21.01.2008/Sayı:170
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Nice yıllara Şirinler

Şirinler
Gargamel'e oy yok

Çocukluğumuzda severek izlediğimiz çizgi filmlerin başında gelen Şirinler, bu yıl 50. doğum günlerini kutluyor.

1958 yılında Belçikalı Pierre Culliford (Peyo) tarafından Spirou adlı çizgi roman dergisinde yayınlanan ve 30’u aşkın ülkede milyonlarca hayran kitlesi olan Şirinler, aynı zamanda televizyon tarihinin en çok tartışılan çizgi filmidir. Özellikle komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle eleştirilen ve Soğuk Savaş döneminde pek çok ülkede yasaklanan Şirinler, 50 yıldır Gargamel’le mücadeleye devam ediyorlar.

Çizgi filmdeki Şirinler köyünü idare eden Şirin Baba’nın Marx’a benzemesinden tutun para gibi simgelerin itibar görmediği bir dünya tasvirine kadar pek çok ipucu aslında Şirinler’in neye hizmet etmek için ortaya çıkarıldığını anlatıyor. Şirinler’in İngilizce karşılığı olan “Smurf” kelimesinin aslında “Small Men Under Red Flag” yani “kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar” anlamına geldiği efsanesi de on yıllardır dilden dile dolaşır durur. Zaten Şirinler’in yaratıcısı olan Peyo, bir sosyalisttir.

Yani, Şirinler’i eleştirenler de ona hayranlık duyanlar da haklıdır. Şirin Baba gerçekten Marx’a benzer. Şirinler köyünde özel mülkiyet yoktur ve orada para da geçmez. Böyle bir şeye ihtiyaç da duymazlar çünkü orada üretim ve tüketim ortaktır. Değişim değeri olarak “şirin çileklerini” kullanırlar. Şirinler köyünde herkesin yaptığı belli bir iş vardır ve herkes yaptığı işin karşılığında ortaya çıkan ürünlerden eşit olarak faydalanır. Hatta o kadar eşitlikçi bir toplumdur ki hiçbir iş yapmayan Tembel Şirin bile paylaşımdan eşit oranda pay alır.

Burada özellikle bir parantez de Şirinler’in baş düşmanı Gargamel için açmak gerekir. Gargamel kötü kalpliliği, altına düşkünlüğü ve giydiği papaz cübbesine benzer kıyafetiyle kapitalizmi simgeleyen olumsuz karakterdir. Bütün işi gücü bırakmış kedisi Azman’la birlikte Şirinler’in peşinde ömrünü tüketmiştir. Tek gayesi Şirinler’i yakalayıp yemektir.

Kötü olduğu kadar salaktır da. Her seferinde yaptığı bir salaklık sonucu işleri eline yüzüne bulaştırır ve Şirinler’i elinden kaçırır. Sonra şunu duyarız: “Şirinlerdennn nnnefrrret ediyorummmm!” Çoğu zaman kedisi Azman’ın Gargamel’den daha akıllı olduğu hissine kapılırsınız. Şirin Baba ne kadar akıllı ve bilge bir karakterse Gargamel de tam tersine o kadar sersem, salak bir karakterdir.

Bir dönem komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle FBI’ın bile takibine uğrayan Şirinler, bugün 50. doğum gününü kutlarken, bizlere ve bizden sonra gelen kuşaklara da ilk dersleri vermeye devam ediyorlar: Kolektif yaşam, eşit toplum, özel mülkiyetin ve paranın olmadığı, üretimin ve tüketimin ortaklaşa ve eşit yapıldığı başka bir dünya.

Aynı zamanda kapitalizmle özdeşleştirilen Gargamel’e karşı aralıksız mücadele de verdiği ayrı bir ders.

İyi ki doğdunuz Şirinler. Nice mutlu yıllara.


Chavez evleniyor mu?

Giselle BündchenGeçtiğimiz sayı bu sayfada dünyaca ünlü manken Naomi Campbell’ın Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’le yaptığı röportaja yer vermiştik. Geçtiğimiz hafta boyunca tüm dünya medyası Chavez ile Naomi’yi konuştu. Chavez’le Naomi’nin evlenecekleri haberi gündeme bomba gibi düştü ve bütün hafta boyunca da üst sıralardaki yerini korudu. Gerçi Chavez’in gündemin üst sıralarında olması için illa ki dünyaca ünlü bir mankenle evleneceği iddiasına ihtiyacı yok. O emperyalizme karşı duruşuyla ve halkçı uygulamalarıyla zaten devrimcilerin gündeminde her zaman en üst sıralarda yer alıyor. Buradan da bizim boyalı basının kriterlerinin farklı olduğu sonucu çıkıyor.

Bilindiği gibi bundan yaklaşık bir ay kadar önce Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İtalyan asıllı manken Carla Bruni ile yaşadığı ilişkiyle gündeme gelmiş ve gazetelerdeki yeri de ortalarda olan “dünya” sayfalarından yavaş yavaş magazin gündeminin takip edildiği ikinci ve dördüncü sayfalara doğru ilerlemişti. Aynı durum geçen hafta biraz da Chavez için yaşandı. Venezüella gazetesi El Universal’in İletişim Bakanı Andres İzzara’ya dayandırarak verdiği habere göre Naomi ile Chavez iki aydır birliktelermiş ve hatta yakında evlenmeyi düşünüyorlarmış. “Başkan siyah güzele deliler gibi vuruldu” başlığıyla verilen haberde Chavez’in Naomi’ye sırılsıklam aşık olduğu belirtildi. Naomi’nin de çevresine Chavez’den bahsederken övgü dolu sözler kullanması da iddialara kanıt olarak gösteriliyor.

Koskoca bir devlet başkanı evlenmeye karar vermişse, hele hele Chavez gibi dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir kişiyse bu, elbette ki haber değeri vardır ve medya bunu görmezden gelemez. Ancak henüz olmamış bir şey üzerinden yermeye kalkmak da pek etik bir davranış olmasa gerek. Ne yani sosyalist bir devlet başkanı bir mankenle evlenmek isteyemez mi? Evlenmek her bekar insanın hakkıdır ve buna karar verebilecek tek kişi hiç kuşkusuz Chavez’dir. Ve O kararını vermişse mutlaka evlenir de.

Ancak biz yine de Chavez’e bir öneride bulunmadan geçemeyeceğiz.

İlla ki evleneceksen sana ABD’li değil Latin Amerikalı bir güzel yakışır.

Bizim önerimiz Giselle Bündchen. Hem güzel, hem dünyaca ünlü manken hem de Brezilyalı.

Bence düşünmeye değer.


Latin Amerika’da devrimci dalga büyüyor

Alvaro ColomEski tabirle ABD’nin arka bahçesi olan Latin Amerika, Chavez’in Venezüella’da iktidarı almasıyla birlikte ABD’nin baş belası ve kabusu olmaya başlamıştı. Chavez’den sonra gelişen devrimci dalga sonucunda Latin Amerika ülkelerinde iktidar tek tek solun eline geçmeye başladı. Chavez’i Bolivya’da Morales izledi. Brezilya, Lula da Silva ile sol iktidara kavuşurken onu Nikaragua’da Sandinist Daniel Ortega izledi. Son olarak ise Guatemala’da 50 yıl sonra sol resmen iktidara geldi.

Geçtiğimiz yıl Kasım ayında yapılan ikinci tur seçimlerde oyların %52,78’ini alarak devlet başkanlığını kazanan Alvaro Colom, Latin Amerika’daki devrimci dalganın yeni bir halkasını oluşturdu. Solcu Umut İçin Ulusal Birlik Partisi’nin adayı olan Colom, ülkenin yarıya yakınını oluşturan yerli Mayaların desteğini alarak, rakibi eski ordu istihbarat şefi olan Otto Perez Molina’yı geride bıraktı.

Yoksul kesimin büyük çoğunluğunu oluşturan Maya kabileleri, hiçbir kabileye üye olmadığı için Colom’u fahri üye ilan etmişlerdi. Yoksullukla mücadelenin öncelikli olarak ele alınacağını belirten Colom, Mayalara yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması için de çalışacağını ifade etti. Ayrıca Maya ağırlıklı bir ulusal birlik hükümeti oluşturacağını belirtti.

1954’te CIA tarafından düzenlenen bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Jacobo Arbenz’in ardından 50 yılı aşkın bir süre sonra ilk kez sol bir iktidarın ortaya çıkması hem Guatemala’da hem de diğer Latin Amerika ülkelerinde coşkuyla karşılandı. Colom’u ilk tebrik eden ise Venezüella’nın devrimci lideri Chavez oldu. Colom’un yemin töreninde de hazır bulunan Chavez, törenden sonra yaptığı açıklamada, “tercihli petrol ve çeşitli yatırımlar dahil her türlü yardıma hazırım. Kapı açık” dedi.

Diğer Latin Amerika halkları gibi Guatemala halkı da tarihi boyunca ABD tarafından kurulan diktatörlükler ve faşist cuntalar tarafından ezilmiştir. Ülke tarihindeki ilk seçimler ise 1951 yılında yapılmıştır. 1944 yılında diktatör Jorge Ubrigo’nun devrilmesinden sonra yapılan 1951 seçimlerini Jacobo Arbenz kazanmıştı. Halkçı uygulamalarıyla bilinen Arbenz, 1954 yılında CIA’in düzenlediği darbe ile devrilmiş ve ülke 40 yıllık bir iç savaşa sürüklenmişti. 1960’ta faşist cuntaya karşı başlatılan gerilla hareketi 1996’ya kadar sürmüş ve tahminen 300 bin kişi hayatını kaybetmişti.


Rusya askeri atağa geçti

Rus kadın askerler bir resmi tören sırasındaYanlış anlamayın, Rusya ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonyasına karşı yeni bir ittifak ya da kafa tutma, silahlanma gibi bir faaliyetin içinde değil. Bazı ulusalcı kesimlerde böyle bir beklenti var. Özellikle Avrasyacılar Irak savaşı öncesi Rusya ve Çin’den böyle bir hareket bekliyorlardı ama olmadı. Sonuçta bir emperyalist başka bir emperyalistin-eğer kendinden güçlüyse- ancak müttefiki olur, rakibi olamaz. O yüzden yaklaşan İran savaşı öncesi özellikle Rusya’dan böyle bir beklentisi olan varsa hiç boşuna beklemesin avucunu yalar. Rusya’nın son dönemde izlediği politika neyin nesi diyecek olanlara da şunu söyleyebiliriz ki, ABD’nin bölgeye yerleşme çabaları artarken Rusya özellikle kendi coğrafyasında etkin olmaya çalışıyor ve ABD’ye “uzak dur” mesajı veriyor.

Rusya’nın askeri atağına gelince durum biraz farklı. Bilirsiniz zaman zaman medyada çeşitli ülkelerin ordularındaki kadın askerler ile ilgili haberler yer alır. En bilinen örnekleri ABD’nin Irak’taki kadın askerleri ile İsrail ordusundaki kadın askerlerdir. Hatta dünyaca ünlü bir İsrailli olan Bar Rafaelli’nin asker kaçağı olduğu haberleri günlerce çarşaf çarşaf yayınlanmıştı. Rusya’nın askeri atağı da buna benziyor. Daha doğrusu Rusya’nın askeri atağı ordusundaki kadın askerler ile ilgili ve “tamamen duygusal”. Rusya’da ulusal bayramlarda boy gösteren mini etekli ve topuklu ayakkabı giyen Rus kadın askerler, her geçen yıl Rusya’nın turist sayısını artırıyormuş. Özellikle komşu İskandinav ülkelerinden akın akın gelen insanlar, bayramlarda Rus kadın askerlerin geçit törenini izliyorlarmış. O nedenle de özellikle resmi bayramların olduğu dönemde başkent Moskova’da turist patlaması yaşanıyormuş. Böylece Rus ordusunun bir kısmının ekonomiye bu şekilde katkısının da olduğunu öğrenmiş olduk.

Tabii bu şekilde bir turizm patlamasını Rusya yönetimi nasıl karşılıyor bilemiyoruz. Ama turist sayısı her sene arttığı için çok bir sorun yoktur onlar açısından. Bir de tabi Allah’tan Ruslar bu askerleri resmi geçitte sergiliyorlar. Bir de cepheye sürseler ne olur bir düşünsenize? Sıcak çatışmanın tam ortasında “çat çut” topuk sesleri eşliğinde geçit yapan Rus kadın askerleri. Bu noktadan sonra artık savaş mavaş hak getire.

(Neyse bu kadar geyik yeter herhalde. Bu da benden size Putin’siz, Medvedev’siz, AKKA’sız, Kremlinsiz bir Rusya haberi. Bu arada en yakın Rus ulusal bayramının ne zaman olduğunu bilen varsa bana ulaşsın.

Bu sayfayı Yavuz Selim’in bir haftalık yokluğunda ben hazırlamak zorunda kaldım.)


Medeniyetler ittifakı mı?

Küresel barışın örneği TürkiyeGeçtiğimiz hafta İspanya’nın başkenti Madrid’de Medeniyetler İttifakı toplantısı yapıldı. Toplantıya Medeniyetler İttifakı projesinin eşbaşkanı sıfatıyla Tayyip de iştirak etti. Toplantıda birbirinden ilginç konular ve konuklar vardı tabi. Dünya meseleleri üzerine ve Batı ile İslâm medeniyetlerinin karşılıklı diyalog çerçevesinde ilişkilerini geliştirmesi üzerine bilindik mavallar okundu durdu. Birkaç garip ve komik olay da meydana geldi. Özellikle Tayyip’in Madrid’den türban ile ilgili verdiği mesajlar bizim medyamızı kapladı ise de Türkiye açısından dış cephede işler pek yolunda gitmi-yor.

Hatırlanacağı gibi 2005 yılında El-Kaide’nin Londra’da düzenlediği terör saldırılarından sonra Batı, hemen bütün Müslümanları suçlu ilan etmişti. Bizim Batıya yaranma çabasındaki sözde Müslüman iktidar mensuplarımız da bunu fırsat bilip hemen Batıya yamanmak için fırsat bildiler. İşte bu Medeniyetler İttifakı dediğimiz hikaye o zaman başladı. Bizim İslamcılar tüm dünyada en işbirlikçi İslamcılar oldukları için de projenin eşbaşkanlarından biri de Tayyip oldu. Bizim Batıcı İslamcılar, İspanya Başbakanı Zapatero ve o zamanki Birleşmiş Milletler Genel sekreteri olan Kofi Annan tarafından temeli atılan Medeniyetler İttifakı’nın 1. Forumu yapıldı geçtiğimiz hafta. Özellikle son zamanlarda Avrupa coğrafyasında artan Türk ve İslâm karşıtı tutumu dikkate alırsak, bizimkilerin İslam dinine karşı da büyük bir gafletin içinde bulundukları aşikar. Her hafta bir Avrupa ülkesinde İslâm karşıtı yürüyüşler düzenlenirken, Kur’an yasaklansın kampanyaları başlatılırken ağızlarından köpükler saçarak saldıran şeriatçı medyamızın mümtaz şahsiyetsizleri de başbakanlarının ittifak eşbaşkanı olmasından pek gocunmuyorlar.

Her neyse biz gelelim toplantıya. Medyada yer alan haberlere göre toplantıya 70 ülkeden 350 kişi katıldı. Bunların arasında Antonio Banderas, George Clooney- Gül’dür o- ve Angelina Jolie gibi dünyaca ünlü starlar da katılmış. Zannedersiniz dinlerarası diyalog toplantısı değil Oskar töreni.

Aradan geçen iki yıllık süre zarfında Medeniyetler İttifakı projesi yeni bir Türkiye’yi AB kapısında oyalama sürecine de döndü. Tayyip ve arkadaşları, bu projenin Türkiye’nin AB’ye katılması için hızlandırıcı bir etkisi olacağını düşünüyorlardı ama gerçek hiç de öyle değil. Bu gerçeği en son olarak, Tayyip’in yakın dostu olarak Zapatero söyledi. Madrid’de Tayyip’le birlikte katıldığı bir toplantıda konuşan Zapatero, aynen şu cümleleri sarfetti: “10 yıl sonra veya 2020’de önemli değil, Türkiye Avrupa Birliği’ne ne zaman girerse girsin bu karar AB’nin 21. yüzyılda alacağı en önemli karar olacaktır.” Şu laflara bakar mısınız? Bizimkiler işi hızlandırmaktan bahsediyorlar adam süreci tüm 21. yüzyıla yaydı.

Bir diğer önemli gelişme de Tayyip’in İspanya Kralı Juan Carlos’u ziyareti sırasında gerçekleştirdi. Medyadaki haberler her ne kadar görüşmelerin son derece sıcak ve samimi bir havada geçtiğini söylese de Kral’ın kendisine Tayyip adına “Günaydın” diyen Ali Babacan’ı tercüman zannetmesi ve Babacan’ın da “Ben tercüman değil Bakanım” çıkışı biraz gölge düşürdü.

Son günkü toplantılarda ise İspanyol güvenlik güçleriyle Tayyip’in korumaları arasındaki arbede gündeme oturdu. Böylece bir medeniyetler rezilliği toplantısı daha bizler için hoş anılarla sona erdi.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe