11.02.2008/Sayı:173
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel

Yabancı dille eğitim ve
Fethullah cemaati

Yabancı dille eğitim, Türk çocuklarını Türk düşünce sisteminden uzaklaştırmaktadır

Yabancı dilde eğitim, günümüzde emperyalizmin kullandığı en önemli araçlardan biridir. Dil millet demek olduğuna göre, dilini yok ettiğin halkın milli kimliğini de yok etmiş olursun. Düşünme ve yaratma gücünü elinden alırsın. Kendine özgü sanatını, edebiyatını ortadan kaldırabilirsin. Nesiller arasında uçurum yaratarak anlaşma düzeyini aşağılara çekebilirsin.

Türkiye, bugün bu sorunu derinden hissetmekte, emperyalizmin tuzağına da düşmek üzeredir. Anaokullarından başlayarak yabancı dille eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretim kurumlarında yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Yüksek öğretimde AB ülkelerinin öğrenci değişim projesi adı altında yürüttüğü Sokrates, Arşimet uygulamaları, bizi bizden çalmanın, gençlerimizi elimizden almanın araçlarından biri olarak uygulamaya sokulmuştur. Zorunlu eğitimi dokuz yıla (anaokullarını kapsama alanına alarak) çıkarma hazırlığı da bu planın bir parçasıdır.

Her milletin düşünme, algılama ve ifade şekli, kültürünün gereği olarak kendine özgüdür. Yani her kültür dairesinin kendine özgü bir düşünce sistemi vardır. Göz nesneleri görür, beyin algılar, dil ifade eder. Bu yüzden dille düşünce arasında çok sıkı bir bağlantı kurmadan, yabancı düşünce siste-mine uygun düşünmeden, yabancı bir dille ne anlayabilir, ne düşünebilir ne de ifade edebilirsiniz. Dil, yani ifade gücü, bu düşünce sisteminden doğar. Örneğin, bir kavramı İngilizce ifade edebilmek için önce İngiliz gibi düşünmek zorundasınız. Bu işi başardıktan sonra ancak ifade edebilirsiniz. Bu yüzden yabancı dille eğitim, Türk çocuklarını Türk düşünce sisteminden uzaklaştırmakta, yabancı bir sistemi kabule zorlamaktadır. Bu nedenle, yabancı dille eğitim almış çocuklarımız sağlıklı düşünememekte, o yabancı dilin gerektirdiği şekilde düşünerek milli kimliğinden belki de farkında olmadan uzaklaşmaktadır. Kültür yozlaşmasının temel nedenlerinden biri de budur.

Türk düşünce sistemi içerisinde algılama, düşünme ve ifade; özne, nesne ve fiil şeklindedir. Yani, ifadenin özü, meramı, her zaman ifadenin sonundadır. Fransızcada başta, İngilizcede ortadadır. Bu tür tümceleri anlamak, algılamak ve ifade edebilmek bizim açımızdan sorun oluşturur. Anlamak için kendimizi zorlamamız gerekir. Bu yüzden yabancı dille eğitim anlayışımızı zorlaştırır, ifade gücümüzü olumsuz etkiler. Yabancı bir dille eğitim almışsak Türkçe bir kavramı anlamakta ve anlatmakta zorlanır, hatta ifade bile edemeyiz. Çünkü algılama değişmiştir, düşünme sistemi değişmiştir, ifade etme yolu değişmiştir. Doğal olana müdahale edilmiş, yerine yapay olan getirilmeye çalışılmıştır. Yapılan, beyinde bir kargaşa yaratmak, kültürü yozlaştırmak, ana dili az kullanılır duruma getirmekten ibarettir.

Yabancı dille eğitim hastalığı bize Osmanlı’nın mirasıdır

Yabancı dille eğitim, sağlıklı düşünmeyi engellediği için, kişiyi başka bir şekilde düşünmeye zorladığı için milli kimliğe zarar verir, kültürü yozlaştırır, kendimize özgü sanat ve edebiyatımıza darbe vurur, zaman içinde yok eder, algılama, anlama ve ifade gücümüzü olumsuz etkiler, sözün kısası bizi bizden çalar ve bambaşka bir insan haline, kimliksiz, kişiliksiz bir insan haline getirir. Emperyalizmin amaçlarından biri işte bu insanı yaratmaktır. Böyle bir insanı sömürmek ve kullanmak çok kolaydır.

Yabancı dille eğitim hastalığı bize Osmanlı’nın mirasıdır. Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı (1854) yabancı dille eğitim için ilk ödünlerin verildiği, ilk pencerenin açıldığı ihanet belgeleridir. Bunların ilanından hemen sonra Batılılar tarafından başlatılan Hıristiyan ahaliye eğitim verme istekleri, 1869 yılında çıkarılan “Maarif Nizamnamesi” ile hayata geçirildi. İlk yabancı okul, Beyoğlu’nda açılan İtalyan İlkokulu’dur. Daha sonra Osmanlı toprakları üzerinde, Erzurum’dan İstanbul’a, İskenderun’dan Kayseri’ye kadar hemen her bölgede, bilhassa azınlıkların yaşadığı bölgelerde binden fazla, yabancı dille eğitim yapan, denetimsiz okullar açıldı. Mantar gibi biten bu okullar 1915 yılına geldiğinde bin yedi yüz yirmi dördü buldu. En fazla okul açanlar ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Yahudilerdi.

Kurtuluş savaşından sonra çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat” (Eğitimin Birleştirilmesi) Kanunu ile bu okulların tümü kapatıldı. 1947 yılında ABD ile başlatılan ikili eğitim anlaşmaları döneminde yeniden gündeme gelen bu okullar, 1948 yılından itibaren faaliyete başladı. Atatürk’ün, yabancı dil ağırlıklı olarak açtırdığı ve üstün zekalı çocukların alındığı Ankara Koleji de 1950’li yıllardan itibaren yabancı dille eğitim yapan koleje çevrildi. Ve bu kolejle başlatılan yabancı dille eğitim Anadolu liseleri faciasına kadar uzadı. Belki de dünya üzerinde kendi ülkesinde, daha sonra yeni kurulan Türk cumhuriyetlerinde de (kendi resmi devlet dili dışında) yabancı dille eğitim yapan okulları açan ilk hükümetler bizim hükümetlerimiz olmuştur. Bunun dünya üzerinde başka bir örneğini gösteremezsiniz.

Hükümetlerimizin açtığı alanda boşluklar bulan özel sektör de yabancı dille eğitim yapan okullar açmaya başladılar. Bugün özel okulların hemen hepsi yabancı dille eğitim yapıyorlar. Elbette bu gurubun liderliğini de Fethullah Gülen cemaati üstlenmiş durumdadır.

Fethullah Gülen cemaati, yabancı dil olarak İngilizceyi seçmiş ve tüm okullarında İngilizce eğitim vermektedir. Bu okullar sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Yeni Türk cumhuriyetlerinin tümünde, hatta Rusya Federasyonu’nda ve dünyanın bilhassa geri kalmış ülkelerinde İngilizce eğitim yapan okulları ilk defa bu cemaat mensupları açmışlardır. Burada gözlenen amaç, emperyalizmin istediği tipte insan yetiştirmektir.

Fethullah Gülen cemaat okulları

Bu cemaat, Türkiye içinde ve dışında iki yüzden fazla okul, elli civarında dershane ve binin üzerinde “Işık Evi” açmış, gazete, dergi, kitap ve televizyon yayıncılığı yaparak Türk gençlerini ve dünyanın çeşitli yerlerindeki gençleri, Anglo-Sakson kültürüne bağlı, emperyalizmin istediği insanlar şeklinde yetiştirme misyonunu yerine getirmek için çalışmaktadır.

Said-i Kürdî ya da onların deyimiyle Said-i Nursî öğretilerini benimsemiş kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları “Dini bir örgütlenme” olan Fethullah Gülen Cemaati, yüklendikleri misyon gereği, artık dini söylemlerini gizleyerek ekonomik ağırlıklı bir cemiyet, bir çeşit uluslararası şirket halinde görünmektedir. Şu sıralarda cemaat, parasal kaynakları, ulaştığı ekonomik boyutu, siyasi iktidar üzerindeki inanılmaz etkisi, dinler arası diyalog söylemleri ile gündemi işgal etmektedir.

Kendilerine göre, çağdaş yorumlarla güçlendirilen dini cepheye eklenen ekonomi ağırlıklı sosyal görüşler, cemaati, din ağırlıklı, uluslararası boyutları olan ve geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren, siyasi, sosyal ve ekonomik bir cemiyet haline getirmiştir. Bu cemiyetin dini ideolojisinin mimarı Sadi-i Kürdî’dir. Bu yüzden Nur Risaleleri kitaplar halinde yayınlanmakta, radyolarda, televizyonlarda, gazete ve dergilerde ideolojik araç olarak kullanılmaktadır. Cemaatin sosyal, ekonomik ve siyasi ideolojisinin mimarları ise, ABD Dışişleri eski Bakanlarından Yahudi kökenli Henry Kissinger’in başında bulunduğu, küresel sermayenin beyin takımını oluşturan kişilerdir. Bilhassa Japon asıllı Fransuva Fukuyama’nın cemaat üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Fukuyama, Bill Clinton’un sekiz yıl dış ilişkiler danışmanlığını yapmış, siyasi bilimler alanında çalışan bir bilim adamıdır. Küresel sermayenin büyük ideologlarından biri olduğu hakkında şüphe bulunmayan bu şahıs, “Tarihin Sonu mu?” makalesi ve “Tarihin Sonu ve Son İnsan” kitabıyla, emperyalizmin istediği insan tipinin portresini çizmiş, adeta Fethullah Gülen cemaatine yetiştireceği insan tipinin proto örneğini de sunmuştur.

Genel olarak tarihi, insanların hak arama mücadelesi olarak yorumlayan Fukuyama, liberalizmin gerekleri yerine getirildiği zaman, hak arama mücadelesinin biteceğini ve dolayısıyla tarihin sonunun geleceğini iddia etmektedir. Fukuyama, liberal insan olarak tanımladığı yeni tip insanların, hoşgörülü, uzlaşmacı, insanları insan oldukları için seven, tüm insanları kardeş gören bir düşünce sistemi içinde yetişeceklerini söylüyor ve bu yüzden de hak arama mücadelesinin sona ereceğini iddia ediyor.

Gerçekte bu politika, yani liberal insan yetiştirme politikası kendi insanlarının mutluluğu ve rahat yaşaması için, az gelişmiş ya da geri kalmış ülkelere uygulanan bir sömürge insanı yetiştirme politikasıdır. Ve kendi insanından başka hiçbir insana insan gözüyle bakmayan, acımasız, vahşi bir Batı kapitalizminden başka bir şey değildir. Esas amaç, bu parlak neon ışıkları altında sömürü düzenin devamını sağlamak; kavga, dövüş, savaş olmadan sömürüyü sürdürmektir.

Fukuyama’ya göre, “ahlaki değerler önemsizdir. Hoşgörü en önemli erdemdir. Uzlaşma yaşam boyu başarı için koşuldur. Çünkü, demokratik toplumlarda ahlaki içeriğe sahip sorunları kamuoyu önünde ciddi olarak ele almak çok zordur. Ahlaklılık, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi gerektirir, ama bu demokratik hoşgörü ilkesini zedeler. Bu nedenle son insan, önce kendi kişisel sağlığı ve güvenliği ile ilgilenir. Hoşgörülüdür, uzlaşmacıdır ve kendisi için kazanmayı bilir.” Bunlar son insanın özellikleridir.

Her şeyden önce bu görüşler temelden sakat ve yanlıştır. Bir kere, kim, kiminle hangi koşullarda uzlaşacak ve insanlar hangi koşullar altında hoşgörülü olacak? Bu soruların yanıtları yok! İkincisi, toplumsallıktan uzaklaştıran, kişiselliği çağrıştıran bu sözler, Türk toplumunun toplumsal dayanışma gücünü yok etmeye yönelik hezeyanlardan ibarettir. Üçüncüsü, bu sözlerde, güzel ahlakı tamamlamak üzere geldiğini söyleyen İslâm peygamberine bir başkaldırı söz konusudur. Hem Müslüman olduğunu iddia edeceksin, hem de Fukuyama öğretilerini esas alarak kendi peygamberine başkaldırıp ahlaki değerleri önemsemeyeceksin!

Biz zaten yeterince uzlaşıyoruz

Fukuyama’nın bu hezeyanları, cemaatin siyasi ideolojisinin temelidir. Cemaat, bu temel üzerinden hareket ederek 1996 yılını “ Hoşgörü” yılı, 1997 yılını “ Uzlaşma” yılı ilan etti. Yayınladıkları her türlü kitap, gazete, dergi ve televizyon programında hoşgörülü ve uzlaşmacı olmanın nimetlerini anlattı ve anlatmaya devam ediyor.

Günümüzde yaşadıklarımıza bakalım ve nasıl hoşgörü sahibi ve uzlaşmacı olalım sorusuna cevap arayalım...

Türkiye, yerli ve yabancı sermaye grupları tarafından soyuluyor, sömürülüyor, talan ediliyor, tüm maddi ve manevi değerlerimiz ayaklar altına alınıyor, peygamberimize varıncaya kadar hakarete uğruyoruz. Bütün bunları yapanlara hoşgörü ile davranın diyorlar. Bunlarla uzlaşın diyorlar. Biz, belki geleneklerimizden getirdiğimiz bir özellikle zaten hoşgörülüyüz, zaten uzlaşmacıyız. Meydanlara çıkarak devletimize, bayrağımıza, küfür edenlere, “Hepimiz Hırant’ız” diyerek bizi Ermeni yapanlara, her gün gazetelerinin köşelerinde milli ve manevi değerlerimize hakaret edenlere hoşgörü ile bakmıyor muyuz? Hükümetimiz, yöneticilerimiz onlarla uzlaşmıyor mu? Demek bizden istenen daha başka şeyler var. Mesela, ülkemizin parçalanması, egemenliğimizin elimizden alınması gibi…

Yukarıda özet olarak ideolojisini verdiğimiz Fethullah cemaatinin, o ideolojiye uygun insan tipini yetiştirmenin ve emperyalizmin hizmetine sunmanın çalışması içerisinde özel okullar açtığından bahsettik. Hepsi İngilizce eğitim veren bu okullar, yaygın olarak 1992 yılından itibaren yeni Türk cumhuriyetlerinde de açıldı. 1992 yılının Nisan ayında ABD Kongresi 102. Yasama Dönemi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Avrupa ve Orta Doğu Alt Komitesi’nin yaptığı bir toplantıya Orta Asya uzmanları Dr. George Mirsky (Instute of Peace uzmanı), Dr. Martha Olcott (Colgate Üniversitesi Siyasi Bilimler Bölüm Başkanı) ve Dr. Firuz Kazemzadeh (Yale Üniversitesi Tarih Profesörü) davet edildi ve ABD’nin Orta Asya politikası belirlenmeye çalışıldı. Burada uzun tartışmalardan sonra bir takım kararlar alındı. Konumuzu ilgilendiren kararlar şunlar;

1. Orta Asya’da küreselleşen dünyaya uyum eğitimi yapılmalıdır.

2. Bu eğitim oraya kolay girebilecek Türk firmalarına verilmelidir.

3. İngilizce eğitim yapılmalı ve bu eğitim kim tarafından yapılıyorsa mutlaka desteklenmeli.

4. İngilizce eğitimin yaygınlaştırılması amacıyla teknik eğitim programları (bilgisayar destekli), eğitim için araç ve gereç yardımı yapılmalıdır.

Çok açık bir şekilde görüldüğü gibi, o bölgelerde İngilizce eğitim yapan ve küresel sermayenin istediği tip insanın yetiştirilmesi için çalışan kim olursa olsun desteklenecektir. Bu destekten Fethullah Gülen okullarının yararlanmadığını söylemek gayretkeşlikten öte bir anlam taşımaz. Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov, ABD ile ilişkileri bozulunca ilk iş olarak Fethullah Gülen okullarını kapattı. Neden? Putin, ABD ile ilişkileri soğuyunca, ilk işlerden biri olarak bu okulları yasakladı ve mezunlarını devlet işlerinden uzaklaştırdı. Neden?

Yabancı dille eğitim ihanettir ve yapanlar da haindir

Bu nedenler açık. Bunları o devletlerin başkanları görmüş ve gereğini yapmıştır. Görünen o ki, bu cemaat -misyonu gereği ya da aldıkları emir gereği- küresel sermayenin istediği tipte insan yetiştirmekle yükümlüdür. Bu yüzden, gazetelerinde, dergilerinde, televizyonlarında, radyolarında ballandıra ballandıra anlattıkları ve bazı aymazların da “Işığın Okulları” olarak tanımladıkları bu okullar; İngilizce eğitim yaparak Türk insanını kendinden uzaklaştırma, dilini unutma, kültürel değerlerini yozlaştırma, ahlakını bozma, hırsızlığı, soygunu, yalanı, talanı mubah kılma (yasaksız hale getirme) gibi küreselleşmenin gereği olan işleri yapmakla görevlendirilmiş ajan okullarıdır. Bu okullar, ABD güdümünde, Anglo-Sakson ideolojisinin emrinde, ülkemizi ve insanımızı emperyalizm canavarına teslim etme misyonu ile çalışmaktadır. Ve çok acıdır ki, bu cemaat ile bugünkü hükümet arasında gizli bir anlaşma olduğu da söylenmektedir.

Neresinden bakarsanız bakınız, kim eliyle yapılırsa yapılsın yabancı dille eğitim ihanettir ve yapanlar da haindir! Bugün yabancı dille eğitim, bütün ilk ve ortaöğretim kurumlarımızda, anaokullarımızda, üniversitelerimizde yaygınlaştırılmaktadır. Bunun yabancı dil öğrenme ile ilgisi yoktur. Yabancı dili başka türlü de öğrenmek mümkündür. Her insanın asgari bir yabancı dil bilmesine inananlardanım. Ama yabancı dille eğitime temelden karşıyım. Bunları birbirleri ile karıştırmamak lazımdır. Karıştıranlar, bizim aklımızı da karıştırmak istemektedirler. Bu hususa özellikle dikkat etmek gerekir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe