| Okan İşbecer |
Evet ama hangi Taha Akyol? Taha Akyol, bildiğiniz gibi yeni yayınladığı “Ama Hangi Atatürk” kitabıyla gündeme oturdu. Kitapla ilgili eleştirimizi geçtiğimiz sayıda İnan Kahramanoğlu’nun yazdığı yazıdan okumuştuk. Baştan aşağı Atatürk hakkındaki bir dolu zırvadan sonra Akyol, Atatürkçülük diye bir ideoloji olamaz sonucuna varıyordu. Üstelik referans olarak da Atatürk’ün kendi yazdığı Nutuk’u değil Kazım Karabekir’in anılarını alıyordu. Yani Atatürk hakkında hüküm verirken bile Atatürk’e söz hakkı tanımıyordu. Kitabın yayınlanmasının ardından belli çevreler hemen bir tartışma ortamı hazırladılar. İkinci Cumhuriyetçi malum koro, mal bulmuş mağribi gibi kitabın üstüne atlayıp, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü karalama kampanyasına dönüştürdüler. Medyada yer alan bazı haberlere göre Taha Akyol bu kitabı Attila İlhan’ın “Hangi Atatürk” kitabına cevaben yazmıştı. Zaten şu sıralarda da Taha Akyol kanal kanal dolaşarak Atatürkçülüğün neden bir ideoloji olamayacağını anlatıp duruyor. İşte tam bu noktada bizim devreye girmemiz kaçınılmaz. Atatürkçülüğü bir ideoloji olarak benimseyip o ideoloji etrafında siyasi bir hareket kurma çabasına girişen TÜRKSOLU, Atatürk’e karşı yürütülen bu saldırıyı göğüsleyip püskürtebilecek tek güç. Bu nedenle, belki değmez ama, bu hafta da Taha Akyol üzerinde biraz daha duracağız. Daha önce de çeşitli vesilelerle ülkücü eskilerinin belli bir dönüşüme, siz döneklik olarak da okuyabilirsiniz, uğradıktan sonra Atatürk düşmanı, Türklük düşmanı bir role büründüklerinden bahsetmiştik. Kimisi Fethullahçı olur AKP’nin kapı kulluğuna soyunur, kimisi “PKK’lılar da şehidimizdir” deyip Kürtçülüğü meşrulaştırır. Taha Akyol’un ise bunlar arasında farklı bir yeri var. Çünkü önümüze fikir adamı diye sürülen bu şahısta ne fikir vardır ne de diğeri. İşte bu yüzden biz de “Evet ama hangi Taha Akyol” sorusunun cevabını bulmaya çalışacağız.
Devir devir Taha Akyol Taha Akyol’un geçmişinden bugüne çıkacağımız kısa bir yolculuk sorumuzun cevabı için gerekli bazı ipuçlarına ulaşmamızda yardımcı olacaktır. 1946 yılında Yozgat’ta doğan Akyol, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Taha Akyol ile ilgili en çok anlatılan hikayelerden biri Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ile ilgili olanıdır. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in hikayesini bilmeyen yoktur ama kısaca hatırlatalım. Ermeni Tehciri sırasında ölen Ermenilerden dolayı sorumlu tutulan Kaymakam Kemal Bey, yabancıların baskısı sonucu Yozgat İstinaf mahkemesinde yargılanır. Neticede Kemal Bey beraat eder ama özellikle Fransa bu işin peşini bırakmaz. Bu kez İstanbul’da bir yargılama yapılır. Bu sefer suçlu bulunan Kemal Bey 10 Nisan 1919 günü Beyazıt Meydanında idam edilir. Kaymakam Kemal Bey’in idam cezası almasında en büyük pay ise işgal kuvvetlerinin isteği doğrultusunda yalancı şahitlik yapan Yozgat Müftüsü Hulusi Efendi’nindir. İşte bu Hulusi Efendi, rivayete göre Taha Akyol’un amcasıdır. Taha Akyol’un tutarlı olduğu tek nokta sanırım sağcılığıdır. Adalet Partisi (AP)’nde başlayan serüveni, MHP’de devam etmiştir ve 12 Eylül sonrasında MHP’deki aktif görevi sona erene kadar da uzun yıllar MHP’ye yöneticilik düzeyinde hizmet etmiştir. MHP’nin 80 öncesinde parti yayın organı olan Hergün gazetesinde günlük köşe yazıları yazan Akyol, ülkücü camianın o zamanki en büyük ideologu olarak ön plana çıkmaya çalışır. MHP’li Taha Akyol Taha Akyol bir yazısında MHP’li olmasının hikayesini anlatır. 28 Ocak 1977 tarihinde Hergün gazetesinde yazdığı “MHP ve Gençlik” başlıklı yazısında, daha önceki dönemde AP’li olduğunu, Yeni İstanbul gazetesinin liberal görüşlerini dünya görüşünün kaynağı olarak kabul eden Akyol, gazetede yer alan kapitalizmi göklere çıkaran yazılarından nasıl etkilendiğini anlatıyor. 1964’te Alparslan Türkeş’in CKMP’ye girmesiyle o yöne doğru kaymaya başlamış. Çünkü Türkeş’in 9 Işık’ından biri toplumculukmuş. Hem liberal hem toplumcu nasıl olunabiliyorsa Akyol’unki öyle bir yolmuş işte. Bu arada solcuların Türkeş’i Hitler’e benzetmesine bir taraftan bozulan Akyol, bir taraftan da Hitler’i merak etmeye başlamış. Hitler’in “Kavgam” isimli kitabını edinen Akyol, kitabı okumuş ve etkilenmeye başlamış. Daha sonrası ise “Karagömlekliler İhtilali”adlı kitabı da okumaya başlayan Akyol, gittikçe faşizanlaşan bir yola girmiş. Taha Akyol, Türkiye’de sağ-sol kavgasının zirveye çıktığı dönemde MHP’nin günlük yayın organında yönlendirici yazılar yazarak ve MHP’nin Genel İdare Kurulu’nda (GİK) görev alarak önemli roller üstlenmiştir. Ayrıca Akyol’un partinin eğitim bürosunun başında olduğu da biliniyor. O günler Türkiye’nin en acı günleri olarak hafızaları kazındı. Günde ortalama 15-20 kişinin sokak ortasında öldürüldüğü günlerdi ve Taha Akyol da taraflardan biri olan MHP’nin tepesindeki isimlerinden biriydi. Bir röportajında “benim yazılarımdan dolayı bir ülkücü bile ölmedi” gibi laflar etmişse de buna ülkücüler de dahil kimseyi inandıramamıştır. 12 Eylül’den sonra ise “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası” kapsamında idamla yargılandığını da hepimiz biliyoruz. Bu anlamda Taha Akyol, 80 öncesindeki terör ortamının baş sorumlularından biridir.
Antikapitalist, antiemperyalist Taha Akyol Yine Akyol’un 80 öncesi yazılarından öğreniyoruz ki kendisinin antikapitalist ve antiemperyalist bir geçmişi de varmış. Liberal bir antikapitalistlik ne biçim bir şeyse Taha Akyol da o dönem öyleymiş. 29 Nisan 1977 günü Hergün’de yayınlanan “Kapitalizm Komünizm ve Biz” başlıklı yazısında “Kapitalizmle bizim milliyetçiliğimiz bağdaşır mı?” sorusunu “Komünizmle ne kadar bağdaşmazsa, kapitalizmle de o kadar bağdaşmaz” diye cevaplıyor. Ancak kapitalizmin karşısına neyi koyuyor diye soracak olursanız onu bilmiyorum. Çünkü yazmamış. Yazıdan herhangi bir ipucu da çıkmıyor. Biz kapitalizme karşıyız. Bitti. Niye karşısın? Cevap yok. Alternatifin nedir? Yine cevap yok. Ancak ilköğretim çağındaki çocuklar da bilir ki kapitalizmin karşıtı dünyanın her yerinde sosyalizmdir. Bütün hayatı sosyalizme karşı mücadeleyle geçmiş Taha Akyol için çıkar yol ne peki? Taha Akyol’un antiemperyalistliği de benzer bir hikaye. Hem liberal olacaksın, hem sol düşmanı olacaksın ama aynı zamanda antiemperyalist olacaksın. İşte bu da tam Taha Akyol’luk bir vaka. Hem Amerika’nın kucağında Türkiye’deki gerçek yurtseverler olan devrimcilere, antikapitalist, antiemperyalist gençlere savaş açacaksın hem de antiemperyalist ayağına yatacaksın. Yok öyle yağma, yemezler Taha Bey. “Ordu Göreve”ci Taha Akyol Taha Akyol biliyorsunuz bugünlerde Ordu karşıtı fikirlerle karşımıza çıkıyor. “Aman Ordu siyasete müdahale etmesin” serzenişleriyle AKP’nin kalkanı vazifesi gören Taha Akyol geçmişte Ordu müdahalesini candan isteyenler arasındaydı. 80 öncesinde terör ortamını bahane eden Taha Akyol, Ordu’nun sıkıyönetim ilan etmesi için Hergün gazetesi aracılığıyla yoğun bir propaganda yapıyordu. Kendisinin de üyesi bulunduğu MHP Genel İdare Kurulu, Ekim 1978’de yapılan toplantı sonrasında Ordu’nun sıkıyönetim ilan etmesi çağrısında bulunmuştu. 28 Aralık 1978 tarihli Hergün gazetesinde de Ordu’nun Türkiye’nin üçte birinde sıkıyönetim uygulamaya başlamasını sevinçle karşılıyorlardı. Bu bahisle Akyol’u 12 Eylül’ün müsebbiplerinden biri olarak değerlendirmek hiç de yanlış olmaz. Tabii müdahale eden Amerikancı kanat olunca Taha Akyol için sorun yoktur. Zaten onların Genel Başkanları demişti “biz içerdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda” diye. Bugün Taha Akyol’un Atatürk Cumhuriyeti yanlısı bir müdahale olacak diye ödünün kopması da bu bakımdan bize normal geliyor. Atatürk düşmanı Taha Akyol Taha Akyol’un bugünkü çizgisi Atatürk ve milliyetçilik düşmanlığı ile tanımlanabilir. Kendince ortaya koyduğu tüm “fikri” çaba bu yönde Batılı efendilerine hizmet ediyor. Özellikle son birkaç yıldır Atatürkçülük üzerinden yürütülen dezenformasyon çalışmalarının en son halkasının Taha Akyol olmasının başlıca nedeni de budur. Ancak Taha Akyol’un Atatürk düşmanlığının evveliyatı da vardır. 80 öncesi dönemde de üstlendiği uğursuz rolün gereği olarak Atatürk düşmanlığı yapmaktan çekinmemiştir. Atatürk’e diktatör, Atatürk’ün iktidarda olduğu tek parti dönemime de “tek parti diktatörlüğü” diyen Akyol, 24 Ekim 1978 tarihli yazısında şöyle diyor: “…Türkiye tek partili rejimi yaşamıştır ve geride bırakmıştır. Türkiye için yeniden tek parti diktatörlüğünü savunmak bir beyin hastalığıdır…” Aynı Taha Akyol’un bugün “Atatürkçülük diye bir ideoloji yoktur” demesi de gayet doğal. Ama Taha Akyol’a hatırlatmak isteriz ki Atatürk’ün ortaya koyduğu Altı Ok, Anayasa’ya kadar girmiş, Atatürkçü ideolojinin köşe taşlarıdır. Sağcıdan fikir adamı olur mu? 2006 yılında düzenlediğimiz “Yılın Faşisti” kampanyasında “aydınlar” kategorisinde kendisine de yer verip şöyle bir değerlendirmede bulunmuştuk: “Sağcıdan fikir adamı yaratmanın imkansızlığı.” Hem aradan geçen zaman hem de buraya kısaca almış olduğumuz hikayesi, bunun gerçekten de imkânsız olduğunu kanıtladı. Taha Akyol’un 40 yıllık tarzında değişmeyen bir şey var. O da yazılarında mutlaka bir sosyoloğun ya da filozofun, siyaset bilimcinin kendi yazdıklarıyla örtüşen alıntılar barındırmasıdır. Mesela 80 öncesindeki yazılarında hep antiemperyalistlikten dem vurur ama tezlerini güçlendirmek için yazılarında sürekli Amerikalı Eric Hoffer’dan alıntılar yapar. Yani o zamanlar da referansı Amerikalıymış. Okuyan kişi Akyol’un çok okuyan, entelektüel biri olduğu sanısına kapılır ancak bu böyle değildir. Bu alıntıların tek nedeni, Akyol’un kendi fikirlerine güvenememesidir. Bu alıntılarla yazısını güçlendirmeye çalışmaktadır. Bir de tabii Akyol’un üslup sorununa değinmek gerekecek. Geçmişteki yazılarında kullandığı belli başlı hakaret içerikli sözcükler, “kızıl katiller, beyinsizler, fareler, manyaklar” gibi kelimelerdi. Günümüzde de özellikle “manyaklar” kelimesini ara sıra kullandığını görmekteyiz. Bizim gazetemizde Kürt İstilası ile ilgili yazılar yayınlandıktan sonra “Türkler, Kürtler ve Manyaklar” başlıklı bir yazı yayınlayarak aklı sıra bizi eleştirmişti. Taha Akyol fikir adamı olarak sığ ve başarısız olabilir. Ama bu her alanda başarısız demek değildir. Çok uzun uğraşlar neticesinde Akyol’un yaşamında başarı kırıntılarına rastladık. Taha Akyol, “hayırlı” bir evlat yetiştirmede oldukça başarılı olmuş. Mustafa Akyol, 2006 yılında çıkardığı “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” adlı kitabıyla fikir dünyasına hızlı bir giriş yapmıştı. Açıktan Kürtçülük yaptığı için şöhret basamaklarını hızla tırmandı. Şimdilerde ise Fethullah Cemaati ile arası bayağı iyi. En son Eylül 2007’de Londra’daki Lordlar Kamarasındaki Fethullah Gülen sempozyumuna katıldı. Ara sıra da Fethullah’ın Star gazetesinde yazar. Son söz olarak yine Taha Akyol’a dönelim. Alıntı yapacağımız yazı, 1 Ekim 1978 tarihinde Hergün gazetesinde yayınlanmış. “Tarihin hiçbir döneminde ve dünyanın hiçbir yerinde yarı aydınlar verimli bir fikir faaliyeti meydana koyamamışlardır.” Akyol bu sözü tahmin ettiğiniz gibi solcuları eleştirmek için kullanmış. Ama bu sözler Taha’nın durumunu çok güzel anlatıyor. boşuna uğraşma Taha, senden fikir adamı olmaz!
|