| Barış Özkarabekir |
Provokasyonu kim yapıyor? Haftalarca yapılan bu kampanyanın başlığını atanlar bu kampanyayı “büyük provokasyon”, “ırkçı provokasyon”, “faşizan provakasyon” ve “bölücü provokasyon” diye değerlendirirken internet sitelerinde o haberlerin yorumlarını okudukça halkın kampanyaya olanca destek verdiğini ve haberleri bu şekilde yapanlara karşı tepki gösterdiklerini gördüm. Oradaki yorumlardan küçük bir tanesi şöyle diyordu: “Kusura bakmayın ama bunun neresi provokasyon. Tabii ki alışverişimi Türk’ten yapacağım. Çünkü ben ülkemi seviyorum ve ülkemin zararına olan her şeye karşı göğüs gererim. Asıl sizin yapmış olduğunuz şey provokasyondur” *** Peki nedir provokasyon? Bir insanın ülkesini çok sevmesi mi, ülkesinin tam bağımsızlığı için göğsünü siper etmesi mi, kuru ekmek ve soğana razı gelip “vatan sağ olsun” demesi mi, ülkesinin ekonomik değerlerinin yabancılara peşkeş çekilmemesi için eylem yaparken kolluk güçlerince darp edilmesi mi, ülkenin aydın geleceği için softalara, yobazlara ve vatan hainlerine karşı yıllarca verilen onurlu mücadele mi? Siz hiç provokasyon gördünüz mü? Ya da yaşadınız mı? Provokasyon nedir biliyor musunuz? Provokasyon: -PKK’nın uzantısı olan ve dağdaki teröristlere kardeşlerimiz diyen DTP’nin kendisidir. -Bir milletvekilin kocasının hâlâ dağda olduğunun, kendisinin ise kamplarda terörizm eğitimi almış olduğunun ortaya çıkmasıdır. -“Apo önderimizdir, onu önemsiyoruz” diyen DTP’lilerdir. -“Biz istersek silahlar susar” diyen DTP’lilerdir. -PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapmaktan hapis yatarken mevcut hükümetin izin vermesi sonucu Meclis’e giren Sebahat Tuncel’dir. -DTP’li Kayapınar Belediye Başkanı’nın elips olması planan park havuzunu sözde Kürdistan haritası şeklinde yaptırmasıdır. -Örgüt üyeliğinden yargılanan Ayla Akad Ata ve Aysel Tuğluk’un milletvekili seçilmeleridir. -DTP Genel Başkanlığı’na seçilen Demirtaş’ın, örgüt yöneticiliğinden 12.5 yıl hapis yattıktan parti saflarına katılmasıdır. -Kırmızı bültenle aranan PKK’lı Ahmet Gülabi Dere’nin Avrupa Parlamentosu’nda özel konuk olarak konuşmasıdır. - Dünün köy ağaları Barzani ve Talabani’nin Türkiye’ye tehditler savurmasıdır. - Cezaevinde çıkmaya gün sayan, elleri hâlâ kan revan içinde olan Apo’nun cezaevinden PKK’yı yönetmesi ve gazetelere demeçler vermesidir. -Ülkemdeki değeri paha biçilemeyen kurumların ve fabrikaların özelleştirme adı altında yabancı sermayeye peşkeş çekilmesidir. -Bugün türbanın lise ve ortaokula kadar girebilmesidir. -İngiliz vatandaşı olan bir kişinin milletvekili seçtirilmesi ve Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı yapılmasıdır. Saymakla biter mi? Ülkemizdeki medya baronlarının yazar ve sözde aydınların göremediği bunca provokatif olay varken ve bunca olay hiçbir yurttaşımızı kışkırtmazken sadece TÜRKSOLU Gazetesi’nin yapmış olduğu “Alışverişimi Türk’ten Yapıyorum Param PKK’ya Gitmiyor” kampanyası mı insanları bölücülüğe, ırkçılığa, faşizanlığa ve provokasyona itiyor? *** Peki aydın nedir? Aydının teröristin arkasında durma lüksü var mıdır? Akşam yemeklerini CIA yetkilileri ile yersiniz. Başbakan Tayyip Erdoğan’ı kutsal bir kişiliğe benzetir o da yetmez Fatih Sultan Mehmet gibi bir adam diye övgüler yağdırırsınız. Ülkede yaşanan yolsuzlukları görürsünüz ama eliniz kalem tutmaz. Amerikan Büyükelçisi sömürge valisi gibi Güneydoğuda incelemeler yapar, ancak hiçbir köşe yazısında esamesi okunmaz. Siyasetçilerin çocukları ihalelerden köşeyi döner ama siz o köşeden dönen insanları göremezsiniz. Daha bunun gibi bir çok olayda üç maymunu oynarsınız. Ancak ülke birliği ve beraberliği için yapılan her toplantıya her katılıma, her söyleşiye ve her kampanyaya “faşist, provokasyon, ırkçı, gerici” yakıştırması yaparsınız. Bir anda kalemleriniz çalışmaya başlar öyle bir yazmaya başlarsınız ki, mürekkebiniz yetmez bir daha doldurursunuz. Televizyonlardaki açık oturumlarda sizi kimse susturamaz. Bir reklam arası bile rahatsız eder sizi. Öyle ya, çok şey söylemek istersiniz. Ulusalcılar, Kemalistler, Cumhuriyet sevdalıları hakkında bir tek küfür etmezsiniz. Edemezsiniz aslında. Etmek istersiniz, ancak bilirsiniz ki RTÜK izin vermez! Söz konusu konular yeter ki ulusalcı, Kemalist, vatansever konular olsun, yeter ki sadece bunları eleştirmeniz istensin sizden. O kadar mutlu olursunuz ki. Ne yemek ne içmek ne eğlenmek sizi bu kadar mutlu edemez... *** Fikirlerine ve aydın kişiliğine oldukça kıymet verdiğim sevgili büyüğüm Attila İlhan ile uzun uzadıya sohbetler yapardık. Yine bir gün, bu sohbetlerin birinde, kendi dönemindeki aydınlar ile bu dönemde kendine aydın diyen kitle arasındaki farkı sordum kendisine. O anda yüzündeki tebessümünü hiç unutamam. Sanki geçmişi o anda yeniden yaşıyordu... Önünde duran sıcak sütünden bir yudum alarak elini omzuma koydu ve söze girdi: “Barışcığım aslında kendi dönemimdeki sözde aydınlarla şimdiki sözde aydınlar arasında fazla bir fark yok. Sadece o dönemde fazla dikkate alınmayan ve toplumda ses bulamayan kişilerdi bunlar; şu andaki amaçları neyse, o dönemdeki amaçları da aynıydı. Sadece biz Kemalist ve ulusalcı aydınlar 1950’li yıllarda başlayan bir dışlanmaya maruz kaldık. O dönemde bizim gibi aydınların hayatı yoklukla, yoksullukla ve hapishanelerde geçerdi. Üç beş kuruşa yazılar yazar, en kötü gazetelerde en kötü işleri yapmak zorunda kalırlardı ancak yine de ayın sonunu getiremeyen arkadaşlarımız asla ve asla düşüncelerinden taviz vermezdi. Şimdiki sözde aydınların nesini anlatmak gerekir. Her şey ayan beyan ortadadır. Ancak o ayan ve beyan şeyler onların elinin altında oldukları için halk gerçeği görememektedir şimdi onlar güçlü olduklarını zannediyorlar. Ellerinde bulunan güç tamamen elektriksel ve elektronikseldir; halk tamamen televizyon, internet gibi kutularda bu gibi aydınları ve onları besleyen emperyalistlerin ürünlerini algıladığı için şu anda gerçeği göremeyecek kadar meşguldürler. Ancak bir gün elektriksel olan bu yapay düşün güç kaynağı kesildiğinde halk yeniden bir Kurtuluş Savaşı verebilecek konumda hazır olacaktır.” *** Şimdi sözün bittiği yerdir. Çünkü eylem vakti çoktan geldi ve geçiyor. Bizim örgütlenemediğimiz yerde İslami, tarikatçı, emperyalist, Kürtçü, bölücü ve onların uzantısı mafya oluşumları örgütleniyor, ihaleler ve devlet kurumları peşkeş çekiliyor. Bunlara dur diyebilmemiz için bütün Kemalist ve ulusalcı gençlik eski günlerdeki gibi örgütlenmeye gitmelidir. Gerekirse ev ev, gerekirse köy köy dolaşılmalı ve yakınımızda olan tehlikeler uyutulmaya çalışılan halkımıza anlatılmalıdır. Ve uyutulan halkımız uyandırılmalıdır Ve şimdi Sevgili önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bize verdiği görevi, Gençliğe Hitabesi’nde ve Bursa Nutku’nda okuyan her genç için vatanı gömülmek istenen karanlıktan aydınlığa çıkarma görevi başlamalı ve herkez kendini Kurtuluş Savaşı ruhuna hazırlamalıdır. Artık ampule giden elektriği kesme zamanı gelmiştir. Ya sizce?
|