04.02.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Zavallı Gül sol düşmanlığına devam ediyor hâlâ

Mesela Mehmet Gül, başbuğu Türkeş’in İsrail’in amblemi olan Siyon yıldızı altındaki fotoğrafını hatırlamak istemez.

Belki Gül de hatırlıyordur, hani şu kurucuları Fethi Tevetoğlu ve arkadaşları olan dernek. Hani Amerikan bayrağı etrafında poz veren Fethi Tevetoğlu.

Vatan gazetesinde Mine Şenocaklı’ya verdiği röportajda Mehmet Gül PKK’lı teröristler için “Onlar da bizim şehitlerimizdir” demişti.

Hatırlayacağınız gibi bundan birkaç ay evvel MHP eski milletvekili Mehmet Gül ile ilgili bu sayfada kısa bir eleştiri yazısı yayınlamıştık. Vatan gazetesinde Mine Şenocaklı’ya verdiği röportajda PKK’lı teröristler için “Onlar da bizim şehitlerimizdir” demişti. Daha sonra bu ifadenin çarpıtma olduğunu beyan etmişse de röportajı yapan Şenocaklı, röportajın çözümlerini yayınlayarak Gül’ün gerçekten bu sözleri sarf ettiğini kanıtlamıştı. Biz de bu ülkücü eskisinin dönüşümünü vurgulayarak ve de tamamen Türk’ün yüksek acıma duyguları içinde, sadece “zavallı Gül” diyebilmiştik.

Yine hatırlayacağınız gibi Mehmet Gül, en son olarak, geçtiğimiz ay İstanbul’da bir suç şebekesine yönelik düzenlenen “Matkap” operasyonu çerçevesinde gözaltına alınıp bırakılmıştı.

Ancak bizim Mehmet Gül’ü tekrar gündemimize almamızın sebebi bir çete operasyonu kapsamında gözaltına alınıp bırakılması değil. Serbest bırakıldıktan sonra katıldığı bir televizyon programında TÜRKSOLU hakkında ettiği laflar. Bu nedenle bize doğan cevap hakkını birkaç hatırlatma ile birlikte kendisine iletmek istiyoruz. Bu arada televizyon izlemediğimiz için Mehmet Gül’ün ifadelerini programı izleyen dostlarımızdan öğrendik. Bu nedenle, geciken cevap için sizlerden ve “zavallı Gül”den peşin peşin özür dileyerek başlayabiliriz.

Öncelikle Mehmet Gül’ün bizim hakkımızda söylediklerini kısaca bir özetleyelim. Dostlarımızın aktardıklarına göre Mehmet Gül programda belli çevrelerin özellikle kendisi ile uğraştığını, karalamaya çalıştığını anlatıyor. Sunucunun “Bu çevreler kim?” sorularını ilk başta yanıtlamayan Gül, daha sonra ısrarlara dayanamayarak, “Vatan gazetesindeki röportajımı çok büyüten, ırkçı kampanyalarıyla tanınan, 10 yıl önce Marksist, şimdi Atatürkçü, milliyetçi, sol ideolojiyi temsil ettiğini iddia eden TÜRKSOLU grubu” diyerek sıkıntısını dile getirmiş.

Sağcılar genellikle fikirsel anlamda çok sığ oldukları için fikirler üzerinden bir tartışmaya giremezler. Ortaya karşı fikir koymak yerine, komünist, vatan haini, Türk düşmanı gibi kalıplaşmış sözcükler ileri sürerek karşısındakini sindirme yolunu seçerler. Bu nedenle sağcılar ile bir fikir tartışmasına girilemez. Şimdi Mehmet Gül’ün bize karşı kullandığı üslup da klasik sağcı üslup olarak karşımızda duruyor. “Bugün kendini Atatürkçü, milliyetçi olarak lanse eden TÜRKSOLU aslında 10 yıl önce Marksist bir hareketti” diyerek yine sağcıların sığ ve gerçeğe dayanmayan propagandasını yapmaya çalışıyor. “Onlar aslında Marksisttir ama bugün konjonktür Atatürkçü olmayı gerektirdiği için bugün Atatürkçüyü oynuyorlar” demeye getiriyor. Tabii Gül’ün gözünde bütün komünistler de vatan haini olduğu için bizi vatan hainliğiyle suçluyor aklı sıra.

Bir kere söze başlarken Mehmet Gül’e bizi kendisiyle ya da her beş yılda bir dümen kıran Perinçek türü hareketlerle karıştırmamasını tavsiye ederiz. 10 yıl önce TÜRKSOLU diye bir siyasi hareket yoktu. Ama ortaya çıktığından beri emperyalizme, Kürtçülüğe, Şeriatçılığa karşı duruşu net olan ve yıllardır değişmeyen tek hareket olduğu, karşıtları tarafından bile teslim edilen bir harekettir TÜRKSOLU.

Belki de Mehmet Gül’ün bize saldırmasının altında yatan gizli neden budur. Gerçek milliyetçi tavrı alarak kendisi gibi sahtelerin ipliğini pazara çıkarttığımız için bizimle uğraşıyordur. Bugüne kadar hep arkasına saklandıkları vatan, bayrak gibi kavramları bugün solcular ellerine aldıkları içindir. Sonuçta biz kendisi gibi dün milliyetçi gözüküp bugün Kürtçülük yapmıyoruz. Belli meselelere karşı tavır geliştirirken bir yerlerden sinyal gelmesini beklemiyoruz ve kendi kafamızla düşünüyoruz.

İkinci olarak vatan hainliği meselesine gelecek olursak, şu soruyu sormamız gerekir: MHP mi bu ülkeye daha çok zarar verdi, yoksa Mehmet Gül’ün ağzından salyalar akıtarak “vatan haini” dediği solcular mı?

Bu noktada Gül’ün de temsilcisi olduğu MHP geleneğinin kısa bir bilançosunu çıkarmak sanırım sorumuzun cevabını verecektir.

En başta Komünizmle Mücadele Derneklerinden başlayalım. Belki Gül de hatırlıyordur, hani şu kurucuları Fethi Tevetoğlu ve arkadaşları olan dernek. Hani Amerikan bayrağı etrafında poz veren Fethi Tevetoğlu.

Komando kamplarını da hatırlıyordur Gül. CIA’in kurdurduğu komando kamplarını. O kamplarda yetişen Amerikan uşaklarının vatansever solcu gençlere nasıl saldırdığını ve onları nasıl öldürdüğünü de hatırlıyordur eminim. Tüm bunları yaparken nasıl da vatan, bayrak gibi kavramların arkasına saklandıklarını da hatırlıyordur. Bu komando kamplarından çıkanların ülkeyi nasıl bir çatışma ortamına doğru sürüklediklerini de hatırlıyordur.

6. Filo’yu da hatırlıyordur Gül. Hani Dolmabahçe’de kıble yapıp namaz kıldıkları 6. Filo’yu. Devrimci gençleri de hatırlıyordur Gül. Hani o 6. Filo’yu denize döken devrimci gençleri. Hani Samsun’dan Ankara’ya “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenleyen devrimci gençleri. Komünizmle Mücadele Derneği üyelerinin o gençlere ne yaptığını da hatırlıyordur Mehmet Gül. Kanlı Pazar’ları da hatırlıyordur, ülkücülerin diğer katliamlarını da. 16 Mart’ı ve nicelerini hatırlıyordur.

Bir de hatırlamadıkları vardır Gül’ün ya da hatırlamak istemedikleri. Mehmet Gül’ün de yazarı olduğu bir gazete var Yeniçağ adlı. Bu gazete sözde Atatürkçü geçinmeye çalışır ama klasik ülkücülükten kurtulamadığı için bir türlü beceremez. Bu gazete her taşın altında İsrail’i arar. İlk başta zannedersiniz ki Amerikan karşıtı bir gazetedir ama bütün meselelerde İsrail’i ön plana çıkartarak aslında gerçek düşman olan ABD’yi gizleyip Amerikancılık yapar. Mesela Mehmet Gül, başbuğu Türkeş’in İsrail’in amblemi olan Siyon yıldızı altındaki fotoğrafını hatırlamak istemez. Türkeş’in İsrailli dostları ile el sıkıştığı fotoğrafı. Mehmet Gül hatırlamak istemez ama tarih unutmaz. Hiç beklemediği anlarda insana bu tür sürprizler yapar. Çat diye önüne koyar gerçekliği ve “Sen busun!” der.

Mesela Mehmet Gül 1999’dan sonrasını da hatırlamayı pek istemez. Hani Apo’nun teslim edilmesiyle birlikte esen rüzgardan faydalanarak MHP’nin Meclis’e girdiği tarihten sonrasını. Meydanlarda attıkları “Apo’yu asacağız” naralarını hatırlar da, Meclis’e girdikten sonra aynı MHP’nin Apo’nun ipten kurtulması için çıkarılan idam yasasına imza attığını unutur. Hani kendisinin de milletvekili olduğu MHP’nin. AKP’ye yolu açmak için MHP’nin koalisyonu dağıttığını unutur Mehmet Gül.

Tıpkı aynı koalisyon hükümetinin bugün çok karşı olduğunu söylediği AB Uyum Yasalarını jet hızıyla geçirdiğini unuttuğu gibi. 22 Temmuz öncesi MHP yine meydanlarda Apo’yu asmak için ip atarken keyfi yerindedir Mehmet Gül’ün. MHP’liler ile DTP’liler Meclis açılışında el sıkışınca da onun için çok sorun yoktur. Çünkü ikisinin de ipi ABD’nin elindedir ve ABD “öpüşüp barışın” dedikten sonra onlara sadece rollerini oynamak kalır.

Aynı MHP bir AKP’liyi cumhurbaşkanı seçerken gocunmaz. DTP’nin de onlarla birlikte hareket etmesi sorun değildir. Tıpkı bugün aynı üç partinin türbanla ilgili yasa tasarısını Meclis’e getirirken ortaya koyduğu kutsal ittifakın Gül’ü rahatsız etmemesi gibi.

Ya da her Allah’ın günü şehit cenazesi gelirken, Türk Milleti PKK’ya karşı meydanlara dökülürken itidal çağrısı yapan MHP’den rahatsız değildir. PKK’ya ya da uzantılarına bir kez bile vatan hainleri diye saldırmak geçmez aklından. Kendisinin geçen zaman içinde sözde milliyetçiliğini unutup, PKK’lılara “şehidimizdirler” dediğini zaten sözü ettiğinin ertesi günü unutmuştu.

Tüm bunlar tarihin sonsuz hafızasında yerini almışken Mehmet Gül neden bize saldırıyor sorusunun cevabı tek:

Mehmet Gül sol düşmanlığına devam ediyor hâlâ!


“Herkesle yatağa gir ama hamile kalma!”

Kuvvacılara şafak baskını

Güler Kömürcü

Güler Kömürcü ve Tuğba Özay’a tavsiyemiz bundan sonra aşık olmak için seçecekleri kişilere dikkat etmesi. Bu arada Kömürcü’ye bir tavsiyemiz daha var. Kendisini yalnız bırakan okuruna kızacağına dönüp çalıştığı gazeteye baksın.

Tuğba Özay

Türkiye’de son bir-iki yıldır düzenlenen sözde çete-mafya operasyonlarına yakından bakıldığında dikkati bir şey çekiyor. O da yakalanan çeteler içinde yer alan kadınların sayısının gitgide arttığı. Çetebaşı kadınlar, çetebaşının sağ kolu olan kadınlar, çetenin kasası olan kadınlar, racon kesen, tehdit eden kadınlar vs. liste uzayıp gidiyor.

Bu anlamda dikkati ilk çeken kişi hiç şüphesiz Susurlukçu Yaşar Öz’le bağlantıları ortaya çıkarılarak geçtiğimiz Ağustos ayında tutuklanarak cezaevine konulan manken Tuğba Özay’dı. Her ortamda göğsünü gere gere CHP’li olduğunu söyleyen manken sosyal demokratımız, bir anlaşmazlık sonucu araları bozulan sevgilisi kendisini tehdit edince Yaşar Öz’e “Şu adamı aradan çıkarın” demiş ve Akmerkez’de çıkan silahlı çatışma sonucunda Yaşar Öz’ün bir adamı yaralanmıştı. Daha sonra Yaşar Öz ve çetesine düzenlenen “Rulet” operasyonu kapsamında gözaltına alınan Tuğba Özay tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Bu olayla ilgili son gelişme ise Tuğba Özay’ın geçtiğimiz hafta serbest bırakılması oldu.

Yine benzeri bir karanlık ilişki, son iki haftadır gündemin en üst sırasını işgal eden sözde Ergenekon örgütüne yönelik operasyondan sonra ortaya çıktı. Akşam gazetesinin ulusalcı olarak bilinen köşe yazarı Güler Kömürcü, operasyon kapsamında gözaltına alınarak sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. Derin köşe yazarı olarak da bilinen Kömürcü, yazılarında okurlarına olaylarla ilgili şifreleri çözmesinde yardımcı olabilecek ipuçlarını vermeye çalışıyordu kendince. Ancak Kömürcü’nün başını yakan esas hadisenin Sedat Peker’e olan platonik aşkı olduğu ortaya çıktı. Peker’e sevgi sözcükleri söylediği konuşmaları Peker operasyonunda dinlemeye takılan Kömürcü, bir anda operasyona dahil edilerek gözaltına alındı ve iki günlük bir sorgunun ardından serbest bırakıldı. Serbest bırakıldıktan sonra 29 Ocak tarihli Akşam gazetesinde yayınladığı yazısında kendisine karşı yargısız infaz yapan medyayı lanetleyen Kömürcü, kendisini yalnız bırakan “derin okur”una da serzenişte bulundu.

Kendisine karşı yıkıcı bir yalan kampanyası başlatıldığını yazan Kömürcü, medyanın kafasına çuval geçirmeye çalıştığını belirtmiş. Medyanın durumu hepimizin malumu da, kendisinin de içinde bulunduğu medyadan böyle bir tavır gelmesini hiç mi beklemiyordu? Medyanın özellikle son iki yıldır ulusalcılara yönelik tavrını bilmiyor muydu? Kendi gazeten de dahil olmak üzere, son operasyonda gözaltına alınan kişilere yönelik iktidar merkezli bir linç kampanyasının farkında değil miydin “ey derin yazar”?

Kendi gazetesi bile operasyon sonrası yaptığı yayında Güler Kömürcü’nün sadece adını vermekle yetinmiş, Kömürcü’yü savunmaya yönelik en ufak bir çabanın içine girmemişti. Aynı Akşam gazetesi daha önceki bu tür operasyonlarda diğer medya kuruluşları gibi ulusalcı avına çıkmamış mıydı? Hepimiz biliyoruz ki, Akşam gazetesi de mevzu ulusalcılar olunca Kürt-İslamcı koroya katılıp aynı şarkıyı söylemişti. Bu bakımdan Kömürcü’nün yakınmaları sadece ve sadece kendini aklama çabasının bir tezahürü olarak kalıyor. Kaldı ki, Güler Kömürcü’nün kendisi bile daha önce bu tür operasyonlar sırasında susup oturmayı tercih etmiş birisidir. Söylediği ile yaptığı ne yazık ki birbiri ile çelişmektedir. Bir de hırsını okurlarından çıkarmaya kalkmaktadır. “Madem siz bana sahip çıkmadınız, ben de bundan sonra çiçek-böcek yazıları yazacağım” diyerek kendince okurlarını cezalandırmaya kalkmaktadır. Sanki okurları Kömürcü’yü savunmak zorundaymış gibi.

Yazının sonunda Kömürcü, kendisini savunduğunu iddia ettiği iki yazıdan bahsetmiş. Birisi Yeniçağ gazetesinden Yavuz Selim Demirağ’ın yazısı. Diğeri ise Akşam gazetesinden Oray Eğin’in. Herhalde gazete yönetimi Kömürcü’ye ayıp olmasın diye bu önemli görevi Eğin’e vermiş. Eğin de kendince “sahip çık ama savunma” yazısı yazmaya çalışmış ama eline yüzüne bulaştırmış. Zaten Eğin’in yazısı da Kömürcü serbest bırakıldıktan sonra yazıldı. Yani kadını salmasalar, Akşamcılar yazarlarını savunmayacaklardı. Güler Kömürcü’nün birtakım bilgi kaynakları olduğunu kabul eden Eğin böylelikle onu yeniden ihbar etmiş de oldu. Yazı aslında yargısız infaz yapan medyaya karşı bir eleştiri yazısı. Kömürcü de yazının süsü oluvermiş. Güler Kömürcü’nün de suçlu olduğunu belirten Eğin, Kömürcü’nün suçunun bilgi kaynakları ile arasındaki ilişkiyi ayarlayamamak olduğunu vurgulamış. Kömürcü’ye uyması gereken bur kuralı hatırlatıyor yazının sonunda Eğin; “Bizim mesleğin altın kurallarından biri herkesle yatağa girmek ve kimseden hamile kalmamaktır.”

İlgililere duyurulur!

Nasıl olacaksa...


Engin Ardıç gerzekliği

Engin Ardıç
Engin Ardıç

Medyadaki en ukala köşe yazarı kimdir diye bir soru sorsam herhalde hepiniz Engin Ardıç cevabını verirsiniz. Bunda pek haksız da sayılmazsınız. Ukala, kendini beğenmiş, yüksekten bakan, kibirli ve de ağzı bozuk bir zat-ı muhteremdir kendisi. Aslında her bir yazısı tek tek incelenip eleştirilmesi gereken bu şahsiyeti buraya almamızın sebebi, kendisinin 26 Ocak tarihinde yazdığı bir yazı.

Hatırlayacağınız gibi önceki hafta Sudan’ın Şeriatçı devlet başkanı El Beşir, Abdullah Gül’ün konuğu olarak Ankara’ya geldi. Ankara ziyareti çerçevesinde Anıtkabir’i de ziyaret eden El Beşir ve heyeti, Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayan kapüşonlu yaverle bir rezalete de imza atmıştı. Şeriatçı bir devlet başkanının Anıtkabir’i ziyaret etmesi bile başlı başına bir rezaletken, bir de kapüşonlu yaver iyice tuz biber ekmişti. İşte Engin Ardıç 26 Ocak tarihli yazısında bu ziyareti ele almış ve yaveri savunmuş. Ama ne savunma! Moda tabirle tam 301’lik. Yaverden Afrika çocuğu diye bahseden Ardıç, Ankara ayazında it gibi titrediği için “eşofman başlığı” takmak zorunda kaldığına dikkat çekmiş. İyi de orada bir sürü (Ardıç’ın tabiriyle) Afrika çocuğu var. Niye onların hiçbiri “eşofman başlığı” takmıyor da defteri imzalamakla görevlendirilen yaver takıyor? Hem bu yaver bildiğimiz kadarıyla asker. Soğuğa hiç mi dayanamıyor ki, iki dakikalık tören süresince başını açamıyor? Bunun soğukla, protokol kurallarını bilip bilmeme ile alakası yoktur. Bu düpedüz Atatürk’e saygısızlığın bir ifadesidir ve de gayet bilinçli yapılmış bir harekettir.

Her gelen devlet başkanının Anıtkabir’e götürülmesinin ne kadar gereksiz bir iş olduğundan bahsetmiş. Bildiği kadarıyla hiçbir ülkenin protokolünde bu tarz bir ziyaret yokmuş. Çünkü hiçbir devlet kendisini bir tek kişinin kurduğunu düşünmüyormuş. Burada doğru bir laf etmiş Ardıç. Bizim devletimiz gerçekten de bir kişinin iradesi ve direnişiyle kurulmuştur ki, her gün O’nu ziyaret edip minnettar olduğumuzu ifade etsek yeridir.

Daha sonra olayın sosyolojik tahliline girişmiş. İnsanların, kendi tabiriyle, ritüelleri çok sevdiğini ve Anıtkabir ziyaretinin de bir ritüel olduğu için üzerinde bu kadar durulduğunu anlatmış ve birkaç ritüel örneği vermiş. “…Anıtkabir ziyareti de böyledir, şeytan taşlama da, mason locası töreni de, merasim kıtası denetimi de... Huu çekmek de, bölük içtimaı da... Katoliklerin pazar ayini de, satanistlerin kedi kesmeleri de...” İşte burası zurnanın “zırt” dediği yer. Ancak Engin Ardıç gibi bir sapık zihniyet Anıtkabir ziyareti ile satanistlerin kedi kesmelerini aynı kefeye koyabilirdi. Engin Ardıç devamla sonra oturup kelle hesabı yapıldığını ve sayı artmışsa sevinildiğini ti’ye almaya çalışmış. Aslında Anıtkabir’e gelen insan sayısının her yıl artması gerçekten de sevinilecek bir durumdur. Özellikle Şeriat ve bölünme tehdidinin bu kadar arttığı bir dönemde insanların kendilerini kurtaran Atatürk’e koşmaları oldukça anlamlıdır. İsterdik ki Engin Ardıç da buna benzer bir yazı yazsın. Ama bu tür bir yazıyı yazmak için insanın bütün benliğinin Atatürk ve vatan sevgisiyle dolu olması gerekir ki Engin Ardıç’ın en büyük eksikliği de budur. Engin Ardıç’ın Atatürk ve vatan sevgisi kıt olabilir ama Allah’ın Şeriatçılarını savunan tek köşe yazarı olmanın gururu ona yeter de artar bile.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe