| Gökçe Fırat |
AKP bizi uçuracakmış!
Hükümetin ekonomik planı: Başbakan Tayyip Erdoğan 60. hükümetin ekonomik hedeflerini açıkladı. Acil Eylem Planı adı verilen programı şu şekilde takdim etti: “Açıklayacağım program, istikrar zemininde ilerleyen ekonomik ve sosyal gelişme sürecimizde bir ‘sıçrama dönemi’ programıdır. Bu bakımdan temel hedefimiz Türkiye’yi take-off’a, ‘kalkış’a geçirerek daha güvenli bir hıza ve yüksekliğe taşımaktır”. 60. Hükümetin hedefine göre 2013 yılında kişi başına gelir 10 bin dolara çıkmış olacak. Hükümetin bu hedefinin ne ölçüde gerçekçi olduğu üzerinde çok durmayacağız ancak bu açıklamayı ve planı okuyan yabancı iktisat gazete ve dergilerinin yorumunu aktarmakla yetinelim: “Çok hoş ama gerçekçi gözükmüyor!” Ama bizi bu açıklamanın siyasi yanı daha fazla ilgilendiriyor. AKP zihniyetinin ne olduğunu ortaya koyan bir ipucunu bu açıklamada da bulabiliyoruz çünkü. Tayyip Erdoğan açıklamasında Türkiye’yi take-off’a geçirmekten bahsediyor. Dinleyenler açısından hoş bir tanımlama gibi durabilir ama bu take-off’un önemli bir anlamı var. Take-off iktisatta kullanılan bir kavram. Uçakların pistten havalanma anını işaret ediyor. Ekonomide de bir ekonominin uçuşa, kalkışa geçişi demek. Kavramı ilk kullanan ve literatüre kazandıran Amerikalı iktisatçı Rostow. Rostow 1960 yılında yayınlanan “İktisadi Gelişmenin Aşamaları” adlı eserinde bu kavramı kullanıyor. Ancak kitabın bir de alt başlığı var “Komünist olmayan Manifesto” Ancak burada komünist olmayanı antikomünist olarak okumak gerek. CIA’nın ekonomik doktrini İkinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Üçüncü Dünya’da sömürgelerde hızlı bir bağımsızlık hareketi başlar. 1960’lı yıllara gelindiğinde bağımsızlık davasının yanına yeni bir dava daha eklenir: Kalkınma. Bağımsızlık ve kalkınmanın kesişme noktası ise genellikle sosyalizm olur. Bağımsızlığını elde eden ülkeler birer birer sosyalist bir kalkınma yoluna yönelmeye başlarlar. Sovyetler Birliği’nin de dış desteğiyle kalkınma davası Amerikan emperyalizmini tehdit etmeye başlar. Bu duruma bir çözüm arayan Amerikalı iktisatçılar da kalkınma davasını sosyalist olmayan yollardan nasıl sağlanacağı üzerine çalışmaya koyulurlar. İşte Rostow bu iktisatçılardan birisidir. Kitabını yazarken CIA’ya bağlı üniversite olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ona destek olur. Rostow derdini çok açık bir şekilde şöyle ifade eder: “Geri kalmış ülkelere -komünistlerin umutlarının yoğunlaştığı uluslara- herhangi bir komünist eğilime girmeden, demokratik dünyanın belirlediği sınırlar içinde hazırlık safhasını tamamlayarak gelişme aşamasına geçebileceklerini göstermek gerekiyor. Bu inancıma göre Batılıların en önemli meselesidir.” Rostow o kadar antikomünisttir ki kitabında sosyalizmin tam tersi bir yöntem tutturur. Marksizmin tarih anlayışına göre toplumlar beş aşamadan geçerler, köleci toplumdan komünist topluma uzaman beş aşamadır bu. Rostow’da ise beş aşama vardır yine ama şu şekildedir, geleneksel toplum, geçiş toplumu, harekete geçme aşamasındaki toplum, olgunlaşma yolundaki toplum ve kitle tüketim toplumu. Bir toplum nasıl harekete geçecektir sorusunu yanıtlarken de take-off terimini kullanır. Ancak bu uçuş aşaması için iki şey gereklidir. Birincisi yüksek bir büyüme hızı, ikincisi bu büyüme hızını yakalamak için sermaye birikimi.
Yabancı parası ile kalkınma masalı Geri kalmış ülkelerde sermaye birikimi olmadığına göre bu sermaye nereden temin edilecektir peki? İşte Rostow teorisinin hikmeti buradadır, bu parayı bu ülkelere komünistler verirse bu ülkeler komünist olur o nedenle bu parayı Batılı ülkeler vermelidir! Bugün gerek ülkemizin gerekse tüm bizim gibi ülkelerin baş belası olan IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar işte bu düşüncenin eseri olarak kurulmuşlardır. Peki yabancı parası ile, yani Batının parası ile uçuş gerçekleşmiş midir? Türkiye yaklaşık 50 yıldır dış borçla yaşayan bir ülke, ama hâlâ uçamadığımız ortada! O kadar ortada ki bugün Tayyip Bey bizi hâlâ uçurmaya çalışıyor! Aslında işin en komik yanı Rostow’un Türkiye’nin ne zaman uçacağını yazmış olması. Her bir ülkenin kaç yılda uçuşa geçtiğini verir Rostow kitabında. Mesela İngiltere, 1783-1802 yılları arasında, Fransa 1830-1860 yılları arasında, ABD 1843-1860 yılları arasında uçuşa geçer. Bunlar yaşanmış örneklerdir. Bu örneklere göre uçuş için toplumun bir yirmi ile otuz yıl arasında dişini sıkması gerekmektedir. Peki Türkiye için verilen tarih nedir? 1937! Adam tarihi sanırız burada karıştırmış 1938 yerine 1937’yi kullanmış. Yani Türkiye ancak Atatürk’ten sonra uçuş aşamasına gelmiştir. Kitap yazıldığında 1960 yılı olmuştur. Yani kitaptan üç beş yıl geçtikten sonra Türkiye’nin uçması gerekirdi! Nitekim 1960’lı yıllarda Demirel de hep Türkiye’yi kalkındırmaktan söz ediyordu sonraki sağ iktidarlar da. Ama 2008’e geldiğimiz halde yerimizde oturduğumuz ortada! Peki buradan ne ders çıkar? Demek ki yabancı parasıyla uçuş olmazmış! Peki şimdiki hükümet Türkiye’yi nasıl uçurmayı düşünüyor? Yabancı parasıyla. Nasıl? Bir taraftan kamu işletmelerini özelleştirme yoluyla yabancılara satarak, diğer yandan borsaya yabancı para girişi yoluyla. Bu açılardan baktığımızda Türkiye’ye çok iyi bir yabancı para akışı olduğu ortada. Buna bir de İslami sermayenin görünmeyen desteğini de ekleyin elbette. Şimdi bu olumlu görünüme güvenen Tayyip topluma çıkıp uçmaktan bahsediyor. Ama yabancı iktisatçılar bunları sadece güzel temenniler olarak değerlendiriyor. Bizde büyük çoğunluğu Şeriatçı olan basın büyük bir olaymış gibi sunuyor. Kimileri ise temkinli yaklaşıyor. Borç batağı Olayın iki yönünü de burada göstermek gerek. Uçmak eğer gelişmiş bir toplum haline gelmekse bunun yolu kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi kurmaktır. Bunun tek yolu ise öncelikle sanayileşmektir. Ama bugün Türkiye’ye giren yabancı sermaye sanayileşmeye olumlu bir katkı yapmamaktadır. Aksine özelleştirmeler ve devletin ekonomiden çekilmesi ile sanayileşme durmuştur. Bu ise gerek kısa vadede gerekse uzun vadede Türk ekonomisinin yerinde sayacağının en büyük göstergesidir. Bunun ekonomiye yansıyan yanı sürekli cari açıktır. Türkiye’nin cari açığı hiçbir dönem kapanmaz. Nedeni basittir, dışarıya tüketim malı ihraç ederken pahalı ara ve sanayi mallarını ithal ederiz. Böylece dışardan borç olarak aldığımız yabancı parayı dışarıya cari açık olarak aktarırız. Böyle olduğu için de sanayileşmeyi sağlayacak sermaye birikmez. Yani take-off’çuların teorisi aslında ülkemizi bir kısır döngüye sokar. Ve bu kısır döngü alınan yabancı borç paranın faiz yükü nedeniyle bir borç sarmalına dönüşür. Hükümetin acil eylem planında değinmediği nokta burasıdır. O halde göründüğü kadarıyla Türk ekonomisinin uçmayacağı pistte patinaj yapacağı ortadadır. Jet motoruyla uçuyorlar! Ama Tayyip Bey bir noktada son derece doğru bir tespit yapmaktadır: Gerçekten de toplumun bir kesimi uçuşa çoktan geçmiştir! Rostow’un beş aşamalı kuramının bir diğer yanı geleneksel toplumun yerini modern topluma bırakmasıdır. Bu ise ekonomik davranış kalıplarının toplumca benimsenmesidir. Eski toplumun yaşayış tarzının değişmesidir. İşte bu açıdan baktığımızda ülkemizde hızla “modernleşen” ve uçan kesim gözlerimizin önündedir. Mesela Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün küçük oğlu daha 18 yaşına gelmeden iyi bir tüccar olmuştur. Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ın üniversiteyi yeni bitirmiş oğlu armatör olmuştur. Maliye Bakanımızın oğlununsa hızına yetişmek imkansızdır. O jet hızıyla uçuşa geçmiştir! Kısacası Türk ekonomisi ve toplumu yerinde sayarken, Şeriatçı kesim çoktan uçuşa geçmiştir. Türkiye bir Alışveriş Merkezi cenneti halini almıştır. Türkiye lüks tüketimin merkezi olmuştur. Lüks siteler, oteller vb. yapılar hızla yükselmektedir. Kısacası tüketim ve yaşam kalıpları hızla değişmektedir. Bir eli yağda bir eli balda bir elit kesim yaratılmıştır. Günümüz jet sosyetesinin tek bir şeyi değişmemiştir: Türbanı! Günümüz jet sosyetesi o nedenle türbanlıdır. Bu yanıyla Türkiye bir Ortadoğu Arap emirliği görünümündedir. Bahreyn’in, Kuveyt’in lüksü, şatafatı. Ancak Türkiye bu ülkeler gibi petrol zengini değildir, dolayısıyla petrol satıp dolar almamaktadır. Bunun yerine doları borçla almaktadır! Kaldı ki nüfus bu tür zengin Arap emirliklerinin on katıdır. Dolayısıyla bu lüksü bu ülkenin kaldırma lüksü yoktur. O nedenle de ülkenin diğer yanı Irak, İran, Suriye düzeyindedir. Yani yoğun nüfus, düşük gelir, düşük tüketim. Bu seviyedekiler içinse Tayyip Bey’lerin formülü hazırdır: Kömür yardımı, erzak yardımı, vb. Tayyip Bey ve çevresi beş yılda böylesi bir ülke yarattılar. Önümüzdeki beş yılda da aynı ekonomik programı uygulayacaklarına göre biz yerimizde sayacağız onlar uçacak demektir. Ama bu uçuşun bir de siyasi maliyeti var elbette. Tayyip Bey’lerin Şeriatçı jet sosyetesinin uçuşu bile yabancı sermaye girişine bağımlıdır. Bu sermayenin ürküp kaçmamasınınsa bazı maliyetleri olacaktır. Mesela Kürt devletine izin vermek gibi. İşte Tayyip’lerin yaşadıkları saltanat böyle bir saltanattır. Bu saltanatın bir benzerini Osmanlı padişahları bu coğrafyada zaten 100 yıl önce sergilemişlerdi. Maliyeti Sevr olmuştu... Mustafa Kemal, Sevr’i uygulamaya gelenlere geldikleri gibi giderler derken, Sevr’i kabul eden padişaha da kapıyı göstermişti: Şimdi bizim de bu yeni saltanatçılara kapıyı gösterip gidin dememiz gerekir, ama onların anladığı dilden, İngilizce. Take-off’a karşı fuck off!
|