11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya İsmail Bostancıoğlu

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi lideri
George Habaş’ın ardından

George Habaş'ın cenaze töreni
Habaş’ın El-Fetih’e yönelttiği temel eleştiri Arap birliği konusundadır. Habaş’a göre El-Fetih Filistin kurtuluş mücadelesini Arap milliyetçiliği davasından ayrı görmektedir. Habaş önderliğindeki FHKC’ye göre birleşik Arap mücadelesi sadece Filistin davasına Arap yardımından ibaret değildir. İsrail gericiliği kadar, Arapları İsrail ve genel olarak sömürgecilik karşısında aciz bırakan rejimlerle de mücadele edilmelidir. Filistinli devrimciler İsrail terörüyle uğraşırken, Ürdün’ün işbirlikçi kralı Hüseyin ile de mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Hatta bazı zamanlarda bu mücadele İsrail’e karşı mücadelenin önüne geçmektedir. Bu noktada Habaş gerici Arap rejimleri yıkılmadan mücadelenin sonlanamayacağını tespit etmiştir. Hatta 1971 yılında “Kudüs’e giden yol Amman’dan geçer” şiarı ile Hüseyin rejimine karşı Özgür Ürdün Hareketi’nin örgütlenmesini sağlamıştır.
Habaş’ın çocukluk yıllarından itibaren milliyetçiliğinin gelişimi

Filistin mücadelesinin önemli isimlerinden George Habaş, 27 Ocak 2008 tarihinde tedavi gördüğü Amman’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin kurucusu olan Habaş, 2000 tarihine kadar FHKC’nin önderliğini yürütmüştür. Habaş bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesiyle önemli bir miras bırakmıştır.

Habaş 1 Ağustos 1925 yılında Filistin’in EL-Lydd kentinde Ortodoks Arap bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Bu yıllarda Filistin, İngiliz manda yönetiminin altındadır. Habaş ilk olarak Anglikan okulunda ve EL-Lydd İlkokulu’nda okumuştur. Bu dönemler Filistin’e Yahudi göçünün gittikçe arttığı yıllardır. 1. Dünya Savaşı’nın ardından İngilizler ve Fransızlar, Araplar üzerinde işbirlikçi rejimlerle egemenlik kurmuştur. Aynı zamanlarda gelişen Siyonist hareket ise emperyalist planlar çerçevesinde Filistin’e akın etmeye başlamıştır. Siyonist hareketin silahlanarak Arap topraklarında egemenlik kurmaya çalışması çatışmaları doğuracaktır. Buna karşı Filistin’de 1936-39 yılları arasında Büyük İsyan adı verilen Arap ayaklanmamaları gerçekleşmiştir. Bu dönemde tüm Araplarda milliyetçilik yaygınlaşmıştır. Bu ortamdan Habaş da etkilenecektir. Habaş bunu bir röportajında şöyle ifade etmekte:

“Büyük İsyan sırasında ilkokul öğrencisiydim ve Filistinli milliyetçiler tarafından organize edilen grevler ve Britanya karşıtı gösteriler ve bu gösterilerde atılan ‘Kahrolsun Sömürgecilik’ ve ‘Kahrolsun Balfour Deklarasyonu’ gibi hafızamda tazeliğini hala korumakta. Okulumuzun müdürü Tevfik Ebu Suud ateşli bir milliyetçiydi. Bir defasında hatırlıyorum genç öğrenciler koridorda kendi aralarında kavga ediyorlardı; onları cezalandırdı ve şöyle söyledi onlara: ‘Kendi aranızda kavga edeceğinize Yahudilerle kavga edin.’ Diğer bir gün matematik öğretmenimiz ayağa kalkmamızı ve bir dakika ses çıkarmamamızı istedi. Bunu neden yaptığını anlayamamıştım ve hiç kimsenin de anladığını zannetmiyorum. Bir dakika dolduğunda öğretmenimiz şunları söyledi: ‘Bu andan itibaren benim genç delikanlılarım yurtları için savaşmak üzere darağaçlarına bile giderler.’ Bu olay beni çok etkilemişti. Sizin anlayacağınız geniş anlamda milliyetçiydim.”

Habaş ilkokulu bitirdikten sonra ailesinin taşınması sonucu Jaffa’da Ortodoks okulunda ve Kudüs’te Katolik lisesinde eğitimini tamamlamıştır. 1944 yılında ise Beyrut’ta tıp eğitimine başlamıştır.

Bu yıllarda Habaş Siyonist terörle doğrudan karşı karşıya gelecektir. 1948 yılında Filistin’e yerleşen Yahudiler devlet ilan edecek güce erişeceklerdir. İngiliz manda yönetimi çekilme kararı almıştır. Silahlanan Yahudiler emperyalist destekle ve Arapların bölünmüşlüğünden faydalanarak devletlerinin ilan ederler. Bunun üzerine çıkan Arap-İsrail Savaşı ise İsrail’in topraklarını genişletmesiyle sonuçlanır. Filistinliler bu olayı El-Nakba (Büyük Felaket) diye adlandırmaktadır. Bunun sonucunda Habaş’ın ailesinin de içinde olduğu 700 bin Filistinli evlerinden sürülmüştür. Saldırılar sırasında Habaş kız kardeşini kaybedecektir. İsrail askerleri cenazenin mezarlığa götürülmesine bile izin vermez. Bu olaylar Habaş’ın siyasi fikirlerinin olgunlaşmasında önemli bir yer tutmuştur. Bunu, “Benim neden bu yolu seçtiğimi ve neden Arap milliyetçisi olduğumu merak ediyorsunuz. Bunun sebebi Siyonizmdir. Birde kalkmış barıştan söz ediyorlar. Ben Siyonizmin ne olduğunu kendi gözlerimle gördüm” şeklinde ifade etmektedir.

Habaş Arap Milliyetçi Hareketi’ni kuruyor

Bu olayların üzerine Habaş’ın ailesi Amman’a taşınır, kendisi de tıp eğitimine devam etmek için Beyrut’a geri döner. Burada Hani el Hindi, Vadi Haddad, Ahmet el Katip gibi arkadaşlarıyla Arap Milliyetçi Hareketi’ni kurmuştur. Hareketin kurulmasında İsrail terörüne karşı ancak silahlı mücadele ile karşılık verilebileceği düşüncesi vardır. Habaş hedeflerini ilk olarak vatan hainleri, sonra İngilizler ve en son olarak da İsrailliler olarak belirlediklerini söylemektedir. Arap Milliyetçi Hareketi kısa sürede gençler, öğrenciler ve aydınlar arasında yaygınlaşacaktır.

Arap Milliyetçi Hareketi’nin en önemli yanı ise Filistin’in kurtuluşunun diğer Arap uluslarının kurtuluşlarıyla birleştirilmeleri gerektiğinin ilk defa savunulmasıdır. Daha önceki ayaklanmalarda pan-Arap yönelim bu ölçüde kendini göstermemiştir. Habaş bunu şöyle ifade etmektedir:

“Şüphesiz geniş Arap milliyetçisi bir akım bizden önce mevcuttu. Fakat AMH’yi diğerlerinden ayıran şey AMH’nin Filistin’in kurtuluşunun Arap birliğinin sağlanmasıyla mümkün olabileceği düşüncesine sahip olmasıydı.”

Habaş’a göre mücadele sadece Filistin’le sınırlı kaldığı sürece başarılı olamayacaktı. Arapların bölünmüşlüğü devam ettiği sürece İngilizlerin ya da farklı emperyalistlerin hegemonyası sürecektir. Bu açıdan geniş bir Arap cephesinin kurulması Habaş’ın ve AMH’nin temel programı oluştur. Habaş bununla ilgili olarak, Arap milliyetçiliğinin ideologlarından Sati el Husri’nin 1948 yenilgisi için “Yenildik, çünkü biz o zaman 7 devlettik” sözünü dikkate almaktadır.

George Habaş

George Habaş

Habaş, özel olarak Filistin ya da genel olarak Arap sorununun siyasal bağımsızlıkla sınırlı olmadığını fark etmiştir. Siyasal mücadele toplumsal mücadeleyle birleştirilmediği sürece Arap toplumu için bir ilerleme sağlanamayacaktı. Emperyalizme karşı tutarlı bir mücadelenin ancak sosyalizmle verileceği ve milliyetçiliğin bu noktada başarılı olabileceği Habaş’ın pratiğinde belirtilmiştir. Ayrıca gerçekten bağımsızlık mücadelesi veren halk kitleleri iktidara gelmelidir. Ancak böyle iktidarlar çoğaldığında Filistin ve Arap mücadelesi başarıya ulaşabilecektir. Habaş Vietnam örneğini incelediğini ve bundan sonra milliyetçilikle sosyalizmin tezat oluşturmadığına inancının arttığını da belirtmektedir.

AMH’den FHKC’ye giden yol

Habaş bir yandan AMH liderliğini sürdürürken 1967’de 6 Gün Savaşları gerçekleşecek ve Araplar bir kez daha İsrail karşısında yenilgiye uğrayacaklardır. Bu olay Habaş ve arkadaşlarının mücadelelerini derinleştirmelerini zorunlu kılar. AMH radikalleşerek çeşitli fedai grupları oluşturacaktır. Bunun sonucu ise Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin kurulması olacaktır.

Bundan önce Arafat tarafından kurulan El-Fetih İsrail’e karşı silahlı mücadele yürütmektedir. Silahlı mücadele her iki örgüt için vazgeçilmezdir. Ancak Habaş, mücadelenin ideolojisi ve stratejileri hakkında farklı düşünmektedir. Habaş’ın El-Fetih’e yönelttiği temel eleştiri Arap birliği konusundadır. Habaş’a göre El-Fetih Filistin kurtuluş mücadelesini Arap milliyetçiliği davasından ayrı görmektedir. Habaş önderliğindeki FHKC’ye göre birleşik Arap mücadelesi sadece Filistin davasına Arap yardımından ibaret değildir. İsrail gericiliği kadar, Arapları İsrail ve genel olarak sömürgecilik karşısında aciz bırakan rejimlerle de mücadele edilmelidir. Filistinli devrimciler İsrail terörüyle uğraşırken, Ürdün’ün işbirlikçi kralı Hüseyin ile de mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Hatta bazı zamanlarda bu mücadele İsrail’e karşı mücadelenin önüne geçmektedir. Bu noktada Habaş gerici Arap rejimleri yıkılmadan mücadelenin sonlanamayacağını tespit etmiştir.

Hatta 1971 yılında “Kudüs’e giden yol Amman’dan geçer” şiarı ile Hüseyin rejimine karşı Özgür Ürdün Hareketi’nin örgütlenmesini sağlamıştır.

Habaş milliyetçiliği sosyalizmle birleştiriyor

Habaş’ın El-Fetih’e yönelttiği bir diğer eleştiri ise mücadelenin sınıfsal içeriği ile ilgilidir. Habaş verilecek mücadelenin aynı zamanda devrimle sonuçlanmasını ve sosyalizme doğru evrilmesi gerektiğini belirtmektedir. Ancak El-Fetih, dayandığı toplumsal güçler açısından böyle bir mücadeleyi sonuna kadar götüremeyecektir. Özellikle Oslo sürecinden sonra bu durum belirginleşmiştir:

“Burjuva kendi sınıf hedeflerini elde edince kavgayı sona erdirir. Oslo ekibi de belli sınıf kesimlerini temsil etmektedir ve onlar da aynı şeyi yapmışlardır. Çünkü onlar başarı elde ettiklerine inanmaktadırlar. Peki, kitlelere ne olacaktır? Onların çıkarları ne olacaktır?”

Habaş buna karşı FHKC’nin sosyalizmden asla taviz vermeyeceğini belirtmiştir:

“Yoldaşlar şunu unutmamanızı istiyorum. FHKC kuruluşundan bugüne kadar Marksist-Leninist ve demokratik yolundan sapmamıştır. Bu inancımızdan dolayı çok kayıp verdik ve vermeye devam ediyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki, kurtuluş sosyalizmdedir. Her ne kadar sosyalizmin yapısında bir deprem yaşanmış ve bazı komünist partiler isimlerini değiştirecek kadar ileri gitmişlerse de, Halk Cephesi olarak bir sosyalizm ve komünizm konusunda taviz vermeyeceğiz. Bazı ülkelerde deneyim teorinin başarısızlığından değil, uygulamanın başarısızlığından kaynaklanıyor. Latin Amerika’da sosyalizmin şahlanması ve Küba’nın uzun süredir emperyalizmin ambargosuna ve baskısına karşı dayanması gösteriyor ki, dünyadaki ezilen halkların tek doğru alternatif ve çözümü sosyalizmdir ve bu güç, emperyalizmin barbarlığına dur diyebilecek tek güçtür”

Habaş 2000 yılında FHKC’nin yayın organı Al-Hadaf’ta yayınlanan makalesinde emekçi güçlerin topluma ve mücadeleye yön vermeleri gerektiğini belirtmektedir:

“Toplumu yüzyıllardır yöneten, geçmişin geleneksel güçlerinin miadı artık doldu. Toplumu yıllardır yöneten sağ kanat burjuva güçlerin de öyle. Geriye, yönetmemiş, henüz direksiyon başına geçmemiş halk güçleri kalıyor sadece. Onlar değişimin özneleri ve araçlarıdır.”

Habaş, özel olarak Filistin ya da genel olarak Arap sorununun siyasal bağımsızlıkla sınırlı olmadığını fark etmiştir. Siyasal mücadele toplumsal mücadeleyle birleştirilmediği sürece Arap toplumu için bir ilerleme sağlanamayacaktı. Emperyalizme karşı tutarlı bir mücadelenin ancak sosyalizmle verileceği ve milliyetçiliğin bu noktada başarılı olabileceği Habaş’ın pratiğinde belirtilmiştir. Ayrıca gerçekten bağımsızlık mücadelesi veren halk kitleleri iktidara gelmelidir. Ancak böyle iktidarlar çoğaldığında Filistin ve Arap mücadelesi başarıya ulaşabilecektir.

Habaş Vietnam örneğini incelediğini ve bundan sonra milliyetçilikle sosyalizmin tezat oluşturmadığına inancının arttığını da belirtmektedir. Habaş’ın devrimci bakış açısı kendini Siyonizm ve Amerikan emperyalizmi tanımlarında da göstermektedir.

İsrail’e karşı mücadeleyle ABD’ye karşı mücadeleyi birleştirmek

Olaylara materyalist açıdan bakan Habaş tek başına İsrail’e karşı verilecek mücadeleyi yetersiz bulmaktadır. Çünkü Siyonizm emperyalist politikanın bir uzantısıdır. Habaş’a göre Yahudilerin konumu ilk olarak Fransa’nın, sonra da İngiltere’nin Arap topraklarına göz dikmesiyle birlikte değişmeye başlamıştır. Siyonist önderlerin Avrupa emperyalizmine doğrudan teslim olmaları aradaki ilişkiyi kolaylaştırmıştır. Habaş’a göre, “Siyonist bir devlet, batıda Asya’daki Arapları, doğuda Afrika’daki Araplardan ayıran bir duvar ve Britanya tacının incisi Hindistan’a geçiş yolunu güvenceye alan bir polis karakolu işlevini görerek, sömürgeci çıkarlara hizmet edecekti.” Habaş daha sonraki süreçte Amerikan emperyalizminin güçlendiğini ve Siyonizmin, onların kontrolüne girdiğini belirtmektedir. Habaş bunu, “Bugünün İsrail hükümeti, Amerika tekelci kapitalist küreselleşme zincirinin bir halkası olarak davranmaktadır” sözüyle ifade etmektedir.

Habaş’a göre bu durum İsrail’in yöntemlerine de yansımaktadır:

“‘Filistin, halksız bir topraktır; Yahudiler, topraksız bir halktır’. Yerlilerin sürülerek topraklarının kolonileştirildiği Amerika ve Avustralya’daki Avrupa sömürgecilik pratiğinden ilham alan bu sloganda cisimleşen Siyonist vizyon, Öteki’ni sürmeye, yerlileri ülkeden kovmaya dayanıyor.”

Bu noktada Siyonizme karşı mücadelenin antiemperyalist bir karakterde olması kendini göstermektedir. Habaş’ın üzerinde durduğu, genel Batı ya da Amerikan karşıtlığının ötesinde bir durumdur. İsrail Devleti doğrudan emperyalist planların uzantısı ise, mücadelenin temel olarak emperyalizmle hesaplaşmaya kadar gitmesi gerekmektedir. Habaş genel olarak Batı ya da Amerikan karşıtlığı yapan ve bugün Filistin’de iktidarda olan Şeriatçıların aksine mücadele zeminini emperyalizm karşıtlığına çekmektedir.

Bununla birlikte günümüzde Irak başta olmak üzere Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel bölünmelere doğru gittiği günümüzde Habaş mücadelenin Arap kimliği üzerinden verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Azınlıklar üzerine sorulan bir soruya cevap verirken dinsel kimliğin belirleyici olmaması gerektiğini belirtmiştir:

“Farklı dile, kültüre ve kimliğe sahip ulusal azınlıklarla dini azınlıklar arasında büyük farklılıklar vardır. Hıristiyan Arapları Arap ulusunun sosyal ve kültürel yapısının bir parçası olarak görmemek kategorik olarak kabul edilemez bir durumdur. Bunun nedeni gayet açıktır. Çünkü onlar yerli Araplardır ve onların dini inançları ulusal ve kültürel kimlikleriyle alakalı değildir... dini azınlıklar Arap ulusunun reel bir parçası oldukları gerçeğinin farkında olmalı ve buna göre hareket etmelidirler. Müslüman ya da Hıristiyan, Sünni ya da Şii, Kıpti, Maruni, Süryani ya da Ortodoks ne olurlarsa olsunlar ulusal kimliklerini devam ettirme görev ve sorumlulukları vardır.”

Amerikan emperyalizmine karşı her cephede mücadele

Habaş Amerika’yı tanımlarken tekelci bir kapitalizmden bahsetmiştir. Amerika’nın tekelci kapitalist yapısı dünya çapında bir hegemonya kurmak peşindedir:

“Amerika, bir yandan dünyanın en ücra köşelerini yağmalamasına, yurtsever bağımsızlık hareketlerini parçalayıp kazanımlarını yok etmesine, insan toplumunu birleştiren bağları koparmasına, diğer yandan emperyalist plan ve emellerle uyuşan yeni kurallar koymasına olanak sağlayan psikolojik, enformasyonel, siyasi ve iktisadi hegemonyasını artırmaya çabalamaktadır.”

Amerika’nın tek kutuplu bir dünya yaratmak için kullandığı araçlar ise Habaş’a göre serbest ticaret anlaşmaları, Dünya Bankası, IMF ve kâh savaş, kâh müzakere biçimlerine bürünen, krizleri çözmek yerine yönetmeyi hedefleyen siyasi programlardır. Genel olarak Arap toplumu, özel olarak da Filistin daha çok askeri açıdan emperyalizmle karşı karşıya gelmişlerdir. Ancak Habaş, Amerikan emperyalizminin ekonomik, siyasi ve toplumsal yönlerini de ortaya koymayı başarmıştır. Habaş bu noktada verilecek mücadelenin tüm alanları kapsamasını ve tüm Araplarca birlikte verilmesi gerektiğini belirtmektedir. Örnek olarak Körfez Savaşı’ndan Amerikan ambargosuna maruz kalan Irak’a destek çağrısında bulunmaktadır. Bazı konularda ekonomik çalışmalarla ya da medya kampanyalarıyla bile belli sonuçlar alınabileceğini belirtmektedir. Bunun yanında emperyalizm sadece bir sömürge rejimi yaratmaya çalışmamaktadır. Bir yandan da kendi modeline uygun insan tipi yaratmaya çalışmaktadır.

Emperyalizmle birlikte yabancılaşmaya karşı da direnmek

Habaş’a göre emperyalizm Arap ulusunu deney alanı olarak görmektedir:

“Sadece siyasi rejimlere ve liderliklere boyun eğdirme peşinde olmayan küreselcilik, faaliyetleri ve halkın en derin katmanlarına kadar nüfuz eden toplumsal ve kurumsal güçleri kendine çekerek halka günlük geçim ve onları pençesine alan piyasa yasaları düzeyinde de ilişkilenmeye çalışmaktadır. Hedef, halkın özgürlük, bağımsızlık, yurt, toplumsal ahlak gibi daha büyük kaygıları ve davaları unutarak bireyleri birer metaya, toplumu da, sırf kendi piyasa fiyatını yükseltmek için diğerleriyle rekabet ederek kendi egoları peşinde aptalca koşan metalaşmış bireyler yığınına dönüştürmektir.”

Habaş’ın işaret ettiği durum bugün bazı Arap ülkelerinde gerçekleşmeye başlamıştır. Ekonomik olarak Amerikan sistemine bağımlı ve tamamen işbirlikçi rejimlerle yönetilen toplumlar iktisadi ya da dinsel açıdan körleştirilmiş bir yapıdadır. Habaş’ın emperyalizm, hegemonya ve toplum üzerine görüşleri incelendiğinde ulusal kurtuluşun toplumsal kurtuluşla birleştirilmesine ve bunun insanın kurtuluşuna vardırılmasıyla karşılaşırız.

Siyasal kurtuluşun kazanılmasının yanında toplumsal kurtuluş da sağlanmalıdır. Siyasal bağımsızlık ekonomik olarak sosyalist programla olacaktır. Toplumun kuşatılmışlığının kaldırılması da buna paralel olmalıdır. Meta ve piyasa değerleriyle tamamen kuşatılan topluma bunların dışında değerlerin kazandırılması gerekmektedir. Bu, ulusal kimliğin pekiştirilmesiyle başlayacak, emeğe dayalı değerlerin geliştirilmesiyle devam edecektir. Yeni döneme uygun insan tipinin yaratılması devrimi ve bağımsızlığı koruyup geliştirecek ve diğer toplumlar için örnek olacaktır.

Görüldüğü gibi George Habaş’ın fikirleri Arap toplumunu aşarak tüm ezilen ulusların mücadelelerinde yol gösterici olacak yaklaşımlar taşımaktadır. O, Arap mücadelesi sürdükçe yoldaşlarının sloganlarında yaşayacaktır. Bağımsız bir Filistin Devleti kurulduğunda fikirleriyle yeniden canlanacaktır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe