| Şükrü Aykutlu |
“Enternasyonal” hayaller... Taaa ki “globalizm” denilen şu kapitalist düstur ortaya çıkana dek, neredeyse baş tacı etmiştik enternasyonal masallarını.
Nasıl etmeyelim ki? Tüm bir sol terminoloji, alfabesinin A’sından Z’sine kadar “enternasyonal” propagandasına dayanıyor; 1. Enternasyonal’den 3. Enternasyonal’e kadar sosyalizmin uluslararası örgütselliği sol çevrelerde en ince ayrıntılarına değin işleniyor; komünist ve sosyalist/sosyal demokrat ayrımlarının bu Enternasyonal’lere yansımaları tüm sol aydın kesimin birincil gündemini oluşturuyordu. Nam-ı diğer “eski tüfekler” gece yatarken ve sabah uyanırken “üç Kulhuvallah bir Elham” misali bu Enternasyonal’lere bağlılık yeminlerini kalplerinden geçirmeden rahat uyuyamıyor; gençlikse, Anadolu türkülerinden daha çok Enternasyonal Marşı’nı kesintisiz okuyabildiğinde rüşdünü ispat eyleyebiliyordu bu alemde. Uzun süredir kalplerimize düşürülmeye çalışılan işte bu “Enternasyonal” bağlılığıydı. Hani, bir tür “dünya vatandaşlığı” gibisinden, “dünya emekçileri birlikteliği” ütopyası. Elbette her şey, her sorunsal, sınıf olgusuyla ve Marksizmin beş aşamalı toplumsal gelişme teorisiyle açıklanmaya çalışıldığında, kişiye enternasyonalist olmaktan ya da öyle düşünmekten başka çıkar yol kalmıyor; emperyalizme de İngiliz ya da Fransız işçi kardeşlerimizle birlikte başkaldırma beklentisinden başka bir seçenek bırakılmıyordu. Dikkatlerden kaçansa, bugün bile süren o vahim aldatmaca: İstenen, enternasyonal bir vizyona sahip olmak değil; “Enternasyonal”e bağlı olmak! Aradaki fark çok belli: Birinin baş harfi küçük, diğerininse baş harfi büyük. Yani?.. İşadamı bir “Marksist” dostumuzun ağzından dökülen o kelimeler bir an bunları geçirmişti aklımdan: “…bizim terbiyemiz Enternasyonaldir!...” Hem işadamı, yani kapitalist ve hem de “Marksist” nasıl olunuyor, onu sormayın, bilemediğim için söyleyemem. Ancak iş “terbiyenin enternasyonal” olmasına gelince, “nasyonal” düşünenlerin de bu pastada epey bir payları olduğunu düşünmeden edemiyorum. “Nasyonal” dedik ya, birilerinin hemen ayranı kabaracaktır elbet. Ekmeklerine yağ sürmeyelim: Sözünü ettiğimiz “nasyonallik”; bin yıllık Haçlı zihniyetinin uçları gamalı haça evrilmiş çağdışı faşizmi değil; evrensel ve yadsınamaz bir gerçeklik olan “ulusallık.” “Enternasyonal”lere hizmeti reddeden evrensel bir ulus bilinci. Evrensellik nedir? Neye “evrensel” denilir?.. Gerçekte, sosyal olgular ve fikirsel/eylemsel duruşlar arasında hiyerarşik, yani alttan üste doğru sıralama şöyledir: Yerel (kavimsel/ırksal)-Ulusal (nasyonal)- Uluslararası (enternasyonal)-Evrensel. Dikkat ediniz, sadece ilk üçü “küresel”, yani “dünya üzre” bir duruma işaret eder. Diğeri ise dünyalar üstü bir kavram. Dünyalar üstü olmaktan maksatsa, varolan ve henüz daha bir başkası bulunamamış olan, her yerde geçerli olan, o an için evrendeki bilinen tek gerçeklik halidir. Yani genel kabul gören ve sürdürülen “realite.” Gerçeklik; geçerli olan kural; halen yaşamakta olan düstur; henüz bir üstüne varılamamış olan küresel durum, evrenseldir. İlkçağlarda “homosapiens”in hemcinsinin kafasına taştan yonttuğu balyozu indirme içgüdüsü, o dönemin “evrensel” bir gerçekliği iken ve ayıplanamaz bir durum iken; bugün, insanın insana zulmü ya da kan akıtma dürtüleri, geçerli “evrensellik” algılayışı açısından reddedilir. Örneğin töre cinayeti “yöresel/kavimsel” bir ahlak anlayışı iken, böyle bir katliam evrensel insani kurallara göre çağdışı kalır. Benzer şekilde; ırk saflığı üzerine kurgulanan bir toplum biçimi; belki 40’lar Almanya’sı, bugünün Ermenistan’ı ya da Mezopotamya halklarının hayallerinde bir masum ve “gamalı” nasyonal ütopya iken; böyle bir “ırksal mille” anlayışı enternasyonal uygarlıkta kendine yer bulamaz. Değil ki evrensellikte bulabilsin.. Değil ki Mustafa Kemal anlayışında bulabilsin! ….. Evet, taaa ki “globalizm” denilen şu kapitalist düstur ortaya çıkana dek, neredeyse baş tacı etmiştik enternasyonal masallarını. Kapitalizm yeni bir evreye geçip önümüze “küreselleşme” dediği o kavramı koyana dek, küresel kardeşliğin sadece işçi sınıfının bir ütopyası olduğu genlerimize işlenmişti neredeyse. Aslında pek şaşırmamalıydık. Neden mi dersiniz?.. Marksizmin dorukta olduğu geçen yüzyıl boyunca, ne bir Hıristiyan işçi örgütü Kuzey Afrikalı işçi kardeşlerinin kanlı alınterlerinden damıtılan Frank’ları, Pound’ları cebe indirmekten kendini alıkoymuş; ne de Enternasyonal’in sözde ağababası bir Sovyet işçi kardeşimiz Türkiye’deki bir pamuk işçisinin derdine ortak olabilmişti. Fransız işçiler, Hutu ve Tutsi kabilelerinin birbirlerine kıydırılmalarına kayıtsız duruşlarıyla Marksizm taslarken; Amerikalı işçilerse sabırsızlıkla ülkelerinin Büyük Ortadoğu’dan döşenecek petro-dolar hortumlarını gözler olmuşlardı. İşte böyle bir orman düzeninde demek ki geçerli, yani “evrensel” olan; halen ulusallıktı. İşçi sınıfı boyutunda bile enternasyonalist dürtüler, en ufak bir çıkar mücadelesinde yerini tartışmasız bir biçimde ulusal davranışlara bırakabiliyor; zaferler de, yenilgiler de; dayanışmalar da, katliamlar da ancak ve ancak ulusal baza oturduğunda bir anlam taşıyordu insanoğlu için. Sadece bir tek, evet bir tek şey gerçek anlamda uluslarüstü dolaşıma ve dayanışmaya sahipti: Para! Ulusu, bağlılığı ve aidiyeti bulunmayan tek şey olan “kapitalist” anlayışın, işçi yerine kendisinin küreselleşecek olmasını bizzat kendi gözlerimizle izleyecek şanslı bir kuşaktık bizler. Globalizm ya da küreselleşme dendiğinde şaşırmaması gerekenler bizlerdik. Paranın Enternasyonaline karşı direnmesi gerekenler de.. ….. Direnişin ve hatta devrimciliğin; Kapitalist/Emperyalist Enternasyonale karşı savaşımın; evrensel tek kuralı olduğunu biliyoruz artık: Ulusallık! Marksist, globalist, liberalist tüm dostlarımıza evrensel gerçekliği söylemeden geçemiyoruz: Enternasyonal terbiyemiz “ulusallıktır...” Ulusal ve devrimci terbiyemizse “Atatürk milliyetçiliği...” Yüzyıllık enternasyonalist masallarla varın siz çelik-çomak oynamaya devam edin.
|