21.01.2008/Sayı:170
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Ekin Akkol

Kalpaksız Kuvayı Milliyeci

Bir pazar sabahıydı
zemheri ayazıydı
ucuz can pazarıydı
zalımlar pusudaydı.
Uğur Mumcu - Kürt-İslam Ayaklanması
Önce Özal’ın Başbakanlığını daha sonra da PKK’nın kanlı Eruh baskınını gördü. Tarikatların nasıl köşebaşlarını tuttuğunu yaşadı. Süreci iyi okudu, analizi doğru yaptı. Kendi failini yazıyordu hatta. Bu bir ayaklanmaydı aslında. Geçmişi Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarına dayanıyordu. Ölmeden önce sentezin adını net koymuştu: “Kürt-İslam Ayaklanmaları”. O ayaklanma, kendisini bir bombayla Kuvayı Milliye şehitlerinin yanına gönderdi.

Yine o gün geldi ve yine insanlar onu anacak. Unutmadık, unutmayacağız sözleri sadece bir iki saatlik anma törenlerinde söylenecek. Yakalara onun resmi takılacak. Kan kusacak insanlar, lanet edecekler o talihsiz güne. Uğurlar olsun diyecekler yeniden. Bir görevi yerine getirmenin huzuruyla evlerine dönecekler. Tıpkı 10 Kasımlarda Ulu Önder’i anar gibi. Ya daha sonra...

Daha sonrasında ise, tıpkı evlerimize bayrak astığımız gibi onun resmini bir kenara asacağız. Beklemeye devam edeceğiz. Birisi çıkar zalime direnir belki diye. Neden onu sadece anmakla yetiniyoruz, örnek almıyoruz?

Farzedelim o burada. Acaba ne yapardı? 14 yıl boyunca her sene anma törenine gidip, hüzünlenir miydi? Yoksa devralınması gereken bayrağı canı pahasına da olsa taşır mıydı yarınlara? Herhalde yapması gerekeni yapardı!

O zaman kendimize soralım. Biz bugün Uğur Mumcu gibi olabiliyor muyuz? Onun gibi cesur nasıl olabiliriz? Tek bir yanıtı var aslında. Gücümüzü Mustafa Kemal’e dayandırmak ve onun kararlılığında olmak. Uğur Mumcu bunu başarabilmişti. Çünkü o bir geleneğin temsilcisiydi. Özünü Türk toplumunda bulan, Türk devrimini rehber, Mustafa Kemal’i önder kabul eden biriydi.

Uğur Mumcu Kuvayı Milliye Şehididir!

Görevinin bilinciyle yola çıkmıştı. Yarınlara taşıması gereken devrimci bir miras vardı. Sordu kendisine nasıl yapmalıyım diye. Döndü özüne, baktı tarihine. Bir destan yatıyordu geçmişinde. Zincirinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan Anadolu köylüsü vardı önünde. Emperyalizme karşı bütün yokluğa rağmen direnmiş şanlı bir millet vardı önünde. Çıktı yola o da, elinde kılıçtan keskin kalemi vardı. Yüreğinde devrimci duygular barındırıyordu.

Başladı yazmaya. Anahtar kelime “tam bağımsızlıktı”. Devrimci mirasın üzerine inşa etti yazılarını. Siyasi görüşü netti. Kendisini “sol”da tanımlıyordu. Antiemperyalistliğini ulusunun bütünlüğünden ayırmıyordu. Atatürk milliyetçiliğini, Türk topraklarına özgü bir sosyalizmi benimsemişti. Halkına ulaşabilecek yayımlar da bulmuştu. Doğan Avcıoğlu’yla Yön’de başladı devrimci kavgaya. Türk Solu gele-neğinin devamcısı oldu. 60’ların sonuydu 70’lerin başı. 12 Mart’ı yaşamıştı tüm benliğinde.

12 Mart ile Ordu-millet ittifakının koparıldığını fark etti. Ordusunun emperyalistlerin elinden alınıp halkıyla tekrar buluşturulması için yazdı. “Ordu uyanık olmalı” dedi. Bedeli “sakıncalı piyade” oldu.

Deniz’lerin Mahir’lerin, Hüseyin’lerin, Yusuf’ların ölümünü gördü. Yılmadı, yazdı. Gerçek Atatürkçüler gibi yaptı. Halkını aydınlatmak için seslendi. “Ulusa Sesleniş”i yazdı :

“Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...”

Çok değil on yıl sonra bir darbe daha yaşadı. Adı 12 Eylül’dü. Netekim Paşa’yı gördü. Darağacında asılan fidanları gördü. Satılmışlığa, iki yüzlülüğe, dönekliğe şahit oldu. Hatırladı on yıl öncesini. Yine aynı dizelerdi akıllara gelen :

“Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi... “

Biliyordu halkının onu unutmayacağını. Devam ediyordu kavgasına.

12 Eylül hükmünü sürdürüyordu. Palavraları dinliyordu “sağcılar da” asıldı diye. Gerçekler göz önündeydi. Zamanı gelecekte onları da gün yüzüne çıkarmak için. Önce Özal’ın Başbakanlığını daha sonra da PKK’nın kanlı Eruh baskınını gördü. Tarikatların nasıl köşebaşlarını tuttuğunu yaşadı. Süreci iyi okudu, analizi doğru yaptı. Kendi failini yazıyordu hatta. Bu bir ayaklanmaydı aslında. Geçmişi Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarına dayanıyordu. Ölmeden önce sentezin adını net koymuştu: “Kürt-İslam Ayaklanmaları”.

O ayaklanma, kendisini bir bombayla Kuvayı Milliye şehitlerinin yanına gönderdi.

“Ya İstiklal Ya Ölüm!”

Bugün de Kuvayı Milliye geleneği devam ediyor. Bayrak yere düşürülmedi. Devraldık bayrağı biz de Uğur Mumcu’dan.

“Ben Atatürkçüyüm, ben cumhuriyetçiyim, ben laikim, ben anti-emperyalistim. Ben özgürlükçüyüm. Ben Bağımsız Türkiye’den yanayım. Ben insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Öyleyse, vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır.” demişti.

24 Ocak 1993 sabahı o yangının küllerinden bir anka kuşu misali yeniden doğduk. Türk düşmanı Kürt-İslam faşitlerine karşı omuz omuza mücadele alanlarında olacağız.

Mustafa Kemal “Biz, emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi alıştıra alıştıra, ölüme mahkûm olmaktansa babalarımızın oğlu olma niteliğimizle vuruşa vuruşa ölmeği tercih ediyoruz.” demişti.

12 Eylül’den sonra tekrar ayaklanan kürtçü ve gericilere karşı devrimci Atatürkçülüğü bayrak edinen TÜRKSOLU, mücadelesini Uğur Mumcu’nun bıraktığı yerden devam ettiriyor.

Gün “Ya İstiklal Ya Ölüm” deme günüdür. Tek yol Milli Mücadele...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe