11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Barış Özkarabekir

MHP’nin yeni başbuğu:
Tayyip Erdoğan

Tayyip Erdoğan ve ekibinin yoğun iktidar telaşı içerisinde sergilediği tavırlar ve hareketler bana Adnan Menderes iktidarını anımsatıyor. O dönemde de Adnan Menderes sürekli Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet ilkeleriyle uğraşı verirdi. Tarikatlar ve emperyalistlerle çok uyumlu bir şekilde çalışıyor ve ağızlarından şimdinin AKP’sinin yapmış olduğu gibi “demokrasi” sözcüğünü düşürmüyorlardı. Hatta o halka seslenmiş olduğu meşhur cümle halen daha tarih kitaplarında yer alır.

Neydi o söz; “Siz isteyin şeriatı getirelim.” Şu anda iktidarı elinde bulunduran ve ağızlarından “demokrasi” kavramını eksik etmeyen bu demokrasi çocukları, Cumhuriyet’in kazanımlarını ilk önce % 30’ların verdiği çekingen tavırla, daha sonra ise % 47’lerin vermiş olduğu kaba kuvvetle ılımlı İslam denen garip bir dini akıma doğru çekmeye çalışıyorlar.

Ne diyordu şu andaki demokrasi ve Avrupa aşkıyla yanıp tutuşan Tayip Erdoğan? “Demokrasi bizim için amaç değil araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.”, “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.”

Tayyip Erdoğan ve ekibi demokrasi tramvayına binmiş, inecekleri son durağa doğru yolunu alırken onun işini kolaylaştırmak ve yolundaki tüm engelleri kaldırmak için canını dişine takan sözde Türk milliyetçisi MHP de bu demokrasi tramvayında vagonunu sağlama almış, yerel seçimler öncesi alacağı türban ve İslami kesim oylarının hesabını yapıyor…

Aslında TÜRKSOLU, seçimler öncesi MHP’nin ipiyle ülkeyi AKP’den kurtarmak isteyen bazı dinozor solcuları defalarca uyarmıştı ve gelinen noktada görüldü ki, MHP’nin ipi hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdullah Gül’ü, hem de ülkemizi İslamcı, faşist bir rejime götürmek isteyen AKP’nin Tayip Erdoğan’ına yetti. Şimdilerde ise MHP, seçimlerde oylarını aldığı halka değil AKP’ye sırt vererek kendi gerçek kimliğine geri döndü. Aslında bu MHP’nin özünde olan bir şey. Geçmişinde neyseniz şimdi de aynısı olursunuz. Her ne kadar gömlek değişerek geldim deseniz de kirlenen gömleğinizi değişmeniz hiçbir şey değiştirmiyor.

MHP tarikatlarla ve İslamcı kesimle tarihi boyunca yakın mesafede olmuş ve onların görüşlerini daima dikkate almıştır. Özellikle Fethullah Gülen ile yakınlığı bilinen MHP eski Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in aynı zamanda siyasal İslamdan beslenen bir oy potansiyeline sahip olduğu ve parti politikasını siyasal İslama göre çizmiş olması şu andaki MHP-AKP koalisyonunun bir parçasıdır.

MHP AKP kadar tehlikeli, hatta ondan bir o kadar daha tehlikeli bir oluşumdur.

Daha dün MHP Genel Merkezi’ne türban serbestisine destek verdiği için Emekli Subaylar Derneği tarafından siyah çelenk konulmasını hazmedemeyen MHP’li gençler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde vatan savunması yapmış Atatürkçü subaylarımızı linç etme girişimi aslında MHP’nin çok daha yeni hedefler doğrultusunda siyaset yapacağının son noktası oldu.

Tayyip Erdoğan’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’ni iktidarın memuru olarak görmesi ve “Biz ne dersek onu yaparsınız” imasıyla askere karşı bir imaja bürünmesi zaten bire bir Tayip Erdoğan’ı taklit etmeye çalışan Devlet Bahçeli için yerel seçimler öncesi yeni bir politika ilhamı verdi.

Daha önceki koalisyonlarındaki ılımlı duruşu bir yana bırakan MHP’li Devlet Bahçeli artık yeni başbuğları Tayyip Erdoğan gibi ilk önce bağımsız yargıya, daha sonra, TÜSİAD’a, daha sonra TSK’ya, daha sonra üniversite rektörlerine, daha sonra ise CHP’ye kabadayı üslubu yanıtlar vermesi, Devlet Bahçeli’nin siyasal anlamda örnek aldığı Tayyip Erdoğan’ı MHP’lilerin yeni başbuğu olarak ilan etmesinden başka bir şey değildir.

Artık MHP’nin AKP’den hiçbir farkı olmadığı aşikardır. Bunu göremeyecek ve anlayamayacak kadar kör olan ve genel seçimler öncesi ulusal kurtuluşu MHP-CHP koalisyonunda gören kesimler artık MHP-CHP’nin de ulusal mücadelemiz için tehlike oluşturmakta olduklarını anlamalı ve anlatmalıdır. TÜRKSOLU gazetesinin uzun zamandır bu konular üzerinde yapmış olduğu uyarılarının ne kadar doğru olduğu gelinen bu süreçte ayan beyan ortadadır. Gelinen bu süreçte AKP’nin nasıl iktidar olduğunu araştırıp, bu konuda onu örnek alacak siyasal parti sayısı artacaktır. Kürt konusundan tutun da, eğitim, yargı, rejim, ekonomi gibi konularda AKP’nin dış güçlere bağımlı teslimiyetçi politikaları bütün sağ partilerde egemen olacak ve bu da Kürt-İslam faşizmine giden yolda AKP’nin işini kolaylaştıracaktır.

Bu oluşum karşısında dağınık ve bölük pörçük olan ulusal solun kendisini bulması ve özündeki kavramlara dönmesi için siyasal solda yeni bir oluşum gerekmektedir. Artık Atatürk’ün kurmuş olduğu parti ilkelerinden uzak kalan Deniz Baykal’ın ve CHP’nin karşısında Atatürkçü ve devrimci bir oluşum için ulusal halk hareketinin örgütlenmesi gerekmektedir. Bu örgütlenme bazı ümitsiz aydınlarımızın zannettiği gibi oldukça zor olacak bir örgütlenme olmayacaktır. Çünkü karşımızda tabanı ve geçmişi olmayan siyasal bir güç ile savaşım vermekteyiz. Biz Atatürkçü ve devrimci örgütlenmenin ise oldukça geniş bir tabanı bulunmaktadır. Önemli olan bu tabanı kimin nasıl örgütleyeceğidir

Ülkemizde AKP’ye oy veren 16 milyonluk bir nüfus içerinde muhakkak siyasal partilerden bugüne kadar umduğunu bulamamış ve “Bir de bunu deneyelim” diyen kitleler vardır ki buna oldukça eminim. Çünkü halk içinde, kahvehanelerde, çay ocaklarında, stadyumlarda, parklarda konuşulan şeyler olarak karşımıza çıkıyor.

AKP’nin % 46 oy alması beni hiç korkutmadı. Aksine daha güçlü ve inançlı olmamı sağladı. Şuna inandım ki, daha çok çalışmalıyız, mahallerimizde daha çok örgütlenmeliyiz, üniversitelerimizde daha çok birlik olmalı ve daha çok ülkemiz üzerinde oynanan oyunları anlamalı, anlatmalıyız.

Vatanımız için asrın Kurtuluş Savaşı’nı veren Türk Ulusu’ndan gücümüzü alarak bu savaşımı ömrümüzün son anına hiç yılmadan verebilmeliyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün, işgalci güçlerin gemilerini Boğaz’da gördükten sonra söylemiş olduğu söz, yaşadığımız bu süreçte söylenebilecek en anlamlı sözdür: “Geldikleri gibi giderler.”

Evet, geldikleri gibi gidecekler ancak bu gidişin bedelini Türk Ulusu’na oldukça ağır ödeyecekler. Tıpkı işgalci güçlerin bedelini ağır ödediği gibi.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe