11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenKötü gidiş...

Yürek yakan olaylar birbirini izliyor. İstanbul Davutpaşa’da ruhsat verilmekten kaçınılıp göz yumularak çalışmasına olur verildiği anlaşılan maytap yapım yerindeki patlamadan sonra Almanya’da kundaklama olduğu belirgin yangın olayı dayanılması güç acılara neden oldu. Bilimsel gereklere, yasal zorunluluklara önem vermeyen, siyasal beklentiler ve yandaşlıklarla yönetme hastalığı demiryollarından karayollarına daha başka alanlara uzanan bir genişlikte sakıncalara, zararlara yol açmakta değil midir? Dikkatsizlik ve disiplinsizlik, “Yasaksız demokrasi” yanlış anlatımının ulusal yaşamda açtığı yaraları acı olaylarla başımıza vurmaktadır.

ABD’de lokantaların obezlere sınırlı yemek vermesinden hiç yemek vermemesine değin önlemler üzerinde yasa çalışmaları yapılırken bizde hırsla, kinle, inatla Anayasa ve yasalarla oynayıp sıkmabaş için kutuplaşmalara, kamplaşmalara neden olunacak aymazlıklar sürmektedir. Düzeysiz konuşmalar, bağnazca ve çocukça çıkışlar, düşmanca karşıtlıklar, kavramları boşaltma, ilkeleri yıkma, kurumları yıpratma çabaları giderek artan bir güvensizlik yaratmaktadır. Siyasal yaşamdaki karmaşa ve kargaşa gelecekte önlenmesi güç, onarılması olanaksız durumlar getirebilir.

YÖK üyeliğine atamalarla da yandaşlığı belirginleşen Cumhurbaşkanı, sıkmabaş konusunda da bu tutumunu açıklamış oldu. Devletin başında sıkmabaşı uygun bulup içte ve dışta sıkmabaşlı eşiyle modern Türkiye görünümünü bozduktan sonra bunu yaygınlaştırmayı amaçlayan yasayı elbet geri çevirmeyecektir. Halk adamı olması gereken kimi siyasetçilerin de ağızlarından çıkanları kulakları duymamaktadır. Kendi tutucu ve bağnaz tabanını okşamak için ilkelere kıyan anlayıştan her şey beklenir. Sözünde durmayan, kimi sözcükleri söyleyemeyen, kendilerini gibi düşünmeyenleri suçlayana kimse inanmaz. Seçimlerde sağlanan oyların nedenini iyi algılayamayan önce nasıl Meclis dışında kalmışsa yine kalabilir. Genelde kendi hastalığının ayırdında olmayıp başkalarını hastalıkla suçlayanlar gerçek hastalardır. Hastalıklarını kabul etmezler. Sıkmabaşın ne için, hangi amaçla kullanıldığını bilmeyen, sıkmabaş kullanmayanlarla 1970’lere kadar başı açık olanların suçlanmasına katlanan, yükseköğretimde devlet ilkelerine ve hukuk kurallarına uymayı sağlayamayan, bağnaz ve köktendincilere yenik düşen siyasetçilerin Türkiye’ye hiçbir yararı dokunamaz. Disiplinsiz demokrasi isteyenler, hukuksal önlemleri “yasak” diye nitelendirenler ceza yaptırımı öngören tüm ceza kurallarını geçersiz sayıp iptal ettirsinler. “Suç” ve “Ceza” kavramlarıyla ilgili tüm kavramları kaldırtsınlar. Kimlerin ne olduğunu ve olamadığını olaylar daha iyi ortaya çıkarmaktadır. Başbakanın lâiklik savunmasındaki kandırmaca nasıl lâiklik konusundaki önceki sözleriyle taban tabana zıtsa bu ilkeyi koruma ve lâik olma konusundaki sözleri de öylesine içtenliksiz ve yapaydır. Refah Partisi’nin kapatma davasındaki savunmasının sonunda Necmettin Erbakan da “Biz lâikliğin bayraktarıyız, hattâ teminatıyız” demiş, önceki tümcesinde de “Nasıl akla ve bilime uygun olan lâikliğe karşı oluruz?” diyerek güç duruma düşünce nasıl dönüşe çalıştıklarını göstermişti. Seçimlerde “İp” atmakla, tepkiler karşısında “Çelik halat” savunmasıyla kimse kandırılamaz. Kanımca milliyetçilik savındaki kimileri hukuksal ve çağdaş, milliyetçiliğin hiçbir alanına uygun ve yaraşır değiller. Atatürk’ün ilkelerine sırt çevirmek ondan uzaklaşmak demektir. En çağdaş, en büyük Türk, en büyük Türk milliyetçisi Atatürk’ün karşıtlarıyla işbirliği yapıp onu ve eserlerini-ilkelerini yıkmaya soyunanlara asla milliyetçi denilemez. Lâikliğin Anayasa’ya girişinin 71. yılında onu sözde bırakma oyununun birinci perdesinin kapanması acı bir olgudur.

Yalnız bunlar mı?

İktidar Partisi sıkmabaş konusunda amacına ulaşsın, sonra ilçeleri bölmekten federatif yapıya uzanan geniş bir alanda öbür girişimlerini gündeme getirecektir. AB’nin ABD’nin ve Yunanistan’la Ermenistan’ın hattâ PKK ile destekçisi Irak kürtlerinin istekleri birer birer ele alınacaktır. Yükseköğretimdeki olaylar çok kimsenin başını ağrıtacaktır. Hukuksal yönden geçersiz, dinsel yönden gereksiz sıkmabaş uğraşı, seçmeni kandırıp oy alarak iktidara gelmenin aracı olarak kullanılmaktadır. Hukuksal sakıncalarına kezlerce değinilen bu konudaki direnme yurtseverlikle bağdaşmayacak ölçüde ağır kötülüktür. İnanılması olanaksız sözlerle savunulması bunun kanıtıdır.

Lisede başı açık, yükseköğretimde kapalı, görevde açık. Böyle güldürecek bir çelişki güç bulunur. Yarın birçok yerde serbest olacak. Şimdiden ilköğretimde ve devlet birimleriyle belediyelerde serbest. Peki, TBMM üyesi kadınlarımız niye kullanmıyor. İnanç, öğretim kurumlarına, görev yerlerine, yıllara, yaşa göre mi düzeni gerektiriyor? 5-10 yaş arasındaki kız çocukları neyin bilincinde? 15 yaşına kadar olanlar, hattâ 20 yaşına kadar olanlar devlet, hukuk, din, devrim, bağımsızlık, özgürlük, egemenlikten ne anlıyor, ne kadar anlıyorlar? TBMM üyelerinin çoğunun da bu kavramlara verdiği anlam kendi inanç bağımlılıklarına göre değil mi? Ne anladıkları ortada değil mi? Kimi üniversite öğretim üye ve görevlilerinin bağnazlığa ve bilimdışılığa verdikleri ödün her türlü ayıplamanın ötesinde kınanacak bir tutumdur. Kadınların Meclis içinde ve dışında iktidar yanında yer alması da böyledir.

Atatürk’e hakarete yeltenen öğretim üyesine ceza verilmesi eleştirileri de yanılgıdır. Ayıplansınmış ama ceza verilmemeliymiş. Suçların yaptırımı olmazsa önlenmesi nasıl olur? Atatürk’e hakareti düşünce suçu içinde yorumlamak Atatürk’ü küçümsemek değil midir? Düşünce terbiye ve saygı içinde açıklanamaz mı? Eleştiri mutlak hakaretle mi olur? Atatürk’e hakaret eden kimse Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde öğretim üyeliği yapabilir mi? Kimi Devlet ve vakıf üniversitelerinde kimlerin yuvalandığı görülmüyor mu? Kimi rektörlerin Üniversitelerarası Kurul toplantısına katılmamalarının nedenleriyle sıkmabaş destekçilerinin bağlantıları üzerinde durulacak mı?

Kimi medya tetikçileri de Atatürk’ü küçültmek, karalamak için kolları sıvadı. Günümüze bakıp daha çok Atatürk’e minnet ve şükran duyacaklarına kimi safsatalarla Atatürk hakkında değerlendirme yapıyor, kimi arkadaşları da onu öven yazılar yayımlıyor. Kimi de milliyetçiliği ırkçılık ve turancılıkla bir tutanlarla, Atatürk milliyetçilerini karıştırarak müfteri-muhbir durumunu yineliyor. Görevi ne olduğunu bilmeden, eski ve yabancı sözcüklerle bilgiçlik gösterisi yapıyor. Suçlamaya çalıştığı kimseler tarafından mahkûm ettirildiğini bilmeyenler gerçekdışı yazılarına kanmasınlar. Yönetimle yazarları ayıramayan, kendilerine bakmayan bir militan.

Öbür olumsuzluklar

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yadsınan sorunları sanatçılarımızla sanatseverleri derinden üzmektedir. Salonun onarım yenileme çalışmaları verilen tüm sözlere karşın geciktirilmektedir. Ankara’nın doğasını değiştirmekten, Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşıma şaşkınlığından başlayan Atatürk’ü ve eserlerini çürütme çabaları sanata kadar uzanmıştır.

Gericiliği nedeniyle İçişleri Bakanlığındaki görevinden alınan bir bürokrat MEB Müsteşarlığı’na getiriliyor. AKP adayları ve sivri yandaşları belli görevlere atanıyor. Kütüphanelere yalnızca İslâm Ansiklopedisi alınıyor.

Bakanlık ve milletvekilliği için ödün vermeyi, kişilik değiştirip dönmeyi uygun bulanlar az değil. Onurlu kalmanın, onurlu davranmanın yüceliği unutulup çıkar peşinde koşmak insanlık değerlerinden uzaklaşmaktır. Aç kalıp onursuz kalmamak ilkesi insanı yücelten, erdemini vurgulayan bir anlam taşır. Kimlerin ne iken ne olduklarını, ne durumlara düştüklerini ibretle izliyoruz.

Örgütleri ele geçirme, meslek odalarını tümüyle siyasallaştırma çabalarını ilçeleri bölerek oy alma aracı durumuna düşürme oyunları izlemektedir. Bu yazıyı, yazılmasından beş gün sonra, sıkmabaş için gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinden üç gün sonra okuyacaksınız. Tüm uyarı ve öneriler itildiğinden iş işten geçmiş olacak. Suskunlukları, tutarsızlıkları, yandaşlıklarıyla destek verenler tarih önünde sorumlu olacaklardır. Yaşanacak olumsuzlukların ve kötülüklerin hesabı bir gün elbet sorulacaktır. İktidarın hedefinde üniversitelerden sonra yargı, silâhlı kuvvetler, tüm devlet birimleri olduğu anlaşılmaktadır. Çankaya, Kadıköy, Karşıyaka ilçeleri seçimlerde bölünmesi istenen ilk hedeflerdir.

Ve güncel iki kötü örnek

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı: “... Amuda kalkmak çözüm değil hukuk devleti ne derse o yapılacaktır” demiş. Fransa Kralı Loui’nin “Devlet benim!” sözünü anlatan bu kabarması ve öncesindeki sözü öğretim üyeliği yapmış birine yakışıyor mu? Hukuku niteliğinden soyutlayan bu iktidardır.

Bir yazar Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili 367 oy zorunluluğu kararını anımsatıp “..Anayasa Mahkemesi bu kez baskılara direnir, hukuk yolundan sapmaz” diyor. Ne kadar çirkin. Anayasa Mahkemesi’ne hiçbir kişi ve kurumun baskı ve etki yapamayacağını, sapkınlığa düşecek bir üye ya da Başkan varsa kişisel yıkımı olacağını yıllar önce bir Başbakanın suçlamasına karşı söylemiştim. İşlerine gelmeyenler böyle bilgisizlik ürünü amaçlı konuşmalar yapıyor. Böyle bir yazı çirkinlik açıklamasıdır. Takıntılarını “Ulusal takım” diyerek sürdüren, 1950’lerde çocuk olan yazar karşıdevrimin 1950’de başladığını yadsırken 14 Mayıs seçimlerini bu sürecin dışında bir olgu saymayı unutuyor. Ulusallığa karşı çıkarak iktidar şakşakçılığı -hınk deyiciliği yaparak saçmalıyor. Aklının ermesi olanaksız konulara iktidara güvenerek giriyor ve gülünç oluyor.

Yine kitap

Mutluluk kitaplarda. Ahmet Kurtcebe Alptemoçin’in “Özallı Yıllar” adlı kitabı siyasal yaşamımızın Özallı dönemine ışık tutmakta kimi gerçekleri açıklamaktadır. Emekli Korgeneral Salih Açarel’in “Akide Şekeri Harekâtı” adlı kitabı da 27 Mayıs 1960 Devrimi’ne ilişkin notları içermekte, kişileri daha iyi tanıtmakta, olayları daha gerçekçi değerlendirmektedir. Değerli okuyucularımıza salık veririm.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe