır.
Filistin halkı da tıpkı Türk halkı gibi bir bağımsızlık mücadelesi veriyor. İki mazlum halk da aynı sömürgeci güçlerle mücadele ediyor. Her iki ülkenin de başında Şeriatçı bir rejim tehdidi günden güne artıyor. Filistin halkı Büyük İntifada’yı yaratarak verdiği özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Türk Milleti ise Filistin’den çok önce Mustafa Kemal öncülüğünde bir Bağımsızlık Savaşı vererek solcu, devrimci ve laik bir model yaratmış ve başta Filistin olmak üzere tüm ezilen dünyaya örnek olmuştu. Şimdi her iki mazlum ulus bu kazanımları korumak için direniyor.

Filistin Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin Arafat’tan sonra en büyük liderlerinden birisi olan George Habaş’ın ölümü ile birlikte Filistin davasında yaşanan kaos daha da büyüyecek gibi görünüyor.

İki büyük liderini kaybeden Filistin davasında inisiyatif neredeyse kırk yıldan sonra ilk kez Şeriatçı örgütlere geçmiş durumda. İktidarı ele geçiren Şeriatçı HAMAS, Arafat ve Habaş’ın Müslüman ve laik Filistin’inini ortadan kaldırarak, yerine karanlık bir rejim kurma yolunda süratle ilerliyor.

Türkiye ise Atatürk’ün ölümünden beridir sürekli sağcılaşan ve emperyalizmin dümen suyuna giren bir ülke durumunda ve Atatürk’ün ölümünden neredeyse yetmiş yıl sonra bir Şeriat devleti olmanın eşiğinde.

Atatürk, Arafat ve Habaş’ın ortak mirasını düşünmek belki nerede yanlış yaptık sorusunun ipuçlarını verebilir.

O halde Filistin’den Türkiye’ye bakıp birkaç tez yazmakla başlayalım.

Habaş, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ni (FHKC) kurmadan önce Arap Milliyetçi Hareketi’ni kurar. Arafat’ın El Fetih’i de tümüyle milliyetçi bir çizginin temsilcisi olarak kurulur. İki hareketin motor güç olduğu Filistin Ulusal Mücadelesi bir noktadan sonra hızla radikalleşerek sola kayar.

Filistin Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin temel programı Filistin topraklarının sömürgeci güçlerden ve Siyonistlerden temizlenmesine dayanan bir vatan savunmasıdır.

FHKC ise vatan savunmasını Filistin’le sınırlamaz, bütün bir Arap dünyasının birliği ve kurtuluşuna dayanan bir Pan-Arabizm (Arap Birliği) çizgisinin de en güçlü savunucusu olur.

Arafat ve Habaş bu fikir ve eylemleri sayesinde bütün Filistinlilerin gözünde birer Ulusal Kurtuluş savaşçısına dönüştüler ve o nedenle arkalarındaki halk desteği artarak ve yıllarca sürdü.

Tez: Türk solu 80 sonrasında daha ağır biçimde hissedilmek üzere uzun yıllardır ideolojik ve politik bir yörünge kaybı yaşamaktadır. Atatürkçülükten, solculuktan, vatan savunmasından ve bağımsızlıkçı çizgisinden kopan Türk solu, tam da bu nedenle iktidara alternatif bir güç olma şansını kaybetmiştir.

Bu kesimlerin temel yanlışı bir vatan savunması perspektifine sahip olmamalarıdır. Türk Solu’nu yeniden diriltecek temel program vatan savunması ve ulusal mücadeledir. Bu mücadele geniş halk yığınlarını düzen dışı bir arayışa itecek ve devrimci mücadeleye kazandıracak tek yoldur.

Vatan savunması programının ideolojisi ise milliyetçiliktir. Türk solu da iktidar için Türk milliyetçiliği ideolojisinin tek temsilcisi olmak ve vatan savunmasının başına geçmek zorundadır.

Arafat ve Habaş’ın başını çektiği Filistin ulusal mücadelesi aynı zamanda tümüyle solcu/antiemperyalist bir mücadeledir. Amerikan emperyalizmine, işbirlikçi Arap gericiliğine ve İsrail Siyonizmine karşı milliyetçi ve halkçı bir program ortaya konmuştur. Habaş’ın FHKC’si sosyalist bir harekettir. El Fetih ise komünistlerden radikallere kadar pek çok sol grubu bünyesinde barındıran bir hareket olarak kurulmuş milliyetçi ve solcu bir harekettir. Sonuçta her iki hareketin de temelinde milliyetçilik ve solculuk bir aradadır.

Tez: Türkiye’de ulusal güçler içinde yaygın bir slogan olarak öne çıkan “Sağ-sol yok, vatan savunması var” anlayışının maddi bir zemini yoktur. Bu garabet sloganın aksine, dünyada gerçekleşen ve halen yürüyen tüm ulusal kurtuluş hareketleri istisnasız milliyetçi ve solcu karakterdedir.

Dolayısıyla Türkiye’de sol bir program izlemeden ne AB-ABD emperyalizmine karşı çıkabilirsiniz, ne de vatanı kurtarabilirsiniz.

Milliyetçilik karşıtı kampanya yürüten bir kısım sol ise dünya çapındaki sosyalist mücadele birikiminden tümüyle kopmuş, etnikçilik ve kozmopolitizm kıskacında hem Türk Milleti’nin sözcüsü olmaktan uzaklaşmış, hem de emperyalizmin yedeği durumuna düşmüştür. Vatan savunması ve milliyetçilik ekseninin dışına çıkan bu sol artık sol olarak kabul edilemez.

Solcu olmayan bir “milliyetçilik” ise ancak faşist bir hareket olabilir. MHP örneği bunun en tipik göstergesidir. Bu sol düşmanı milliyetçilik kimi zaman gericiliğin, kimi zaman da bölücülüğün yedeği durumundadır ama her durumda vatan ve millet düşmanıdır.

Filistin’de Arafat’ın ölümüyle birlikte iktidara geçen Mahmut Abbas yönetimi Arafat ve Habaş’ın ortaya koyduğu antiemperyalist çizgiyi terk ederek Batıyla uzlaşma yoluna gitmiştir. Bu sağcı çizgi halkın tepkisini çekmiş ve halkın gözünde Batı işbirlikçisi bir görüntü oluşturmuştur. Bunun sonucundaysa iktidar çok kısa bir süre içinde antiemperyalist ve Batı düşmanı görüntüsü çizen HAMAS’ın eline geçmiştir.

Tez: Türkiye’de solun en büyük handikabı soldan kaçmak olmuştur. Sürekli sağcılaşan, düzene uyan ve Batı ile ittifak ilişkilerine giren sol güç kaybetmiştir.

Atatürk’ün solcu CHP’si Atatürk’ün ölümünden sonra Batılılaşma kapısını yeniden açmış, sürekli sağcılaşmış ve sağcılaştıkça zayıflamıştır. Bugün sağcı, piyasacı, AB ve ABD destekçisi CHP tam da bu nedenle halktan destek alamamaktadır.

Marjinal bir kısım sosyalistlik iddiasındaki solcu ise AB güdümünde ne idüğü belirsiz bir özgürlük anlayışı yüzünden Şeriatçı iktidarın yedeği durumuna gelmiştir. Solun bıraktığı antiemperyalizm bayrağını ise Şeriatçılar devralmışlardır. AKP iktidara geldiğinde Batı uşağı gerçek yüzünü göstermiştir. Ancak Tayyip’ler, Batıya, İsrail ve ABD’ye karşı çıkar görünen Milli Görüş çizgisinde örgütlenmiş ve iktidara yürümüşlerdir.

Solun acil görevi antiemperyalizm bayrağını yeniden yükseltmektir. Şeriatçı güçlerle ancak bu zeminde mücadele edilebilir.

Filistin tüm Ortadoğu gibi dinci gericiliğin güçlü olduğu bir alandır hem de üç büyük dinin kutsal mekanlarına ev sahibi olan bir dinler topluluğu görünümündedir. Ama bu coğrafyada halkın temsilciliğini antiemperyalist ve sosyalist devrimciler üstlenmiştir.

Habaş ayrıca, yalnızca bağımsızlık hedefleyen bir ulusal mücadelenin Filistin halkını özgürleştirmeyeceğini, bütün Ortadoğu’da toplumsal bir devrimin gerekli olduğunu vurgulamış ve milliyetçiliğin yanı sıra içerde de halkçı ve antikapitalist bir rejim kurmak için yola koyulmuştur.

Tez: Türkiye’de kimi Atatürkçü ve solcu kesimler halktan destek alamamalarını halkın geriliğine, aydınlanma devriminin yapılamamasına ya da Türkiye’de Batı tipi bir Rönesans yaşanmamış olmasına bağlamaktadırlar. Oysa gerçek bambaşkadır. Atatürkçü ve ulusal güçler Atatürk’ün Batı karşıtı, milliyetçilik ve halkçılığa dayanan ve geniş halk kesimlerinin desteğini alan laikliğinin yerine Masonik bir seçkinci çizgi ortaya koymuşlardır.

Atatürk’ün halkçı-devletçi modeli yerine de karma ekonomi denilen bir ucube yaratılmıştır. Bu karma ekonomi ise piyasa sistemini meşrulaştırmanın aracı olmuştur.

Halkın piyasacılığa ve liberal politikalara yönelik tepkisi ise sağcı güçlere yaramıştır. Bugün AKP, Erbakan’ın Adil Düzen’inin açtığı yoldan ilerlemektedir. AKP’nin sadaka ekonomisi ise halkın gözünü boyayan sahte bir halkçı görüntü yaratarak halkın piyasacılığa olan tepkisini frenlemiştir.

Türk solu halkçı ve antiemperyalist/antikapitalist köklerine geri dönmeli ve Atatürk modelini yeniden bir program olarak toplumun önüne koymalıdır. Laiklik mücadelesi ancak böylesi bir toplumsal program içinde toplumun desteğini kazanabilir.

Filistin’de ulusal mücadele kitlesel halk ayaklanmalarıyla başlamış ve silahlı bir direnişe dönüşerek halen sürmekte olan bir gerilla mücadelesi yaratmıştır. Devletsiz ve ordusuz bir halk kendi gerilla ordusunu kurup ordulaşmış, kendi devrimci örgütlenmesini yaratıp devletleşmiştir. Silahlı mücadelenin başlamasıyla birlikte ulusal mücadele gerçek anlamda bir milli davaya dönüşmüş ve küçük çocukların bile ellerinde taş ve sopalarla işgalciye direndiği bir direniş geleneği yaratılmıştır.

Tez: Türkiye’de ulusal hareket ideolojiden, siyasetten ve devrimci örgütlenmeden kopuk olarak gelişmektedir ve bu nedenle gerçek anlamda bir toplumsal mücadeleye dönüşememektedir.

Şeriatçı, Kürtçü ve emperyalist güçlere karşı verilecek mücadele ancak devrimci bir ideoloji ve devrimci bir örgütle başarıya ulaşabilir.

Oysa Türkiye’de ulusal güçler siyasal zeminin tümüyle dışında ve ideolojiden arınmış bir örgütlenme peşindedirler. Bırakın bir direniş örgütlemeyi, Türkiye’nin ulusal güçleri bir siyasi parti çatısı altında bile toplanabilmiş değildirler. Dünyanın hiçbir yerinde kadın dernekleri, çevre örgütleri, kent platformları gibi sivil toplum örgütlerine dayanarak başarı kazanmış bir muhalefet yoktur. Bu tarz bir örgütlenme başlangıçta belirli bir kitleselliği yakalasa da hem uzun vadeli olma ihtimali yoktur hem de toplumdaki direniş potansiyelini de boşa harcayarak tamir edilemez tahribatlara yol açmaktadır.

Filistin halkı da tıpkı Türk halkı gibi bir bağımsızlık mücadelesi veriyor. İki mazlum halk da aynı sömürgeci güçlerle mücadele ediyor. Her iki ülkenin de başında Şeriatçı bir rejim tehdidi günden güne artıyor. Filistin halkı Büyük İntifada’yı yaratarak verdiği özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Türk Milleti ise Filistin’den çok önce Mustafa Kemal öncülüğünde bir Bağımsızlık Savaşı vererek solcu, devrimci ve laik bir model yaratmış ve başta Filistin olmak üzere tüm ezilen dünyaya örnek olmuştu. Şimdi her iki mazlum ulus bu kazanımları korumak için direniyor.

Tez: Türkiye’de Şeriat karanlığından, emperyalizmin parçalama kıskacından çıkmak, rejimi ve devleti yaşatmak için tek yol var: Yeniden Atatürk’ün yoluna dönmek. Altı Ok’u yeniden bir mücadele programına dönüştürmek. Bunu gerçekleştirmek için de Türkiye’de sola ihtiyaç var. Ulusal Sol’a ihtiyaç var.

TÜRKSOLU’na ihtiyaç var!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe