| İnan Kahramanoğlu |
İftar sofrası
AKP sofrası mı, AKP’nin sofrası mı, ABD’nin sofrası mı? AKP’nin seçim öncesi ipuçlarını verdiği “Alevi açılımı” tartışma yaratan iftar sofrası ile yeni bir boyut kazanmış görünüyor. Böylelikle “Kürt sorunu”ndan sonra bir de “Alevi sorunu”muz oldu. Tayyip Erdoğan daha önce Diyarbakır’da “Kürt sorunu açılımı” yaptığında buna pek şaşırmamıştık. Sonuçta Kürt-İslamcı bir geleneğin temsilcisi olan AKP için Kürtçülük olağan bir politik duruştu. Saidi Kürdi’nin çocuklarından da bu beklenirdi zaten. Ama bir Alevi açılımı söz konusu olduğunda akla gelecek olan son kişi herhalde Tayyip olurdu. Zira bunların Sivas’ta yaptıkları açılım hâlâ hafızalarda! Tayyip’in geçen dönem Temel Karamollaoğlu gibi Sivas katliamının baş aktörlerinden birisini AKP’den milletvekili seçtirdiği düşünülürse o her şeye kadir “değişim”in en azından bu konuda AKP’yi kurtarmaya yetmeyeceğini söyleyebiliriz. Bu noktada “bayram değil seyran değil, nerden çıktı bu açılım” diye sormak icabediyor. AKP’nin yeni Alevi stratejisini masaya yatırırken esas aktörün AKP değil ABD olduğunu görmek gerek. Alevi açılımı AKP değil ABD kaynaklıdır. Tansu Çiller’in Başbakanlığa çıktığı dönemde başlamıştır bu Alevi açılımı ve şimdi AKP’nin kucağına bırakılmıştır. Demek ki Alevilere yönelik operasyonun merkez üssü Pentagon’dur. O halde bir daha durup düşünmek gerekmektedir; çünkü işin boyutları epeyce büyümektedir. AKP’yi “ılımlılaştırma”, Aleviliği tarikatlaştırma operasyonu AKP’nin birdenbire depreşen Alevi ilgisi ülkede adım adım kurulan Kürt-İslam faşizminin de örtüsü oluyor. Devleti ve tüm toplumu kuşatan Şeriatçılaştırma harekâtının özellikle laik kesimi ürkütmeden sürdürülmesi için Alevilere yönelik bu hoşgörü tablosu da bulunmaz bir fırsat oluyor AKP için. Böylelikle AKP’nin Şeriatçı kimliğinin yerine öteden beridir yaratılmak istenen “demokrat ve özgürlükçü” kimliği konularak AKP’nin ılımlılaştırılması ve merkez partisi hüviyeti kazanması sağlanmış oluyor. AKP’yi “ılımlılaştıran” bu strateji Aleviliği ise tarikatlaştırıyor. Özellikle kentleşme ile birlikte dinsel içeriği zayıflayan ve kültürel bir nitelik kazanan Alevilik şimdi bir tarikat haline getirilerek toplumsal yapıdan ayrıştırılıyor. Bu açıdan bakıldığında cemevlerinin tekke, Alevi dedelerininse şeyhleştirildiği bir süreç hiç de uzak değil. Bu durumda “Türkiye’de laikliğin teminatı” olarak görülen Aleviler bizzat laik yapıya muhalif bir dinsel cemaate dönüşecek ki bunun sonuçlarını tahmin etmek bile istemiyoruz. Aleviliğin tarikatlaştığı bir Türkiye, AKP iktidarı ve ona bağlı tarikatların gittikçe büyüyen etkisi de dikkate alındığında tam bir tarikatlar koalisyonuna dönüşecektir. Böylelikle üniter ve laik devletin temeli dinamitlenmiş olacaktır. ABD’nin Alevi stratejisi AKP tarafından iftar sofrasına çağrılan 298 Alevi kuruluşundan sadece 5’inin davete icabet etmesi bazı kesimlerde bir rahatlamaya yol açmış gibi görünse de ABD’nin Alevi stratejisi açısından Alevi örgütlerinin boykotu çok da belirleyici değil. ABD stratejisi içinde Aleviler birkaç yönden kıskaca alınmaktadır. Doğrudan AKP destekçisi Alevi örgütleri aracılığıyla Aleviler ABD’nin istediği noktaya çekilecektir. AKP, boykotçu örgütlere alternatif dernek, vakıf ve Cem evi teşkilatlarını, iktidar olanaklarını da kullanarak hızla örgütleyecektir. AKP karşıtı Alevi örgütleri AB eksenine çekilerek dolaylı olarak Amerikan planına dahil edileceklerdir. PKK’nın yeni stratejisi içinde özellikle büyük kentlerdeki Alevi kesim Kürtleştirilerek PKK aracılığıyla ABD’ye bağlanacaktır. Türkiye’ye Irak modeli federalizm Alevilerin dinsel bir cemaat olarak siyasal örgütlenme alanına çekilmesi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Türkiye’ye biçilen rolü de göstermektedir. ABD, Irak’ta Kürtler, Şiiler ve Sünniler şeklindeki ayrıştırmanın aynısını Türkiye’de de oluşturma niyetinde. Denklemin Kürtler ve Sünniler kısmı zaten mevcut. Dolayısıyla Alevilere düşen rol Şiilik olacak. Bu Şiilik ise tıpkı Irak’taki gibi ulus devlete düşman Amerikancı bir tarikat örgütlenmesi olacak. AKP-ABD ortak operasyonu olarak gerçekleştirilen Aleviliği tarikatlaştırma tezgahı AKP’nin Yeni Osmanlıcı stratejisi ile de uyumlu. “Kürt sorunu” ve “Alevi sorunu”nun bu strateji içinde çözümü de hazır: Türk kimliği yerine Osmanlı millet modeli. AKP sadece Kürtler ve Aleviler için değil Rum ve Ermeniler başta olmak üzere diğer azınlıklar konusunda da aynı yaklaşımı ortaya koyarak bu Osmanlı modeline geçişin provasını yapıyor. Osmanlı tipi çok dinli ve çok etnili bir kozmopolit imparatorluk modelinde cumhuriyet rejimi rafa kaldırılacak. Yerine Tayyip’in başında bulunduğu bir hilafet rejimi kurulacak. Tabii Tayyip’lerin Osmanlısı beş kıtaya hükmeden bir imparatorluk değil ABD emperyalizminin jandarması işbirlikçi bir devletçik olacak. Bu tablo içinde Türkiye tıpkı Irak gibi federal bir şeyhlik olurken Büyük Kürdistan’ın da hamisi yapılacak. Örgütlenmek mi örgütlenmemek mi? Alevilerin bu kıskaçtan kurtarılması Türkiye’nin üniter ve laik yapısının korunması için hayatiyet arz ediyor. Oysa bugüne kadar ortaya çıkan Alevi örgütlenmeleri çoğunlukla Alevilerin Türk kimliği ile kaynaşmasını engelleyici bir rol oynadılar. Bir kısım Alevi örgütü doğrudan PKK ve kuyrukçusu örgütlerin etkisine girdi. PKK’nın yeni dönem stratejisi içinde de Alevi örgütleri büyük önem kazanmış durumda. PKK kıskacından kurtulan Alevi örgütleri ise AB aracılığıyla Türkiye karşıtı cepheye çekilecek. Her iki durumda da Aleviler ABD’nin Türkiye’yi parçalama planına dahil edilmiş olacaklar. Acaba bu iftar yemeğinin ev sahipliğini Tayyip değil de örneğin AB komiseri Lagendijk ya da ABD Büyükelçisi Wilson yapsaydı AKP’nin davetine karşı çıkan Alevi örgütlerinin kaçta kaçı bu daveti de boykot ederdi? Bu sorunun cevabı karşı karşıya bulunan tehlikenin boyutlarını göstermektedir. Burada karşımıza Alevilerin örgütlenme sorunu çıkmaktadır. Aleviler için örgütlenmek felakete giden yolu döşemek olacaktır. Alevi örgütlenmesi, bahse konu 298 kuruluşun yapısına bakıldığında da çok iyi görüleceği gibi bir dinsel örgütlülüktür ve bu dinsel boyutla birlikte bir de inancın siyasallaştırılması söz konusudur. Bu ise hem Alevilerin yıllardır süren laiklik konusundaki tavırlarını ortadan kaldıran bir girişimdir, hem de ulus-devlet düşmanı tüm güçler için Aleviliğin bir kullanım sahasına dönüşmesi demektir. Bunun sonucu da ne yazık ki Alevilerin Türk kimliğinden ayrıştırılması ve üniter yapıya karşıt bir güç haline getirilmesi olacaktır. Aleviler için özgürlük yolu örgütlenmekten değil örgütlenmemekten geçmektedir. Bugün AKP’nin sofrasından kaçan Alevi örgütleri yarın kendi aralarında iktidar mücadelesine başladıklarında Sam Amca’nın sofrasına oturmak için sıraya gireceklerdir. Aleviler bu oyuna gelmemelidir.
|