| Kuzey Fırat |
“Legal”i ve “illegal”i
Gazeteci kılığındaki PKK’lılar 90’lı yılların başında Perinçek’in 2000’e Doğru dergisi vardı. Bu derginin her sayısında Öcalan’ın bir röportajı yayınlanırdı. Öcalan siyasi taleplerini bu dergi aracılığıyla dile getirir, Perinçek, bunların propagandasını yapardı. Perinçek sadece dergiyle değil, o zamanki adı “Sosyalist Parti” olan partisiyle, Öcalan’ın siyasi taleplerinin politik mücadelesini verirdi. Perinçek ya da o gidemezse onun en güvendiği bir adamı, onun adına her hafta Öcalan’la bir “röportaj” yapardı. Yani Perinçek o dönem, dergisiyle Öcalan’ın sesi, partisiyle politik mücadelesinin adıydı. 90’lardan günümüze neredeyse 20 yıl geçti. Ve bu geçen zaman için çok şeyler değişti. PKK kendi partisini kurdu, kendi gazetesini-dergisini çıkardı. Perinçek’in de PKK içindeki itibarı biraz azaldı. Tabii Perinçek de kendisine akacak başka bir mecra buldu. Tabi bu tartışma konumuz değil. Tartışma konumuz, gazeteci kılığında PKK kamplarına gidip, PKK’nın siyasi taleplerini günlük basında dillendirip, Türk Milleti’ne kabul ettirmeye çalışan kişiler. Perinçek de bölücülüğü meşrulaştırırken gazeteci maskesinin arkasına sığındı. Geçen hafta Ahmet Altan, Yasemin Çongar’la Kandil’e bir ziyaret yaptı. PKK’nın şimdiki liderleriyle yaptığı röportajı da kendi gazetesinde yayınladı. Bugün Ahmet Altan, Türk Ordusu’nun Kandil’e yaptığı hava operasyonlarından sonra, Kandil’e gidişini tıpkı Perinçek’in yaptığı gibi aynı maskenin (gazeteci) arkasına sığınarak açıklıyor. “PKK’lıların barış hakkında ne söyleyeceğini merak ettim” Altan, Kandil’e gidişini “PKK’lıların barış hakkında ne söyleyeceğini merak ettim, gidip görmek gerekiyordu, Kürt sorununda çözümün eşiğindeyiz” diye açıkladı. Yani, o da bir gazeteci olarak görevini yapmak gayesiyle PKK kamplarını ziyaret etmiş. Ancak, Altan’ın dediği gibi “PKK’lıların barış hakkında ne söyleyeceğini öğrenmek için” PKK kamplarını ziyaret etmenin çok da anlamı yok. Başta söyledik, PKK’nın yasal bir partisi, Meclis’te milletvekilleri ve günlük bir gazetesi var. Tüm taleplerini bunlar aracılığıyla her gün rahatlıkla dile getiriyorlar. Zaten Altan’ın röportajında söylediklerini her gün DTP’li bir milletvekili ya da bir il ya da ilçe başkanından dinlemek mümkün. Yani Altan’ın Kandil ziyareti gazetecilik açısından, Karayılan’la görüşemediklerini de dikkate alırsak pek de başarılı değil! Ancak on beş yıl önce PKK’nın yayın organı Özgür Ülke gazetesi bombalandığında, Altan’ın elinde Özgür Ülke gazetesiyle İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüşünü hatırladığımızda, amacının gazetecilik olmadığını da anlıyoruz. PKK’nın merkez üssü diye bilinen bir bölgeye gidiyorsunuz, örgütün en başındaki adamla görüşemiyorsunuz. Birilerinin aracılığıyla röportaj yapıyorsunuz, ama röportajınızda bilinenlerin dışında hiç bir şey yok. Elbette amaç röportaj yapmak değil. Altan’ın Taraf gazetesinde çıkan röportajdan bunu anlayabiliyoruz. PKK’yı siyasallaştırma ve normalleştirme operasyonu Hatırlayacaksınız, Ordu’nun PKK kamplarına yaptığı hava operasyonundan sonra gazetemizde, bu operasyonların PKK’yı siyasallaştırmaya yaradığını vurgulamıştık. Gerçekten de öyle oldu. Bu operasyonlardan sonra Türk Ordusu somut bir şey elde edemedi ama PKK çok şey elde etti. Bu operasyonlar sonrasında, ABD’nin kucağında büyüyen PKK, bir anda antiemperyalist ve devrimci bir örgüt misyonu sahiplendi. Altan ve benzerlerinin son dönemde yaptıkları bu tür röportaj kılıflı PKK propagandasını da bu açıdan ele almak gerekiyor. Bu tabloyu tamamlayan bir gelişme de, Taraf gazetesinde röportajın yayınlanmasından sonra, Sabah gazetesinde Altan’la, Kandil “ziyareti” ile ilgili bir röportajın yayınlanması oldu. Sabah’tan Ecevit Kılıç, Ahmet Altan’la ziyaret üzerine uzunca bir söyleşi yaptı. Söyleşinin içeriğinin çok önemi yok ama söyleşinin duyuruluş tarzı üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. “Kandil Dağı’na giden ünlü edebiyatçı ve yazar Ahmet Altan Sabah’a anlattı” üst başlığıyla hazırlanan röportajın yayınlandığı sayfanın sol tarafına Ahmet Altan’ın büyük bir resmi konmuş ve Altan’ın kısaca gazeteciliği anlatılmış. Resmin üzerine kocaman yazılmış: “Türkiye’nin en çok okunan romancısı!” Gerçi doğru da olabilir, Ahmet Altan Türkiye’nin en çok okunan romancısıdır gerçekten. Belki Ahmet Altan’ın bizim bilmediğimiz bir romancı dükkânı vardır, en çok okunan romanlar da bu dükkândan satılan romanlardır! İşin şakası bir yana, röportajın Sabah gazetesinde yayınlanması da anlamlı. Sabah gazetesini bir süre önce TMSF, Tayyip Erdoğan’ın damadının genel müdürlüğünü yaptığı Çalık gurubuna satmıştı. Yani Sabah gazetesi AKP’nin yayın organı niteliğinde. Böyle bir yayın organında İkinci Cumhuriyetçi Altan’ın övgüler düzülerek röportajının yayınlanması anlamlı ve doğal. Sabah gazetesi Altan’ı överken aynı zamanda iyi bir PKK propagandası yapıyor. PKK’nın sorumluları yasal bir siyasi yapının mensupları gibi tanıtılırken, PKK da son döneme ilişkin politikalarını kendi yayın organları dışında bir başka gazetede duyurma imkânı buluyor. Ki bu gazete hem hükümete yakın, hem Türkiye’de en çok dağıtımı yapılan birkaç gazeteden biri, hükümetle doğrudan bağlantılı. Parçaları birleştir, tabloyu tamamla Kürt-İslam Cumhuriyeti’ni ortaya çıkar Altan ailesinin, özellikle oğul Altan’ların Türk siyasi yaşamında özel bir yeri var. Oğul Altan’lar 12 Eylül 80 sonrasında Kenan Evren ve Turgut Özal’ın Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı saldırılarının temel öznesi oldular. Oğul Altan’ların her ikisi de Özal’ın eseri olan İkinci Cumhuriyet projesinin mimarları. Her ikisi de 12 Eylül sonrasında yıldızı parlayan aydınlardan. Ve her ikisi de Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmak, İkinci Cumhuriyetlerini kurmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Ahmet Altan’ın Türk düşmanlığını, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e olan kinini ortaya koyan onlarca örnek gazetemizde yayınlandı. Bunları tekrar okuyup hatırlamakta fayda vardır. 12 Eylül darbesi Atatürkçüleri yok edip siyasetin dışına iterken, meydan Altan’lar gibi İkinci Cumhuriyetçilere kalmıştır. Şimdi 12 Eylül 1980’den günümüze 28 yıllık süreci tekrar inceleyelim. 12 Eylül Amerikancı darbesi... Tüm Atatürkçüler ve Atatürkçü kurumlar ya ortadan kaldırılıyor ya da etkisizleştiriliyor. Bölücülük güçleniyor, PKK siyasal hayatımıza giriyor. Şimdi hem Meclis’te, hem Meclis dışında bölücülük faaliyetlerine son hızla devam ediyor. Gericilik güçleniyor. Şeriatçı parti şimdi iktidar ve bölücülüğün önünü açıyor, bölücülükte PKK’yla yarışıyor. Ve içinde bulunduğumuz bugün rejim değişikliğini tartışıyoruz, Atatürk Cumhuriyeti elden gidiyor. İkinci Cumhuriyet=Kürt-İslam Faşist Cumhuriyeti Şimdi belli kavramların ne ifade ettiği daha iyi anlaşılıyor. AKP iktidarından önce üst düzeyde yapılan “İkinci” tartışmaları, AKP iktidarıyla somutlanıyor. 12 Eylülcülerin ve Turgut Özal’ın mimarı olduğu İkinci Cumhuriyet’in adı artık belli: Kürt İslam Cumhuriyeti. Şeriat kanunlarının geçerli olduğu, Kürtlerin bağımsızlık ilan ettiği, Türklerin tüm toplum yaşamından silineceği bir rejim. Kürt İslam Cumhuriyeti... Ahmet Altan, Karayılan’la yaptığı röportajında Turgut Özal’ı boş yere öne çıkarıp, Özal’a duyduğu özlemi boşuna dillendirmiyor. Karayılan’ın ağzından söylediği “Turgut Özal gibi liderler olsa Kürt sorunu çözülür” ifadesi çok şey anlatıyor. Kürt meselesine federasyon çözümüyle ortaya çıkan ve PKK’nın güçlenmesine izin veren liderdir Özal. PKK’nın ve Altan gibi İkinci Cumhuriyetçilerin Özal hayranlığı, Atatürk Cumhuriyeti’ne olan kini ifade eder. İşte bu kin, bu düşmanlık, AKP’yi, PKK’yı, Altan’ları bir havuzda toplar. Hepsinin amacı aynıdır. Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmak, Kürt İslam Cumhuriyeti’ni ilan etmek. Zaten Sabah gazetesinde Altan, Çongar ve PKK’lıların resimlerine biraz dikkatlice baktığınızda, Altan’ı bir gazeteci olarak değil, çok rahat ve çok da onlardan olduğunu görürsünüz.
DTP dağa çıkarız dedi
Bu röportajın zamanlaması da oldukça ilginç. Son operasyonlardan sonra DTP, çeşitli eylemlerle hem tabanını canlı tutmaya çalışırken hem de daha fazla siyasallaşmak, daha fazla meşrulaşmak için bir eylem planı hazırladı. Eylemlerin başlangıcı, DTP’nin kapatılması tartışmalarının başladığı günlere uzanıyor. Adana Ceyhan ilçe kongresine katılan DTP PM Üyesi Murat Avcı, “Kürt halkına Meclis kapıları kapatılırsa, siyasete dağlarda devam ederiz. Sabrımızı da taşırmayın. Bu ülkenin her karış toprağının sahibiyiz. Operasyon bölgesine giderek ‘canlı kalkan’ olacağız, Öcalan’a ‘sayın’ demeye devam edeceğiz” demişti. Bu açıklamanın hemen arkasından DTP’nin bir dizi eylemi başladı. DTP’li Avcı’nın ilk açıklamasına ilk destek de Ahmet Altan’dan geldi sanırız. Altan’ın Kandil ziyaretinin böyle bir açıklamanın ardından gelmesinin tek nedeni Kandil’in günlük hayatımıza sokulmak istenmesi. Nasıl ki Öcalan’a “sayın” demek PKK için bir siyasi yönelim ve mücadele zemini idiyse, Kandil’e gidip gelmek de aynı siyasi yönelimin bir sonucudur. Kandil’e gidip gelmek o kadar olağanlaştı ki, her isteyen elini kolunu sallaya sallaya Kandil’e gidiyor, orada birileriyle görüşüyor, talimatlar alıyor, sonra tekrar geriye dönüyor. Herkes gidip geliyor da ne hikmetse Kandil’e çıkıp orayı darmadağın etmesi gereken Ordu gidemiyor. DTP’li Avcı’nın açıklamasından, “Meclis’ten vazgeçeriz” diye bir şey anlamamak gerekiyor. Doğru, dağa çıkarlar (dağdan kasıt Kandil), orada talimatları alırlar ve tekrar Meclis’e dönerler. Ahmet Altan işte bu yolculuğu ilk kahramanı oldu. Yavaş yavaş Kandil Dağı günlük yaşamımıza sokuluyor. Bir süre sonra “Kandil’den haberler”, “Kandil’e yatırım için atağa geçtiler”, “Kandil Dağı’ndaki çocuklar okula gidemiyor” “Hükümetin Kandil atağı: Hükümet Kandil’e fabrika kuracak” türünden haberler günlük basında dillendirilirse şaşırmamak gerekiyor. Ya da şimdilerde Diyarbakır’da yapılan “Kürt kültürü üzerine” etkinliklerin Kandil Dağı’nda yapılması da aynı şekilde kimseyi şaşırtmamalı. Altan başlattı, DTP devam ettiriyor Ahmet Altan’ın Kandil atağından sonra DTP de beklemeden söylemlerini hayata geçirmek için harekete geçti. DTP günlerdir hazırlığını yaptığı Şırnak kırsalındaki Cudi ve Küpeli Dağlarını ayıran Kasrik Boğazı’nda çadırda kalma eylemini gerçekleştirdi. Bu eylem aslında Kandil’le Meclis arasında kurulacak köprünün ilk adımı. Dağdaki PKK’lılarla Meclis’tekiler bir süre sonra o kadar sık görüşmeye başlayacaklar ki, bu görüşmeler bizlere artık normal gelecek. Ahmet Altan gibi komprador, İkinci Cumhuriyetçilerin de Kandil’e gidip gelmesi meşrulaşacak. Şimdi akil adamlar gurubu projesini hayata geçirmeye çalışıyorlar. Akil adamlar dedikleri işte Altan gibi İkinci Cumhuriyetçi, Kürt-İslamcı aydınlar. Önümüzdeki günlerde bu isimleri daha sık göreceğiz gibi. Eminiz mutlaka o projeyi de hayata geçirecekler. Nasıl olsa âkil adamları hazır. Onlar böyle bir şeye dünden razı. Her rejim kendi aydınını yaratıyor neticede. Kürt-İslamcı rejim kendi aydınını yaratıyor. Bu aydınlara karşı Atatürkçü aydınlar kendi rejimlerini yaratmalı.
|