21.01.2008/Sayı:170
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kaya Ataberk

Aleviliğini değil Türklüğünü koru!

Nasıl ki Sünni Şeriatçılar bir kesime saldırırken ya da mahkum etmeye çalışırken tarikat şeyhlerinden fetva almaktadır, Alevilik adına yapılan karşı çıkış da dedelerden alınan bir nevi aforoz kararıyla yapılmaktadır.
Nasıl ki Sünni Şeriatçılar bir kesime saldırırken ya da mahkum etmeye çalışırken tarikat şeyhlerinden fetva almaktadır, Alevilik adına yapılan karşı çıkış da dedelerden alınan bir nevi aforoz kararıyla yapılmaktadır. Böylelikle, AKP’ye karşı “demokrat” Alevicilik yapanların da laiklik adına bu çıkışları destekleyen Cumhuriyet gazetesi gibi kesimlerin de Şeriatçıların tavrından ne farklarının kaldığının sorulması gerekmektedir. Madem laiklik adına karşı çıkıyorsunuz, bari onu da laik yöntemlerle yapın. Tarikatlar savaşının Alevi kolunu da siz oluşturmayın.

AKP’nin Alevi açılımı
Şeriat açılımıdır

AKP’nin uzun zaman önce ilk adımlarını attığı Aleviler üzerinde yoğunlaşma politikası 11 Ocak’ta AKP İstanbul milletvekili Reha Çamuroğlu’nun girişimiyle Muharrem iftarı düzenlenmesiyle son noktasına ulaştı. AKP’nin iftara 14 bakanla katılması verilen önemin de bir göstergesi oldu. Belirli bir Alevi kesimin desteklediği ve katıldığı AKP’nin Alevi iftarı, sadece Aleviler içinde değil tüm Türkiye siyasetinde de önemli bir tartışmanın başlangıcını oluşturdu. AKP, Alevilere yoğunlaşarak ne yapmak istemekteydi? Bir kısım, AKP’nin Alevileri asimile etmek istediğini iddia ederken, bir kısım da AKP’nin demokratikleşme adımı olarak Alevilerin haklarını vereceğini iddia etti.

Destekleyen ve olumlu bulan kesim zaten AKP’ye yakınlaşmış olan ve hakim Alevi kesimleriyle güç mücadelesi içine girmiş Alevi liderlerinden oluşmaktayken, muhalefet eden kesimin de PKK ve güdümündeki örgütlerin kuyruğuna takılan bir saf oluşturması dikkat çekti. Böylece daha olayın başından da net bir şekilde ortaya koymamız gerektiği gibi Aleviler de AKP ile PKK arasında seçim yapmak gibi bir ikilemle karşı karşıya bırakıldılar.

Tayyip Erdoğan’ın Alevi tarikat liderleri olarak da değerlendireceğimiz bir kesimle iftar yemeği düzenlemesi bir taraftan Erbakan’ın 28 Şubat’ın arifesinde düzenlediği tarikatlar iftarını hatırlattı. Yapılan iki hareket açısından da Şeriatçılık düzleminde bir fark görülemez. Diğer taraftan da karşı çıkan kesimin gene Alevi tarikatlarının başka bir cephesi olması bir Alevi tarikatlar savaşının başladığı, bunun da Aleviler üzerinde oynanan ciddi oyunların bir yansıması olduğu izlenimini yarattı.

İftarın yarattığı tartışmalar durulmadan Tayyip Erdoğan; “Alevilerin taleplerine uzak kalamayız” diyerek devreye soktukları Şeriat açılımının da ilk sinyallerini verdi. Demokratikleşme adı altında Alevilerin Türk kimliğinin dışında bir kimlik olarak ortaya konulmasının ulusal birlik açısından yaratacağı zafiyet ortadadır. Ancak durum bununla da sınırlı kalmamakta ve Alevi açılımı denilen şey tam anlamıyla bir Şeriat açılımına dönüşmektedir. Bugün, “Aleviler inançlarını istedikleri gibi yaşasın” denilirken aslında bir sonraki adımın zemini atılmaktadır. Bu adımda da “Türkiye’de Sünniler de inançlarını istediği gibi yaşasın” denilerek Alevi Şeriatı üzerinden, Sünni Şeriatı da meşrulaştırılmak istenmektedir. Aslında nesnel olarak bir Alevi Şeriatçılığının Türkiye’yi ele geçirme tehlikesi yoktur ama AKP’nin başını çektiği Sünni Şeriatçılık bu hedefine iyiden iyiye yaklaşmıştır. Gerçekten de buna uygun olarak Tayyip Erdoğan’ın ikinci adımı da kimsenin beklemediği bir anda türban meselesiyle ilgili olarak geldi.

AKP, türban tartışmasını alevlendiriyor

Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada ilk kez türbanı bu kadar açıktan ve cüretkar bir tarzda savundu. Bugüne kadar hep türbanın aslıda siyasi simge olmadığını, türbanın kamusal alanda yasaklanmasının bire bir insanların inançlarına müdahale olduğunu savunan AKP ve Şeriatçılar ilk kez tavırlarını sertleştirdiler ve bir mevzii daha kazandılar.

Erdoğan, bu kez farklı bir yaklaşımla konuştu: “Bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı da suç kabul edebilir misiniz? Simgelere bir yasak getirebilir misiniz, sembollere bir yasak getirebilir misiniz?” dedikten sonra türbanı artık Anayasa aracılığıyla da olsa çözeceklerini açıkladı. Görüldüğü gibi artık AKP türbanı bir inanç özgürlüğü olarak değil kendi siyasal simgeleri olarak savunmaktadır ve bu onlar açısından müthiş bir kazanımdır.

Bu noktada CHP’nin ve laik kesimin “artık açık konuşuyorlar, daha rahat mücadele ederiz” anlayışıyla sevinmesi tamamen yanlıştır. Aksine durumu dürüstlükle tahlil etmek gerekirse artık AKP’nin türbanı savunmak konusunda pek de öyle eskisi gibi kaygılarının kalmadığını görmekteyiz. Bu bir taraftan, bazı mercilerden garanti alıp almadıkları sorusunu akıllara getirirken diğer taraftan da Şeriat devleti hedefinin AKP için vazgeçilmezliğini de bir kez daha kanıtlıyor. Türban için AKP’nin planının “örf ve adete uyduğu sürece kıyafet serbestliği” olarak yasalaştırmak olduğu basına yansırken bu sınırın çizilmesinin de tamamen AKP’nin elinde olacağı gerçeği, meselenin artık türban serbestliği değil, çağdaş kıyafetin yasaklanması olarak gündeme geleceği ortaya çıkmaktadır. Erbakan’ın Refah Partisi’nin türban meselesi merkezinde kapatıldığı günlerden bugünlere gelen Şeriatçılığın programı işlemektedir. Bu arada Alevi tarikat liderlerinin de sahneye çıkartılması farklı bir planını daha devrede olduğunun kanıtıdır.

Şii ve Sünni bölünmesi ve çift Şeriatlı Irak örneği

ABD’nin Ortadoğu’ya gerçekleştirdiği sömürgeci saldırının esas temellendirmesi tüm ülkelerde etnik bölünme üzerinden yapılmaktadır. Ancak çoğu zaman bu da yeterli olmamakta ve buna bir de mezhep bölünmesi eklenmektedir. Irak’ta ortaya çıkan durum bunun en açık örneğidir. Uzun yıllardan beri örgütlenen Kürt bölücülüğünün devlet kurdurulacak kadar palazlanmasına ek olarak emperyalist işgale karşı esas direniş potansiyelini oluşturan Arap ulusu da Sünni ve Şii Şeriatçılıkları arasında mezhep bölünmesine de tabii tutulmuş bulunmaktadır. Saldırı sırasında ve sonrasında Sünni kesimin büyük çoğunluğu direnişe katılırken Şiilerin önemli bir bölümünün de ABD ve İran etkileri arasında gidip gelerek direnişin dışında kalmasının en önemli sebebi de bu mezhep bölünmesi olmuştur. Mezhepçiliğin ve Şeriatçılığın güçlendiği yerde ulus bilinci tutunamamaktadır.

Tabii ki burada Irak’ın bir anlamda ABD’nin daha sonra ele almak niyetinde olduğu Türkiye gibi daha büyük hedefler açısından bir deneme alanı olduğunu da tespit etmeliyiz. Irak’ta oluşturulan etnik ve mezhepsel bölünme planı Türkiye’de de aynen devreye sokulmaktadır. Son dönemlerde PKK’nın siyasallaştırılarak güçlendirilmesinin ve Kürtçülüğün farklı bir zeminde gelişiminin önünün açılmasına ek olarak Alevi Şeriatının da ön plana çıkartılmaya başlanması aynı planının Türkiye ayağının da devrede olduğunu kanıtlamaktadır. Yapılan son girişimlerle Alevilik üzerinden Şeriatın önünü açılmasının yanı sıra Alevi Şeriatı da ayrı bir kimlik olarak sürece dahil edilmiştir ve mezhepsel bölünme planı işletilmektedir. Üç parçalı, çift Şeriatlı Irak’tan sonra gene Kürtlerin zaten ayrıldığı, buna bir de Alevi bölünmesinin eklendiği bir Türkiye eklenmek istenmektedir. Öyle bir siyasi ortam yaratılmaktadır ki AKP’ye yaklaşan Alevilere karşı çıkanlar da gene tarikatçılık ekseninde ve tarzında bir mücadele örgütlemektedirler.

Alevi tarikat liderlerinin kavgası ve “düşkünlük” manevrası

AKP’nin iftarına katılanları eleştirenler de en az diğerleri kadar dinsel ve Şeriatçı bir yaklaşım içinde davranmaktadırlar. Bu kesimin bileşenlerini alt alta koyduğumuzda zaten işin garipliği daha ilk adımda ortaya çıkmaktadır. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kazım Genç, Alevi Araştırmaları Merkezi, DTP İl yöneticileri, 78’liler Federasyonu, Halkevleri, ÖDP, EMEP, Ezilenlerin Sosyalist Platformu... Liste benzeri örgüt ve isimlerle devam edip gitmektedir. Görüldüğü gibi AKP’ye karşı çıkan Alevileri örgütlemeye çalışanlar da PKK ve onun dümen suyundaki örgütler, partiler olmaktadır. Bu durum bizi işin Alevileri Kürtleştirme boyutu konusunda da uyarıcı olmalıdır.

Ancak bundan daha önce bu muhalefetin kullandığı yöntemin de en az AKP kadar Şeriatçı bir yöntem olduğunu belirtmek durumundayız. Kazım Genç tarafından yapılan açıklamada; “İftara gidecek Alevileri son kez uyarıyoruz. Yoksa haklarında uygulanacak düşkünlük yaptırımının tüm sonuçlarına katlanmak durumda kalacaklardır” denilirken on iki ocaktan Alevi dedesi adına bu açıklamayı destekleyen Mehmet Beydilli de benzer bir söylem kullandı.

Görüldüğü gibi nasıl ki Sünni Şeriatçılar bir kesime saldırırken ya da mahkum etmeye çalışırken tarikat şeyhlerinden fetva almaktadır, Alevilik adına yapılan karşı çıkış da dedelerden alınan bir nevi aforoz kararıyla yapılmaktadır. Böylelikle, AKP’ye karşı “demokrat” Alevicilik yapanların da laiklik adına bu çıkışları destekleyen Cumhuriyet gazetesi gibi kesimlerin de Şeriatçıların tavrından ne farklarının kaldığının sorulması gerekmektedir. Madem laiklik adına karşı çıkıyorsunuz, bari onu da laik yöntemlerle yapın. Tarikatlar savaşının Alevi kolunu da siz oluşturmayın.

Şimdi gelelim Alevilerin önüne konulan esas tuzağa…

Alevilere, AKP ile PKK’dan birini tercih etme tuzağı

AKP’ye karşı yapılan Alevi örgütlenmesinin merkezinin Tunceli olarak seçilmesinin, bu işe girişen tüm kesimlerin ortak özelliğinin PKK’yla iyi ilişkiler içinde olmasının anlamı da açıktır. Alevilere AKP ile PKK arasında tercih yapma tuzağı dayatılmaktadır. AKP’ye yanaşanlara tepki duyan Aleviler, PKK’nın özellikle Erzincan, Sivas, Tokat geçiş bölgesinde ve büyük şehirlerin Alevi nüfus barındıran varoşlarında etkin olma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmek istenmektedir. Böylelikle AKP ile PKK’nın alan mücadelesinin önemli bir cephesi de Aleviler üzerinden açılmaktadır.

AKP’nin, Alevileri kendi içinde eritmesi çok yakın bir tehlike olarak görülmese bile madalyonun diğer yüzünün yani Alevilerin önemli bir bölümünün PKK’lılaştırılması ve Kürtleştirilmesinin çok daha yakıcı bir tehlike olarak karşımızda durduğunu görmeliyiz. Bu operasyonunun sonucunda PKK’nın yıllardan beri yapmak isteyip de yapamadığı Alevileri örgütleme ve geçiş bölgesi üzerinden Karadeniz ve Batı bölgelerine açılma planlarının uygulanma şansının doğacağını görmeliyiz.

Bugün, AKP’ye karşı örgütlenir görünen Alevi kesimin, bir araya gelip fetva veren dedelerin, bir emperyalist müdahale durumunda ulusal birliğin dışında Türk devletine karşı örgütlenileceği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Aleviliğini değil Türklüğünü koru!

Burada hem Alevilerin hem de tüm Türk milletinin önünde önemli bir mesele durmaktadır. Türkler kendilerini neyle tanımlayacaklardır? Mezhepleriyle, tarikatlarıyla, şeyhleriyle mi yoksa tek birleştirici olan ulusal Türk kimliğiyle mi? Özellikle Aleviler açısından bu durum daha da yakıcı bir sorun olarak ortaya çıkacaktır çünkü üzerinde oynan bu kesimdir. Bugün Türk’üm diyerek kendini tanımlamaktan kaçınan tüm Alevilerin önündeki tehlike savrulmaktır. Alevi Şeriatçılığı aracılığıyla AKP’nin yanına savrulmak büyük bir tehlikedir ama buna karşı duralım derken gene aynı Şeriatçılığın kollarında PKK’nın yanına geçmek ve Kürtleşerek işbirlikçileşmek daha da büyük bir tehlikedir.

Emperyalizmin istediği Türkiye tablosunun temelleri atılıyor. Bu tabloda tüm ırklara, etnilere, mezheplere, tarikatlara ve bunların birbiriyle boğazlaşmasına yer vardır ancak bir tek Türk’e yer yoktur. Çünkü emperyalizm bilmektedir ki kendisine karşı tek gerçek direniş ihtimali Türk varlığından, ezilen ulusun milliyetçi mücadelesinden geçmektedir. Bu nedenle antiemperyalizmin ve devrimciliğin gereği de Türk kimliğinde ısrar etmek dışında bir seçenek olamaz. Bu nedenle Alevi inançlı Türkler açısından yapılabilecek tek bir uyarı ve çağrı kalmaktadır. O da Aleviliğin değil Türklüğün tek çağdaş, ilerici ve gerçek kimlik olarak kabul edilmesi ve korunmasıdır. Kürtleşmeye, AKP’lileşmeye ve emperyalizme karşı duruşun da tek yolu budur.

Diğer yollar bataklıktır!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe