21.01.2008/Sayı:170
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Orada elektrik zaten bedava

Fakirin ampülü bedava yanacakAKP’nin yerel seçimlere yönelik çalışmaları tüm hızıyla başladı. 22 Temmuz seçimlerinde vatandaştan oy alabilmek için dağıttığı erzak paketleri, yeşil kartlar ve alışveriş çekleriyle gündeme gelen AKP, yerel seçimler için de benzeri bir taktiği kullanmaya başladı.

Elindeki iktidar olanaklarını ve devlet kaynağını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaya çalışan AKP, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz günlerde yine usulsüz kömür yardımlarıyla gündeme gelmişti. Hatta bizzat Tayyip valilere emir vererek vatandaşa bedava kömür dağıttırmıştı.

Yerel seçimlerde AKP’nin öncelikli hedefinin başta İzmir olmak üzere CHP’nin kaleleri olarak bilinen Çankaya, Kadıköy ve Bakırköy gibi belediyeler olduğu malum. Bunun dışında da son dönemde kızışan AKP-PKK savaşının dışavurumu olarak Diyarbakır üzerinde bir mücadele AKP ile DTP arasında başlamış durumda. Tayyip ile DTP’liler arasında Diyarbakır üzerine bir söz düellosu bir aydan fazladır sürüyor. DTP’nin Diyarbakır’a hizmet götüremediği propagandası da dinci basın tarafından pompalanıp duruyor. Bunun yanı sıra AKP’nin Diyarbakır’a yönelik ihsanları da her geçen gün artıyor. En son Kurban Bayramında Fethullah’ın ve Abdullah Gül’ün çağrısıyla Şeriatçı vakıf ve dernekler kurban bağışlarının önemli bir kısmını başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu’daki illere yapmışlardı.

AKP’nin Diyarbakır için yaptığı ikinci atak ise bedava elektrik. Yoksul vatandaşa belli bir limite kadar bedava elektrik sağlamak adı altında başlatılan çalışmanın pilot bölgesi olarak her nedense Diyarbakır seçilmiş. Diyarbakır için ucuz elektrik önerisini ise Tayyip’e AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt iletmiş. Bu öneri çerçevesinde TEDAŞ Genel Müdürü Haşim Keklik başkanlığında toplanacak ve AKP ile DTP’li milletvekillerinin de katılacağı bir toplantıyla Diyarbakır’da başlatılacak kampanyanın hedefi ise AKP’lilere göre yoksul kesime destek vermek.

Pilot bölge olarak Diyarbakır’ın seçilmiş olmasının AKP-PKK savaşı açısından stratejik önemi var. PKK için önemli bir simge olan hatta sözde Kürdistanlarının başkenti olan Diyarbakır’ın AKP’nin öncelikli hedef olarak ilan edilmesi ve son zamanlarda tüm ihsanlarını Diyarbakır’a yapması bundan. Burada AKP’nin aynı zamanda bölücü bir uygulama başlattığının da altını çizelim. Sanki Türkiye’de bir tek Diyarbakırlılar mı yoksul? Böyle bir ayrımcılık yapmaya Tayyip’in hakkı var mı? Ama diyeceksiniz ki Diyarbakır halkı çok acılar yaşadı. Ya Türkiye’nin geri kalanındaki Güneydoğu kaynaklı teröre karşı binlerce vatan evladını şehit veren illerde yaşayanlar? Onlar daha mı az acı çektiler? Hem orada elektrik zaten bedava değil mi? Bilindiği gibi Türkiye’de kaçak elektrik kullanımının en yüksek olduğu il yüzde 90’larla Diyarbakır. Adamlar ahırlarındaki hayvanları bile kaçak elektrik kullanarak Türkiye’nin diğer bölgelerindeki insanlardan bile daha iyi ısıtıyorlar. Tayyip Efendi de kalkıp en fazla kaçak elektrik kullanan ili bedava elektrikle ödüllendiriyor. Bir de bu uygulama ile Diyarbakır’da oy patlaması bekliyor. Adam zaten elektriği beleşe getirmiş, sen adama bir şey vermiyorsun ki. Niye sana kalkıp da oy versin.

Türkiye bizzat iktidar tarafından Şeriatçıların ve Kürtlerin korunup kollandığı, her türlü devlet imkânından yararlandırıldığı, Türklerin ise acımasızca ezildiği bir dönemden geçiyor. Bundan kurtulmanın tek yolu ise Kürt-İslam faşizmi tarafından ezilen Türklerin bir araya gelmesi ve örgütlenmesi.


Emniyetten Şeriatçı örgütlere tavsiye

İşte teröristlerin içyüzü!Teröre karşı mücadelede psikolojik savaşın önemi büyüktür. Devletin güvenlik birimleri, özellikle de Emniyet Genel Müdürlüğü, zaman zaman yayınladığı bildirilerle terör örgütleri hakkında birtakım bilgiler vererek vatandaşların terör örgütlerinden uzak durması için çalışmalar yapar. Özellikle son dönemde artan PKK saldırılarından sonra psikolojik savaşın önemi bir kez daha ortaya çıkmıştı. Hatta Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt da zaman zaman yaptığı konuşmalarda psikolojik savaş vurgusu yaparak Türk devletinin bu alanda bir zafiyeti olduğunu, bir özeleştiri olarak, belirtmişti.

Geçtiğimiz hafta medyada yer alan bir haber Emniyet Genel Müdürlüğünün psikolojik savaşı yeniden ele aldığını gösteriyor. Ama bu öyle bir psikolojik savaş ki akıllara zarar. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele Daire Başkanlığının son yayınladığı terör örgütlerinin içyüzünü anlatan bildirisi ile ilgili ayrıntılara aşağıda değineceğiz ama hemen söyleyelim inandırıcılıktan uzak olan bu bildirinin etkisinin fazla olacağını pek sanmıyoruz.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde “Bunları biliyor muydunuz?” başlığıyla yayınlanan bildiride PKK’dan DHKP-C’ye, Hizbullah’tan İBDA-C’ye kadar bir dizi terör örgütü hakkında birtakım bildirilere yer verilmiş. Hemen akla gelen ilk terör örgütü olan PKK’dan birkaç örnek verelim. PKK militanlarının dağda bayırda aç, sefil olduklarından bahsediliyor. Günlerce boğazlarından lokma geçmeyen militanlar kaplumbağa, kurbağa, eşek gibi hayvanların etleriyle besleniyorlarmış. Militanların ortalama ömrünün 3-4 yıl olduğu bilgisine yer verilen bildiride sağlığı bozulan militanların kaderine terk edildiği belirtiliyor. Örgüt içerisinde kadın militanlar erkeklerin zevk aracı olarak kullanılıyormuş. Erkek militanlar arasında da eşcinsel ilişki yaygınmış.

Ancak sefil teröristler kısmı kafamızı biraz karıştırdı. İleri teknoloji silahları olan bir terör örgütünün dağda kurbağa peşinde koşacağını hiç sanmıyoruz. Onlara silah sağlayan Amerikalı ağabeyleri herhalde onları aç ve açıkta da bırakmıyordur.

Üstelik Amerikan helikopterlerinden atılan erzak ve tıbbi malzemelerle ilgili basında da defalarca haberler yer aldı. Bir de tabii terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda ele geçen tonlarca erzakla da herhalde at, eşek beslemiyorlardır. Kurban Bayramında Şeriatçıların yaptığı bağışların önemli bir kısmının da PKK’ya erzak olarak gittiğini düşünürsek at, eşek yemedikleri sonucu çıkar. Tabi bu vakıf ve dernekler at ve eşek kesmedilerse.

Sol terör örgütleri başlığı altında verilen bilgilerde de DHKP-C’nin üst düzey yöneticileri zevk-i sefa içinde yaşarlarken alt kadroların süründüğünden, yine bu örgüt arasında da kadın-erkek ilişkilerinin gayrı ahlaki vaziyetinden, Sabancı suikastı sanığı bilmem kimin nerede saklandığı evin ev sahibinin baldızına tecavüz ettiğinden falan bahsediliyor. Bildiriyi okusanız hazırlayanın Terörle Mücadele değil de Ahlak masası olduğunu sanırsınız.

Sağ terör örgütleri başlığı adı altında verilen bilgilerde ise düzey birdenbire yükseliyor. Daha anlayışlı bir üslupla sanki bu örgütler eleştiriliyor.

Mesela Hizbullah örgütünden bahsederken “İslam dininde yeri olmamasına rağmen” mali kaynak sağlamak amacıyla camilerden halı çaldıkları bilgisine yer veriyor. Yani diyor ki camiden halı çalmak günah. Kendi amacınızla çelişiyorsunuz.

Hele İBDA-C ile ilgili kısım ise evlere şenlik. İBDA-C’nin ideolojisinde yeri olmamasına karşın PKK ve DHKP-C gibi örgütleri desteklediği ve yayın organlarında bu örgütleri savunduğunu belirtiyor.

Bu kadarına da insaf, mübarekler ideolojik eleştiri getirmişler. Tabii bütün bu sağcı örgütlerde yukarıdakiler gibi gayrı ahlaki bir durumdan bahsedilmiyor, yani klasik ahlaksız solcular, yanlış yapan sağcılar propagandası.

Ama şunu da hatırlatmak isteriz ki Türkiye, Fadime Şahin’le yatakta yakalanan Müslüm Gündüz’ü de unutmadı.


Bayraktan kim rahatsız olur?

Kırşehir’den 20 lise öğrencisinin kanlarıyla yaptığı bayrağı alan Büyükanıt çok duygulandığını belirterek “İşte biz böyle bir milletiz” demişti. Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, geçen hafta kameralar karşısında kendisine hediye edilen kandan yapılmış bayrağı göstermişti. Kırşehir’den 20 lise öğrencisinin kanlarıyla yaptığı bayrağı alan Büyükanıt çok duygulandığını belirterek “İşte biz böyle bir milletiz” demişti. Geçtiğimiz pazartesi haberin medyada yer almasıyla birlikte bir “kanla bayrak” tartışması başladı.

Liberal, Şeriatçı kesim, bir kısım PKK kuyrukçusu sözde solcu ve sahte milliyetçilerden oluşan koro hep bir ağızdan bilindik türküye başladılar. Toplumsal akıl sağlığımız bozuluyor, bayrak fetişizmi, bize yakışmaz çığlıkları arasında bayrağı yapan çocuklar hakkında inceleme başlatıldığı haberleri ortaya çıktı.

Kanla bayrak yapma fikrini ortaya atan Mürsel Akyürek, “Atalarımızın kanıyla oluşan Türk bayrağını yeniden yapalım dedim. Arkadaşlar kabul ettiler. İki ay boyunca hergün bir araya gelip parmaklarımızı toplu iğne ile delip kumaşa sürerek bayrağı yaptık” dedi. Tülay Koç isimli öğrenci ise “Ağabeyim Şırnak’ta asker. Dağlıca’daki şehitlerin ağabeyimin arkadaşları olduğunu öğrendim. Üç gün ağladım. Fikir gelince tereddüt etmedim” dedi. Elif Şahin, “Kurtuluş Savaşı’nda cephede top mermisi taşıyan ninelerimizi hissettim” derken, Yılmaz Yunus Akyürek de “Bunu bize bırakan insanların torunlarından biri olarak kanımı bayrak için akıtırken şeref duydum” dedi.

Gelelim başlıktaki sorumuzun cevabına. Bayraktan rahatsız olanların başında PKK adına bağımsız aday olup seçilemeyen Baskın Oran yer alıyor. Kısaca “Fetişizm” yorumu yapan Oran’dan da farklı bir tavır beklenemezdi. Diyarbakır’ın ismi Amed olsun önerisini getiren Mümtazer Türköne “Medeni bir toplumda kan üzerinden yapılan edebiyat yüceltilemez” buyurmuş. Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeşil Elmacı Birgün yazarı Ahmet İnsel de “Çocukların aklına bunun gelmesi, toplumsal akıl sağlığımızın vahim bir noktada olduğunu gösteriyor” diyerek bayrak düşmanı koroya dahil olurken gençlere karşı bir tepki de MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’dan geldi. “Kan üzerinden konuşmak bize yakışmaz. Liseliler keşke gül resmi çizselerdi” demiş.

Bu tartışma, Cumhuriyeti sadece ve sadece gençliğe emanet eden Atatürk’ün ne kadar ileri görüşlü olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bizler kanlarıyla bayrak yapıp Büyükanıt’a gönderen ve yanına da “Kalem tutan ellerimiz artık silah tutmalıdır. Biz de şehadet şerbetine ermek isteriz” yazılı not iliştiren gençlerle gurur duyduk.


Şeriatçılar ve Antiemperyalizm

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Bush’un Ortadoğu’ya düzenlediği gezi, Şeriatçıların antiemperyalistliğinin ne kadar sahte olduğunu bir kez daha ortaya koydu.Bizim ülkemizdeki Şeriatçılar gerçekten alem adamlar. Bir gün söyledikleri öbür günü tutmaz. Hani bir laf vardır ya “gerekirse papaz kılığına bile girerim” diye bizimkiler de o hesap. Bir bakarsınız Şeriatçı basında en yoğun İsrail karşıtı propaganda yapılıyor. Ertesi gün İsrail Başbakanı Olmert Türkiye’ye gelir, bizim Şeriatçılar ona övgüler düzmeye başlarlar. Başbakandan Cumhurbaşkanına kadar herkes protokolde kuyruk olur. Her gün gazetelerinde “Siyonist vahşet” tarzı başlıklar görürsünüz, ama Başbakanın Yahudi cesaret ödülü almasına da sevinirler bir taraftan.

Şeriatçıların güne göre fikir değiştirmelerine en güzel örneklerden birini iki sayı önce Özgür Erdem arkadaşımız gözler önüne sermişti. Seçimler öncesinde sınır ötesi operasyona şiddetle karşı çıkan Şeriatçı basın, operasyon ABD’nin dümen suyunda yapılınca birdenbire ne kadar başarılı operasyon yapıldığı üzerine yorumlar yapmaya başlamıştı. Birkaç ay önce bataklık olan Kuzey Irak, 16 Aralık’tan itibaren gül bahçesine dönmüştü.

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Bush’un Ortadoğu’ya düzenlediği gezi, Şeriatçıların antiemperyalistliğinin ne kadar sahte olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Şeriatçı Vakit gazetesinin manşetten verdiği habere göre Bush, Ortadoğu’da protestolarla karşılanmıştı. Daha iki gün önce “dindar” cumhurbaşkanlarının Oval Ofis’te sırtının sıvazlanmasını ağzı kulaklarında izleyen Vakitçilerimiz, anlaşılan iki gün sonra ayılarak antiemperyalist olduklarını hatırlamışlardı. Ya da birisi uzaktan kumandalarının “antiemperyalist” düğmesine basarak onları uyarmıştı. Desteklediğiniz Başbakan, Cumhurbaşkanı birer ay arayla Oval Ofis’e gidip Bush’la görüşünce sesiniz çıkmayacak, Bush Ortadoğu’ya gidince onu protesto eden Filistinlilerin resmini basarak antiemperyalisti oynayacaksınız, böylece tabanınıza da gaz vermiş olacaksınız öyle mi? Nasıl olsa bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye soran yok.

Her gün onlarca Filistinli işgalci İsrail tarafından öldürülürken İsrail’le ikili anlaşmaları imzalayan sözde dindar başbakanınız “hocanız” Necmettin Erbakan idi. Bugün de bu ikili ilişkileri yürüten yine sizin başbakanınız ve cumhurbaşkanınız. Bir taraftan Oval Ofis’te sırtı sıvazlanan için sevin diğer taraftan öldürülen Filistinliler için timsah gözyaşı dök. İkiyüzlülüğün bu kadarı başka bir kesimde yoktur sanırım. Geçtiğimiz dönemki mecliste İsrail dostluk grubunda en çok üyesi bulunan parti olan AKP’ye karşı sesiniz çıkmamıştı. Bu dönemde de desteklediğiniz partinin milletvekillerinin ezici çoğunluğu ABD dostluk grubundalar. Çok antiemperyalistseniz çıkıp eleştirin. Bu ülkede türban eylemlerine katılan binlerce şeriatçı neden Olmert Türkiye’ye geldiğinde meydana çıkmazlar? Neden Olmert’i protesto eden Şeriatçıların sayısı 20-30’u geçmez. Hesap dostlar alışverişte görsün hesabı ama nafile. Bu numaralar bayatlayalı çok oluyor. Artık cümle alem şeriatçıdan antiemperyalist olamayacağını gördü.

Benden size tavsiye kendinize başka bir kılık bulun.


..kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa...
AKP-MHP-DTP silah ittifakı AKP, MHP ve DTP’nin meclisteki ittifakı devam ediyor. En son Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde MHP ve DTP’nin meclise girerek Gül’e Köşk kapılarını ardına kadar açmasından sonra bu kez ateşli silahlarla ilgili kanundaki değişiklik için önerge veren üç silahşörler, gece oturumunda kendi verdikleri önergeyi oylayarak öngörülen değişikliği gerçekleştirdiler.

Mevcut yasa bu yerlere silahla girenlerin, silah ruhsatlarının bulundurmaya çevrilmesini ve taşıma ruhsatlarının ömür boyu iptal edilmesini öngörüyor. Yapılan değişiklik ise cezayı 5 yılla sınırlıyor. Değişiklik, Meclise silahla girdiği için taşıma ruhsatı iptal edilen milletvekillerini de kapsayacak. AKP’den Nihat Ergün, Mustafa Elitaş, Mustafa Ataş, MHP’den Mehmet Şandır ve DTP’den Hasip Kaplan’ın imzaladığı önerge bu partilerin milletvekilleri tarafından kabul edildi. Önergenin gerekçesi ise “uygulamada karşılaşılan mağduriyetleri gidermek ve tartışmaları sona erdirmek”. CHP ise önergeye destek vermedi. Böylelikle Meclis, cezaevi, spor karşılaşmalarının yapıldığı salonlar ile eğitim kurumları gibi ateşli silahlarla girilmesi yasak olan yerlerde silah taşıyanlara verilen ceza yumuşatıldı. Böylece üç silahşörler bütün silahsızlanma kampanyalarını çöpe atan bir tasarıyı el birliğiyle geçirmiş oldu.

Ünlü ressamımız İbrahim Çallı tarafından 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in isteği üzerine yapılan “Atatürk ve Devrimler” konulu tabloların duvarlardan indirilerek depoya kaldırıldığı öğrenildi. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığı ilk iş biliyorsunuz Çankaya Köşkü’nde tadilata başlamak olmuştu. Yapılan tadilatla birlikte Köşk’ün dekorasyonuna da müdahale edildiği geçen hafta ortaya çıktı. Ünlü ressamımız İbrahim Çallı tarafından 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in isteği üzerine yapılan “Atatürk ve Devrimler” konulu tabloların duvarlardan indirilerek depoya kaldırıldığı öğrenildi. Sezer’in tabloları yapması için Köşk’te kendisine bir atölye hazırlattığını belirten Çallı, “Sayın Sezer’in hazırlattığı atölyede bir yıl çalışarak Atatürk ve devrimleri anlatan bir dizi tablo yaptım. Yapılan 32 adet tablo Sayın Sezer’in isteği üzerine Köşk’ün duvarlarına asıldı.” Sezer’in görev süresinin bitiminden hemen önce atölyesini boşalttığını söyleyen Çallı, “11. Cumhurbaşkanı göreve gelince benim yaptığım ve duvarlarda asılı bulunan tabloların indirildiğini öğrendim. Köşk’teki yetkililerle yaptığım görüşmede, bu eserlerin depoya konulduğunu söylediler. Neden kaldırdıklarını sordum. ‘Merak etmeyin envanterdeler’ cevabını aldım. Bu olay sonrası artık Köşk davetlerine katılmıyorum” dedi. Bunlar arasında özellikle “Kaos” adlı tablonun özel bir anlamı olduğunu vurgulayan Çallı, “Bu eserimde dinsel gericiliğin geldiği nokta, cumhuriyete yönelik saldırılar ve şehitleri konu etmiştim” diyerek duyduğu üzüntüyü ifade etti.

Bu olay AKP zihniyetinin Atatürk’e yönelik ilk saldırısı değil. hatırlanacağı gibi daha önce de Meclis’teki Atatürk resmini indirmeye yeltenmişlerdi de aldıkları tepkiler nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmışlardı.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe