28.01.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör Özden“Yavuz hırsız…”lar

Davos toplantılarının tartışıldığı, borsaları sarsan ekonomik çalkantıların yaygınlaştığı günlerde gereksiz tartışmalarla Türkiye gündemi altüst olmakta, iktidarın başını çektiği gerilimciler toplumsal barışı, ulusal dayanışmayı bozmaktadır. Ulusal yaşam andı olan Anayasa’yı birlikte yenilemek, daha doyurucu ve çağdaş içeriğe kavuşturmak için ulusça şölene katılmak gibi örnek bir mutlulukla çalışmak varken keskin karşıtlıklarla kavgaya soyunmak asla uygar bir durum değildir. Sipariş Anayasa çabaları, sıkmabaşı yükseköğretimde gerçekleştirip eğitim kurumlarının tümüne yaymak, öğrenim sonrası kullanma kapısını açarak devlet birimlerine taşımak, halka vereceği ciddî bir şey bulunmayan iktidar ve muhalefet partilerinin ortak oy aracı olmuştur.

İktidar, yaşamı güçleştiren zamlardan sonra oyları satın alma türü devlet olanaklarını dağıtma düzenlemeleriyle uğraşmakta, siyasal oyunlarına karşı çıkanlara, kendini uyaranlara karşı gösterdiği tepkiyi ülkeyi bölmek isteyenlere, terörist yandaşlarına karşı gösterememektedir. Dinci rejimlerin liderlerini ağırlayarak, onların Anıt-Kabir saygısızlığına göz yumarak kendi doğrultusunda direnmektedir. DTP’li Sabahat Tuncel’in “Kürtlerin hakkı verilmezse Türkiye bölünür” (Almanya konuşması), Ayla Akat Ata’nın “PKK halktır, halk burada. Baskılar bizi yıldıramaz” sözlerini duymamazlıktan gelen Meclis Başkanı ve Başbakan, bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış değerlendirmelerle iyi niyetli uyarılara karşı çıkmakta, rejimi savunduklarını sanarak ya da öyle göstererek kendilerini savunurken Anayasa ve hukuk dışına düşmektedirler. Amacı, anlatımı, kurallararası bağlantıyı, özellikleri ve incelikleri gözetmeden uluorta konuşup okuyarak yanıltmaktadırlar.

Bu anlamsız tutumlar ve karışıklık içinde önemli sorunlar çözümsüzlükle baş başa kalmaktadır. “Bizansı cumhuriyet tahrip etmiştir” diye abuk sabuk konuşup yazan öğretim üyeleri tarihi çarpıtmakta, Irak’ın kuzeyindeki üniversitelere giden gençlerin giderek artmasına kimse aldırmamakta, “Tarikatlar yasallaşsın” diyen iktidar milletvekiliyle “Türkiye’de savaş var” diyen DTP’li milletvekilinin peşinden gidenler şımarmaktadır.

Sakıncalı davranışlar anayasal bağlamda etkin işlemlere bağlı tutulmazken böbürlenme, büyüklenme (büyüklenme çabası küçülmektir) ile konular saptırılmaktadır. Okumadan, öğrenmeden, incelemeden, karşılaştırmadan yüzeysel yaklaşımlarla açıklanan sığ görüşler yönetimdeki çürümenin ve çöküntünün belirtileridir. Birbirinin astı-üstü olmayan anayasal organlar, aşağılık duygularından kaynaklanan tersine görüşlerle yıpratılmaktadır. “Hüsn-ü kuruntu”larla oturulan makamlardan atılmak kaçınılmaz olur. Medyadaki kimi gerzek-gevezeler, yetersiz-yeteneksizler gibi düşünce açıklayıp yanlışında ve yanılgısında direnmek yakışıksızdır.

“Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” halk deyişini anımsatan davranışları amaçlı biçimde kendi yandaşlarında direnen baskıcı, tekelci ve sömürücü anlayışta olanlarda görüyoruz. Böylesi kişilere her yerde, her organda, her katta, her zaman rastlanabilir. Kendilerini akıllı, haklı, güçlü, becerikli sanan açıkgözlerdir. Gerçekte sorumluluktan korkar ve kaçarlar. Olumlu sonuçları arsızlıkla kendilerine mal eder, neden oldukları olumsuzlukların sorumluluğunu başkalarına yıkarlar. Eğitimi, bilgisi, terbiyesi yetersizdir. Bağırıp çağırarak, baskı kurarak “vücut dili” dahil her yol ve yöntemi kullanarak kandırıp sonuç almaya bakarlar. Yerini bilmez. Hakkına ve haddini bilmez, ölçüsüzdür. Hırçındır, kavgacıdır. Kopyacıdır, yalancıdır. Gözdağı ve tehditten kaçınmaz. Sataşır, çatar, kavga çıkarır, hakaret eder. Toplumsal gerginlik yaratarak kabadayılık ve efeliğini el-kol hareketleriyle yürüyüşüne yansıtır. Tüm bu aykırılıkların sorumlusu olduğunu unutur, unutturmak için de kusuru başkalarına yükler ve onları suçlar. Kalemleriyle, dilleriyle karalamaya çalışan, hedef gösteren medya militanları da bunlardır. Erişemediklerini, erişemeyeceklerini kötülemek, yoksun oldukları, kazanamayacakları niteliklere düşman olmak bunların hastalığıdır.

Milletvekili, Bakan ya da başka bir görev sahibi olmak için ilke, tutarlılık, karakter, kişilik, adamlık gözetmeyenler, yön ve parti değiştirenler, liderinin buyruğuna girenler, yaranma çabasına düşenler kavramların, ilkelerin yozlaşmasında, kurumların boşalmasında ve yıkılmasında payı olanlar yanlış bir insan hakları, demokrasi ve siyaset anlayışıyla bocalayıp batar, değişik olumsuzluklara neden olur, sonra kabahati-suçu başkasına yükler. Son zamanlarda bu çağdışı tiplere daha çok rastlanmaktadır. Öğrenmesi gereken çok şey olanların başkalarına ders vermeye kalkışması da böyledir. Yeterli bilgisi olmadan tartışmalar katılıp gülünç duruma düşenler, siyasal, ekonomik ya da örgütsel bağımlılıkla gerçekleri çarpıtıp bilimsel düzeysizliklerini açıklayanlar, geriye doğru çizgi değiştirip dönenler, baskıcılığı, dikta hevesini, dayatmaları demokrasi aldatmacasıyla maskeleyenler birer yavuz hırsızdır. Demokrasiyi sözde ve biçimsel kılıp demokrasi havariliğine kalkışan düzmece-yapay demokratlar kimseye güven veremez. Demokrasi kültürü yoksunları kendi safsatalarını ve saçmalıklarını demokrasiye dayandıramaz. Anayasa ile, yasalarla, hukukla, ulusun geleceğiyle oynayamaz.

En çağdaş, en gerçek Türk milliyetçisi Atatürk’e sırtını çevirip milliyetçiliği ve yurtseverliği tekeline almaya çalışıp sömürerek Türk milliyetçisi olunamaz. Konuları gerçeğe dayanarak bilim insanı yansızlığıyla değil soy kökeni, siyasal eğilim ve ilişkilerine göre açıklayan öğretim elemanları umut kırıcı olmaktadır. Demagoji, gösteri, yaranma ve yer edinme çabası, hukuku ve yargıyı dışlama ilkelliği öne çıkıyor. Böyle demokrasi ve demokratlık, böyle liberallik olmaz. Hukuku siyasallaştırmak ve yargıyı siyaset yapmakla suçlamak aymazlığı başka olumsuzluklara uzatılıp genişletilebilir.

Demokrasi siyasal oyun değildir. Hukukdışı yöntemlerle bağdaşması olanaksızdır. Kötüleri kötülükle yola getirmek isteyenler de kötü olurlar. Ulusal düzey, yönetim yönünden demokratik geleneklere bağlılıkla ölçülür. Hukuktan ayrılmak, devlet organlarını ve yurttaşları birbiriyle çatıştırmak demokrasi dışı düşmektir.

Kitap önerileri

Abdullah Tekin’in Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını topladığı “Tehlikeyi Görmek” adlı derlemesiyle Avukat Turan Karakaş’ın eleştirel şiirlerini topladığı “Üç Başlı Yılan” adlı yapıtını ve Şükran Kozalı’nın “Eğreti Erkekler” adlı, Bilgi Yayınları içindeki ikinci kitabını okurlarımıza salık veriyorum.

Dr. Sevgi Kocaçimen’in “Demokrat Parti Döneminde TBMM’nde Laiklik Tartışmaları” adlı yapıtı da günümüzün siyasal sorun durumuna getirilen laiklik konusundaki ödünlerin başlangıcı hakkında yararlı bilgiler vermektedir. Ayın yayınları içinde özgün yerleri olan bu yapıtlar düşünce aydınlığımıza katkısı olan başarılı çalışmalardır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe