11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye İlyas Salman

İlyas SalmanAmerikan usulü
ezogelin çorbası

Yahya Kemal Beyatlı “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” diyor. Ben de 2008 yılının 2. ayında aziz Anadolu’ya bir çukurun dibinden baktım. Çocukluğumuzda dağların tepesindeyken yukarıda gördüğümüz sarı-mavi yıldızlar artık gözükmüyorlardı. Yoksa onlar da mı bizim gibi morukladılar?

60’larda, 70’lerde başat yıldızlarımız gençlerdi. 60’ları, 70’leri sırtlayan gençlerimiz o zamanlar devlet babanın sayesinde teker teker kayan yıldızlar gibiydiler. Bugünkü gençlerimize bakıyorum; Deniz’lerin, Mahir’lerin, Ulaş’ların ruhunu göremiyorum. Neredeyse hepsi jübilesini yapmış, iki ayağını da ustalıkla kullanamayan ortalama futbolcu eskileri gibiler.

Bugünkü gençlerimizin büyük çoğunluğu sabah ya da akşam güneşini arkalarına aldıklarında gölgelerinin uzun olduğunu görerek kendi gerçek boylarının da aynı uzunlukta olduğunu sanarak yürüyorlar. Oysaki bir genç, beyninde biriktirdiği bilgiyle kendi gerçek boyunun uzunluğundan daha uzun olmalıydı.

Babaları 500 liraya inşaatlarda çalışırken, anaları varsıl evlerinde temizlik yaparken pantolonları kıçlarının altına düşmüş genç gecekondu çocukları New York’ta Harlem sokaklarında eroin satıcılığı yapan ya da eroin kullanan ipsiz sapsız kara derili çocuklara benziyorlardı. Ülkemiz haraç mezat satılırken çocuklarımız böyle mi olmalıydı? 60’lı, 70’li yılların yılmaz devrimcilerinin çocukları, bugünkü çocuklarımız Amerikan ya da Avrupa yapımı marka tişörtler ve pantolonlar arıyorlar. Açıkçası bugünkü gençliğimizden ufunet denecek kadar pis kokular geliyordu.

Bugünkü gençliğimizin benim bulunduğum çukurdan Anadolu gerçeğini görmeleri mümkün değil. Mümkün değil derken bugünkü sözde ılımlı Müslüman anlayışıyla eğitilen çocuklarımızın Anadolu gerçeğini görmeleri asla olası değil.

Gençlerimizden sonra yazı sırası moruklarımıza geldi diye düşünebilirsiniz. Irkı, dili, dini kendinden menkul moruklarımızla (bu kategorinin içerisine kendimi de katıyorum) açıkçası fazla ilgilenmiyorum. Çünkü onlar, bizler, yani ihtiyarlar artık beyni betonla dolu, insana benzeyen ama insan olmayı beceremeyen taşıllar gibiyiz. Bundan dolayı kadınıyla erkeğiyle morukları konu dışı bırakıyorum.

Sıra memurlara geldi diyebilirim. Anasından mama bekleyen, sarı gagalarını göğe doğru dikmiş, devletten gevezelikten, boş laklaktan başka bir şey duymayacağını bile bile örgütlenmeyi, sendikalaşmayı göz ardı etmiş; el ele, yan yana gelmeyi göz ardı etmiş memurlarımız Kösemen’in arkasında yürüyen koyunlar gibi devletin kıçından gaz çıksa onunla beslenecekler.

Memurin takımı yalnız Devlet-i Ali Osman’dan bu yana değil, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana kulluğu küllî alışkanlık haline getirmiştir. Tabii bu arada memurluk yaparken mamur olanlara söyleyeceğimiz çok şey var. Ama Anadolu insanımız bunları çok iyi gördüğü için, açıkçası kendisi ekmek kırıntılarıyla doyarken bu rüşvetle doyan memurin takımını çok iyi tanır da kendi yoksulluğunun farkına varmaz. Onun için, kakafoni olur diye rüşvetle beslenen sömürgen takımını bu yazıda konu etmeyeceğim.

Ama yoksul memur takımına gelince, onların bu kokuşmuş düzene başkaldırmadan başka bir yere geleceği yok. Onlar başkaldırdığı zaman, devletin kestiği parmak acımaz diyen Şeriatın başı Recep Tayyip Erdoğan yarın kalkıp bunlar devrimcidir, yarın bizi arkadan vururlar diyemez. Çünkü 50 yıllık yaşamımda gördüm ki, devrimcilerin hiçbiri, Marksist ya da başka bir kanaldan gelirse gelsin; açıkçası devrimci düşünceye paralel yürüyen hiç kimse hiçbir canlıyı arkadan vurmamıştır. Biz insanın gözüne utanmadan bakarız ve öyle vururuz. Çünkü gözünde korku gördüğümüz kimseyi vurmaya gönlümüz elvermez. Korku cesaretin anasıdır diye düşünüyorum. Biz de korkarız. Eğer halkımız bizim ölümümüzle ya da hapse düşmemizle daha rahat yaşayacaksa Che’nin dediği gibi “Ölüm nereden gelirse gelsin, hoş geldi sefa geldi”.

Not: Yukarda vurma-vurulma sözcüklerinden bahsettim. Bunlar mecazi anlamda sözlerdir. Sadece demokratik mücadeleyi içerir. Yoksa artık dünya öyle bir hale geldi ki, iktidarı biz namlunun ucunda değil, bilgisayar tuşlarının ucunda, yani bilgide görüyoruz. Anadolu halkına sağlıklı bir sene, mücadele dolu bir sene, haksızlıklara karşı bilinçle ve bilginin ışığında dirençle mücadele dolu bir yıl diliyorum.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe