| Ali Özsoy |
Faşist Parti’yi kapatın!
Faşizmin 3 K'sı: Kurumlar, Kanunlar, Kadrolar Türkiye'de faşist bir rejim kurulmak üzere… Ülke olarak tıpkı Almanya ve İtalya'da olduğu gibi tek elden yönetime geçiyoruz. Kendi faşist ideolojileri çerçevesinde önce devlet kurumlarını sonra da tüm toplumu esir almayı planlıyorlar. Ve ne yazık ki bu amaçlarında bir hayli ilerlediler. Faşist hareketin ülkeyi ele geçirmek için planı basit. Bu plan 3-K ile özetlenebilir. Kurumlar ele geçirmeli, kanunlar değiştirilmeli ve en sonunda kadrolar faşizmin tek tip örneğine uygun hâle getirilmeli. Tüm faşist rejimlerde mutlak iktidara giden yol böyle açılmış. Ve en sonunda “demokrasi tramvayından” istedikleri durağa gelmişler, tramvaydan inmişler. Üstüne üstlük tramvayı da yakmışlar. AKP iktidarı açısından bir bilanço çıkaralım. Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutları hepimizin tüylerini diken diken etmeli. Kurumlar düştü, kalanlar saldırı altında AKP’nin ilk hedefi kurumlardı. Tıpkı Hitler ve Mussolini gibi parlamenter çoğunluğu bir basamak noktası olarak kullandılar. Buradan yola çıkarak sırasıyla stratejik önemdeki tüm devlet kurumlarını ele geçirdiler. Ellerindeki kabine gücünü ve meclis çoğunluğunu kullanarak kendilerini akladılar ve hükümlü ve yasaklı şeflerini “demokrasinin” içine çektiler. Daha sonra çıkardıkları kanunlarla rakiplerini ve kendilerini engelleyen kurumları ezerek iktidarlarını mutlaklaştırma yoluna gittiler. İlk olarak Emniyet Teşkilatı ve MGK düştü. Böylelikle devletin en büyük ikinci silahlı gücü ellerine geçmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığını ele geçirdiler. Burası en önemli sıçrama tahtası oldu. Cumhurbaşkanlığı kanalıyla Anayasa Mahkemesi Başkanlığı ve Yüksek Öğrenim Kurumu Başkanlığı’nı da ele geçirdiler. Geçtiğimiz birkaç ay içinde Cumhurbaşkanı’nın atadığı rektörlerin kimliği yakında tek tek kampüslerin de düşeceğini gösteriyor. Ekonomik hayatta en hayati kurumlar düştü. BDDK, TMSF ve en sonunda Merkez Bankası ele geçirildi. Yıllarca özerk kalan bu kurumların AKP’ye bağlanması çok önemli bir gelişmeydi. Böylelikle siyasi rakiplerin ve AKP çizgisine gelmeyen sermaye gruplarının tasfiyesi tamamlandı. Geride kalan kurumlar artık savunmasız. Hedefte yüksek yargının diğer önemli organları olan Yargıtay ve Danıştay, yargı bağımsızlığının son güvencesi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), kadrolaşmanın önündeki son engel ÖSYM ve hâlen AKP’nin ele geçiremediği bazı rektörlükler var. Türkiye'de kuvvetler ayrılığı ilkesi artık fiilen yok olmuştur. Bağımsız yargının varlığı burada hayatidir. Her geçen gün “şef”in bağımsız yargıya yönelik tehditleri artmakta ve ağırlaşmaktadır. Yine böyle bir faşist hezeyan ve kampmaya sonrasında Danıştay’a yönelik Kürt-İslamcı saldırı gerçekleşmişti. Bugün yargı bağımsızlığından geri kalanlar yok edilmek isteniyor. Bu aşamadan sonra Türkiye hukuk devleti olmaktan çıkacak. Cumhuriyet rejiminden geriye kalan son kurum üzerinde nihai mücadele başlayacak. Yani AKP’nin kurumlar listesinin en son maddesine sıra gelecek: Türk Silahlı Kuvvetleri. Tıpkı Almanya ve İtalya’da olduğu gibi… Kanunlar değişiyor Kurumlar ele geçirildikten sonra faşist hareket durmaz. Tarihte de hep böyle olmuş. Kurumlar her ne kadar içi boşaltılsa ve yozlaştırılsa da Cumhuriyet’in ve demokratik sistemin araçlarıdır. İktidarın ilk aşamasında bu kurumları ele geçirmeyi hedefleyen faşist hareket, ikinci aşamada kendisi açısından işlevini yitiren hatta ayak bağı olan eski kuruluşu kanunlarıyla birlikte çöpe atar. Şimdi geldiğimiz esas aşama da budur. AKP sırasıyla TCK, CMUK, Basın Kanunu gibi sistemin önemli yasal dayanaklarını değiştirdi. Demokratikleştirme ve AB uyum süreci adı altında yürütülen ve daha sivil bir yönetim getirdikleri iddia edilen kanuni düzenlemeler, uygulamada faşist yönetim için gizli silahlar sağladı. Sıradaki önemli kanun değişikleri RTÜK yasası, Yüksek Öğrenim yasası, tesettür toplumu yaratmaya yönelik türban yasaları… Bu kanunların hepsi toplumu baskı altına alacak, basın-yayın özgürlüğünü yok edecek. Muhalefetsiz ve tek tipleşmiş bir toplum yaratılacak. Herkes AKP’lilerin eşleri gibi giyinmek zorunda kalacak. Anayasa’da yapılan onlarca değişiklik yetmedi. Tüm Anayasa ortadan kaldırılmak ve yerine AKP Anayasası getirilmek isteniyor. İşte o aşamadan sonra geri dönüş olmayacak. Kürt-İslam faşizmi kendi kurumları ve kanunlarıyla eski devleti yıkmış olacak. Erbakan’ın “kanlı mı olacak kansız mı” dediği dönüşüm tamamlanmak üzere. Tayyip Erdoğan buna “sessiz devrim” diyor. Açıkça faşist bir idareyle karşı karşıyayız. Son mevzileri dahi “kansız” ele geçirmeleri sizleri yanıltmasın. Kendileri açısından “kansız” tamamlanan bu sürecin sonunda Türk halkına ve her türlü muhalefete kan kusturacak yeni bir rejim kurulacak.
Kadrolar tek tip, üniforma türban Faşist hareketin en önemli sorunlarından biri toplumu sürekli zapturapt altında tutacak mekanizmanın kadrolarını yaratabilmektir. 28 Şubat Süreci kısmen de olsa faşizmin bu kadro yataklarına darbe vurmuştu. Ancak iktidarı ele geçiren Kürt-İslamcılar öclerini devleti kendileri dışında olan herkese kapatarak aldılar. Bugün Türkiye’de kamu yönetimi ile AKP teşkilat yönetimi birleşmiş durumdadır. En küçük memuriyetten en yüksek bürokrata kadar herkesin AKP ve tarikat referansı olmak zorundadır. En iyi üniversiteden mezun olup, en yüksek KPSS puanını alanlar bile devlete giremez, çünkü “Mülakat Sınavı” adı altında elenecek, AKP’nin siyasi komiserliklerince üstlerine çarpı işareti konacaktır. Milli Eğitim’in hepsi Kürt-İslam faşizmi tarafından ele geçirildi. Tüm Milli Eğitim Müdürleri İmam Hatipli olmak zorundadır. Bu yetmez. Öğretmenler de İmam olmak zorundadır. Tarih öğretmeni tarih öğretmeni, fizik öğretmeni fizik öğretmeni olamaz. Çünkü açılan öğretmen kadrolarının yüzde doksanı din öğretmenleri içindir. Okullarda öğretmen açığına bulunan çözüm budur. Din öğretmenleri din dersi hariç her derse girmektedir. Emniyet Teşkilatı Kürt-İslam faşizminin normlarına zaten ilk uydurulan kurumdu. Direnen bazı Emniyet Müdürleri istifa etmek zorunda kaldı. Bir kısmı meslekten uzaklaştırıldı. Polis devleti kurmak amaçlı faşist hareket önce gerçek polisliği yok etti. Teşkilat AKP’nin dezenformasyon, provokasyon, operasyon aygıtına dönüştü. Kaymakamlar ve Valilerin şahsında Türk Devleti aşağılandı ve AKP’nin paralel devletinin otoritesi zorla kabul ettirildi. Artık Valiler AKP il başkanlarından fırça yiyen, milletvekili eşlerinin arkasında fotoğraf çektiren, kamyon kasasından kömür dağıtarak AKP’nin seçim çalışmasını yürüten parti fonksiyonerlerine dönüştü. Kadrolaşmanın önündeki önemli birkaç engel de yakında ortadan kaldırılacak. ÖSYM sistemi lav edilecek. Her yıl OKS sınavlarında yaşanan rezaletler artık ÖSS ve KPSS sınavlarında da yaşanacak. Üniversiteye giriş, tıpkı kamuya giriş gibi şikeyle olacak. Geçtiğimiz dönem kanunlaştıramadıkları devletin özel ortaöğretim kurumlarına gidenlere burs vermesini ilişkin yasayı Cumhurbaşkanı bu sefer hemen onaylayacak. Fethullah okulları devlet okuluna dönüşecek. Devlet okulları kapanacak. AKP’li olmayan fakirler okula gidemeyecek. İmam Hatiplerin Hukuk, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler gibi kamu ve yargı için temel kadro yatakları olan bölümlere girmesi serbest bırakılacak. Türban kamuda serbest bırakılmakla kalmayacak, türban kamu görevlilerinin resmi kıyafeti olacak. Tayyip Erdoğan türbanın kendileri için siyasi bir simge olduğunu sonunda hiç çekinmeden açıkladı. Bu simge artık kamuda ve özelde AKP için geçiş pasosu olacak. AKP Kütahya milletvekilinin itiraf ettiği gibi: “Müteahhitler ihale almak istiyorsa elbette hanımlarının üstüne başına çeki düzen verecekler.” Artık devlet yok, AKP var Kemal Unakıtan’ın açık kalan mikrofonun yansıyan şu diyalog her şeyi özetliyor: Bürokrat: Yeni YÖK başkanının havası değişmiş. Gayet güzel sözler söylüyor? Bakan Unakıtan: İsterse söylemesin... Bürokrat: Bu ortamdan faydalanıp üniversite reformunu da yaparsak hükümet olarak sayın bakanım çok ciddi başarı olur. Bakan Unakıtan: 300 milyona yakın üniversitelere iyileşme yapıyoruz yıllık. Gülüp oynasınlar... Daha sesleri çıkmaz.... Tarifeyi de ufak bir rötuşla geçiştiririz böylece... İşte 2008 Türkiye’si, işte faşistlerin “demokrasisi”, işte üniversite özerkliği! YÖK başkanı bir elinde AKP’nin para kesesi ve diğerinde sopasıyla dolaşan bir kapıkulundan ibaret… Ele geçirdikleri her kurumda uyguladıkları ilke bu. Artık devlet yok AKP var. Zira faşist düzen devletçi değil tam tersine, ulus devlet karşıtı bir düzendir. Devletin yerine faşist çete geçer. Türkiye’de de eğer dur denmezse faşizm topluma tek bir nefes alma imkânı tanımayacak. İlkokul birdeki öğrenciden en tepedeki bürokrata kadar kendi tekçi yönetimi altında faşist bir teşkilat kuracak. Dev bir kadro ordusu yaratacak. AKP’ye üye olmayan veya biat etmeyen kimse kamuda veya özelde çalışamayacak. Bugün dahi Türkiye’nin yaşadığı “AK devrim” gerçekliği bu değil mi? AKP seçimlerden önce üye sayısının 3 milyonu aşmasıyla övünüyordu. Bu çok doğal… AKP’li olmadan yerel veya merkezi idarede iş bulmak veya iş yaptırmak imkânsızdır. Faşist partilerin üye sayısı genellikle nüfusun yarısından çoktur. Bir dahaki seçime kadar AKP’nin üye sayısının 10 milyonu aşmasına kesin gözüyle bakılabilir. Tabii bir daha seçim olursa…
Anayasa değil Tayyip-yasa Anayasa’nın değiştirilmesi Kürt-İslam faşizmi için çok önemlidir. Var olan Anayasa’yı zaten asla takmıyorlar. Anayasal rejim zaten delik deşik oldu. Anayasa’da yapılan onlarca değişiklikle Cumhuriyet’in laik, üniter, egemen ve bağımsız yapısının ruhu zaten ayaklar altına alındı. Ancak yeni Anayasa Kürt-İslam faşizmi için yeni devletin tapusu niteliğini taşıyor. Anayasa’nın değiştirilemez ilk üç maddesine yönelik emellerini defalarca ortaya koydular. Türklüğe ve Atatürk İlkelerine tahammülleri olmadığını açıkça ifade ettiler. Yeni Anayasa’nın Kürt-İslam rejiminin miladı olacağı kesin. AKP’nin yayınladığı yeni Anayasa taslağında çokça tartışılan bu girişimlerin ardında yatan ve gözden kaçan çok daha önemli bir oluşum var. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten beri değişmeyen siyasal teşkilat tamamen değişecek. Cumhuriyet’in temel kuruluşu üniter ulus yapısına dayanır. Yeni Anayasa Türk ulusunun ve devletinin egemenliği ve bütünlüğünü yıkıp, federatif bir Kürt-İslam rejimi kurmayı amaçlıyor. Cumhuriyet’in siyasi teşkilatlanması ise kuvvetlerin birbirine karşı bağımsızlığına, Cumhuriyet ve Atatürk İlkelerine ise bağımlılığına dayanır. Yeni Anayasa bunu da yıkacak. 1950’den beri Batıcı parlamenter iktidarlar işbirlikçi siyasetleri için kuvvetlerin bağımsızlığını yok etmek istediler. Kendilerine koşulsuz bağlı bir yargı ve yasama hepsinin hedefiydi. Ama bunu neredeyse tamamen gerçekleştirecek kadar büyük bir işgal eylemini sadece AKP döneminde gerçekleştirebildiler. Yeni “sivil Anayasa” bu fiili durumu kalıcılaştırma ve yasalaştırma girişimidir. “Sivilleşme” adı altında AKP öyle bir Anayasa taslağı hazırlamıştır ki buna Tayyip-Yasa demek daha doğru olabilir. Çünkü bu yasa kuvvetlerin bağımsızlığını yok etmekte ancak organları yürütmeye bile değil tamamen başbakana yani "şef" Tayyip’e devretmektedir. Girişimin boyutunu gösterebilmek için çok kısa bir liste çıkaralım: MGK başbakana bağlanıyor, Anayasa Mahkemesi üyeleri, HSYK üyeleri, YÖK üyeleri başbakanın meclis grubunca seçiliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başkumandanı başbakan oluyor. Liste uzadıkça uzuyor. Padişahın bile böyle yetkileri yoktu. Yürütmeyi denetleyecek dâhil devletin tüm kurumları başbakanın demir pençesinin içine bırakılıyor. Tüm imzalar ondan geçiyor. Siyaset biliminde bu tür bir rejimin tek adı vardır: Totaliter diktatörlük. Bağımsız yargıya güle güle Daha yeni Anayasa kabul edilmedi. Ancak bugün yaşananlar faşist rejimin çoktan işlemeye başladığını gösteriyor. HSYK üyelerini şimdilik başbakan seçmiyor. Ama yerel mahkemelerde tüm hakim ve savcılar üzerlerinde AKP kılıcını hissediyorlar. Başbakan hoşuna gitmeyen her karar sonucu doğrudan mahkeme heyetini tehdit ediyor. İstenmeyen kararlar alan hâkimler sürülüyor, heyetler dağıtılıyor. Hatta kendi “3 kuruşluk” tazminat davaları için bile devletin erkini yargıya karşı seferber ediyor. AKP’nin gerçekleştirdiği CMUK değişikliğiyle hazırlık soruşturması aşamasında tutukluluk süresi 6 aydan 3 yıla çıkarıldı. İddianamede suçtan delile değil, delilden suça gitme ilkesi getirildi. AKP’li savcı ve hâkimler tek bir kanıt olmaksızın AKP’nin hedef seçtiği kişileri aylarca hapiste tutuyor. AKP’nin TCK ve diğer yasalarda gerçekleştirdiği değişiklikleri keyfi ve yanlı tutumlarla iktidarın silahları olarak kullanıyorlar. Şemdinli olayında olduğu gibi imzasız mektuplar bile “delil” sayılıyor. Bir iki haftada iddianame hazırlanıp Türk Ordusu’nun Kara Kuvvetleri Komutanı bile çetecilikle suçlanabiliyor. Ama işlerine geldiğinde aynı kanunu öyle bir yorumluyorlar ki “delil” toplamak adı altında yıllarca iddianame yazmadan insanları zindanlarda çürütüyorlar. Bu ülkede artık 3 yıl tutuklu kalıp tek bir celse bile mahkemeye çıkmamak da mümkün, bir iki hafta içinde akıl almaz suçlamalarla içeri atılmak ve hüküm giymek de! 12 Eylül'ü aratan hukuk katliamları dönemi başladı. Muhaliflere Guantanamo rejimi Koskoca ülke tıpkı Guantanamo gibi bir kanunsuzluk ve keyfilik rejimine sürükleniyor. Sizi savunacak avukatlar mı var? Yarın koğuş arkadaşınız olabilirler! Sizinle aynı düşünen yazarlar ve gazetecilere güvenmeyin. Onlar da içeri alınır. Ama “düşünce suçlusu” olma hakkını bile kazanamazlar. “Çete üyesi” ve “terörist” damgası yiyecekler. Kanunların şekli ve özü, kâğıt üstünde yazanlar artık önemli değil. Yargı bağımsızlığı, savunma hakkı hepsi geçmişin tatlı anıları. Artık tek standart var. O da AKP’ye bağlı savcı ve hâkimlerin keyfi tavır ve yorumları. Daha doğrusu en tepeden alınan talimat… Direnen yargı mensupları yok mu? Elbette var. Hatta çoğunluk. Ama Danıştay saldırısı onlar için de önemli bir gözdağı oldu. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül Batılı efendilerine hesap verirken hep AKP’nin yeni yasal düzenlemelerinin ne kadar demokratik olduğunu ama geri kafalı yargı mensuplarının yorumlarının yanlış olduğundan dert yanar. Faşizmin önümüzdeki reçetesi şu: Hukuk Fakülteleri İmam Hatiplerin, HSYK Başbakanın eline geçene kadar yargı mensupları zorla da olsa “doğru yorum yapmaya” ikna edilecek. Ondan sonra zaten tüm yargı ellerine geçecek. Mollaların eline geçen iktidar, eğitimi imamlara teslim ettiği gibi, adaleti kadılara teslim edecek. Faşist kuruluş tamamlanacak. Basın yayın özgürlüğü Tayyip'in keyfine emanet Son gelişmeler demokrasinin en temel ilkesi olan basın ve yayın özgürlüğünün çok kısa süre içerisinde tamamen ortadan kalkacağını göstermektedir. Değiştirilen Basın Kanunu ile basın büyük bir baskı altına alındı. Bir suçun basın yoluyla yapılması artık 2-3 kat cezayı beraberinde getiriyor. Tazminat cezaları astronomik, hapis cezaları sindirici nitelikte… Başbakanın özel hukuk ordusu en küçük yerel gazeteden en etkili ulusal muhalif organlarına kadar tüm basını yüzlerce tazminat davasına boğdu. Bu da yetmedi basının iki dağıtım tekelinden birini TMSF kanalıyla başbakanın akrabalarının sermaye grubuna teslim ettiler. Diğer tekelin sahibi zaten açıkları ve dosyalarıyla başbakanın avcunun içinde. İktidardan çok iktidarcı… Muhalif gazeteleri dağıtmama kararını başbakan rica etmeden kendileri aldılar. Yeni RTÜK yasası ise Abdülhamit döneminde bile olmayan yetkileri başbakana verecek. Artık başbakanın emriyle herhangi bir kanalın yayını süresiz durdurulabilecek. Bakanlar Kurulu kararı bile değil. “Şef”in emri yeterli… Seçim dönemlerinde yayın denetimi Yüksek Seçim Kurulu’ndan RTÜK’e geçecek. Yani AKP’nin Kanal 7 ve Samanyolu yöneticilerinden ibaret sansür kuruluna… Bu ne acele? Daha seçimlere 5 yıl var. Niyet bundan daha açık ifade edilebilir mi? Faşist sermaye ve medya tekeli Faşist hareket, beş yıl gibi kısa bir sürede kendi sermaye ve medya tekelini yarattı. Diğer sermaye ve medya grupları dağıtıldı. Kalanlar iktidara tabii kılındı. İktidarın elinde BDDK ve TMSF bu açıdan en büyük silahlar. Faşizm büyük sermayenin düzenidir. Ama sermayeyi bile faşist bir tek elde toplar. Bu yüzden sermaye düzeninin en temel ilkelerinden biri olan özel mülkiyet hakkını bile faşizm ayaklar altına alır. Uzan grubu, medyası ve partisi böyle bir yöntemle dağıtıldı. Ancak bunun maliyeti halkın sırtında. Çünkü tam 40 milyar dolarlık uluslararası tahkim cezası sadece Uzan operasyonundan dolayı bütçemize girdi. Bunu AKP ödemeyecek. Biz ödeyeceğiz. BDDK ve TMSF’nin özerk yapısını yitirmesi sermaye dünyasını faşizme bağladı. Tüm özel kanallar tek hizaya girdi. Hepsinin patronunun kapısında maliye memurları bekliyor. BDDK ve TMSF namlusunu uzatmış. Adeta yayın politikası, haber metinleri dikte ediliyor. Türkiye’nin en büyük üç medya grubundan ikisi Star ve Sabah-Atv, AKP’nin yarattığı Fethullah-Çalık medya grubunca birkaç yılda yutuluverdi. Akşam evde tv kanallarını değiştirmenize gerek yok. Türkiye’de artık tek kanal, tek yayın, tek ses var. Yeni faşist rejimin öcüsü Türkler, ideolojisi anti-ulusalcılık Faşist işgalin son aşamasına geldik. Bu aşamada “sivil toplum” denen toplumsal dokulara faşizmin son saldırısı söz konusudur. Ele geçmeyen neredeyse tek bir kamu kuruluşu kalmadı. O zaman halkın örgütlenebileceği ve taleplerini savunabileceği kurumlar geriye kalan son pürüzlerdir. AKP çizgisinde olmayan dernek, sendika, vakıf, meslek örgütü kalmamalıdır. Türkiye’nin en büyük işçi örgütü Türk-İş ile birlikte operasyon başladı. Türk-İş yönetimi 5 yıldır tek bir miting yapmamıştı. AKP’ye karşı tek bir ses bile çıkarmadılar. Ama olmaz. Yeterli değil. Sessiz kalmak kurtulmalarını sağlamadı. Çünkü AKP’ye göre “bizden” değildiler. Kürt-İslamcı çetenin çekirdeğinden çıkmayan kimse “onlardan” değildir. Türk-İş yönetimi ve başkanı değişti. Artık faşist rejimlerin en temel özelliklerinden biri sağlanmış oldu. İktidara bağlı ve işçiye düşman meslek örgütleri kuruluyor. Tıpkı Almanya ve İtalya’daki gibi… Ticaret Odalarını zaten AKP ele geçirdi. TMMOB da yakında düşecek. Mimar ve Mühendislik Odalarında, Tabip Birliklerinde büyük bir operasyon yaşanıyor. Yakında hepsi AKP yandaşlarına geçecek. Ardından Barolar gelecek. Futbol bile özgür olmayacak. Türkiye Futbol Federasyonu da devrildi. Siyasi iktidar bu işin içine öyle bir girdi ki belki de Milli Takımımız tüm müsabakalardan men edilecek. Olsun. AKP için hiç önemli değil. Burada belirtmemiz gereken çok önemli bir nokta var. Yukarıda bahsettiğimiz kurum ve örgütlerin hiçbiri zaten AKP’ye karşı muhalefet örgütlememiş, buna cesaret edememişti. Faşizmin bu kadar kısa sürede güçlenmesinin bir nedeni de buydu zaten. Ama yine de faşist hareket bu kurumlara acımadı. Çünkü devlet erkini yitiren Türk milletinin yegâne örgütlenme ve kendi çıkarlarını savunma alanı olarak halka dayanan taban örgütlenmeleri kalmıştı. Dernekler, sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi partiler bu yüzden bugün zararsız bile gözükseler, faşist iktidarın asla tahammül edemeyeceği kurumlardır. Çünkü kurdukları rejimin Türk halk çoğunluğuna karşı Kürt-İslam azınlık diktatörlüğü olduğunu biliyorlar. Çoğunluğun örgütlenerek muhalefet başlatma ihtimali yok edilmeli. Bu yüzden faşist örgütlenme haricinde sivil örgüte faşizmin asla tahammülü yoktur. Faşizmin düşmanı Türk ulusudur. Bu yüzden eskiden faşist söylem ve ideolojinin temelini oluşturan anti-komünizm bugün yerini Türk karşıtı ırkçılığa ve anti-ulusalcılığa bıraktı. “Güvenlik kuvvetleri ulusalcı bir terör örgütünü çökertti”, “ulusalcı komplo engellendi”, “Türk ırkçısı çete yakalandı” gibi haberler ve resmi bültenler o yüzden eksik olmuyor. Artık ayaklar baş, başlar ayak oldu. Faşizmin resmi söylemine göre Kürt teröristler “analarının yanına” dönen siyasilere, Türkler ise çeteci ve terörist ırkçılara dönüştü. TCK”nın 301. maddesindeki gerçekleştirilmek istenen değişiklik, faşizme evrilen rejimin niteliğini yansıtması açısından tipiktir. 301. maddeye hem ırkçı hem de faşist bir içerik kazandırılacak. AKP’nin son “sivilleşme” girişimi ırkçı çünkü Türklüğe hakareti serbest bırakacak. Faşist çünkü “Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve hükümet üyeleri” ibaresini 301. maddeye ekleyerek her türlü iktidar eleştirisini hakaret kapsamına alacak. Her faşist rejim bir düşman mitolojisi yaratır. Almanlarınki Yahudiler ve komünistlerdi. Bugün açıkça bu düşmanın Türkler, Atatürkçüler ve Türk milliyetçileri olduğu görülüyor. Çok geç olmadan faşist partiyi kapatın Yargıtay Başsavcısı AKP ve MHP’nin türbanı resmi kıyafet yapmaya yönelik demeçleri ve kurdukları eylem birliği üzerine bu partiler hakkında kapatma davası açılabileceğini söyledi. Ne yazık ki çok geç kalmış ve eksik bir açıklama. Çok geç bir açıklama çünkü faşist partiyi kapatacak kurum zaten faşist partinin çoktan eline geçti. Çok geç çünkü bir iki ay içinde partiyi kapatmayı imkânsız hâle getiren yeni Anayasa yürürlüğe girecek. Çok geç çünkü 22 Temmuz’dan önce AKP'nin neredeyse defterini dürecek, milyonlarla ifade edilen Atatürkçü ve milliyetçi yükseliş temelinde kurulmak üzere olan Ordu-Millet birliği dağıldıktan sonra yapılan bu uyarının, AKP’lileri frenleme ihtimali yok. Çok eksik bir açıklama çünkü söz konusu olan türban istismarcısı alelade bir gerici parti değil. Türk ulusu ve tüm Anayasal kurumlarıyla Türk devletine düşman, ırkçı-gerici bir ideolojiyle hareket eden, yasalarda parti kapatmak için sayılan hemen hemen tüm eylemlerin odağı ve yönlendiricisi olmuş Kürt-İslamcı bir faşist partiden bahsediyoruz. Ve işin en kötüsü emellerini gerçekleştirebilmeleri için her türlü iktidar olanağına sahip durumdalar. Eksiksiz diktatörlük rejiminin kurulmasına ramak kalmış durumda. Bu yüzden artık sorumlu kurumların her türlü demeci çok geçtir. Faşist parti artık sistem içinde tutulamaz çünkü sistemi yutmak üzeredir. Gün demeç değil eylem zamanıdır. Geride kalan kurumlar direnmek zorundadır. Türk Ordusunun ve yüksek yargının AKP’ye teslim olmamış onurlu üyeleri ve Türk milleti! Çağrımız size. Çok geç olmadan. Faşist parti kapatılsın. Anayasal rejim kurtarılsın. Faşist darbeyi engellemek için asla çok geç değil. Hiçbir seçim, hiçbir konjonktür Cumhuriyet’in yıkılmasına seyirci kalmamıza bahane olamaz. Kanunların çiğnenmesi, hukuk devletinin yıkılması ve demokrasinin yok olması en kanundışı ve gayrimeşru eylemdir. Savunmaya geçmek sadece meşru değil, yasal yükümlülüktür.
|