28.01.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyDünya ekonomik sisteminde mali genişleme balonu patlayacak mı, sönecek mi? (1)

Petrol 35 doları aşmaz diyen enerji uzmanları!

2002 yılında Körfez Savaşı’nın ikinci aşaması olan Amerikan müdahalesi başlamadan evvel dünya ekonomik sistemini ve petrol şokunu ele alan bir makalemde petrol fiyatlarının şu an için 25-30 dolar olduğunu ama Irak’a yapılacak bir askeri operasyonun ardından petrolün varilinin 50 dolara yükseleceğini, bu müdahalenin İran’a sıçrama olasılığı durumunda ise petrolün varilinin 100 dolara çıkacağının altını çizdim ve bunun için ampirik bir formül geliştirdim.

Bu formülde, 76 milyon varil olan dünya günlük petrol tüketiminde, arzın günlük 1 milyon varil kesilmesinin ve bunun 1 aylık gibi bir süre devam etmesinin petrol fiyatlarını yüzde 10 arttıracağını; Irak’a yapılacak askeri bir operasyonun ardından petrol arzında yaşanacak günlük 3 milyon varillik bir azalmanın ise petrolün varil fiyatının 30 dolardan 50 dolara tırmanmasına yol açacağını vurgulamıştık.

O dönemde Dünya Enerji Ajansı’nın petrol fiyatlarının 30 doları aşmayacağı yorumlarını Türkiye’de papağan gibi tekrarlayan enerji uzmanları(!), “Petrol 35 doları hiçbir zaman geçmez. Ölüyü gösterip sıtmaya razı ediyorlar” diyorlardı.

Oysa aradan biraz zaman geçtikten ve petrolün varili 50 dolara ulaştıktan sonra birçok basın kuruluşu ve televizyon kanalı bu 50 dolarlık fiyatı nasıl tespit ettiğimiz noktasında hayrete düşmüş ve görüşme yapmak istemişti. “Bu rakamı nasıl bildiniz?” diye soruyorlardı.

Oysaki o makalemde ikinci olarak vurguladığım nokta ise Irak’ın ardından İran’a sıçrayacak bir krizin petrolün varil fiyatını 100 dolara çıkaracağı idi. Ben yalnızca petrolün varilinin 100 dolara ulaşcağını değil, ayrıca bunun dünya ekonomik sisteminde nasıl bir şok yaratacağını da ele almıştım.

Piyasalarda ABD sarsıntısı sürüyorDışa açık büyüme ana çelişki noktasıdır

Bu şokun temelinde ise Çin merkezli yeni büyüme modelinin sona ermesi vardı. Esas olarak Çin merkezli bir büyüme modelinin de olmadığı şeklindeydi. Dışa açık büyümenin, ihracata dayalı büyümenin dünya ekonomik sisteminin ana çelişkisini oluşturduğunu vurgulamıştım.

90’lı yıllar öncesi Japonya, tek bir aktör olarak, ihracata yönelik endüstrileri ile dünya piyasasını ele geçirdiğinde Amerika’ya karşı yılda 250 milyar dolar ihracat fazlası veriyordu. Amerika’nın bu 250 milyar dolarlık açığı başka bir ülkeden kapatabilme olanağının olmadığını vurgulamıştım. Bu anlamda Japonya, bu büyüme sürecini çöküşe götürecek tohumu kendi içinde taşımaktaydı. Yani Japonya, üretimin şişmesi ve bunun da dünya pazarı tarafından emilememesi tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Tekelci kapitalizmin ana sorunu

Bu sorun Paul Sweezy ve Paul Baran’ın birlikte yazdığı “Tekelci Kapitalizm” adlı kitapta da ana sorundu. Yani Amerikan tekelleri bu fazlanın emilememesi nedeniyle krize girecekti. Bu anlamda da İkinci Dünya Savaşı sonrası tekelci kapitalizmin artığının emilebilmesi için Avrupa, Japonya, Ortadoğu ve Latin Amerika’da da Brezilya ve Arjantin’de Amerikan şirketlerinin yatırımları söz konusuydu. Bu yatırımlar tekelci kârı koruyabilmek için ithal ikamesi tarzında yapılıyor, otomobil ve diğer ev eşyası endüstrilerinde montaj sanayi dediğimiz dönemi kapsıyordu.

Bu çelişki uzun bir yol izleyerek kriz halinde günümüze gelmiştir. 1945 sonrası ABD’nin maddi genişlemesini, yani küresel dünya ekonomik sistemindeki ismiyle Amerikan maddi genişleme yüzyılını analiz ettiğimizde ve bu süreci günümüze kadar getirdiğimizde, bugün bu krizin nedenlerini ayrıntılarıyla görmemiz mümkündür.

Türkiye’nin sisteme entegre olması

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Amerikan maddi genişleme dönemi -Türkiye’de bu dönemde dünya sistemine entegre olmuştur- ithal ikameci bir tarzla ve 10 dolarlık ucuz petrole dayanan bir büyüme dönemidir. Büyümenin temelindeki endüstriyel devrim ise petrolün kullanıldığı otomobil endüstrisi ve petrole dayanan asfalt yollar vardır. Yani İngiltere’nin büyüme döneminden farklı olarak, kömürün ve dolayısıyla buhar enerjisinin kullanıldığı demiryollarının yerine Amerikan arabalarının ve Amerikan asfaltlarının dünyayı kapladığı bir süreçtir.

Bu süreç boyunca Türkiye’de ithal ikamesine dayanan otomobil endüstrisi oluşmuştur. Geçmişte tekelci sermaye ile Anadolu’daki tefeci bezirgan sermaye ittifak yaparken, tefeci bezirgan sermaye giderek bayi ve petrol istasyonları tarzında yeni biçim almıştır.

Bu süreç maddi genişleme süreci olarak dünyada büyümeyi getirmiştir. Bu büyüme Japonya, Almanya ve Brezilya’da ulusal kalkınma modellerini getiren büyüme süreci olmuştur. 1973’teki petrol krizi sonrası petrol fiyatlarının 50 dolarlara ve sonra 70 dolarlara çıkması dünya ekonomik sistemindeki büyümeyi sonlandırmıştır.

Para sermaye kârlı alanlara sıçrar

Bu maddi büyümenin sonlanması sürecinde petrol fiyatlarının aşırı yükselmesi sonucu ortaya çıkan petro dolarlar dünya para sisteminde bir şişmeye yol açmıştır. Endüstriye giremeyen bu para sermaye endüstriden ayrılmaya başlamıştır. Kârlılığı düşmüş olan endüstrilerden para sermayenin ayrılması daha önce gerek Hollanda, gerek İngiltere döneminde gördüğümüz tarihsel süreçlerdir. Yani para sermayesi kârlılığın olduğu dönemde endüstriye yatırım yapar, ticarete girer ama karlılığın düşmeye başladığı noktada endüstriden ayrılır ticarete yönelir ve giderek de para ticareti olan tefeciliğe dönüşür. Bu boyutuyla Hollanda’dan İngiltere’ye geçiş, İngiltere’den Amerika’ya geçiş, para sermayenin sanayiden ayrıldıktan sonra likiditasyon ile mobilize olmasıyla yeni bir alanda yerleşmesi tarzındadır.

1970’lerde başlayan ve Türkiye’yi de kapsayan petrol krizinin yeni yansıması ise para sermayenin küresel olarak yayılması olmuştur. Yani mali genişleme dönemine girmiş olmasıdır. Daha açık bir ifadeyle söylersek, endüstriden ayrılan para sermaye artık paradan para kazanma biçiminde bir yola girmiştir.

Bunun ilk işareti Türkiye’de görülmüştür. 80’li yıllarda Japonya’nın yanı sıra Asya Kaplanları’nda ve Brezilya’da, ihracata açık büyüme olarak formüle edilen bir büyüme biçimi hayata geçmiştir. Türkiye’de bunu hayata geçiren olgu ise para sermayenin egemenliğidir. Bu süreç, Türkiye’deki ithal ikameci dönemde oluşan ve gümrük duvarlarına dayalı sanayilerin de tasfiyesini getirmiştir.

Yeni küreselci ideolojinin doğuşu

İşte bu dönemde para sermayenin Türkiye’de egemenleşmesi, ihracata dayalı büyüyen Japonya ve Asya Kaplanları gibi ülkelerdeki sorunların aynısını Türkiye’ye de yansıtmıştır. Yani para sermaye artık ihraç ikamesi sanayiyle uğraşmaktan ayrılmış, bunun yerine küresel ortamda elektronik araçları kullanarak paranın mobilizasyonundan kâr elde etmeye başladığı yeni bir döneme girmiştir.

Bu dönemin ürünü olarak da Soros ve yeni küreselci ideoloji ortaya çıkmıştır: Ulusal sınırların kalmadığı, paranın elektronik ortamda küresel olarak özgürce dolaştığı yeni bir liberalizm. Monoteist ideoloji olan Friedmancılık ve Türkiye’de Özalcılık, Reagancılık ve Teacherizm ulusal yapıların tasfiyesini içeren bir süreci başlatmıştır.

Japonya niçin merkez ülke olamadı?

Bu süreç içerisinde yeni bir teknolojik gelişmeye dayanmayan, geri endüstriler olarak bilinen tüketim endüstrisine dayanan ve Japonya örneğinde olduğu gibi Batıdaki ürünlerin “reverse technology” ile çözülmesi ve bunların daha ucuza üretilmesiyle elde edilmiş bir pazar egemenliği modeli ortaya çıkmıştır. Bu anlamda da geri endüstriler gerek Asya Kaplanları’nda, gerekse de Çin’de Amerikan şirketlerinin inisiyatifinde gelişmeye başlamıştır. Çin’deki gelişme esas olarak 90’lardan sonra ortaya çıkmıştır. Asya Kaplanları çevresindeki gelişme ise 80’li yılların ürünüdür.

80’li yıllarda trilateral dediğimiz Amerika, Almanya ve Japonya’dan oluşan üçlü bir ekonomik sistem ortaya çıkmıştır. Bu dönemde tüm analizciler Japonya’nın öne çıkışını abartarak, Hollanda’dan İngiltere’ye, İngiltere’den Amerika’ya geçen merkez ülke olma özelliğini 20. yüzyılda Japonya’nın alıp almayacağını tartışmaya başlamışlardır.

Oysa altını çizdiğimiz gibi, “reverse technology”ye dayandığı ve yeni bir birikim döneminin merkezi olmak için olmazsa olmaz koşul olan teknolojik gelişimini sağlayamadığı için Japonya’nın böyle bir şansı bulunmamaktaydı.

Klasik endüstrilerde gerilemekte olan ABD, Lester Throw’un da vurguladığı gibi yeni bir teknoloji devrimini sağlamaya çalışmaktadır. Silikon Vadisi dediğimiz bu projeyle yeni bilgisayarlar, yapay malzeme teknolojisi, mikro elektronikler ve telekomünikasyon teknolojileriyle klasik endüstrilere göre üstünlük sağlayan bir teknoloji gelişimine gidilmiştir.

Körfez Savaşı, Amerikan yüzyılının devam etmesini sağladı

80’li yılllarda ABD, Japonya karşısında ekonomik olarak en geri noktadaydı. Dünyanın en büyük beş bankası bile Japonya’nın elindeydi. Amerikan şirketleri klasik endüstrilerde Avrupa ve Japonya karşısında gerilirken, banka mevduatları Japonya ve Almanya’yla mukayese edilemezken Amerikan yüzyılı sönüyor gibi görünüyordu.

İşte tam bu sırada 1990 yılındaki Körfez Savaşı ile Amerikan yüzyılı yeni bir döneme girmiştir. 80’li yıllarda Lester Throw’un stratejik endüstriler diye bahsettiği yeni bileşim endüstrileri, yapay zeka endüstrileri aslında savaş sanayinin beynini oluşturmaktadır. Savaş sanayinin üretimlerini pazarlayan olgu ise Körfez Savaşı olmuştur. Yani Körfez Savaşı’nda atılan füzeler, kullanılan elektronik düzenli modern silahlar bu süreçte üretilmiş ve bunun bedelleri ise gerek Kuveyt’ten gerek Suudi Arabistan’dan alınmıştır. Yani Amerikan endüstrisinin yeni dalı olan savaş sanayi yeni bir yüzyılı başlatmıştır.

İngiliz yüzyılı demir-çelik endüstrisi ve trenler olarak nitelendirilirken, Amerikan yüzyılı otomobil endüstri olarak nitelendirilirken, bu yüzyıl akıllı füzelerin olduğu bir yüzyıla indirgenmiştir. Fakat savaş sanayi kitlesel üretim temelinde değildir. Kitlesel üretim temeli olmayan noktada olay iki yola ayrılmıştır. Kitlesel üretim olarak da Japonya ve Çin seçilmiştir. Amerikan şirketleri, Çin Kızılordusunun şirketleri ile birlikte üretime başlamıştır. Bu üretim ise tüm dünyanın bugünkü krizine neden olacak maddi şişmeyi getirmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dünya sisteminde karşı kutup olma özelliğini kaybetmesi

Amerika’nın 1990 yılındaki projesi, Körfez Savaşı’nda başarı kazanmak ve Sovyetler Birliği’nin sistem olarak karşısından çekilmesiydi. Reagan ile Gorbaçov’un anlaşması sonucu Sovyetler Birliği’nin dünya sisteminde karşı kutup olma özelliğini kaybetmesiyle yeni bir süreç başlamıştır.

Brzezinski’nin tanımladığı bu süreçte Rusya’daki petrol yataklarını, keza Kafkasya, Orta Asya (Kazakistan ve Türkmenistan), Basra Körfezi, Kuzey Afrika, Nijerya ve Venezüella yani Latin Amerika’daki petrol yatakları yeniden düzenlenmelidir. Çünkü bu yataklar Amerikan şirketlerinin denetiminde ve onların imtiyazında üretim yapmazsa petrol 30 yıl sonra tükenecektir. Amerikan şirketleri ise teknik gelişmişlikleri nedeniyle bu 30 yıllık süreyi keşfedilecek yeni yataklarla bir 30 yıl daha uzatabilir ve yeni teknik gelişmelerle de 20-30 yıl daha uzatarak 75 yıl kadar petrolün kesintisiz üretimini sağlayabilir.

Bir başka ifadeyle, eğer 30 yıl içinde petrol biterse, petrolün yerine küresel çapta kullanılacak bir enerji henüz üretilmiş değildir. Hidrojen veya diğer enerji kaynakları ise henüz deneme noktasındadır.

O halde küresel petrol arzının güvenliği için Amerikan şirketleri bu yataklar üzerinde mutlaka egemen olmalıdır. Bu imtiyaz hakkı için Ortadoğu yeniden düzenlenmelidir. Yani Büyük Ortadoğu Pojesi hayata geçmelidir. Keza Rusya demokratik bir biçimde üç parçaya bölünmelidir. Rusya’daki petrol yataklarının olduğu Tataristan, Başkırdistan ve Sibirya’da Amerikan şirketleriyle birlikte çalışılmalıdır. Keza Kafkasya petrollerini de Amerikan şirketleri çıkarmalıdır. ABD tarafından gündeme getirilen ve bunu sağlayacak olan Büyük Ortadoğu ve Avrasya Projesi, Birinci Körfez Savaşı’ndaki başarı sonrası ortaya çıkmıştır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe