| Celal İmren |
Faşizmden değil
Anadolu’nun o güzelim köylerinden birinde adamın karısı ortadan kaybolmuş. Aramalar, taramalar sonuç vermemiştir. Ya kaçmıştır, ya kaçırılmış. Kahvede komşular kaçma varsayımı üzerinden fikir üretirler: -Ahmet’e kaçmıştır! -Yok yok Hüseyin’le gitmiştir! -Bak Mehmet’le kaçmış da olabilir!... Liste uzar da uzar. Mağdur koca uzayıp giden listeden etkilenmez de, kendi varsayımından korkar: -Aman imama kaçmasın da kime kaçarsa kaçsın! Komşular bunun uzak olasılık olduğunu söyleyerek: -Yapma komşu, derler. İmam efendi dini bütün adamdır, ya öyle deme! Yapmaz. Dertli koca diklenir: -Yapar, yapar! Hem de kitabına uydurup uydurup ş’apar… (Bu sözcük, sansür nedeniyle böyle yazılmıştır.) Mağdur koca haklı mı çıktı, haksız mı? Bilmiyorum. Şimdilerde mükemmel(!) bir ittifak ve bu ittifakın Türkiye’yi vardırdığı nokta getirdi aklıma bu fıkrayı. Fıkradaki fail meçhul. Günümüzdeki gelişmelerde her şey açık seçik. Ama bu olabildiğince netliğe karşın bazı aymazların düşünceleri ve buna bağlı olarak düşünceleri bulanık. Gelişmeler gündem değiştirme, saptırma çabaları olarak bakanların yanı sıra olup bitenleri “boş şeylerle uğraşma” şeklinde değerlendirenler de var. Örneğin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Merkezi ve tüm şubeleri adına yapılan açıklamada “… kadınların tek sorunu başörtüsüymüş gibi düzenlemeler yapmak, abesle iştigaldir.” deniliyor. Bu, kelimenin tam anlamıyla aymazlıktır. Her taşın altında provokatör arayan ÇYDD’ciler, tehlikeyi “boş işlerle uğraşma” düzeyine indirger iken yaptıkları açıklama ile hedef şaşırtmaktadırlar! TÜRKSOLU’nun geçen sayısındaki başyazarımız Gökçe Fırat’ın “Sindirme Operasyonu”, Ali Özsoy’un “Faşist Parti’yi Kapatın!” ve Kuzey Fırat’ın “Türban Tartışması Neden Başladı?” başlıklı yazıları, tehlikenin niteliğini ve büyüklüğünü ortaya koyarken; “abesle iştigal” yorumunu yapanların şimdi bulunmuş oldukları noktayı günler önceden sergiliyor. Bu üç yazı tekrar okunmalıdır. ÇYDD’ciler ise tekrar tekrar okumalıdır bence. Keza, faşist partiye karşı mücadeleyi evvel emirde parlamentoya hapseden Tuncay Özkan, bence bu yazıları çerçeveletip masasının karşısına asmalıdır! Şeriatçılara karşı mücadeleyi Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmakla sınırlandıran -ki bunu daha önce de yapmıştı biliyorsunuz- CHP lideri Deniz Baykal da, faşist diktaya gidişi görememektedir. Bugünden toplumu sindirmenin provalarını yapan, hızla faşist diktaya doğru ilerleyen Kürt-İslamcıların asıl hedefi Türk milletidir, Türkler, Atatürkçüler ve Türk milliyetçileridir. Bu yönelimde türban taktiksel bir faaliyet değil temel meseledir. Yani Şeriatçılar güçlerini türbanlı kadın sayısıyla belirleyeceklerdir! Yani bazılarının dediği gibi “türban maskeli karşıdevrim” değil, türban bayraklı faşist bir diktadır gelmek üzere olan… Öyleyse ne yapmalı? Bu sorunun yanıtı da çok açıktır: Örgütlü mücadele! “Çete”, “Gizli Örgüt” vs. gerekçelerine izin ve imkan vermeyecek yasal, demokratik ve elbette ki, haklı zeminde örgütlü mücadele günümüzün en büyük ihtiyacıdır. Bu irade ve kararlılık Milli Mücadelecilerde vardır. Yapılması gereken, en geniş kesimleri, vatanını seven gerçek Atatürk milliyetçilerinin gündelik kaygılardan uzaklaşarak derlenip toparlanmasıdır! Bugün değil belki ama yarın çok geç olabilir!... O nedenle faşizmden değil, geç kalmaktan korkalım!...
|