28.01.2008/Sayı:171
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kaya Ataberk

Kürt-İslam halifesinin ayak sesleri

Kürt-İslam halifesinin ayak sesleriKürt-İslam faşizmine doğru

Bir tarafta siyasallaşan bölücülük, bir tarafta saldırganlaşan gericilik, küstahlaşan Şeriatçılar ve tekseslileştirilen, günden güne Kürt-İslam Faşizmine daha da fazla teslim edilen Türkiye...

Daha geçtiğimiz yıl, hatta bu yaz Cumhuriyet mitingleri düzenlenirken herhalde kimse bugünlerde yaşanacakları tahmin bile edemezdi. Türban Çankaya’ya çıkacak, PKK Meclis’te dilediği gibi at oynatacak, Anayasa Mahkemesi, YÖK el değiştirecek ve en kötüsü askerlerimiz bu olanlar karşısında en derin sessizliğe gömülecekler desek, tüm ulusal cephe bize güler geçerdi.

Maalesef gülüp geçtiler de…

TÜRKSOLU olarak, defalarca Ordu’ya, CHP’ye uyarılarda bulunduk, Türk Milleti’nin çığlığı olduk, ama bir karşılık bulamadık. Biz sine-i millet derken, bizim aslında “CHP’yi yıpratmak istediğimizi ama çok şükür ki oyunumuzun ortaya çıktığını” söyleyerek Anayasa Mahkemesi’nin Gül’ü engelleyecek kararına sevinen Baykal, bugün ne engellenmiş bir Gül’ün ne de öyle bir kararı bir kez daha alabilecek bir kurumun kalmadığını en az bizim kadar iyi biliyor olmalı.

22 Temmuz’un hemen ardından, gerçek Atatürkçü tavrı alabilmenin tek yolunun devrimci olmaktan geçtiğini, bunun da cesaret, kararlılık ve ideolojik netlik gerektirdiğini tekrar vurgulamıştık. Bugün Kürt-İslam faşizmi gemi azıya almış gelirken kimsenin ağlamaya, kızmaya hakkı yok.

Yapması gerekenleri yapmayanlar! Türkiye’yi bu noktaya siz taşıdınız. AKP, zaten yapması gerekenleri yapıyor. Bugün ise tek muhalefet sesi TÜRKSOLU. Doğal olarak tek başına bu mücadeleyi sürdürüyor ve sürdürecek.

Faşizm ne zaman hegemonyasını kabullendirmeye başlarsa, gemiyi ilk terk edenler sahte devrimciler, sahte Atatürkçüler olur. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de hep böyle olmadı mı? Hatta bir kısım hemen taraf değiştirecektir. Ne de olsa kolay değil, hem yeriniz sarsılmayacak, rahatınız bozulmayacak, hem de Atatürkçü kalacaksınız…

Biz “yalnız” kalmaya, yani Atatürkçü ve devrimci kalmaya hazırız.

Şimdi gelin son gelişmeler ışığında bir kez daha durumumuzu değerlendirelim.

AKP adım adım Şeriatı kabul ettiriyor

Tayyip Erdoğan’ın Alevi açılımının aslında bir Şeriat açılımı olduğunu tespit etmiştik. Alevi Şeriatı üzerinden Sünni Şeriatı da meşrulaştırılacak ve dayatılacaktı.

AKP hiç zaman kaybetmeden programını uygulamaya başladı. AKP’nin Ümraniye kadın kolları toplantısı, Erdoğan’ın tüm kinini ve niyetini ortaya döktüğü bir gösteriye dönüştü. Daha yakın zamanlara kadar alttan alan, türbanlı mazlumlara demokrasi edebiyatı yapanlar artık yok. Onların yerinde, bağıran, tehdit eden, rektörlere “Kimsin sen ya? Otur oturduğun yerde” diyenler var.

Bu, Şeriata giden yolun taşlarının artık adım adım döşendiğinin göstergesidir. “Kimse bu halkın türbanına karışmasın” diyenler, çok yakında Şeriata uygun giyinmeyenlere kendileri karışmanın hazırlığındılar. Bugün Türkiye’yi Malezya’ya razı etmeye çalışanlar, aslında Türkiye’yi Şeriata ve Kürtlere teslim edilmiş bir Irak durumuna sürüklüyorlar.

Bir taraftan da yaklaşan Şeriatçı-Kürtçü faşizmin halife adayı bağırmaya devam ediyor: “Madem bu ülkede kuvvetler ayrılığı var, kimse kendini yasama ve yürütmenin yerine koymasın.”

Bu nasıl kuvvetler ayrılığı?

Evet, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı önemli bir prensiptir. Tam da AKP’nin türban dayatmasına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın yaptığı gibi... Yani diyelim ki bir gün yasama ve yürütme, ülkeyi Şeriata sürüklemek isterse buna bir diğer kuvvet olan yargı engel olabilsin diye vardır bu prensip. Yargının bugünkü durumuyla bu dediğimizi yapıp yapamayacağını bir kenara bırakalım. Bu tartışma bir bakıma “AKP’yi Kapatın” çağrısını yaptığımız 22 Temmuz öncesinde kapanmıştır. Dolayısıyla etkili ve doğru müdahale, zamanında yapılan müdahaledir. Bunu bir kez daha not edelim.

Ancak bugün esas mesele, kuvvetler ayrılığını savunuyor görünen AKP’nin tüm kuvveti kendisinde topladığı bir rejimin hazırlığını yapıyor olmasıdır. Bu rejimin adı da Amerikancı bir Arap şeyhliği benzeri bir sözde merkezin etrafında toplanan (daha doğrusu dağılan) etnik bir federasyondur.

Kürt-İslam faşizmi de budur işte... Burada, Kürtlere, etnik ırkçılara, Şeriatçıların her türlüsüne yer olacaktır. Buranın tek yurtsuzları ise Türkler olacaktır.

Bu planı kim mi devreye sokuyor? Tabii ki AKP ama yalnız o değil. Yıllardır Türk milliyetçiliğinin adını kendi ellerinde kirletenleri de unutmayalım.

Sağol MHP, bizi hiç şaşırtmıyorsun!

MHP’nin yaptıkları bizi hiç şaşırtmadı, şaşırtmayacak da. AKP’nin Abdullah Gül’ü seçtirmesinin önünü açanlar da, Meclis’te PKK uzantılarının ellerini hararetle sıkanlar da onlar oldu. Bugün türbanda da AKP’yi yalnız bırakmamaları doğaldır.

Ömürlerini sol düşmanlığıyla, ABD hayranlığıyla, Türk gençlerinin devrimci mücadelesine karşı silah kullanarak geçirenlerin başka bir şey yapması da zaten beklenemezdi. Biz MHP’nin hiçbir zaman milliyetçi olmadığını biliyoruz. Onlar her zaman Osmanlıcı, Şeriatçı oldular. Arvasi gibi Kürt şeyhlerini manevi lider olarak benimsediler, Said-i Kürdi’nin kitaplarını militanlarının eğitiminde kullanmaktan geri durmadılar.

Bugün Türk-İslam sentezi kisvesini de çıkararak, Kürt-İslam faşizminin bir yedek parçası olarak sisteme dahil oldular. Onlar da eşyanın tabiatına uyuyorlar. İlhan Selçuk gibi kimi isimler, “MHP aslına rücu etti, milliyetçi oldu” diyorlardı. Şimdi gerçek “asla rücu”yu hep beraber izliyoruz: MHP’nin Amerikancı, faşist özüne dönüşünü.

Susup bekleme, mücadelenin parçası ol

En sonunda emin olalım ki suskunlar, suskunluklarını koruyacak ve Kürt-İslam halifesi adımlarını sıkılaştıracak. Kimi devrimci tavır alamadığından, kimi MHP’ye bel bağladığından, kimi Kürt-İslam faşizmine teslim olmayı çıkarına daha uygun bulduğundan bugüne geldik. Bugün tek konuşması gereken, Türk’ün kendisidir. Türk için artık kabullenmenin, susup kurtarıcı beklemenin zamanı geçti. Susmak ve beklemek ancak düşmana zaman ve mevzi kazandırır. Zaman artık mücadelenin zamanı.

Bu mücadelenin de tek adresi var.

TÜRKSOLU ve Milli Mücadele, Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist sentezin tek temsilcisidir. Bu öğelerden birini terk etmek, Altı Ok’u parça parça etmekle eşdeğerdir.

Gerçek Atatürkçülük için, gerçek antiemperyalizm için artık bekleme!

Kürt-İslam faşizmini sen durduracaksın, başkası değil!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe