14.01.2008/Sayı:169
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Türk Ordusu’na kurulan
büyük tuzak

PKK ile sınırlı mücadele Türk Ordusu’nu küçültür, AKP’yi büyültür!

Tayyip, 28 Kasım 2007 tarihinden itibaren, Kuzey Irak’a anlık istihbarata dayalı olarak sınır ötesi operasyon yetkisinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verildiğini açıklamıştı.

Aradan 1 aya yakın zaman geçmiş, bu zaman zarfı içinde en büyük operasyon, Kandil Dağı’nın F-16 uçakları ile vurulması olmuştu.

Genelkurmay açıkladığı bildiride, yaklaşık 200 hedefin vurulduğunu, tahminen de 150-175 teröristin öldürüldüğünü bildiriyordu.

Genelkurmay Başkanlığı’nın bu açıklamasını acaba nasıl yorumlamak gerekir? Vurulan her hedefte 1 terörist ya var ya yok olması lazım ki, 150-175’e yakın terörist öldürüldüğü hesabı çıksın!

Türk F-16 uçaklarının yapmış olduğu saldırı ile 150-175 teröristin öldürüldüğü haberleri, basın tarafından öyle abartıldı ki, sanırsınız PKK yok edildi.

Yanlış anlaşılmasın, amacımız yapılan başarılı hava harekatını küçümsemek değil. Ordumuzun daha önce tespit edilen hedefleri yüzde yüze yakın bir başarı ile vurduğundan kuşkumuz yok. Ama, Amerikan istihbaratına ve iznine dayanan bir operasyondan, öldürülen terörist sayısının 150-175 açıklaması biraz abartılıdır.

Genelkurmay Başkanlığı, sınır ötesi operasyona karşı olan Tayyip’in, “İçerdeki 5 bin terörist bittimi ki, dışarıdaki 500 ile uğraşalım” sözünden sonra brifing vermişti. Tayyip “güvenlik güçlerinin tahmini rakamına göre içerde 1500, dışarıda 3500 teröristin olduğunu” söyleyerek daha önce söz ettiği terör sayısını düzeltmişti. Bu sözler de göstermektedir ki, Kuzey Irak’ta yaklaşık 3500 terörist vardır ve biz bunun 200’ünü öldürdük diyerek PKK’ya, büyük darbe vurulduğu iddiasında bulunuyoruz.

Oysa, 1997 yılında yapılan bir Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyonda, 2000’den fazla terörist öldürülmüştü. 10 yıl sonraki bu operasyonun, yeni başladığı bir gerçek, ama şimdiden bu sınırlı harekat ile geçmişteki başarılı operasyonlara gıpta ile bakacağımız da bir gerçektir.

Bu tahmini rakamlar bile, Kandil dağının, saldırı yapıldığı anda hemen hemen boş olduğunu gösteriyor aslında. Zaten anlık istihbarat saçmalığından başka bir sonuç beklemek ahmaklık olurdu!

Daha düne kadar devletin yetkili kurumlarınca, PKK’nın arkasında ABD’nin olduğu söyleniyordu. Terör örgütü PKK’nın elinde Amerikan malı silah bulunması da buna delil gösteriliyordu. Hatta, Tayyip, “PKK kamplarında top, tank ve buna benzer Amerika’ya ait maalesef ağır silah çıktığı” yönünde açıklamalar yapmıştı. O günden bugüne ne değişti de PKK’nın destekçisi ABD, bizle beraber sözde PKK ile mücadele eder oldu?! Soruyu şöyle de sorabiliriz; PKK’nın arkasında ABD var, diyenler veyahut PKK’nın elinde Amerikan malı silah var diyenler neden ABD’den istihbarat alma ihtiyacı duyarlar acaba?

Birinci soruya vereceğimiz cevap çok basittir. ABD’nin PKK ile ilgili düşüncesi değişmemiştir. Dün ne düşünüyorsa bugünde onu düşünmektedir, gelecekte de aynı şeyi düşünecektir. ABD günübirlik strateji ve politika belirlemediği gibi, hareket de etmez. İkinci soruya vereceğimiz cevap da şudur: Eğer Ordunuz NATO’ya, ekonominiz ve siyasetiniz de ABD’ye bağımlı ise terörle mücadelenizin de Amerikan istihbaratına bağımlı olması çok normaldir!

En son gelen haberlere göre PKK, isim değiştirme yoluna gidiyormuş. Hareket imkanını artırmak isteyen PKK, ABD, PJAK’ı terör örgütü olarak tanımadığı için PJAK çatısı altında toplanmak istiyor.

PKK’nın en büyük destekçisi ABD, PJAK’a verdiği destekle de bilinmektedir. PJAK’ın elebaşı Hacı Ahmedi, “Elimizdeki cephane ve silahlar ile hükümeti (İran) devirmemizin mümkün olmadığını açıktır. Verilecek finansman veya silah yardımı, ABD tarafından çok olumlu karşılanması gereken İran’da gerçek demokrasiye giden yolu hızlandırır.” diyordu. Devamında Washington’da ABD’lilerle temaslarda bulunduğunu açıklıyordu.

Görüldüğü gibi, ABD BOP’u gerçekleştirmek için Ortadoğu’daki Kürt grupları kullanmaktadır. Birçok PKK’lının daha öne Barzani’ye katıldığını öğrenmiştik, şimdi de birçok PKK’lı PJAK’a katılarak kendini korumak istemektedir. Direk olmasa da PKK aslında, dolaylı olarak ABD’nin himayesi altındadır. Barzani’nin de, PJAK’ın da ABD ile flörtü biliniyor. Göstermelik olarak sanki ABD ile Ortadoğu’da ki Kürt grupların arası bozulduğu izlemini yaratılsa da gerçekte böyle değildir.

Bu gerçekleri aslında TSK da çok iyi biliyor, ama bir kere ABD’nin ve AKP’nin yedeğine girmiştir! Bundan sonraki açıklamalar belki, askeri, psikolojik olarak rahatlatmış olabilir. Ancak, aradan belli bir zaman geçip anlık istihbarata dayalı operasyonun PKK örgütünün bitirilmesinde beklenenin çok altında bir etkisinin olduğu ortaya çıkınca TSK bundan çok zarar görecektir.

Tıpkı Çekiç Güç olayında olduğu gibi. O dönemlerde şiddetle savunulan Çekiç Güç, şimdilerde eski savunucuları tarafından PKK’yı güçlendirdiği itiraf edilmektedir. İşte anlık istihbarata dayalı sınır ötesi operasyonun da PKK’nın bitirilmesinde bir etkisinin olmadığı, Çekiç Güç olayında olduğu gibi vakti zamanı gelince açıklanacaktır, bundan hiç şüpheniz olmasın.

TÜRKSOLU olarak devamlı, sınır ötesi operasyonun Ordu’yu teslim alma operasyonu olacağını söyledik, öyle oldu da. Burada hedef Ordu’yu eleştirmek değildi, sadece ileride olması muhtemel bir gerçeği açıklamaktı.

Bizim bahsettiğimiz bu gerçekleri Ordu, aslına bizden çok daha iyi bilmektedir. Tüm bunlara rağmen Ordu, ABD ve AKP’nin yedeği durumuna geliyorsa burada Ordu’ nun da hatası var demektir!

ABD, koordinatörlük ile Türkiye’yi nasıl oyaladı ise anlık istihbarata dayalı operasyonlarla da Türkiye’yi eskisi gibi oyalamaktadır.

Bu oyalama ve tuzak operasyonlarından en büyük zararı Ordu’nun göreceğini TÜRKSOLU olarak yine söyledik. Şimdilik Ordu bir zarar görmüyor olabilir, ama ileride böyle olmayacaktır.

Bugün Ordu’yu yere göğe sığdıramayanların, yarın Ordu’yu hedef tahtası haline getireceklerinden hiç şüpheniz olmasın.

Terörle mücadelede artık bir etkisinin olmadığını öğrendiğimiz “Af” tekrar gündeme getirilmiştir.

Özellikle böyle bir konuda muhalefet partileri bile, haksız oldukları halde AKP’yi eleştirirken, bu yönde TSK’nın suskun kalması düşündürücüdür

Teröristlere af, anlık istihbarat, sınırlı operasyonlar tüm bunların PKK’yı korumak ve kollamak için ortaya atıldığını ilkokula giden bir çocuk bile çok rahatlıkla anlar, ama birileri anlamazlıktan geliyor.

Biz Ordu’nun, PKK ile mücadelede ortaya atılan önerilerin bir saçmalık olduğunu, bunun terörle mücadelede bir etkisinin olmadığını söylemesini beklerdik. Çok şey mi bekliyoruz?..

Ordu’nun böyle bir durumda, söylenmesi ve açıklanması gereken konularda suskun olması; Türk Ordusu’nu küçültür, AKP’yi büyütür!

Mahalle baskısı

Türk Ordusu’nun terörle mücadelesini sınırlandıran ABD, “çuval” olayında sonra ikici kez Ordu’nun başına çuval geçirmek istemektedir.

PKK ile mücadelenin sadece hava harekatı ile sınırlandırılması, PKK’nın sınırlı yok edilmesi demektir. Bu bile PKK’nın tamamının bertaraf edilemeyeceği anlamına gelir.

ABD’nin sadece sınırlı operasyona izin vermesi, 2007 yılı sonlarına doğru artan PKK terörü karşısında güç durumda kalan AKP’nin elini kuvvetlendirmiştir.

PKK terörü karşısında aciz durumda kalan AKP’ye tepkiler o kadar artmıştı ki, halk artık şehit düşen Mehmetçiğin tek sorumlusu olarak Tayyip’le AKP’yi görüyordu. Böyle bir anda Bush’un anlık istihbarata dayalı operasyonlara izin vermesi Tayyip’i rahatlatmış; terör saldırıları karşısında psikolojisi bozulan Ordu ise PKK ile sınırlı mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Türkiye böyle bir zorlu süreçten geçerken Kürt-İslamcı basın, şehit düşen Mehmetçiğin tek sorumlusunun Ordu olduğunu ileri sürecek kadar da pervasızlaşmıştı. 27 Nisan Bildirisi’nden sonra Türk Ordusu, Kürt-İslamcı basın tarafından baskı altına alınmaya çalışılmıştı. Özellikle 22 Temmuz seçimlerinden sonra AKP’nin bir 5 yıl daha iktidara gelmesi Kürt-İslamcı basını iyice pervasızlaştırmaya yetmişti.

Asker üzerinde baskı oluşturmaya çalışan Kürt-İslamcı basın, her zamanki gibi terör saldırıları karşısında AKP’nin yanında olup, Ordu’nun karşısında olmuştur. Terörle mücadele konusunda topyekun bir harekat isteyen Ordu, kendisine verilen sınırlı yetki ile yetinmek durumunda kalarak adeta AKP’nin yedeğine girmiştir!

Son günlerde sürekli olarak dile getirilen “mahalle baskısı”, aslında Türk Ordusu’nun üzerinde vardır. 22 Temmuz seçimlerinden sonra AKP ve MHP’liler tarafından askerin siyasete karışmaması yönündeki açıklamalar Türk Ordusu üzerinde bir “mahalle baskısı” kurmuştur. Terörle mücadele sürecinde Türk Ordusu’nun AKP’ye dönük yapacağı bir eleştiri veyahut bir vahim hata, Türk Ordusu’na mahalle baskısı olarak geri dönecektir.

Her ne kadar Ordu bunun bilincinde olsa da söylenmesi gerekenleri söylemekten çekinmemelidir.

TSK’nın 27 Nisan bildirisinde “…TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, TSK gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır.” diyerek laiklik konusunda kesin ve net tavrını ortaya koymaktan çekinmeyeceğini söylüyordu.

İşte biz de Ordu’nun laiklik konusunda gösterdiği bu tavrın aynısını, ABD emperyalizmi ve onun işbirlikçisi AKP’ye de net bir şekilde göstermesini beklerdik.

Evet, Ordu üzerinde bir baskı kurulmaya çalışıldığını kabul ediyoruz ama, susarak bir yere varılamayacağı da bir gerçektir.

Türk Ordusu, kendi üzerinde kurulmak istenen tüm oyunları yırtıp atması gerekmektedir. Bu konuda kararlılık göstermesi gerekir…

Türk milleti nasıl 1 Mart tezkeresinin çıkmaması yönünde tavır göstererek Irak’ın işgalinde AKP ve ABD’nin yanında olmamış ise, Türk Ordusu üzerinde oynanmak istenen oyunları da görerek Türk Ordusu’nun yanında olmalıdır.

Bu oyun ancak, Ordu- Millet yakınlaşması ile bozulacaktır. Gücünü Türk toplumundan alan Silahlı Kuvvetlerimizin, AKP’nin dolaylı olarak da ABD’nin yedeği durumundan kurtarmalıyız.

AKP, nasıl bu milletten aldığı oylara güvenerek ABD’nin planlarını gerçekleştirmek istiyorsa, Türk Ordusu da bu milletin teveccühü sayesinde üzerinde kurulmak istenen mahalle baskından kurtulabilir.

Türk Ordusu, Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele karşı mücadele vermiş Ordudur. Geçmişte dahili ve harici planları nasıl bertaraf etmişse, bugünde bunu yapabilecek yetenektedir. Yeter ki kendisine ve bu millete güvensin.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe