11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Solingen geri döndü

Almanya’nın Ludwigshafen kentinde, Türklerin yaşadığı bir binada kundaklama sonucu çıktığı neredeyse kesinleşen yangında 5’i çocuk olmak üzere dokuz Türk yanarak can verdi.

Başbakan Erdoğan 9 Türk’ün yaşamını yitirdiği yangının gerçekleştiği evde incelemelerde bulunmak için gittiği Almanya’da ayağının tozuyla Almanları savunan açıklamalarına başladı.

1993 yılında Almanya’nın Solingen kentinde yaşanan benzer olayda ölenlerin sayısının 5 kişi olması ve Ludwigshafen Kenti Belediye Başkanı Eva Lohse’nin bu yangının İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kentteki en büyük yangın olduğunu açıklaması ırkçı saldırının boyutunu gözler önüne seriyor.

Ve sonunda korkulan oldu. Irkçı tasarıların ve yasa tekliflerinin birbirini kovaladığı Almanya’da siyasilerin davranışlarından cesaret alan kişi(ler) ırkçı söylemlerini bu kez eyleme geçirme zamanının geldiğine karar verdiler.

İlk bilanço ise gerçekten korkunç oldu. Almanya’nın Ludwigshafen kentinde, Türklerin yaşadığı bir binada kundaklama sonucu çıktığı neredeyse kesinleşen yangında 5’i çocuk olmak üzere dokuz Türk yanarak can verdi. Danzigerplatz caddesindeki 32 numaralı binada çıkan yangında 2’si ağır olmak üzere 24 kişi de yaralandı. Binanın tahta olan merdivenlerinin yangın sırasında yanmasının çıkış yolunu kapattığı için ölü sayısının artmasına neden oldu.

1993 yılında Almanya’nın Solingen kentinde yaşanan benzer olayda ölenlerin sayısının 5 kişi olması ve Ludwigshafen Kenti Belediye Başkanı Eva Lohse’nin bu yangının İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kentteki en büyük yangın olduğunu açıklaması ırkçı saldırının boyutunu gözler önüne seriyor.

Suçu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur ama görgü tanıklarının ifadeleri ve aynı binaya daha önce de böyle bir saldırı girişimi olduğu düşünüldüğünde aslında oklar yeni bir Solingen vakasını işaret ediyor.

Polis kayıtlarına göre aynı binaya 2006 yılı Ağustos ayında bir kez daha sabotaj girişiminde bulunulmuş. 2 Ağustos 2006 tarihinde kimliği halen daha belirlenemeyen kişiler binanın altındaki lokalin camlarını kırarak içeriye molotof kokteylli saldırıda bulunmuş. İlk saldırı neyseki yalnızca maddi hasar ile atlatılmıştı.

Yangının hemen ardından, kundaklanan binaya 100 metre mesafedeki bir duvara Nazi oldukları tahmin edilen iki kişinin “Pis Türklerin kökünü kazıyacağız” yazıp kaçması da binayı kimin kundaklamak isteyebileceğinin ipuçlarını veriyor.

Bölge açıkçası Alman ırkçılarının hedefi durumuna gelmiş.

Alman polisi, Türklerin uyarısı üzerine olayın daha da gerginleşmemesi için yazıyı hemen sildirdi. Fakat yangının hemen ardından bölgeye yüzlerce polisin sevk edildiği düşünüldüğünde Nazilerin duvara kolaylıkla yazı yazması ve ellerini kollarını sallayarak bölgeden ayrılabilmiş olması son derece düşündürücü.

Bölgede yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu yangının kaza ya da kısa devre sonucunda çıkmış olmuş olasılığına inanmıyor. Bölgede yaşayan Türkler kentte son on yıl içinde Neo-Nazilerin giderek güçlendiğine ve eyalette sık sık yürüyüş düzenlediklerine dikkat çekiyor.

Olaydan yaralı olarak kurtulan Aylin (9) ve Bedriye Kaplı (8) adlı iki kız kardeşin tedavi gördükleri hastaneden taburcu edildikten yaptıkları açıklama da olayın Türklere yönelik ırkçı bir saldırı olduğunu gözler önüne seriyor:

“Kapıda bir adam vardı. Elinde çakmak, değnek ve kağıtlar vardı. Almandı. Üzerine kapıyı kapatmaya çalıştık ama ayağını araya koyarak içeri girdi. Elindeki kağıtları tutuşturdu ve bebek arabasının kenarına koydu.”

Olay gerçekleşmeden 10 gün önce de Türk milletvekillerine tehdit mesajları gönderilmeye başlanmış.

Yeşiller Partisi Milletvekili Özcan Mutlu, “10 gün önce ‘Siz Türkleri toplama kamplarında yakma ve külleri bacadan savurma vakti geldi’ mesajları almaya başladım ve polise başvurdum” açıklamasında bulundu. Polisin bu ihbarları ne kadar ciddiye aldığını söylemeye gerek yok sanırım.

Saldırı öncesi önlem almayan Alman polisi “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye” hesabı saldırının hemen ardından olayın geniş çaplı soruşturulmaya başlandığını açıkladı. İş siyasilere kadar uzanır mı bilemiyoruz ama Alman hükümetinin ısrarla kundaklama sözcüğünü kullanmaktan kaçınması, soruşturmanın fazla derinleştirilmeyeceği ya da suçun piyonların üzerine atılacağı izlenimini veriyor.

Bizim yetkililer de her ne hikmetse aynı tehlikeyi hissetmiş olacaklar ki, olayı soruşturmak için Türk uzmanların görevlendirilmesini Almanya İçişleri Bakanı Wolfang Schaeuble’den talep ettiler. Olayı artık 50 kişilik Alman soruşturma ekibiyle birlikte daha önce Almanya’da görev yapan ve iyi Almanca bilen 4 Türk uzman daha yürütecek.

Wolfang Schaeuble bu talebi kabul etse de bu istekten hiç de memnun değil. Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik’in, Alman hükümetinin yangının doğal koşullardan kaynaklandığı ısrarına karşılık, “Bazı Alman politikacıların yangın sebebi henüz kesinleşmeden olayın yabancı düşmanı bir saldırı olmadığı yönünde açıklama yapmalarını garip karşılıyorum” açıklaması Alman Bakanı bir hayli sinirlendirmiş.

“Herkes haddini bilsin. Bazen büyükelçilere de görgü öğretmek lazım” diye kükreyen Bakana, 13 yaşındaki bir İngiliz kızına Antalya’da tecavüz ettiği doktor raporuyla da kanıtlanan Alman genci kurtarmak için Türkiye’ye yaptıkları baskıyı anımsatmak yerinde olur. Üstelik biz, kundaklamayı yapanların Türkiye’ye gönderilmesini istemiyoruz, yalnızca adil bir soruşturma ve yargılama yapılmasını istiyoruz.

Ne de olsa geçmişinizde bir Reichstag yangını şaibesi bulunurken doğru suçluları yakalayacağınıza inanmamız biraz zor oluyor.

Schaeuble hızını alamamış, Almanlar ve Türkler arasındaki ilişkinin istendiği kadar iyi olmadığından da şikayetçi olmuş. Sayın Bakan acaba bundan kimin sorumlu olduğunu da düşünme zahmetinde bulunmuş mu hiç?

Almanları bu zor durumda aklama görevi ise sanki kendi göreviymiş gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a düştü. Başbakan Erdoğan 9 Türk’ün yaşamını yitirdiği yangının gerçekleştiği evde incelemelerde bulunmak için gittiği Almanya’da ayağının tozuyla Almanları savunan açıklamalarına başladı.

Örneğin olayın görgü tanıkları itfaiyeyi olaya geç müdahale etmekle suçluyorlar, itfaiyeyi savunmak ise Erdoğan’a düşüyor: “Değerli kardeşlerim bu olay esnasında gerek Alman polisi, gerek Alman itfaiyesi elinden gelen gayreti göstermişler.” Valla kimin doğruyu söylediğini bilemiyorum ama görgü tanıkları ile Başbakanımız arasında büyük görüş farklılıkları olduğu son derece açık.

Almanya bakalım gerçek suçluları yakalayabilme cesaretini gösterebilecek mi?

Gerçek suçluyu aslında hepimiz biliyoruz. O, seçim kampanyalarında Türkleri ve diğer göçmenleri hedef olarak gösteren tüm siyasi partiler ve canilere bu ortamı hazırlayan Alman hükümeti.

Aylar boyunca Türklere ve göçmenlere yönelik ırkçı politikaları sayfalarımıza taşıdık ve durumun giderek daha da vahimleşeceğini söyledik. Sonuç ortada. Kundaklamayı yapanlar yalnızca birer piyon.

Geçmişinizde Hitler gibi bir lideriniz varsa bu gidişin sonucunun size nelere mal olacağını bizden çok daha iyi biliyor olmanız gerekir.


İran’da türban karşıtı gösteri!

İran'da türban karşıtı protesto gösterisi düzenlendiTayyip Erdoğan’ın MHP’nin desteği ile başlattığı Atatürk Türkiyesi’ni tasfiye sürecinde sıra en son olarak en büyük amaçlarından biri olan üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasına geldi. Sağ olsun Devlet Bahçeli “Türban yalnızca üniversitelerde sınırlı kalacak, kamuya girmesine izin vermeyiz” desin, olay bir kere kontrolden çıktıktan sonra nerelere kadar uzanabileceğin en güzel örneklerini yanı başımızda Şeriatla yönetilen İran’dan almaya devam ediyoruz.

İran’da bu kez alışık olmadığımız(!) bir protesto yürüyüşü vardı. Sayıları 2.000’i bulan ortaokul ve lise öğrencileri türbanı protesto eden bir yürüyüş düzenlediler. Şaşırtıcı mı? Hayır değil. Çünkü yürüyüşü düzenleyenler türbanın yasaklanmasını ve herkesin kara çarşaf giymesini istiyorlar. Tahran Talim ve Terbiye Kurumu’nun düzenlediği yürüyüşte kız öğrencilerin pankartlarındaki

“Çador (kara çarşaf), en iyi örtüdür”,

“Örtülü kadın, sedefteki inci gibidir”,

“Allah, haya sahibi olanları ve örtünenleri sever”

sloganları dikkat çekiyor.

İran’da türbanın ve diğer modern giyiniş biçimlerinin giderek yaygınlaşması üzerine harekete geçen Tahran yönetimi “güzel örtünme” kampanyası düzenlemenin zamanı geldiğine karar vermiş.

Peki, haya sahibi olmamakla ya da güzel örtünmemekle suçlananlar kim? Tabii ki kara çarşaf yerine türban giyenler. Türban giyenlere yönelik operasyonların ardından mahalle baskısı da devreye sokulmuş gibi.

Görüleceği üzere Şeriat sınır tanımıyor. Belki şimdi üniversitelerde türbanla okumak isteyen kızlarımız, istedikleri yönetim biçimini Türkiye’de gerçekleştirirlerse üniversitelerde türbana özgürlük kampanyasını gerçek anlamıyla düzenlemek zorunda kalabilirler.

Tabii o istedikleri düzen gelince üniversitede okuma şansı bulabilirlerse!


Çin hükümeti kara teslim oldu

Çin hükümeti kara teslim olduSon 50 yılın en yoğun kar yağışının kaydedildiği Çin’de hükümet doğal felaketi önlemek konusunda sınıfta kaldı. Şiddetli kar yağışının ve fırtınanın yaşamı tamamen felç etmesinin ardından Çin hükümeti devreye askerleri sokmak zorunda kaldı. Sayıları 1 milyonu aşan askerler ülkede düzenin sağlanması ve acil sorunların çözülmesi için seferber edilmiş durumda. Felaketin 14 eyaleti etkisi altına aldığı ve yaklaşık 80 milyon kişinin yaşamını olumsuz etkilediği bildiriliyor.

Yaklaşık 60 kişinin öldüğü felaketin Çin’e faturası da büyük oldu. Ekonomik açıdan zararın yaklaşık 8 milyar dolar olduğu ifade ediliyor. 6 Şubat’ta başlayacak yeni yıl tatilini ailelerinin yanında geçirmek için yola çıkan yüz binlerce Çinli ise tren istasyonlarında mahsur kalmış durumda. Guangcou Tren İstasyonu’nda beklemekten sıkılan 470 bin Çinli ise biletlerini geri vererek memleketlerine gitmekten vazgeçti.

Felaket ülkede gıda ve yiyecek sıkıntısının baş göstermesine de neden oldu. Ülkenin birçok bölgesine ulaşım kesildiği ve kar yağışı tarım üretimini sekteye uğrattığından dolayı birçok yerde yiyecek bulunamadığı gibi fiyatlarda da büyük artışlar gerçekleşti. Ülkenin en büyük kentlerinden Çen-Zu kentine ise günlerdir elektrik verilemediği gelen bilgiler arasında. Yakacak sıkıntısının da had safhaya ulaşması ağır kış koşullarında ısınma sorunlarını beraberinde getiriyor.

Çin hızlı bir kapitalist değişim göstererek sömürgeci siyasete soyundu ama yaşanan son doğal olaylar Çin’in kağıttan kaplan olma yolunda da hızlı biçimde yol aldığını gösterdi.

Anlaşılan Çin’in daha bir hayli yol alması gerekiyor. Daha bir kar yağışında bile aciz kalan Çin’in ABD ve AB karşısında fazla şansının olmadığı açık.


“Süper Salı”nın galibi John McCain

“Süper Salı”nın galibi John McCain
John McCain

ABD’de Beyaz Saray’a çıkacak başkan adaylarını belirleyecek olan önseçimlerde “Süper Salı” geride kaldı. 50 eyaletin 24’ünde yapılmasından dolayı başkan adaylarının büyük ölçüde belli olduğu “Süper Salı”dan en karlı çıkan isim ise Cumhuriyetçi Parti’den aday olan Arizona Senatörü John McCain oldu. McCain, 9 eyaletteki önseçimleri kazanırken, en yakın rakibi Mitt Romney ise 7 eyalette seçimi kazandı. Evangelistlerin adayı Mike Huckabee ise toplam 5 eyalette seçimleri kazandı. McCain en yakın rakibine göre yalnız iki eyalet daha fazla kazanmış olmasına karşın, önseçimleri kazandığı eyaletlerin California ve New York gibi büyük eyaletler olması Cumhuriyetçi kanadın başkan adayının artık kesinleşmesini sağladı.

Önseçimlerden McCain’in kazançlı çıkmasının en büyük nedeni olarak diğer iki rakibinin de muhafazakar kökenli olması ve muhafazakar oyların iki aday arasında bölünmüş olması gösteriliyor.

Mitt Romney, McCain’in artık yarışı kazandığını kabul etmek zorunda kalarak başkanlık yarışından çekildiğini duyurdu. Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı’nda yaptığı konuşmada daha fazla ısrar etmesinin anlamsız olduğunu söyleyen Romney, bu durumun Cumhuriyetçi Parti’ye zarar vererek Demokratların işine yarayacağını söyledi. Aslında son delege sayıları Romney’in niçin yarıştan çekildiğini gösteriyor. “Süper Salı” sonrası John McCain’in 707, Romney’in 294 ve Mike Huckabee’nin 190 delegesi bulunuyor. Cumhuriyetçi Parti’de başkan adaylığını garantilemek için 1191 delegeye gereksinim duyulduğu düşünüldüğünde John McCain’in ne kadar avantajlı bir konuma gelmiş olduğu anlaşılabilir.

Demokrat Parti açısından bakıldığında ise “Süper Salı”nın başkan adaylığı düğümünü henüz çözemediği görülüyor. Hillary Clinton ile Barack Obama arasındaki başkanlık adaylığı yarışı kıran kırana sürüyor. Barack Obama 13 eyalette önseçimleri kazanırken, Hillary Clinton 8 eyalette önseçimleri kazandı. Clinton’un önseçimleri kazandığı eyaletlerin daha fazla delege sayısına sahip olmasından dolayı halen başa baş bir yarış devam ediyor.

Sonuç ne olursa olsun bizim açımızdan değişen hiçbir şey olmayacak. Hem Obama hem de Clinton Ermenilerin sözde tezlerine karşı desteklerini zaten çok daha önceden açıklamışlardı. McCain daha önce Ermeni tasarılarına karşı çıkışıyla biliniyorsa da başkan olmasıyla birlikte durum değişebilir. Ya da McCain’in İran’a karşı çok daha sert politikaların uygulanmasını savunduğu düşünüldüğünde dolaylı da olsa bu durumdan yine en zararlı çıkacak olan ülke Türkiye olacak. Ne de olsa İran saldırısı sırasında Türkiye’yi peşlerine takmayı düşünüyorlar.


Terörist olduğuna ilişkin
yeterli kanıt bulunamadığından...

Fehriye Erdal
Fehriye Erdal

Belçika adaleti beklenen DHKP-C davasını sonuca bağladı ve davadan beraat kararı çıktı. Anvers Temyiz Mahkemesi’nin son kararı ile daha önce bazı sanıklara verilen cezaların büyük çoğunluğu hafifletilirken çok sayıda sanık da beraat etti. Terör örgütünün başı Dursun Karataş, basın sözcüsü Bahar Kimyongür ve birçok sanık gıyabında yargılandıkları davadan beraat ederken, Sabancı suikastı sanığı Fehriye Erdal 2 yıl hapis ve 1230 euro para cezasına çarptırıldı. Firarda olan Erdal’ın daha önce hapiste kaldığı süre göz önüne alındığında verilen hapis cezasını çekmesi de gerekmeyecek.

Belçika mahkemeleri geçtiğimiz yıl davayı karara bağlayarak sanıklara ağır hapis cezaları vermiş, ama daha sonra adli hata yapıldığını açıklayarak yargılanan sanıkları serbest bırakmıştı. Anvers Temyiz Mahkemesi’nin gerekçeli kararına göre DHKP-C’nin terör örgütü olduğuna ve sanıkların da terörist olduğuna ilişkin yeterli kanıtları bir türlü bulunamamış. Bu yüzden DHKP-C’yi “terör örgütü” olarak nitelendirmeyi reddetti.

Ceza alan sanıklar bu sayede yalnızca silah ve sahte belge bulundurmak gibi dişe dokunmayan suçlardan ceza almış oldular. Mahkemenin sanıkları serbest bırakırken, DHKP-C’nin Belçika dışındaki eylemlerini dikkate almayı da reddetmesi ise “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının Avrupa’da halen yürürlükte olan bir yasa olduğunu bize bir kez daha göstermiş oluyor. Kararın açıklanmasının ardından DHKP-C Basın Sözcüsü Bahar Kimyongür de Belçika adaletini bu “mantıklı karar”ından dolayı kutladığını açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı şimdi konuyu uluslararası zemine taşımaya hazırlanıyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, mahkemenin DHKP-C’nin diğer ülkelerde işlediği suçları dikkate almamasının terör örgütlerini cesaretlendireceğini belirterek bunun terörizmle uluslararası mücadelenin temel ilkelerini ihlal ettiğini dile getirdi. Kararı incelediklerini ve uluslararası zemine taşımaya hazırlandıklarını belirten sözcü, bu kararın aynı zaman da AB hukuku ile de çeliştiğini söyledi.

Anlaşılan Belçika daha uzun bir süre daha DHKP-C’yi Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmayı düşünüyor. Bu yüzden gerekirse kendi koydukları kuralları bile çiğnemekten kaçınmıyor. Belki geçmişte ABD’nin besleyip büyüttüğü teröristlerin bugün ABD’nin en büyük korkusu olduğunu görürlerse neyle karşı karşıya olduklarını anlarlar. Şu an kendilerine dokunmayan yılanın ileride ne yapabileceği hiç ama hiç belli olmaz.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe