28.01.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kuzey Fırat

Türban tartışması neden başladı?

Türbanın kabulü Şeriat rejiminin kabulüdür. Şeriatçıların dört elle bu meseleye sarılmasının nedeni budur. Türbanlı sayısının artması rejim değişikliğinin birebir göstergesidir. Başta Tayyip Erdoğan, tüm Şeriatçılar yıllardır bunun mücadelesini vermektedirler.

Türban meselesine rejim değişikliği açısından bakmak ve bu yönde önlemler almak, bu yönde mücadele örgütlemek ilk görevimizdir. Türbanın kabulü Şeriat rejiminin kabulüdür. Şeriatçıların dört elle bu meseleye sarılmasının nedeni budur. Türbanlı sayısının artması rejim değişikliğinin birebir göstergesidir. Başta Tayyip Erdoğan, tüm Şeriatçılar yıllardır bunun mücadelesini vermektedirler. Bu mücadele boşuna değildir. Neden çember sakal değil de türban diye de sormak gerekir! Üniversitelere veya kamu kurumlarına cübbeyle, çember sakalla gelmek de yasaktır ama Şeriatçılar bunun değil de türbanın mücadelesini vermektedirler. Kadınların değiştirilmesi Şeriatçılar için çok önemlidir. Şeriatçı rejimlerin ilk yaptığı, kadınların giyimini, kuşamını değiştirmektir. Mesela, çember sakallı, şalvarlı cübbeli bir erkeğin arkasında dört tane mini etekli, askılı elbise giymiş kadın görüntüsü Şeriatı simgelemez. Böyle bir görüntüye sadece gülünür veya sakallıya helal olsun denilir. Ancak modern giyimli bir erkek ve yanında türbanlı bir kadın Şeriatı simgeler. Türbanlı kadın sayısıyla Şeriatçıların gücü doğru orantılıdır.

Türban tartışması gündemi değiştirmek için mi başlatıldı?

Tayyip Erdoğan, iktidara geldiği ilk günden beri türban meselesini kaşımakta. Türban meselesini gündeme getirme fırsatını hiçbir zaman kaçırmamıştır.

Tayyip Erdoğan, Medeniyetler İttifakı Forum Toplantısı için geldiği İspanya’dan “Türbanın bir siyasi simge olarak takıldığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz? Dünyanın neresinde böyle bir yasak var? Ama halkının yüzde %99’u Müslüman olan ülkemde böyle bir sıkıntı yaşanıyor” sözleriyle türban tartışmasını tekrar başlattı. Bu açıklamadan sonra her kesim içinde yoğun bir türban tartışmasıdır gidiyor.

Türban, Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, bugün AKP’lilerin artık rahatlıkla söylediği gibi kuracakları rejimin bayrağıdır.

İktidara gelmeden önce, tabanına verdiği en önemli söz türban meselesini çözmek olmuştu. Ancak AKP iktidarının ilk yıllarında Atatürkçü kurumların henüz tasfiye edilememiş olması, AKP’nin türban konusunda biraz yavaş hareket etmesine neden olmuştu. AKP’nin türban konusundaki söylemleri daha yumuşak, daha mazlumca olmuştu.

Ancak türban meselesini daha önceden “inanç” ve “insan hakları” çerçevesinde ele alan Tayyip Erdoğan’ın türbanın siyasi bir simge olduğunu söylemesi Türkiye’de bazı şeylerin çok değiştiğinin göstergesi. Son dönem Tayyip Erdoğan’ın başlattığı türban tartışmasını da bu çerçevede ele almak gerekiyor.

Son tartışmalarla ortaya çıkan bir gerçek daha var ki, oda şudur: Türban meselesi iki kesim açısından tekrar ele alınmalı. Birincisi Şeriatçı kesim, ikincisi bunun karşısındaki Atatürkçü kesim. Türban konusunda birinci kesimin kafasının net olduğunu, türbanla ilgili sözlerin bilerek, seçilerek söylendiğini görüyoruz. Ancak bu meselede ikinci kesimin kafası biraz karışmış gibi.

Geçmiş dönemde AKP’nin Şeriatçılığını kanıtlamak için türbanı kanıt gösterenler bu meseleyi şimdi çok farklı biçimde ele alıyorlar.

Şeriatçı kesim Tayyip Erdoğan’ın açıklamasıyla bayram ederken, bunun karşısındaki Atatürkçü kesimler meseleyi bambaşka bir zeminde tartışmaya kalkıyorlar. En çok söylenen şey ise türban tartışmasının gündemi değiştirmek için başlatıldığı.

Bunu söyleyenler, Türkiye’nin ABD ile birlikte İran’a müdahale edeceğini ve sürecin sessiz sedasız olması için böyle bir tartışmanın yaratıldığını iddia ediyorlar. Onlara göre AKP’nin gerekçesi de şu: Böyle bir müdahale durumunda AKP çok tepki toplayacak. Bu tepkiyi azaltmak için insanlar “yapay” bir türban tartışması içine sokulmalı. Bu tartışma bunun için çıktı.

Böyle düşünenlerin, AKP’yi akladıklarını da düşünmeleri gerekiyor. AKP, sıradan bir işbirlikçi-sağcı bir partiye dönüştürülüyor bu şekilde. Evet şu doğru, AKP ABD işbirlikçisi bir parti, sağcı bir parti ama sıradan değil!

AKP laik rejimle hesaplaşabilecek güce erişti

Neden sıradan değil? AKP tüm sağcı mirası sahiplenmekle birlikte diğerlerinden faklı olarak Atatürk Cumhuriyeti’yle, laik rejimle hesaplaşabilecek güce erişti. Tayyip Erdoğan’ın bu kadar cesur olmasının nedeni bu. İki yıl önce söylediği, “Yüksekokullardaki türban yasağını hata olarak görüyorum. Bir demokratik ülke din özgürlüğünü sağlamalı. Buna, vatandaşların dinlerini yasalara saygı koşuluyla, semboller vasıtasıyla ifade etmesi de dahildir. Türban yasağı liberal değildir. Bu yasayı yapanlar hedeflerini aşmışlardır” sözlerinin çok tepki çekmesi üzerine bu sözleri söylediğini reddeden Tayyip Erdoğan şimdi cesurca çıkıyor ve türbanı siyasi bir simge olarak sahiplendiklerini açıklıyor. Bununla da yetinmiyor, türbanın Anayasa değişikliğiyle serbest bırakılacağını ilan ediyor.

Tayyip Erdoğan’ın bu cesareti AKP’nin geldiği noktayı gösteriyor. Atatürkçü kesimlerin ve kurumların Erdoğan’ın türban açıklamalarından önemli dersler çıkartması gerekiyor.

Özgür Erdem arkadaşımız bakın TÜRKSOLU’nun 76. sayısında ne yazmış:

“AKP, 2007 yılında Cumhurbaşkanlığını ele geçirmeden, istedikleri yasal ve anayasal düzenlemeleri gerçekleştiremeyeceklerinin farkında. Bu nedenle türban gibi meseleleri mümkün olduğunca ertelemeye çalışıyor... Türban konusundaki duyarlılık devam ettiği sürece de, ertelemeye devam edecek gibi görünüyor.”

Tarih 22.02.2005, günümüzden 3 yıl önce.

İşte bir sürecin sonu. AKP Cumhurbaşkanlığını ele geçirdi. Daha fazlası, Anayasa Mahkemesi’ni de, YÖK’ü de ele geçirdi. Ve Tayyip Erdoğan’ın türban açıklaması tüm bunlardan sonra, bu kadar cesurca oluyor. Sizce tesadüf mü?

Kimi gerçekleri görmezden gelerek, bunlar olumsuz da olsalar, kabullenilmesi zor da olsa doğru tespitler yapmak zorundayız. AKP, Kürt-İslam Cumhuriyeti mücadelesinde önemli mesafe almıştır. En temel devlet kurumlarını ele geçirerek oldukça güçlenmiştir. Bu gerçeklerden kaçarak AKP’yle mücadele etmek, hele hele Türk halkını mücadeleci Atatürkçülük çizgisinde birleştirmek imkânsızdır.

Türban tartışmasına gündem değiştiriliyor diye bakmak AKP’nin Şeriatçılığını aklamaktan başka bir şey değildir.

Zaten AKP’nin Şeriatçılığıyla, ABD işbirlikçiliği birbirinden bağımsız değildir. AKP Şeriatçı olduğu için, Cumhuriyet rejiminin sonunu getirmek istediği için ABD işbirlikçisidir.

Ve ABD İran’a saldırırken en büyük güvencesinin AKP hükümeti olması, AKP’nin Şeriatçılığındandır. AKP’nin Şeriatçı açıklamaları da aynı eksende değerlendirilmelidir.

Şeriatçıların tek simgesi türbandır

Türban meselesine rejim değişikliği açısından bakmak ve bu yönde önlemler almak, bu yönde mücadele örgütlemek ilk görevimizdir.

Türbanın kabulü Şeriat rejiminin kabulüdür. Şeriatçıların dört elle bu meseleye sarılmasının nedeni budur.

Türbanlı sayısının artması rejim değişikliğinin birebir göstergesidir.

Başta Tayyip Erdoğan, tüm Şeriatçılar yıllardır bunun mücadelesini vermektedirler. Bu mücadele boşuna değildir. Neden çember sakal değil de türban diye de sormak gerekir! Üniversitelere veya kamu kurumlarına cübbeyle, çember sakalla gelmek de yasaktır ama Şeriatçılar bunun değil de türbanın mücadelesini vermektedirler.

Kadınların değiştirilmesi Şeriatçılar için çok önemlidir. Şeriatçı rejimlerin ilk yaptığı, kadınların giyimini, kuşamını değiştirmektir. Mesela, çember sakallı, şalvarlı cübbeli bir erkeğin arkasında dört tane mini etekli, askılı elbise giymiş kadın görüntüsü Şeriatı simgelemez. Böyle bir görüntüye sadece gülünür veya sakallıya helal olsun denilir. Ancak modern giyimli bir erkek ve yanında türbanlı bir kadın Şeriatı simgeler. Türbanlı kadın sayısıyla Şeriatçıların gücü doğru orantılıdır.

2008 Türkiye manzarası tam da böyle bir manzaradır. Başbakan yanında türbanlı eşi, Cumhurbaşkanı yanında türbanlı eşi, bakanlar yanlarından türbanlı eşleri, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve türbanlı eşi (türbanlı değilse bile takar)... Böyle bir manzara Şeriat manzarası değil de nedir?

Yeşil Elmacıların türban ittifakı

Türban tartışmaları sırasında kimi partileri AKP’nin safında görmek bizleri şaşırtmadı. MHP’den DTP’ye Kürt-İslamcı dediğimiz kesimler türban meselesinde ittifak içindeler. Tek ayrılık noktaları türbanın nasıl serbest bırakılacağı gibi tali bir meselede. MHP türban konusundaki tavrının AKP’yle aynı olduğunu daha önceden göstermişti. DTP de MHP gibi AKP’nin türban çıkışını destekledi. DTP eski Başkanı, şimdiki grup başkanı Ahmet Türk, “Türban bir inanç özgürlüğüdür. Eğer böyle görüyorsanız, samimi bir şekilde tartışalım. Biz türbanı kadın hakkı, insan hakkı ve özgürlük olarak değerlendiriyoruz’’ diyerek bu desteklerini ortaya koydu.

Ne hikmetse Türklük vurgusundan kaygı duyanların, “Türk’ü çok vurgularsak ayrılıkları körükleriz” diyenlerin, mesela “Hepimiz Türk’üz!” diyenleri ayrıklıkçı ilan edenlerin, Kürtleri kazanmaktan bahsedenlerin türban konusundaki tavrı net. Kimse çıkıp da, “Aman türbana çok vurgu yapmayalım, bu laiklerin işine gelir, toplumu laik-antilaik çatışmasına götürür” gibi bir şey demiyor, böyle bir kaygısı yok.

Herkes türbanı savunuyor, herkes türbanlıların arkasında! Kimi Atatürkçü çevreler de bu psikolojik savaştan etkileniyor ve türban meselesine Şeriatçı kesimin çizdiği çerçeveden bakıyor. Doğrudan türbana karşı çıkmaktan ziyade, AKP’nin, Tayyip Erdoğan’ın samimi olmadığını kanıtlamaya çalışıyor.

Hele hele türban meselesini inancın bir gereği olarak ortaya koymak, Şeriat kuralların en başından kabullenmesi demek. Çünkü Şeriatçılar için her şey inancın gereği. Sakal bırakmak, cübbeyle dolaşmak, mesai saatlerini namaz saatlerine göre belirlemek, evlenmek, boşanmak, suçlulara verilecek kimi cezalar... vs. vs.

Listeyi daha da uzatmak mümkün. Tüm bunların anlamı zaten yeni bir rejim demek: Şeriatçı rejim!

Türbanla birlikte hayatımızda neler değişecek?

Aslında bu türban tartışmasıyla bazı şeyleri yeniden hatırlatmak gerekiyor. Çünkü Türk Milleti onca şeye çok çabuk alıştırılıyor, kimi şeyler çok çabuk normalleştiriliyor.

Mesela türbanın, iklime göre, topluma göre, bölgeye göre, çalışma alanlarına göre çeşitleri tartışılıyor şimdi. Dikkat edin, türbanın kendisi değil, türbanın çeşitleri. Yani türban meşrulaşmış, çeşitlerini tartışıyoruz. Hangi yüze ne tür bağlama şekli yakışır, pantolonlu türbanlı olur mu, bir şıklık gereği olarak türban. Kuaförler gibi, türban bağlama merkezleri açılıyor şimdi. İş görüşmesi için, davet için, iş yemekleri için, düğünler, nişanlar için türban bağlama teknikleri geliştiriliyor ve normalleştiriliyor.

Şeriatçıların çizdikleri pembe türban tablolarının arkasında nelerin gizli olduğunu tekrar hatırlamakta fayda var diye düşünüyoruz.

Türbanın yaygınlaşmasıyla neler olacak?

28 Şubat öncesi üniversitelerde yaşadığımız o karanlık günler geri gelecek.

28 Şubat öncesinde Şeriatçıların üniversitelerde bırakalım Atatürkçü öğrencileri, sıradan öğrenciler üzerinde nasıl baskı kurduklarını henüz unutmadık. Eğer 28 Şubat öncesinde Marmara Üniversitesi’nde öğrenci bir tanıdığınız varsa Şeriatçıların neler yaptığını size tekrar hatırlatsın. Tüm gerici kadroların yuvalandığı üniversitelerde -hadi girmeyi başardınız- başı açık kızlarımız okuyabilecek mi acaba?

Türbansız devlet memurları önce türban takmaya zorlanacak, bir süre sonra devlet dairelerine alınmayacak. Eşleri türbansız olan iş adamları ihalelere giremeyecek, eşleri türbansız olan devlet memurları yükselemeyecek. İşini büyütmek isteyen, para kazanmak isteyen eşine türban takacak.

AKP Kütahya Milletvekilinin, “devletten ihale almak isteyen müteahhit eşlerinin kapanmaya başladığı” yönündeki eleştiriye verdiği cevap ortada. “Elbette iş alacaksa, iş verecekse kendisine çeki düzen verecektir” Yani eşini türbana sokacaktır!

Mahalle baskısı tartışmalarını hatırlayalım. Türbanlıların sayısı arttıkça, türbansız dolaşanlara kötü gözle bakılmaya başlanacak. Türbansızlara önce psikolojik baskı yapılacak, sindirilmeye çalışılacak; bir süre sonra da türbansız dolaşmak yasaklanacak.

Pakistan, Malezya, Afganistan olmak bundan ibaret değil midir zaten?

Malezya’da Şeriatçılar nasıl güçlendi? Malezya’da kadınlar nasıl türbana sokulduysa, aynısı Türkiye’de yapılmaya çalışılıyor.

Türban AKP için taktiksel bir mesele değil, temel mesele.

Türbansız Şeriat olmayacağının AKP farkında.

Acaba Atatürkçüler türbanın Şeriat için vazgeçilmezliğinin farkında mı?

AKP’nin kuracağı rejim elbette işbirlikçi, elbette Şeriatçı, elbette türbanlı olacak.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe