| Güngör Türkeli |
Irak’a
hava harekatı da
Başbakan Erdoğan 5 Kasımda ABD’ye gitti, Bush’la görüştü ve “Elhamdülillah istediğimizi aldık” dedi. Gerçekten aldı mı? Kendi adıma söylüyorum! Bırakınız istediklerini almasını, bir şeyler verdi ama ne verdi bilmiyoruz. Çünkü açıklanmadı. Görüşmelerin tutanakları Dışişleri Bakanlığı’nda var mı? Ben olduğuna inanmıyorum. Eğer olsaydı, o görüşme sırasında bir büyükelçilik görevlisi orada olur, tutanağı tutar ve Dışişleri arşivlerine aktarırdı. Böyle bir açıklama var mı? Yok! Niye yok? Çünkü görüşmelerde açıklanması olanaksız sözler verildi de ondan. Başbakan bir de çıkmış, “Gizli pazarlıklar olduğunu söyleyen şerefsizdir” gibi suçlamalar yöneltiyor. Başbakan bunu benim külahıma anlatır. Devletler arasında bir kural vardır. Bunu en iyi açıklayan da, İngiltere Başbakanı olduğu sıralarda Churcill’dir: “Devletler arasında dostluk yoktur, karşılıklı çıkar vardır.” Devletler arası ilişkilerde olan da budur. O zaman şunu düşünmek halk olarak bizim hakkımızdır. O açıklanmayan görüşmelerde neyin pazarlığı yapıldı? Açıklama, karşılıklı istihbarat alışverişi olacağı biçimindeydi. Sanki Türk Ordusu’nun istihbaratı yokmuş gibi! ABD’nin vereceği istihbarata nasıl güveneceksiniz? Size o istihbaratı verirken PKK’ya bilgi vermeyeceğini nasıl garanti edersiniz? Bilindiği gibi ABD, Türk Ordusu’nun Irak’a bir harekat yapmasına sürekli karşı çıktı ve “Irak’a tek başınıza bir harekat yapamazsınız” dedi. Bizim Başbakan da, “Önce içimizdeki beş bin PKK’lıyı halledelim; Irak’taki beşyüz PKK’lıya sonra bakalım” mealinde sözler sarf etti. Yani Başbakan, Irak’a bir askeri harekata düne kadar karşıydı. Gelelim yapılan hava harekatına... Türk Hava Kuvvetleri gerçekten çok iyi planlanmış, zamanlaması çok iyi düşünülmüş, eğitimi çok üstün düzeye çıkarılmış, oldukça başarılı bir harekat gerçekleştirdi. Gerçekten Hava Kuvvetlerimizle onur ve güven duyduk. Ancak... Askerliğin savaşla ilgili önemli ve gerçek bir kuralı vardır. “Zafer piyadenin süngüsünün ucundadır” denir ve doğrudur. Hava Kuvvetleri çağımız savaşlarında karşı gücün önemli ikmal birimlerinin konuşlandırıldığı, askeri güçlerinin yoğun olduğu bölgeleri yok eder. Kesin sonuç için, az önce açıkladığım zaferin gerçekleşmesi için “piyadenin süngüsünün ucuna” gereksinim vardır. Son hava harekatında “piyadenin süngüsünün” egemenliğine ABD izin veriyor mu? Şunu da belirtmekte yarar var. ABD Irak’a kara harekatı için izin vermeyecektir. Aslında Türkiye’nin böyle bir izne gereksinimi yoktur. Uluslararası hukuk Türkiye’ye bu hakkı tanımaktadır ama yukarıda da vurgulamaya çalıştığım gibi siyasal irade gereklidir. Türkiye’de olmayan da bu siyasal iradedir. Genel Kurmay Başkanı Sayın Büyükanıt ne demişti anımsayalım: “Kuzey Irak’a bir harekat gerekli mi? Evet gerekli. Yarar sağlar mı? Evet sağlar” Bunun için ne gerekliydi? Siyasal irade. Siyasal irade kullanıldı mı? Hayır. Ancak Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra açıklanmayan, ancak tahmin edebileceğimiz bir pazarlık sonucu yalnızca hava harekatına izin alındı. Peki, bu pazarlık neyin karşılığıydı? Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletini tanıma mı? Kıbrıs konusunda verilecek bir ödün mü? Bunun dışında bilemeyeceğimiz bir başka konuda verilecek bir ödün mü? Türk halkı bunları biliyor mu? Siz okurlar biliyor musunuz? Sanmıyorum. Her ne kadar Başbakan, “Pazarlık yapan şerefsizdir” dese de, tarihte ödün veren (özellikle Osmanlı’da) çok sadrazam var. Bunların en ünlüsü de Sadrazam Keçecizade. Bilirsiniz, Keçecizade, padişaha “İngiltere’yi karşımıza alacağımıza birkaç vilayeti verelim” dememiş miydi? Değerli okurlar, bu gazetede daha önceleri bir yazı yazmıştım. Başlığı “Oyun İçinde Oyun”du. Dilerseniz o yazımı bir kez daha okumanızda yarar var. Çünkü ABD’nin özellikle Türkiye ve Ortadoğu konusunda söylediği ve yaptıkları hep bir oyundur ve bize verdiği sınırlı hava harekatı da ABD’nin oynadığı bir oyunun parçasıdır. Anımsatmak açısından söylüyorum. ABD Irak’a niçin girdi? Gerekçe Irak’ın nükleer silah ürettiğiydi. Irak nükleer silah üretti mi? Hayır! Demokrasi ve insan haklarını egemen kılacaktı. Yaptı mı? Hayır! Ne yaptı? Bir milyon dolayında sivil halkı çocuk, genç, yaşlı demeden öldürdü. Niçin? ABD’nin temel amaçları vardı. Neydi o? Petrol bölgelerinde egemen olmak ve taşıma yollarında güvenliği sağlamak. Irak ve Ortadoğu, dünya petrollerinin bulunduğu önemli bir bölge. ABD petrol gereksinimini sağlamak için bu bölgeye egemen olmak zorunda. Savunduğu gerekçelerin yalan olduğunu açıklamak zorunda kalsa da, ikiyüzlülüğü umurunda bile olmayan ABD, amaçlarına ulaşmak için her yalanı tarihi süreç içinde utanmadan ve de sıkılmadan ilke edinmiştir. Bakınız, dünyanın en ünlü stratejistleri ne der: “Avrupa’ya egemen olmak için Balkanlar’a egemen olmak zorunludur. Dünyaya egemen olmak için de Ortadoğu ve Kafkaslar’a egemen olmak zorunludur.” Emperyalistler Avrupa’ya egemen olmak için Yugoslavya’yı parçaladılar. Sıra Ortadoğu’da. Ortadoğu’yu egemenlik altına almanın yolu Türkiye’den geçer. Bunun formülü de açıklandı: Büyük Ortadoğu Projesi. İçinde ne var? “Ilımlı İslam” uygulama çabası. “Türkiye bu oyuna gelecek mi?” diyorsanız, derim ki, bir hayli yol aldılar. Başbakan Erdoğan’ın şu sözünü anımsayın: “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım.” Başka belgeye gerek var mı? Bugünkü politikalarla Türkiye bölünmeye, parçalanmaya ve de yok olmaya gidiyor. Elimizdeki tüm belgeler bunu açıkça gösteriyor. Ama ben bunun gerçekleştirilebileceğine inanmıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’ni yoktan var eden Mustafa Kemal öncülüğündeki bu halktır, dedelerimizdir. Dedelerimize borcumuz var. Canımızı vereceğiz ve borcumuzu ödeyeceğiz.
|