| Celal İmren |
Çırılçıplak kadın resmi basan fuhuş çetesi Usta ozan Can Yücel bir şiirinde: “Son sözümü sorma/ Aklıma/ İp geliyor” demiş. İp! İdam yani! Son sözü sorulur idam hükümlüsüne. Son isteği de… Deniz, babasına mektup yazmış ve ona, kendisini Kemalist fikirlerle yetiştirdiği için müteşekkir olduğunu söylemiş. Kemalist fikirlerle yetişip Tam Bağımsız Türkiye’yi savunanlar idam ediliyormuş o zamanlar. Şimdilerde “beyaz çarşaf”, Tayyip’in diliyle idam sembolü oldu. Ne demiş Tayyip? “… biz bu yola çıkarken o beyaz çarşaflarla çıktık. Biz bu konuda bedele hazırız…” Ne yapacaksınız ki, bedeli beyaz çarşaf giymek olacak? Yanıtı sorunun kendisinde saklı. Tayyip ve Tayyip gibilerin kafasında neler varsa onlardır sorunun yanıtı. Eskiden -ki bazıları şimdilerde de söylüyor- ne derlerdi politikacılar vaatlerini formüle ederken? “Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır!” Yani, “Sizin için dün, bugün ne yaptıysak, gelecekte daha fazlasını yapacağız” demek olur bu. Tayyip, bugün türbanın üniversitelere girmesini yarın lise ve ilköğretime, ardından tüm kamusal alanlara sokulmasının bir öncü atılımı olarak görüyor. AKP’yi iktidara taşıyan güç, Erdoğan’a göre, “yıllar yılı bekleyen o sessiz yığınlar”mış. Hani şu 80 yıllık çileden bahsedenler… Erdoğan ve ekibi şimdi “kendilerine inanan ve güvenen o sessiz yığınların” diline tercüman oluyormuş. (Bahçeli Devlet ne oluyor bu durumda? Yeminli Şeriatçı müşavir mi? O başka bir yazı konusudur.) Şimdi tercüman Tayyip ile müşavir Devlet’in meclisteki yüz ifadelerini anımsadım. Anayasa ile ilgili oturumun ilkinde Tayyip ve Devlet’in vücut dilini okumanıza olanak yok. Çünkü hareket etmiyorlar, gözlerinden “bilinmez”i düşünen insanların “acaba”sı yansıyor sadece! İlk oturumun üzerinden kaç gün geçti… Tayyip’in gözlerinden okunan “acaba” kafasında somutlaşmış olacak ki, öfkeyi bir hitabet sanatı haline getirip dilini de sertleştirdi. İlk kez “beyaz çarşaf”tan söz etti. “Beyaz çarşaf”ı yanında, “bedel ödemeye de hazır” olduğuna göre bir hesaplaşmanın eşiğinde. Kiminle hesaplaşacak? Laik Cumhuriyetle! Atatürk’le! Bu yüzden de “laiklik” diyenlere CHP üzerinden saldırıyor. Öfke sanatını icra etmeyi sürdürüyor ve hedefine medyayı da koyuyor: “Ayağınızı denk alın” demeye getiriyor. Tehdit, gazeteciliğin dışında türlü işler yapan Aydın Doğan ve diğer gruplara ‘ticarî’ söylemle gidiyor: “İpinizi keserim!” Yani, Uzan’lar gibi, Bilgin’ler gibi olursunuz! Bu, bir zamanlar “Taş da bende, koz da bende” diyen Aydın Doğan medyasına ders olmalı. TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği’nin yazı eylemlerini aşağılayan, horlayan, saldıran, provokatörlükle suçlayan ve hatta Hadi Uluengin gibi liboşların marifetleriyle “ihbar etmeye yeltenen Aydın Doğancıları şimdi büyük bir tehlike beklemektedir: Çete mensubu olmak… Çetecilere yardım ve yataklık yapmak… Ne çetesi? “… Bu toplumun ahlak ve değerleriyle ters düşen çırılçıplak kadın resimlerini basan ilaveleriyle her şeyi ortaya koyan fuhuş çetesi…” onların payına da böyle bir çete düşüyor… Olur mu? Olur! Çünkü işler şirazesinden çıkmıştı ve Tayyip bunu açıkça ifade etmektedir: “Beyaz çarşaf yanımızda, her bedeli ödemeye hazırız!” Olur mu? Olur! Bedel ödemeye hazır olanlar, bedel ödettirmeye de azmetmişlerdir! Bedel ödemek zorunda kalacak olan oyalı-boyalı medya için söyleyecek çok şey yok! Çünkü: “Değişti” diyen onlardı… 2002’de de, 2007’de de onlardı en çok alkışlayanlar… Uzan’lar, Bilgin’ler devrilip giderken “meydan bize kalıyor” diyerek onlar kına yakıyordu… Keser döndü, sap döndü, gün geldi, hesap döndü!.. Amma… Bütün bu olup bitenler, suçlunun her zaman güçlü olacağını göstermez! “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” sözü boşuna mı söylenmiştir sanıyor Tayyip? Aydın Doğan’lar yanıldıklarını bugün nasıl anlamışlarsa... Tayyip de anlayacaktır… Türküler… O güzelim halk türküleri… Neler anlatır, neler… İşte birinden iki dize: “Kılavuzun gereği yok,
|