| Umut Yalım |
...Ve hançer ...Ve gül
Merhaba Sağdıç, nasılsın? Dün bilgisayarımla uğraşırken tuhaf bir şey oldu ve başka başka insanların yazışmalarını okumaya başladım. İlkin, kapatayım dedim, ayıp olur diye; sonra da fazlasiyle merak ettim. Ne yapayım? Yazılanlara dikkat et. Velhasıl, konuşmamız gerek... Özünde, konuşmaya pek de gerek kalmayacak sanırım. Yazılanları olduğu gibi sana aktarıyorum Sağdıç. *** 23 Ocak 2008, 23:21 Ne haber ...., nasılsın? Bir durum raporu alalım senden. *** 24 Ocak 2008, 16:43 Merhaba, Bacanak nasılsın? Bu iletin ilaç gibi geldi. Ben burada hurda bir araba gibi bekliyorum. Neyi bekliyorum? Hiçbir şeyleri de beklemiyorum özünde. Bu ...... beni yıktı, toprağa fırlattı ve bir de üzreme sıva attı. Sürekli düşlerime giriyor. Konuşuyoruz. “Neden?” diyorum, susuyor. Düşlerimde sürekli uzuvlarımı yitirmişim. Öyle heykel gibi duruyorum. Kimseler yardım etmiyorlar. Ne derslerde, ne sokaklarda, ne de diğer alanlarda hiç konuşasım yok. Bakkaldan bir şeyler alırken bile konuşamıyorum. “Bir su” diyeceğim, diyemiyorum. Öyle yürüyorum bir gece arası çıkıp yollara. Daha önce de demiştim: “Sokaklar artık oturma odam oldu benim.” Şimdi de aynı. Kendime bir yalnızlık sigortası yaptıracağım. Belkiyse çoktan geç kaldım. Zaten yalnızım çünkü. Herhal önceden yaptırsaydım şu sigortayı, şimdiye çoktan zengin olmuştum. Belkiyse, yaptırmam gereken sigorta başkadır: Hayat sigortası... Yollar oturma odam oldu. Gözlerim asfaltlarla doldu. Yürürken de ağzımda Vanlı bir türkü var: O yar gelir yazı ya yaban gül olur Yahu Bacanak ne duygu imiş bu aşk? Pişmaniye gibi: Bir yiyen, bir yemeyen pişman. Sakin olmam gerek özünde. Ancak olmuyor. Çıkmıyor aklımdan. Keşke hiç bilmiyeydim O’nu. Bir hayal peşinde korsanlar gibi gitseydim. İskele-sancak ve alabora olsam bile, olduğumu anlamazdım. Köz köz olmuş içrem yanıyor. Sankiyse tüm Urfa’yı yemişim. Şimdi de Rize’ye çıkacağım, biraz ağlayacağım; gözlerimde çaylar çıkacak. Dem dem olmuşum. Dem ve dem. Artık başka bir yaşam var, başka bir Ben. Sıkıcı bir yaşam ve sıkıcı bir Ben. Gülmek isteyen benim yanıma gelmesin, ölmek isteyen başım, gözüm üzreme... Mutsuzum ancak umutsuz değil. Bu da memleket sayesinde. Allah’dan memleket var daha kurtaracak. Yoksa bırakırdım kendimi. Memleket, O’dan güzel, O’dan anlamlı ve daha vefalı. İnsan bu denli çark eder mi be Bacanak? Her günler okuyorum yazıştıklarımızı. Ya ben de anlama kıtlığı ya da O’nda bir kalpsizlik var. Bir yerde bir yanlışlık var. Hesapsızlık var. Bilemiyorum. Şimdiye böyle bir yanlışlığa düşmediydim. O’na aşık olmak ağır, büyük ve yüksek bir yanlışlıkmış; yeni yeni ayıkıyorum. Ancak bırakamıyorum. Dediğim denli pişmaniye gibi bir şey bu. Nasıl kurtulacağımı bilmiyorum? Ne denli sürecek bu? Anlamıyorum hiçbir şeyleri. Ama hiç. Ne bu ......’i anlıyorum. Ne dersleri, ne suyun ederini, ne yanan yeşil ışığı, ne bana denenleri, ne üşüdüğümü, ne de sarhoş olduğumu anlıyorum. Biliyorum, hepsi oluyor ancak anlamıyorum. Saplanıp bıçağın, acıtmaması gibi. Ölüp, öldüğünü anlamamak gibi. Evet, O’nu sevmek: Ölüp, öldüğünü anlamamak gibi bir şey. Daha ne diyeyim Bacanak, daha ne diyeyim? Başa döner ve sorunu yanıtlayacak olursam; durum raporum: Sağanak, bıçak ve O... *** 24 Ocak 2008, 17:17 Yeniden merhaba. Anlamak isterim bütün dediklerini. Benim de anlatacaklarım var zaten. Ancak sana bir soru daha. Gülmeden yanıtla şimdi Kral, sevdin ve değer verdin; bir ders çıkardın mı bu iki buçuk yıllık maceradan? Kendine iyi bak ....’cuğum *** 24 Ocak 2008, 22:43 Ben bu son 2 yılda hiçbir şeyler öğrenmedim, öğrenemedim. Zaten kimseler öğrenemez. Bir insanı anlamak güçken, sevdiğini anlamak olanaksız. Arpa boyu mesafe alamadım. Kimseler alamaz. Ancak ne mi öğrendim tam olarak, daha doğrusu neden mi emin oldum? Bunların insan değil, Kadın olduklarına emin oldum. Hiçbir insan, bir insana böyle davranmaz. Böyle vahşice ve apansız. Örneğin, şu ..... ..; madem sevmiyorsun ....’i, ne karışıyorsun ....’in işine? İşte ....’um, Kadın’ın vazgeçilmez var olma nedeni: Sahip olmak. O gösterdiği kişi ........ olsun olmasın, ancak buradaki çıkmazı ..... .. ve diğer tüm Kadın’ınların: Sahip olmak. Derebeyi gibi bunlar. Amaç: toprak üstündeki insanların çokluğu ve niceliği. Toprağın ve insanın niteliği değil. Sahip olmak, sahip olmak ve sahip olmak. Çok, çok ve daha çok. daha çok aşka(?) ve daha çok kişiye sahip olmak ve erişmek. Kapsama alanını derin tutmak. Bir anda, birden çok kişiyi sevmek. O’nu da, O’nu da ve O’nu da. Oysa Biz, ilkin O’nu severiz ve yalnız O’nu severiz. Sonrası da, Allah kerim... Yine dönersem ......’e, bir yansıtma yapacak olursam ve “Hançer soktu yüreğime gül sandım” makamında düşünürsem; bu ...... iki yılımı aldı, iki yılımı daha alır be Bacanak. Bu .... gitti, gider. Çok büyük yaşadım O’nu. Büyük yaşarsan, büyük ölürsün. Büyük ölürsen, her günler ölürsün. Velhasıl, her gün ölüyorum. Her an düşünüyorum. Gitmiyor. Gitmeyince, ben de gitmiyorum. Olduğum yerde öylece kalıyorum. O, yani ......, 6 harfli bir cehennem. Ben bunu 29 harfle yaşıyorum. Yazıyorum. Sana o gün anlatmayı unuttuğum bir durum daha var. O gece, O’nda, büyük bir mutluluk vardı. Nasıl gülüyordu. Her şey değil bu koydu işte. İnsan da (işte bundan insan değil diyorum ya) biraz mahcubiyet olur. Kendi olmasa bile, durumun hüznü olur biraz insanda. Gözlerimin içresine içresine kıristal kahkahalar attı. Attıkça da, o kıristaller yüzümde cam cam kırıldı. Yüzümden soyut kanlar aktı. Bir ben gördüm o kanları, kimseler görmedi. Allah’dan görmediler o kimseler, O’nun adına ben üzülürdüm. Herkesler yine O’nu iyi bilsin, güzel bilsin. Gerçek sana ve bana yeter Bacanak. Başka kimselere gerek yok. Dostum ve sırdaşım... Sana kolay gelsin ve gözlerinden öperim. Görüşmek üzere... Haydi hayırlısı... *** Şimdiye elime ulaşanlar, daha doğrusu zimmetime geçirdiğim iletiler bunlar, Sağdıç. Okuyunca bana pek tanıdık geldiler. Sankiyse, ben yazmışım gibi. İlgisi yok tabii. Yoksa var mı? Neyse, kafanı pek karıştırmayayım. İşinden, gücünden seni etmeyeyim. Haydiiiiiiiii... Dur bir dakika, Sağdıç. Bir tane daha geldi Gelen Kutu’ma. Şunu da diyeyim de sana. İçremde kalmasın: *** 25 Ocak 2008, 23:12 .... nasılsın? Yazdıklarını tekrar tekrar ve etraflıca okudum. Sen sevmemişin de, sankiyse, başka bir şey yapmışın. Bu “Başka bir şeyin” ne olduğunu bu yaşamışlığımla sana söyleyemem. Ne dersem ya fazla, ya eksik olur. Sana diyeceğim şu: Yanındayım be Kral! Yaşa be Kral! Bak, iyi ki de yaşamışın. Yararını sonradan görürsün. Bence, insan yaşamalı böyle şeyleri. Yaşamazsa, hiç yaşamamış demektir zaten. Benden 1-0 öndesin şimdi... Daha yazardım ancak çok uykum geldi. Yarın görüşürüz yeniden. Eyvallah... *** 26 Ocak 2008, 04:03 Merhaba Nasılsın Bacanak? Saati görüyorsun, hâlâ uyuyamadım daha. Herhal, uyuyamam da. Sıkıntı bastı bir ve sokakları yine oturma odam yaparak, epey epey yürüdüm. Yoruldum ve yeşil bir kaldırıma oturdum. Düşündüm, düşündüm ve düşündüm. Biraz önce de eve geldim. Açtım bilgisayarı ve iletinle karşılaştım... Mutlu oluyorum bana yazınca. Ancak böylesini değil. Yazdıkların bana biraz (alınma) sakız yazılarını anımsattı. “Önemli olan sevmek” türü şeyleri, hatta sürek nefret ettiğim: “Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim”, “Önemli olan yarışmaktı” gibisinden züğürt tesellisi sözleri. Biliyorum, teselli etmek istiyorsun Bacanak, ancak böyle yapma, etme. Bunlar, beni daha da üzüyor ve yıpratıyor. Kaldığımız yerden (eğer kaldıysa) yaşamaya devam edelim. Kimselere avuç açmayalım. Artık isteyen sevsin, isteyen sevmesin. Biz sevince olmuyor çünkü. Biz sevince, sevmek olmuyor çünkü. O’nlar bunu sevmekten kabul etmiyor. Biz sevince, dediğin gibi başka bir şey oluyor. Ben de ne olduğunu daha bilemiyorum. Yakında buluruz... Sana kolay gelsin. Muhabbetle gözlerinden öperim. Yazmayı unutma... Haydi hayırlısı... *** İşte Sağdıç. Bu da son gelenlerdi. Yarın da gelmeye devam eder herhal. Geç oldu. Zaten şimdiden 6,951 karakter konuşmuşuz. Konuşmanın sonunda bu 7,145 eder. Bundandır ki; sözü kısa, özü uzun tutalım Sağdıç. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim. Kolay ve rastgele. İyi akşamlar, iyi yaşamlar... Haydi hayırlısı... |