11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

Faşizme karşı mücadele
nasıl verilir?

Yanlış elbette AKP’ye karşı muhalefet örgütlemek değildi, insanların meydanlara dökülmesi değildi. Yanlış olan hedefsiz, programsız, hesapsız-kitapsız, siyasetsiz bir mücadelenin başlatılmış olmasıydı. Ne ah edin dostlar, ne ağlayın!
Dünü bugüne
bugünü yarına bağlayın!

Yolumuzdan çekilin

Türkiye’nin siyasal sorunlarına müdahale etmek bir istek meselesidir elbette.

Ancak bu isteğin maddi bir temeli yoksa, yani siyasi mücadelenin ne zaman, nasıl ve hangi araçlarla verileceğini bilmiyorsanız durum değişir; o zaman siyasi sorunları çözücü değil, onları daha ağırlaştırıcı bir etkiniz olabilir.

Bugün için yaşanılan aslında tam da budur.

AKP’nin 2002 Kasımında işbaşına gelmesi ile birlikte ülkemizde siyasal zemin tümüyle altüst oldu. Bu altüst oluş siyasal zemindeki tüm özneleri çok fazla etkiledi. Sağını solunu bulamayan, göremeyen insanlar kendilerini çok farklı noktalarda buluverdiler.

İşin garip yanı, bu altüst oluş ve bu altüst oluşta sağını solunu şaşırmak, durumun gereği, yeni dönemin gereği olarak kutsandı, hatta ve hatta milli bir cephenin kuruluşu olarak gösterilmeye çalışıldı adına da vatanseverlik denildi.

Halbuki gerçeklikte varolan tek şey, siyasetin muhalif kutbunda kalanların, yeni dönemde kendi yönlerini şaşırması, kendilerine bir yön çizememesiydi.

Bunun siyaset litaratüründeki adı belli: Siyasetsizlik.

Tabi kökeninde yatan çok daha derin bir sebebi var: İdeolojisizlik.

AKP iktidarı türbanı da kabul ettirerek ülkemizi yeni bir döneme doğru sürüklerken , oturup bir daha düşünmek gerek ne yaptık, neler yapamadık, neleri yanlış yaptık, neleri yapmalıyız diye...

Burada çok açık ve net olmamız gerek, çünkü AKP’ye karşı mücadele eder gibi gözükenlerin mücadeleye verecekleri zararın bundan sonra telafisi olamayacak.

Bu yazımızın asıl mesajı da o zaten: Mücadele etmesini bilmediği halde topluma yol göstermeye çalışanlara, yolumuzdan çekilin demek.

22 Temmuz öncesinin yanlışları

Burada hemen 22 Temmuz seçimleri öncesine dönerek muhasebeye başlayalım.

22 Temmuz seçimleri öncesinde bilindiği gibi ülkemizin gündemi bir seçim değil Cumhurbaşkanlığı seçimiydi. AKP Cumhurbaşkanlığını kendi başına belirlemeye çalışmış ve buna karşı toplumsal bir muhalefet ortaya çıkmıştı.

Bu noktada siyasetten anlamayan bir hareketin nasıl da sonuç alamayacağını hatta tam tersi sonuçlara yol açacağını gördük.

Hatırlanacağı üzere ADD önderliğindeki bir kısım sivil toplum kuruluşu ve Kanaltürk televizyonu hemen harekete geçtiler. İstanbul, Ankara ve İzmir’de Cumhuriyet mitingleri düzenlendi.

O sırada Genelkurmay’ın bir geceyarısı bildirisi yayınlandı.

PKK’nın terör saldırıları arttı, şehit cenazeleri ülkenin ilk gündemi haline geldi.

Nisan’la Haziran ayları arasındaki dönemde yani iki aylık süre içinde Türkiye adeta bir devrim öncesi dönemi yaşıyordu...

Ama birden işler tam tersine dönmeye başladı ve 22 Temmuz’da herkesi düşkırıklığına uğratan o sonuç geldi.

Peki bu dönemde yapılan yanlış neydi?

Yanlış elbette AKP’ye karşı muhalefet örgütlemek değildi, insanların meydanlara dökülmesi değildi.

Yanlış olan hedefsiz, programsız, hesapsız-kitapsız, siyasetsiz bir mücadelenin başlatılmış olmasıydı.

Bu yanlışları hemen sıralayalım:

1-) Muhalefet hareketi Cumhurbaşkanı seçimi dolayısıyla çıkmıştı ama bu sorunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi ve buradan iptal kararı çıkması ile birlikte ülkenin bir erken seçimle gideceği belliydi.

O halde topluma önderlik etmek için ortaya çıkanların bu basit hesabı yapması gerekiyordu. İnsanlar AKP’nin Cumhurbaşkanı seçmemesi için meydana dökülmüştü ama ortada bir Cumhurbaşkanlığı sorunu kalmamıştı. Bu işin sonu seçim olacaktı.

2-) Erken bir seçime muhalif güçlerin hazır olmadığı belliydi. İktidar gücü olan AKP daha hazırlıklı ve daha kuvvetliydi. Ancak meydanlardaki kalabalığı gören muhalifler kalabalığa aldandılar.

Oysa Türkiye’nin toplumsal zemini bambaşka bir gelişmeyi işaret ediyordu. Türkiye’nin toplumsal yapısından habersiz önderlikler, meydanlara bakarak kendilerini Atatürk sanıyorlardı ama uçsuz bucaksız Türkiye topraklarına 80 yıllık gerici yatırım vardı. Bu gericilik sökülüp atılmadan, bu gericilikle mücadele edilmeden, meydanlara toplanarak bir sonuç alınamazdı.

3-) O dönem hükümeti yıkmayı hedef almayan ve almayacağı belli olan büyük kitlesel gösterilerin, iktidar kanadına rest çekme ve boy ölçüşme fırsatı vereceği çok açıktı.

Bu boy ölçüşmede muhaliflerin bir partisinin olmaması en büyük handikaptı. Bunu iktidar kanadı çok iyi gördü ve değerlendirdi.

Muhalif güçler ise partileri olmadığı halde bir erken seçimi zorlayarak aslında AKP’nin seçim zaferine sebep oldular.

4-) Burada yapılacak olan şey basitti. Meydanlara dökülen insanlara “bayrak salla eve dön” talimatı vermek yerine, “bayrağını al meydana gel ve bu hükümeti yıkana kadar eve gitme” denilecekti!

Amerikancıların turuncu devrimlerde denediğini deneyecek cesareti yoktu insanları meydanlara dökenlerin...

Bu cesaretsizlik ise kişisel bir zaaf değildi, çünkü devrimci değillerdi. İktidarın demokratik bir halk ihtilali ile yıkılmasını hedeflemiyorlardı.

5-) Ancak devrime cesaretleri olmayanların seçim politikası da yoktu.

AKP erken seçim kararı alınca meydanlara güvenerek kendilerinin güçlü olduklarını sandılar. Öyle ki bir seçim hazırlığı yapılmadı.

Ama en büyük ihanetlerden birini de yaptılar, insanların MHP’ye oy vermesi çağrısı yaptılar.

6-) Bu dönemde seçim yaklaşırken AKP kaybettiği prestiji yeniden kazanmaya başlamış, krizi atlatmıştı.

Yapılacak şey çok basitti, Ordu bugün yaptığını o dönemde yapacak ve Kuzey Irak’a müdahale edecekti. O dönem AKP sınırötesine karşı çıkıyordu. Çünkü bu inisiyatifin Ordu’ya geçmesi olacaktı.

7-) Hükümet burada zaman kazanırken Cumhuriyet mitingleri için insanları meydanlara dökenler Bodrum’daki yazlıklarına çekildiler.

Terör Türkiye’yi yakarken, onlar denizde serinliyordu.

Halbuki “Ordu Irak’a” sloganı ile insanlar yeniden meydanlara dökülse AKP’nin seçimlerde bu derece başarı kazanma ihtimali olmayacaktı.

8-) Devrimci bir önderlik mücadeleyi AKP’nin güçlü olduğu alanda değil kendi güçlü olduğu alanda verirdi.

Ama bunlar toplumdan o kadar kopuktular ki, bu iktidarın en güçlü olduğu zemin olan ekonomik alanda muhalefete başladılar. Bu ise muhalefetin sonu oldu.

Görüldüğü gibi toplumsal mücadelenin başına geçenler istisnasız her hareketlerinde yanlış yaptılar ve geleceği göremediler.

Bu gibi sözde sivil toplum kuruluşu liderleri hâlâ yerlerinde oturuyor ama. Halbuki o çok eleştirdikleri Baykal’dan bir farkları yok. Tıpkı Baykal gibi onlar da hesap vermek yerine üste çıkmayı tercih ediyorlar.

Ama işin sadece siyasetten anlamamamk olmadığı da ortada. Bu insanlara şunu sormak sanırız herkesin hakkıdır:

Madem Cumhurbaşkanının AKP’den olmaması için o kadar mücadele ediyordunuz, o halde Abdullah Gül aday olduktan sonra neden çıtınız çıkmadı?

Neden tek bir kitle gösterisi bile düzenlemediniz?

Yoksa tüm bunları sadece Tayyip Erdoğan olmasın da kim Cumhurbaşkanı olursa olsun mantığıyla mı yaptınız?

Sorulacak soru çok ama yanıt alamayacağımız ortada.

O nedenle önümüzdeki daha zorlu dönem için bazı tespitler yapmak daha önmli.

Devrimci mücadele olmadan karşı devrimciler yıkılmaz

Türkiye’nin bu gidişatına son vermek isteyen, bugüne katlanamayan tüm dostlar isterseniz şapkanızı önünüze koyun ve birdaha düşünün tüm olan biteni...

1-) Türkiye’nin AKP ile mücadelede en büyük eksikliği bu mücadelenin devrimci bir mücadele olarak görülmemesidir.

AKP’nin bir karşı devrim partisi olduğuna inanıyorsak, yaptığı tüm uygulamaların karşı devrimci olduğuna inanyorsak, hatta artık iyice azıttıklarını, dinci ve faşist bir diktaya doğru yol aldıklarını düşünüyorsak, karşılarına devrimcilik dışında bir şeyle çıkamayız demektir!

2-) Karşılarına devrimcilikle çıkacaksak, bu ancak ve ancak devrimci bir örgütlenme ile, devrimci bir önderlikle, devrimci kadrolarla ve devrimci çalışma ile olur.

Kısacası devrimcilikten kaçarak vatan kurtarmanın yolu yoktur!

3-) Ama devrimcilik için en önemli olan şey devrimci bir kurtuluş reçetesidir. Bu ise ideolojidir.

Türkiye’de muhalif kesimlerin ideolojik bir duruşu yoktur. İttifakçılık virüsü hertür doğru duruşu yok etmiş, muhalif güçleri ideolojisiz bırakmıştır.

Halbuki devrimci mücadelenin omurgası ideolojidir, kalabalıklar değil.

4-) Bugün insanlara kalabalıkla sonuç alacağını söylemek için geçtiğimiz mitingler dönemini yaşamamış olmak gerekirdi.

Ancak anlıyoruz ki insanlar yerniden meydanlara dökülecek ve bayrak sallayıp evlerine gönderilecek.

O halde uyanık olma zamanıdır!

Size meydana dökülün diylenlere sorun: Hedefimiz ne?

Demokratik bir toplumda ve elbette demokratik bir hükümet varsa, insanlar kamuoyu baskısı için meydanlara dökülürler ve tepkilerini gösterirler. Kimi zaman sonuç da alırlar.

Ama AKP’nin demokrat olkmadığı ortadadır. Dolayısıyla halk tepkisini görüp herhangi birşeyden vazgeçmeyecekleri ortadadır.

Kaldı ki seçim öncesi dönemde belki Ordu gelir korkusuyla taviz verebilirlerdi ama artık öyle bir durum olmadığı da ortada.

O zaman meydana çıkmanın tek bir hedefi kalmıştır artık: Devrim yapmak!

Sokağa döküldükten sonra Meclis’e yürünecekse, iktidara el konulacaksa, elbet meydana dökülmek bir anlam taşır.

Ama size bunu vaadetmiyorlarsa; söyleyin onlara devrimci olup öyle çağırsınlar sizi meydana.

5-) O halde iş dönüp dolaşıp hep devrimcilikte düğümlenmektedir.

Bugüne kadar herhangi bir devrimci fikir yaratmamış olanların devrim yapması mümkün müdür?

Kimse kimseyi kandırmasın, AKP’nin zemininde 80 yıllık bir karşı devrimci fikir birikimi, mücadele deneyimi ve 80 yılda yaratılan büyük bir taban var.

Peki bizim tarafta?

6-) O halde sorunun çözümü ortada, ama basit değil en zor olanı.

AKP’yi yıkacak, karşı devrimciliği yıkacak bir ideolojik yatırım.

Karşı devrimciliği yıkacak kesintisiz ve yanlışsız bir siyasi mücadele.

Karşı devrimciliği yıkacak bir taban çalışması.

Bu çalışmayı yürütecek, ideolojik donanımı olan, siyasal bakışı olan, devrimci azmi olan kadrolar.

Bunlar varsa önderlik vardır, yoksa önderlik yoktur.

Ama bizim Atatürkçü muhalif kesimlerde değil fikir üretene rastlamak, gazete okumak, hatta televizyonda tartışma programı izlemek bir fikir çalışması olarak görülmektedir.

7-) Kolay olan meydanlara dökülmektir zor olan ise meydanları hazırlayacak bir siyasi mücadele.

Seçimlerde AKP’liler her iki kişiden birinin oyunu aldılarsa eğer...

Önce apartmanınızdan başlayın. AKP’ye oy veren her iki kişiden birini bulun ve anlatın AKP’nin gerçek yüzünü.

Sonra mahallenizde...

Sonra semtinizde...

Sonra ilçenizde...

Sonra şehrinizde...

Zor olana var mısınız?

Ülkeyi televizyon tartışma programlarında değil, internet odalarında değil, sokaklarda, mahallelerde kurtarmaya var mısınız?

Sizin gibi düşünenleri bulup biraraya gelmekle yetinmemeye, sizin gibi düşünmeyenleri bulup onları ikna etmek için çalışmaya hazır mısınız?

Biz çok kalabalığız, bu ülkenin sahibi biziz kolaycılığından kurtulmaya, bu ülkede bizim değil karşı devrimcilerin iktidar olduğunu, tüm kurumları ele geçirdiklerini artık kabul etmeye razı mısınız?

Nazım’ın dizeleriyle seslensem sana:

Delikanlım!.
Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
kainatın en mükemmel şeyidir.
Delikanlım!.
Belki beni anladın,
belki anlamadın.
Kesiyorum sözümü.
Hani üstadın bir sözü var:
Boş gecelerin değil,
boydan boya ömrtünü ver inkılaba...

Devrimci olmaya var mısın?

Büyük boy için lütfen tıklayınız


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe