18.02.2008/Sayı:174
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Müfit Çun

Hangi Atatürk?

Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinde Taha Akyol’la yapılan röportaj herhalde herkesin dikkatini çekmiştir. Taha Akyol röportajda, yeni kitabı hakkında sorulan sorulara cevap veriyor. Sorulan sorulara verilen cevaplara değinmeden önce, Taha Akyol’un kitabına verdiği ismin önemine değinmek istiyorum. Kitabın ismi “Ama Hangi Atatürk?” Taha Akyol’a göre herkesin kendine göre bir Atatürk portresi varmış. Tabii bu durumdan rahatsız olan Taha Bey de kendine, Atatürkçülerin yanlış yollara gitmesini engellemek için görev biçmiş ve Atatürk’ün nasıl olduğundan bahsetmiş.

Tabii böyle büyük bir bilimsel (!) araştırmadan sonra haliyle Atatürkçüler de kendilerini, Taha Bey’in ortaya koyduğu Atatürk gibi çekip çevirmeliler. Kendi kafalarına göre kurdukları Atatürkçülükten vazgeçmeliler.

Şakayı bir yana bırakıp olaya biraz daha bilimsel yorumlar getirmek lazım; çünkü bu konu Türkiye’nin özellikle günümüzde çok konuşacağı bir konu. Yükselen Kürt-İslam faşizmine karşı Türk Milleti’nin tek dayanak noktası olan Atatürkçülüğün net bir şekilde ortaya konulması gerekir. Bu konu çok derinlemesine inilmesi gereken bir konu. Zaten Gökçe Fırat’ın Ulusal Sol İdeoloji kitabında bu konu ayrıntılı bir şekilde var ancak Taha Akyol’un kitabından sonra oluşabilecek kafa karışıklığı için bilgilerimizi tazelememiz gerekeceğini düşündüm

Bize kalırsa Atatürk’ün hayatı tek bir çizgi içerisinde, tek bir ideoloji ile devam eder. Ama madem eleştirmeye başladık, Taha Akyol’un tezleri üzerinde de durmak gerekir.

Sadık değil, idealist subaydı

Taha Akyol, Atatürk’ün hayatını dört aşamaya bölmüş. İlk bahsettiği dönem, genç subay olarak Osmanlı hiyerarşisi içinde mücadele ettiğini iddia ettiği dönem. Oysa gerçek çok farklıdır. Atatürk daha lise yıllarında hiyerarşiyi çiğneyecek hareketler yapmıştır. Okulda muhalif bir gazete çıkardığı için atılma tehlikesi içine girmiştir. O’nun amacı hiyerarşide bir yer bulmak asla olmamıştır. Sadece vatanı için hizmet edebileceği bir yer olarak o kurumu gördüğü için orada mücadele etmiştir. Hatalı olduklarında hiç çekinmeden üstlerini uyaracak kadar da hiyerarşiye saygılıdır! Anadolu’ya çıkmasının 1919’a kadar uzamasının sebebi ise sadece şartların olgunlaşmasının o zamana kadar sürmesidir.

Tek güvencesi Türk Milleti

Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Atatürk’ün çizgisi nettir. İlk olarak Osmanlı’nın o zamanki durumunun sebebinin Batı ile ilişkiler ve Batılılaşma aşkı olduğunu bilir. Şeriatçılığın da tıpkı teslimiyetçi zihniyet gibi Tanzimat döneminin eseri olduğunu bilir ve hiçbir şekilde uğraşmaz. Zaten Atatürk daha birkaç yıl önce Halife ordularının başında yine Müslüman olan bir milletle savaşmıştı: Araplar. Taha Bey’i bilmiyoruz ama biz Atatürk’ün yaşadığı olaylardan ders alan biri olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle hiçbir söyleminde “Müslüman Türkler” vb. sözler etmemiştir. Her zaman Türklüğe vurgu yapmıştır ve Türklüğün yüceliğinden bahsetmiştir. Hiçbir zaman ne Şeriatçılara ne de azınlıklara oynamamıştır. Bu nedenle Şeriatçılar ve Kürtler Milli Mücadele döneminde devamlı olarak ayaklanmışlardır, hem de Batı desteği ile.

Lozan ve Batılılaşma

Atatürk, Osmanlı’nın kötü durumunu Tanzimat’la başlayan sürece bağlıyordu. Ve bu nedenle 15 yıllık iktidarı boyunca hiçbir zaman “Batı” kelimesini kullanmamıştır. Şeriatçılıkla mücadelesi, Kılık Kıyafet Devrimi gibi devrimleri ise Batılılaşmak için değil, bilimin ışığında ilerlemeyi sağlamak içindir. Atatürk’ün de bize gösterdiği yol Batının yolu değil, çağdaşlaşmanın yoludur.

Atatürk’ün daha Trablusgarp’tan başlayan Batı ile silahlı mücadelesi Lozan’a kadar hiç durmadan devam etmişti. Ancak Milli Mücadele dönemi, Atatürk’ün Batı ile mücadelesinin daha da çetinleştiği bir süreçti. Çünkü bir yandan Batı ve onların desteklediği Kürt-İslamcı isyanlarla mücadele ederken, bir yandan da az önce bahsettiğimiz Tanzimat kafası denen kafayla mücadele ediyordu. Bu kafalar, tüm bu olanların Batıdan kaynaklandığını görmeyip hâlâ Batıdan medet uman aciz insanlardı. Atatürk’ü belki de Batılılarla savaşmaktan daha çok zorlamıştır bu mandacı kafa.

Şimdi Lozan ve sonrası sürece bir bakalım.

Lozan, bizim galip geldiğimiz bir savaş sonrası hazırlanan bir antlaşma olmasına rağmen Batılı devletler devamlı olarak bize hakimiyet kurmaya çalışıyorlardı. Kapitülasyonlar meselesinde, Boğazlar meselesinde, azınlıklar meselesinde… Ancak Atatürk ne kapitülasyonlara izin verdi ne azınlık kavramına... Sadece Boğazlar biraz ertelendi; ancak o da daha sonra bizim lehimize çözümlendi.

Mesela Atatürk; Taha Akyol’un söylediği gibi Batı ile daha içli dışlı olmak isteseydi kapitülasyonları kaldırır mıydı? Sonuçta liberal ekonomiyi de benimserdik, Batılı da olurduk. Atatürk bunun bizler için en iyi olacağını biliyordu da neden yapmadı? Türk Milletini sevmediğinden mi? İleri görüşlü olmadığından mı? Bizce kesinlikle öyle değil. Atatürk, Batı ile bizi eşitsiz duruma sürükleyecek her türlü durumdan özenle kaçındı.

Bir de Atatürk Batılılara yatırım yapın demiş! O zaman kurulan Sümerbank’ı Etibank’ı vb. devlet kuruluşlarını, yani yeraltı ve yerüstü kaynaklarını devlet kontrolüne alacak bankaların kurulmasını şöyle değerlendirmek gerekir: Batılılar Atatürk’e kızdı, bize yatırım yapmadı. Biz de mecburen solcu bir devlet olduk.

Atatürk bırakın yabancı sermayeyi çağırmayı, yerli sermayeye bile nefes alacak alan bırakmıyordu.

Taha Bey çok doğru söylemiş. Atatürk komünistleri içeri tıkmıştır ve Komintern’i reddetmiştir. Peki, kapatılan liberal partiler ne olacak? Onları görmezden mi geleceğiz? Ne kadar görülmek ve gösterilmek istenmese de, Atatürk tam bağımsızlıkçıydı. Ve herkese biz kendimiz olacağız mesajını vermiştir.

Solcu Atatürk

Devrimler sürecinde ve ekonomik kalkınma sürecinde hiçbir Batılı devletten destek almadı. Avrupa’da olduğu gibi serbest piyasaya hiçbir şekilde izin vermedi. Sadece komşularımızla ve ezilen dünya ile askeri ittifaklar kurdu. Buradan Atatürk’ün ne kadar Batıcı(!) olduğunu aslında net bir şekilde görebiliriz.

Ve elbette değinilmesi gerek en önemli konu Atatürk’ün solculuğu. Atatürk ömrünün her aşamasında solculuğun en temel ilkesi olan tam bağımsızlığı benimsedi. Zaten az önce de ortaya koyduğumuz siyasi ve ekonomik kalkınma modeli bugün bile sosyalist ülkelerde uygulanmaktadır.

Yani kim ne derse desin; dünya siyasi literatüründe 6 Ok’un adı solculuktur. Ve Atatürk ömrünün her aşamasında solcudur.

Bu konu ilgili zaten birçok şey yazıp çizdik ve iki tane kitap hazırladık. Biri Gökçe Fırat’ın İstila; diğeri Serap Yeşiltuna’nın Atatürk ve Kürtler kitabı.

Atatürk hiçbir zaman Kürtlere yaranmaya çalışmamıştır. Hatta açıktan asimilasyon politikası uygulamıştır. Türklüğü sadece bir vatan birlikteliği olarak değil; aynı zamanda bir kültür birlikteliği olarak görmüş ve vurgulamıştır.

Taha Akyol’un Atatürk merakı

Ve tabii en son olarak da Taha Bey’in Atatürk merakına değinmek gerekir. Herhalde Türkiye’de Atatürkçü örgütlenmeye bu kadar ihtiyaç duyulduğu bir dönemde böyle yanlış, bilimsellikten uzak bir Atatürk portresi çizilmemiştir. Ama her ne olursa olsun bu ülkede doğru bir Atatürkçü örgütlenme mevcut. Türk Milleti kendi Atasını Milli Mücadele döneminde kendi bağrından nasıl çıkarttıysa bugün de çıkaracaktır. Tek yol Milli Mücadele!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe