04.02.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hakkı Koca

Ekonomik krizi mi beklemek?
Yoksa Atatürkçü örgütlenmeye mi gitmek?

Kürt-İslam faşizmi adım adım istediği düzene doğru gitmek için elindeki bütün imkânları kullanmaya başladı. Bir an önce özlemini duydukları Şeriat rejimine kavuşmak için son iki yıldır planladıkları tertiplerle toplum üzerinde baskı ve infial yaratarak bir sindirme işlemine başladılar.

Son dönemde yapılan operasyonların bütün kurgusunun, karşılarında etkin muhalefet yapabilecek oluşumları yok etmeye yönelik eylemlerin üzerine inşa etmek olduğunu tartışmasız görebiliriz. Süreci biraz gerilere götürüp bugüne kadarki gelişimini incelediğimizde, Şemdinli provokasyonu ile başlayan ve Danıştay saldırısı ile devam eden süreç, bugün adı özenle seçilen “Ergenekon” operasyonu ile doruk noktasına ulaştı.

Hiç kuşkusuz bu operasyon burada bitmedi. Daha da ileri götürülmeye çalışılacak. Amaç Türk Ordusu’nu bu tip oluşumların içine sokmaya çalışmak ve zayıflatmak. Çünkü istedikleri yönetimin önündeki en önemli engellerden biri Türk Ordusu. Korkarız bundan sonraki tertip de, son dönemde görev süresini tamamlamış gerçek Atatürkçü paşalarımıza olabilir. Arkasından halen görevde olan paşalarımıza doğru tertibin ilerleyeceğini söyleyebiliriz.

Genel amaç, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, toplumun bütün kesimlerini sindirmek, yaşananları olağan bir şekle sokarak kabullendirmek. Türk Ordusu’ndan bile güçlü olduklarını psikolojik olarak kabul ettirmeye çalışıp “Ordu-millet” bağını koparmak. Hedef, Kürt-İslam faşizmine ulaşmak.

Yapılan bu operasyonların fiziksel bir görüntüsü var ve fiziksel olarak da toplumu etkiliyor. Toplumu amaçsız ve dağınık bir şekilde tutmaya yarıyor. Yani bir çatı altında örgütlenmesini engelliyor, Kürt-İslam faşizmine karşı mücadeleyi zayıflatıyor. Bu, yürütülen sistemli harekatın bir yönü.

Bu harekatın diğer bir yönü ise farklı bir açıdan yürütülüyor. İktisadi krizlerden yola çıkılarak Kürt-İslam faşizminin iktidarının sarsılacağı ve dağılacağı görüşü ortaya atılıyor. Kendi elleriyle piyasaya sürdükleri tanınmış “toplum mühendisleri” vasıtasıyla, son bir aydır yaşanan global ekonomik krizin büyük bir dalga halinde ülkemizi sarsacağını, derin bir kriz yaratacağını, bu krizi iktidarın atlatamayacağını ve arkasından çöküp gideceğini söyleyerek toplumu, Kürt-İslam faşizmi karşıtı olan Atatürkçü kesimleri sonu gelmeyecek bir beklenti içine itiyorlar.

Hadi diyelim ki ekonomik kriz ülkemizi vurdu, iktisadi düzen altüst oldu. Ne olacak? Acısı kimden çıkacak ve bu kriz hangi hakim sınıflara yarayacak? Bunu çok iyi tahlil etmemiz gerekiyor. En büyük zararı ve maddi kaybı Türk halkı görecek. Daha çok fakirleşeceğiz. Zaten çeşitli AB ülkelerine satılmış olan iktisadi işletmelerimiz kanalıyla kıymetli varlıklarımız ülkemizden gidecek. Arkasından çok daha işbirlikçi, çok daha faşist bir düzen ülkemize hakim olacak. Bu da olayın bir başka yüzü.

Evet, kriz beklentisi ile toplumu oyalamayı başarıyorlar. Bu oyuna “Aslan Sosyal Demokrat”larımız da bir güzel geliyorlar. Etkili ve örgütlü muhalefet yapma yerine, gelecek “krizleri” bekliyorlar. Bizleri de, affınıza sığınarak yazıyorum, “kekliyorlar!”

Kürt-İslam faşizmi bu sayede gittikçe güçleniyor, dönüşüyor, evrimleşiyor. Her hattıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni istediği şekle sokuyor.

Peki bizler ne yapacağız? Bir kenara çekilip, “Ulan şu ekonomik kriz gelse de bu iktidar yıkılıp gitse” mi diyeceğiz? Yoksa, “Biz bilmem kaç kişi olduk?” türünden telefon mesajları gönderip vicdanımızı mı rahatlatacağız?

Veya Kürt-İslam faşizmine karşı gerçek anlamda mücadeleci Atatürk-çülük yolunu mu seçeceğiz?

Arkadaş, ben kendi hesabıma ne kriz bekleyeceğim ne de telefondan romantik mesajlar göndereceğim.

Aklın yolu bir. Tek çare Kürt-İslam faşizmine karşı Atatürkçü ilkelerde örgütlenmek, Mustafa Kemal gibi hareket etmeyi başarabilmek. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Altı Ok olarak ifade ettiği ilkelerine kayıtsız şartsız sahip çıkarak mücadeleci ve örgütlü Atatürkçü seçeneği yaratmak. Tek ihtiyacımız budur.

Bu nasıl yaratılacaktır? Sorunun cevabı nettir. Bugüne kadar yaptığı tespitlerle Türk siyasi hayatının her zaman bir adım önünde olan “TÜRKSOLU” ideolojisidir. Bu ideolojinin Türkiye sathında mücadeleye davet yeri de “Milli Mücadele Derneği”dir.

Milli Mücadele Derneği ve TÜRKSOLU safları, Kürt-İslam faşizmine karşı örgütlü mücadelenin verileceği, Atatürkçü ulusal güçlerin toparlanacağı en güçlü karargahtır.

Ve doğru olan tek yol, bu mücadeleye devrimci bir inançla TÜRKSOLU saflarında katılmaktır…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe