28.01.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Filistinliler “Refah”tan kaçtı

Filistinliler “Refah”tan kaçtı

Filistinliler “Refah”tan kaçtı

Filistinliler “Refah”tan kaçtı

İsrail'in Gazze Şeridi sınırındaki geçiş noktalarını kapatmasıyla başlayan abluka sonunda bir insanlık dramıyla sonuçlandı. Geçtiğimiz haftalarda İsrail'in, bölgeden kendisine yöneltilen roket saldırılarına misilleme olarak başlattığı tüm bir halkı ablukaya alma girişimi yüzünden Mısır sınırındaki duvarları yıkan binlerce insan çareyi Mısır'a kaçmakta buldu.

Gazze Şeridi'nin dünya ile bağlantısının kesilmesinin ardından, zaten tüm gereksinimlerini insani yardım kuruluşlarından gelen yardımlar ile karşılayan Filistin halkı bölgede başlayan ilaç ve yiyecek sıkıntısına daha fazla dayanamadı. Kendi denetimleri altındaki bölgede halkın temel gereksinimlerini bile karşılayamayacak duruma gelen, yakıt sıkıntısı yüzünden bölgedeki tek elektrik santralini de kapatmak zorunda kalan Hamas militanlarının, Refah sınırındaki duvarları havaya uçurması sonucunda on binlerce Filistinli gıda ve yakıt gibi temel gereksinimlerini karşılamak için Mısır'a geçti. Mısırda en fazla iki gün kalmalarına izin verilen insanlar kolilere doldurdukları yiyeceklerle geri dönmek zorunda kalıyorlar.

Duvarların yıkılmasının ardından Mısır'a kaçan insan sayısı o kadar fazlaydı ki, Mısırlı güvenlik kuvvetleri bile durumu yalnızca izlemekle yetinmek zorunda kaldılar. Bir iddiaya göre ise Hamas militanları duvarın uçurulması konusunda Mısırlı yetkililer ile birlikte hareket etti. Buna en büyük dayanak olarak da Mısır güvenlik güçlerinin Filistinlilere müdahale etmemesi gösteriliyor. İsrail'in bu son ablukasının yol açtığı kriz durumu daha da hızlandırdı ve Hamas'ın elinden duvarları havaya uçurmak dışında bir çözüm gelmediği de anlaşılmış oldu.

Mısır belki sığınmacılara karşı hiçbir zorluk çıkarmadı ama vaktiyle birçok kez savaştığı ve kendi topraklarını bile işgal altında tutan İsrail'in isteklerine boyun eğerek, Hamas'ın yaptığı tüm çağrılara karşın sınır kapısını açmayı kabul etmiyordu. Nedeni ise yapılan ikili anlaşmalarmış. Bölgeyi elinde tutan Hamas ise şu ana kadar halkına hiçbir şey kazandırabilmiş durumda değil. Filistin'in, Arafat'ın ardından başlayan bölünmüşlüğü bir türlü bitirilemiyor. İsrail'in işgalinin ve ablukasının sürdüğü bir sırada, Şam'da, bölünmüşlüğü sona erdirmek üzere yapılan toplantıya El Fetih gibi sol direniş gruplarının katılmaması bunun en büyük göstergesi.

Bildiğini okumayı sürdüren İsrail ise bütün bu olanlardan kârlı çıkmayı başaran tek taraf gibi görünüyor. Durumu fırsat bilen İsrail Savunma Bakanı Yardımcısı Matan Vilnai, Gazze Şeridi ile tüm bağlarını koparmak, temel gereksinimleri karşılamayı da durdurmak istediklerini açıklamakta gecikmedi. Mısır'la Gazze arasında artık sınır kalmadığına göre sorumluluğun Mısır tarafına geçtiğini söyleyen Vilnai, başka seçenekler olmaması durumumda yardım etmek zorunda olduklarını, yeni durum sayesinde ise artık bölgeyle bağlarını koparabileceklerini sözlerine ekledi. Görüleceği üzere İsrail her durumdan kendisine pay çıkarmayı biliyor.

Hamas'ın yalnızca Şeriatçılık temeline indirgediği mücadelenin yolun sonuna yaklaştığı artık belli oluyor. Belki de yakın bir tarihte İsrail ile masaya oturmak zorunda bile kalabilirler. Çünkü İsrail şu anda var gücüyle bunun propagandasını yapıyor. "Hamas'ın savaşmak ile halkının ihtiyaçlarını karşılamak arasında bir tercih yapmasının zamanı geldi" diyen İsrail Savunma Bakanı Sözcüsü Şlomo Dror aslında Hamas'ın giderek köşeye sıkıştığının sinyalini veriyor. Evet, Hamas şu anda halkının ne temel gıda maddeleri gereksinimini ne de ilaç gereksinimini karşılayabiliyor. İşin daha ironik yanı ise karanlıkta kalan bölgeye İsrail'in kendi şebekesinden elektrik veriyor oluşu. İsrail kısacası Filistinlileri de bir tercih yapmaya zorluyor. Halk desteği kalmamış Şeriatçı bir mücadelenin varacağı yer ise tarihin birçok kez gösterdiği gibi emperyalistlerle uzlaşmak ya da ödünler vermek olacaktır.


ABD seçimleri ne durumda

u seçimlerin bizim için tek iyi yanı ise birbirlerinin pisliklerini ortaya çıkarmakta gösterdikleri gayret olsa gerekir. Buna en güzel örneği Hillary ile Obama'nın televizyondaki tartışmalarında tanık olduk. Kasım ayında yapılacak olan Başkanlık seçimine katılacak adayların belirlenmesi için ABD'ye bağlı eyaletlerde düzenlenen önseçimleri bütün dünya soluğunu tutmuş izliyor. Geçtiğimiz haftalarda değindiğimiz gibi ilk olarak Iowa'da yapılan önseçimi Demokrat Parti'den Barack Obama sürpriz bir şekilde yüzde 38'lik oyla kazanırken, Cumhuriyetçilerde de Mike Huckabee yüzde 34 oy alarak kazanmıştı.

Seçim maratonu diğer eyaletlerde de devam ediyor. New Hampshire eyaletinde yapılan ön seçimleri, tahmin edildiği gibi, Demokratlardan Hillary Clinton yüzde 39'luk oy oranı ile birinci olarak kapattı. Partideki rakibi Obama ise yüzde 37 ile ikinciliği aldı. Cumhuriyetçilerden ise John Mc Cain önseçimlerden galip ayrıldı.

Michigan eyaletinde yapılan seçimleri ise oyların yüzde 39'unu alan Mitt Romney kazandı. Bu kazançta babasının bir dönem burada valilik yapmasının da önemli bir payı olmuştur herhalde. Demokratlar adına Michigan'da ön seçimlere tek aday olarak katılan Hillary Clinton ise oyların önemli bir bölümünü almasına rağmen bu sonucun kendisi için herhangi bir etkisi olmayacak.

Obama daha yolun başındayken seçilmesi durumunda sözde Ermeni soykırımını tanıyacağını açıkladı. Dediğimiz gibi adamın yalnızca derisi siyahmış. İçi ise klasik Beyaz Adam formatında.Güney Carolina eyaletinde yapılan seçimlerden de sürpriz bir sonuç çıkmadı. Cumhuriyetçi Parti adayı McCain oyların yüzde 33'ünü alırken, Mike Huckabee ise oyların yüzde 30'unu aldı.

Ön seçimler devam ettikçe tüm dünyada olduğu gibi bizde de başkanın kim olacağı üzerinde önemle duruluyor. Ön seçimlerin başlamasından itibaren ise çeşitli yazarlar seçim sonuçlarının Türkiye'ye etkileri üzerine yazmaya başladılar. Bu arada birbirinden ilginç haberler de medyamızda yer alıyor. En popüler isimler hiç kuşkusuz Hillary ile Obama. Özellikle Obama ile ilgili birinci çıktığı Iowa seçimlerinden sonra bir dizi haberler yayınlanmaya başlandı. Yok Obama gizli Müslümanmış, göbek adı Hüseyin'miş, Kenya'daki birbirini kıran kabilelerden birine mensupmuş da, yeni ortaya çıkıyormuş gibi bir dizi haber birdenbire ortalığı kapladı.

Bu seçimlerin bizim için tek iyi yanı ise birbirlerinin pisliklerini ortaya çıkarmakta gösterdikleri gayret olsa gerekir. Buna en güzel örneği Hillary ile Obama'nın televizyondaki tartışmalarında tanık olduk. Obama, Hillary'nin bir dönem işçilerine çok kötü davranmakla suçlanan Walmart şirketinin avukatlığını yürüttüğünü söyledi. Clinton da Obama'nın, Chicago'da birçok yolsuzluğa karışan bir büyük emlakçıyı avukat olarak temsil ettiğini anlattı. Şaşırtıcı mı? Bizce hiç değil!

Her neyse... Bizler de ABD'deki seçim sürecini dikkatle izlemekle birlikte seçim sonuçlarını o kadar takmıyoruz. Nasıl olsa bizim açımızdan değişen bir şey olmayacak. Türk devrimcileri olarak Amerikan emperyalizmine karşı savaşımıza devam edeceğiz. Başkanının erkek ya da kadın olmasının veyahut siyah ya da beyaz olmasının bizim açımızdan hiçbir önemi yok. Önemli olan ABD'nin ve seçilecek başkanının emperyalist karakteri. Obama daha yolun başındayken seçilmesi durumunda sözde Ermeni soykırımını tanıyacağını açıkladı. Dediğimiz gibi adamın yalnızca derisi siyahmış. İçi ise klasik Beyaz Adam formatında. Bir oy fazla almak için yapmayacakları numara yok.

Bu adaylar içinde en mide bulandırıcı olanı ise daha henüz bir atağını göremediğimiz New York eski Belediye Başkanı Rudy Giuliani. Seçilmesi durumunda Filistin devletine karşı olacağını söyleyen Rudy Giuliani ayrıca Bush'tan çok daha şiddetli bir biçimde Irak'taki savaşın destekçisi. Irak'tan asker çekilmesine şiddetle karşı çıkıyor. İran'ı yerle bir etmekten bahsediyor. Kraldan daha kralcı yani. Bush'tan bile daha kötü diyeyim de anlayın. Dedik ya, bizim açımızdan değişen hiçbir şey olmayacak. Al birini vur ötekine!


İran’a yeni yaptırım kararı

Yenilen pehlivan güreşe doymazmış atasözünde olduğu gibi ABD'nin İran'a korkutucu yaptırımlar serisi devam ediyor. Şu ana uygulanan yaptırımların herhangi bir etkisi olup olmadığı tartışılsa da, bu yaptırım kararları bazen bazı gerçeklerin de tekrar anımsanmasını sağlıyor.

Evet, ABD hiç durmaksızın yeni yaptırımları devreye sokmak istiyor ama görünen o ki iş para olunca kimse ABD'yi takmıyor gibi. ABD Kongre'sine bağlı Hükümet Hesapverebilirlik Ofisi'nin raporuna göre yalnızca son dört yıl içinde İran 20 milyar dolarlık enerji anlaşması imzalamış. Neydi filmin adı? Para Konuşur! İran da ABD'yi kendi silahıyla vuruyor. Kağıttan kaplana parayı gösterdin mi yelkenler anında suya iniyor.

Fakat ABD de öyle kolay kolay pes etmemekte kararlı. İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak 5 daimi üye ABD, Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin, Almanya'da toplanarak İran'a uygulanacak yeni yaptırımları görüştüler. Toplantının ardından açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, yeni bir karar tasarısı içeriği hakkında anlaştıklarını duyurdu. Kararın içeriğinin ne olduğu açıklanmazken, ekonomik yaptırımları kapsamadığı belirtildi. Ne de olsa kimse petrolün varilinin 150 dolara çıkmasını istemez. İran'a arka çıkıyormuş gibi görünen Rusya'nın da içeriği onaylayanlardan birisi olması, İran için, emperyalistler açısından bazı şeylerin hiçbir zaman değişmeyeceğinin iletisini vermiştir.

Yeni yaptırım kararı İran için sürpriz olmadı. Ne de olsa artık alıştılar sayılır. İran Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Gulamhüseyin İlham, alınan bu kararın nükleer faaliyetlerini etkilemeyeceğini duyurdu. Sözcü, bu toplantıya katılanları mantıklı ve hukuk çerçevesinde davranmaya davet etti. Mantıktan kasıt acaba bu yaptırımların hiçbir etkisi olmadığını hâlâ anlayamamış olmalarına mı bir sitem mi bilinmez ama hukuk çerçevesinde davranmalarını istemek olmayacak bir duaya amin demeye benziyor.


Rusya’nın yeni NATO temsilcisi belli oldu

NATO'yu "can çekişen örgüt" olarak niteleyen ve Rus ırkçısı kimliğiyle tanınan Rus siyasetinin önde gelen simalarından Dimitri Rogozin Rusya'nın artık yeni NATO daimi temsilcisi. Putin artık her ortamda Batılı diğer emperyalist ülkelerle güç yarışına gireceği sinyallerini güçlendirmeye başladı. Putin daha önce kuşa çevirdiği AKKA'nın ardından NATO'yu ne kadar ciddiye almış olduğunu NATO Daimi Temsilciliği'ne atadığı son isim ile de göstermiş oldu. NATO'yu "can çekişen örgüt" olarak niteleyen ve Rus ırkçısı kimliğiyle tanınan Rus siyasetinin önde gelen simalarından Dimitri Rogozin Rusya'nın artık yeni NATO daimi temsilcisi.

NATO'ya olan düşmanlığı ve ırkçı söylemleri ile tanınan bir isim olan Rogozin daha önce ABD'nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne kurmayı planladığı füze kalkanına son derece tepki göstermiş ve ABD'yi suçlamıştı. NATO'nun genişleme hamlelerinin Rusya'ya karşı yapıldığını, NATO'nun ABD güdümünde hareket eden bir örgüt olduğunu daha önce sık sık yenileyen NATO düşmanı bir insanı Putin'in Daimi Temsilci olarak atamasının siyasi çevrelere göre belli nedenleri var. Bunlardan birincisi, NATO'ya "içişlerimize karışmayın" mesajı vermek. Diğeri ise Putin'in şahsı ile ilgili. Rus siyasetinde ileride kendisine rakip olabilecek bir ismi ülke siyasetinden uzaklaştırmak.

Putin böylece bir taşla bir kez daha birkaç kuş vurmuş oluyor. Hem kendisine rakip olabilecek bir ismi ülke siyasetinden uzaklaştırırken, hem de Rusya'nın çıkarlarını yurtdışında savunarak kendisine de puan kazandıracak bir ismi görevlendirmiş oluyor.

Rogozin de bir söyleşisinde, "Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra dünyada büyük bir boşluk doğdu ve bu boşluğu Soğuk Savaş'ın galibi olan ülkeler doldurdu. Birçok ülke yeni ilgi alanları ile yüz yüze kaldı. Otorite sahibi ülkeler bu alanlar ile ilgilenmeye başladılar. Ancak genç Rusya'nın sıcak bir kalbi var, bizlerin de el ele çalışmış olduğumuz dost ülkeler var, destek temaslarımız var. Bunun için benim görevim, ülkemin düzenli bir yaşam alanı oluşturması için, uluslararası devlet organizasyonları, BM ile ilişkileri sakin bir biçimde yürütebilmek için Rusya Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı ile ekibimizin uyumlu bir biçimde çalışmasını sağlamaktır" diyerek görevinin gerçekte ne olduğunu gösteriyor.

Kısacası Rogozin Rusya'nın Sovyetler Birliği dönemine geri dönmesi yolunda adım atacak insanlardan birisi olacak. Üstelik atılan bu adım daha şimdiden sonucunu verdi. NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer Nisan ayında Bükreş'te yapılacak NATO zirvesine Vladimir Putin'i davet etti. Putin'in gelen öneriyi kabul etmesi durumunda NATO ilk kez Rusya ile birlikte bir zirve toplantısı düzenlemiş olacak. Anlaşılan NATO da Putin'in atadığı isimden fazla memnun değil ve Rusya ile bu konuda görüşmek istiyor.


ABD İmparatorluğu’nun acınılası maşası

Hugo Chavez ve Alvaro UribeChavez'in FARC gerillaları elindeki tutsaklardan bazılarını kurtarmak için harekete geçtiği sırada askeri operasyon yaparak kurtarma operasyonunu adeta sabote etmeye çalışan Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe sonunda Chavez'den beklediği yanıtı aldı. Bütün Latin Amerika kıtasında, ABD emperyalizmine verdiği destek yüzünden neredeyse tek başına kalan Uribe'nin, Chavez'in arabuluculuk rolüne son vermesinin ardından sonunda Chavez de kendini tutamadı.

Venezüella'daki bir süt fabrikasının açılışında konuşan Chavez, Kolombiya Devlet Başkanı Uribe'yi "Latin Amerika halklarına karşı faaliyet yürüten ABD İmparatorluğu'nun acınılası maşası" olarak niteledi. Uribe'yi ünlü Baba filminin karakterlerinden Don Vito Corleone'ye benzeten Chavez, "O bir korkak, bir yalancı, manipülatif bir insan. Mafya babası olmaya uygun. Don Vito Corleone, Alvoro Uribe ile kıyaslandığında bir hiçtir" diyerek sonunda Uribe'nin de rahatlamasını sağlamış oldu. Marlon Brando, Don Vito Corleone rolüyle hiç değilse Oscar kazanmıştı. Uribe'nin ne kazandığını ise zaman gösterecek.


Prodi istifasını sundu

İtalya'da Romano Prodi liderliğindeki merkez sol koalisyon hükümetinin Senato'da yapılan oylamada güvenoyu alamamasının ardından Prodi Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano'ya istifasını sunmak zorunda kaldı. İtalya'da Romano Prodi liderliğindeki merkez sol koalisyon hükümetinin Senato'da yapılan oylamada güvenoyu alamamasının ardından Prodi Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano'ya istifasını sunmak zorunda kaldı. Senato'daki oylamada, 161 kişi ''hayır'', 156 kişi "evet" oyu kullanırken 3 senatör oylamaya katılmadı, bir senatör ise çekimser oy kullandı. Böylece 2006 yılındaki seçimleri yüzde 0.06 gibi inanılmaz az bir farkla kazanan Prodi hükümeti 21 ay sonra görevi bırakmak zorunda kaldı.

Tayyip Erdoğan'ın da yakın arkadaşı olan ana muhalefet lideri Silvio Berlusconi ise Prodi'nin güvenoyu alamamasını partililerle birlikte ikametgahında kutladı. Berlusconi, kendisine bağlı Rete 4 televizyonuna verdiği demeçte "Şimdi sandığa gidilmesi lazım. İktidara geleceğimiz ilk yüz gün içinde neler yapacağımızı açıklama hazırlığındayız. Dilediğimiz yasaları çıkarabilmek için Meclis'te de Senato'da da çoğunluğu elde edebilmeyi hedefliyoruz" dedi.

Prodi'nin düşmesiyle birlikte İtalya'da artık bir erken seçim kaçınılmaz oldu. Meclis'teki sandalye çoğunluğu Senato'da güvenoyu alamamış merkez solun elinde olduğu için Berlusconi'nin de hükümet kurma olasılığı bulunmuyor. Şimdi tüm gözler, krizin çözümü için görüşmelere başlayacağını duyuran Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano'ya çevrilmiş durumda.


Irak’ta bayrak değişiyor

Saddam'ın elyazısını taşıyan ve 2004 yılında değiştirilen Irak bayrağıKürtler Irak'ta azınlık olmalarına karşın ABD işgali sırasında gösterdikleri işbirlikçiliğin nimetlerini birer birer almaya devam ediyor. Irak'ı Irak yapan bütün değerlere karşı olan Kürtlerin şimdiki hedefi ise Irak bayrağı oldu. Irak Meclisi Kürt lider Mesud Barzani'nin tehdidine boyun eğerek, Saddam döneminden beri kullanılan bayrağın yerine geçici yeni bir bayrak kullanılmasını kabul etti. Mesud Barzani Saddam dönemini anımsattığı için, gelecek ay Kuzey Irak'taki Erbil kentinde yapılacak olan Arap ülkeleri toplantısında Irak bayrağının dalgalanmasına izin vermeyeceğini açıklamıştı. Oturuma katılan 165 milletvekilinden 110'unun kabul oyuyla artık Irak'ın ulusal bir simgesi daha tarihe karışmış oldu.

Yeni bayrakta eski renkler korunurken, Baas Partisi'nin sloganı olan birlik, özgürlük ve sosyalizmi temsil eden üç yeşil yıldız bayraktan çıkarıldı. 1990'da bayrağa eklenen "Allahü Ekber" ifadesi ise şimdilik aynen kalacak. Yeni bayrağı belirleyecek yasa ise bir yıl içinde kabul edilmek zorunda. Kürtler biraz daha diretirse yeni bayrağın renginin ne olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Zira 2004 yılında da Irak bayrağı ufak bir değişiklik geçirmiş, Saddam Hüseyin'in kendi elyazısıyla yazdığı "Allahü Ekber" yazısının kaligrafisi değiştirilmişti. Bizden uyarması, eğer her istediklerine evet derseniz yakında Arapçayı da hoşlarına gitmedikleri için kaldırabilirler.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe