14.01.2008/Sayı:169
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

WASHINGTON HATIRASI

Avrupa’da Türk düşmanlığı yayılıyor

Avrupa Birliği üyesi ülkelerden artık neredeyse her ay yeni bir ırkçı kampanyanın haberi geliyor. Daha önce Fransa’da “Türkiye, Viagra ile bile olmaz” yazılı afişleri, demokrasinin en iyi uygulandığı yer olarak beynimize kazımaya çalıştıkları İsviçre’de SVP’nin göçmenleri kara koyuna benzetip ülke sınırları dışına göndermeye çalıştığını sizlere iletmiştik.

Şimdiki ırkçı kampanyanın uygulandığı ülke ise yurtdışında en fazla yurttaşımızın yaşadığı Almanya. Avrupa Birliği’nin lokomotif ülkesi olan Almanya, artık Türklere yönelik bakış açısını hiç çekinmeden sergiliyor. Bu seferki hedef ise doğrudan Türk kökenliler, daha doğru söylemek gerekirse Türk erkekleri.

Almanya’da aşırı sağcı Cumhuriyetçi Parti (Republikaner), ülkenin Hessen eyaletinde 27 Ocak tarihinde yapılacak seçimler için Türk karşıtlığını temel alan seçim afişleri hazırladı. Partinin resmi yayın organı “Zeit für Protest”te (Protesto Zamanı) yayınlanan afişte, sarışın bir Alman bayanın yanında kocaman harflerle “Mach mich nicht an, Ali!” (Ali bana sulanma) yazıyor. Yine tüm eyalet çapında asılan partinin diğer seçim afişlerinde ise, “Kendimi hoşgörüsüz kadın düşmanı İslam dinine karşı koruyorum, Almanya’da zorla evliliğe ve namus cinayetine yer yok. İmza: Sizin Sophie...” yazıyor.

Cumhuriyetçi Parti’nin Frankfurt milletvekili adayı ve kampanyanın yaratıcısı Matthias Otmar’a göre sarışın Alman kızlar diskolarda, caddelerde, okullarda kısacası her yerde Ali’nin tacizine maruz kalıyor. Otmar’a göre tacize uğrayan Alman kızları polise gitmek yerine olanları sessizce kabulleniyormuş.

Otmar seçimler sonuçlanıncaya kadar kampanyanın diğer eyaletlere yayılacağını da söylüyor. Bu konuda bilimsel hiçbir gözlem yapmadıklarını itiraf eden Otmar aslında seçim yatırımı yaptıklarının açık sinyalini de veriyor. Çünkü kampanyanın başlatıldığı Hessen eyaletinde 9 yıl önceki seçimlerde de yine “Çifte yurttaşlığa hayır” sloganlı ırkçı bir kampanya başlatılmış, “Bu ülkede çok fazla suçlu yabancı var. Bunları yurtdışına yollayalım veya eğitim kamplarına verelim” diyen ırkçı Roland Koch seçimleri kazanmıştı.

Şimdi seçimleri kazanmak için aynı yöntemi Cumhuriyetçi Parti deneyecek gibi görünüyor. Hessen’de yapılacak seçimleri bu kez kazanacaklarını açıklayan Cumhuriyetçi Parti’nin bu söylemleri, ülkemizde de her seçimde kesin olarak birinci geleceklerini açıklayıp sonra kendi televizyon kanallarında seçim olmamış gibi davrananları anımsatıyor. Zira 2005 seçimlerinde yalnız binde 6 oy almayı başarabilmişler. 2001 yılından bu yana da hiçbir eyalette seçim kazanamamışlar. Bizim de kampanya için sloganımız hazır: “Denyoluğun lüzumu yok Hans!”

Bu ırkçılık virüsü Almanya’da o kadar hızlı yayılıyor ki, biz bu haberi yazarken birbiri ardına yeni ırkçı kampanyalarının haberi gelmeye devam ediyordu. Bu kampanyalardan ilkinin hedefi ise her zamanki gibi yine Türkler. Yani ellerinden gelse Türk sözcüğünü neredeyse şiddet ile özdeşleştirecekler. Neyse ki kimin kim olduğunu da, Almanların geçmişini de herkes biliyor.

Bu seferki ırkçı afiş ise Bavyera eyaletinde 2 Mart tarihinde yapılacak yerel seçimler için Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) tarafından hazırlanmış. CSU Münih parti teşkilatı tarafından, büyükşehir belediye başkanı adayı Josef Schmidt’in desteklenmesi amacıyla hazırlanan seçim afişinde “Şiddet suçlularına hayır! Sıradaki siz olmayın” yazısı yer alıyor. Afişte görülen kampanya kahramanları ise bir Türk ve Yunanlı. Suçları ise bir Almanı metro istasyonunda dövmüş olmaları. Olayda adı geçen Serkan Aksu o gün aşırı alkol aldığından dolayı böyle bir olayın yaşandığını ve mağdur olan Alman yurttaşına olaydan duyduğu pişmanlığı anlatan bir özür mektubu yazdığını söylüyor.

Fakat bu afişle birlikte yalnızca olaya karışan Serkan Aksu değil, onun şahsında bütün Türkler ve yabancı kökenliler hedef alınıyor. Afiş o kadar sırıtmış olmalı ki, tescilli Türk düşmanı olan Birlik 90/Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth bile bu afişlerden rahatsız olmuş durumda. Roth, bu afişin bugüne kadar demokratik bir partiden gördüğü en ahlaksız ve iğrenç seçim afişi olduğunu belirtiyor. Claudia Roth bile bu kadar iğrenç bulduysa varın siz düşünün afişin nasıl bir şey olduğunu.

“Alman yargısı bunları görmüyor mu?” diye soruyorsanız, hayır görmüyor, bilakis destekliyor. Örneğin Berlin Başsavcısı Roman Reusch da bir genelleme yaparak göçmen gençlerin aileleri tarafından birer suçlu olarak yetiştirildiğini ve bu yüzden suç işleyen yabancıların sınırdışı edilmesi gerektiğini söylüyor. “Suç işleyen göçmen gruplarının başında Türk-Kürt ve Lübnan kökeni bulunan büyük ailelerin çocukları geliyor. Bu gençler aileleri tarafından suçlu olarak yetiştiriliyorlar. Bazı ailelerin çocuklarına ‘Sakın bir şey çalmadan eve gelme’ diye baskı yaptıklarını da biliyoruz. Bu gençler okula gitmedikleri gibi lüks otomobil kullanıp hava atıyorlar. Bu gençler gözaltına alınma veya belirli bir bölgeden uzaklaştırma gibi cezalardan korkmuyorlar. Onlar sadece bir şeyden korkarlar, o da hapisten. Suç işleyenlerin büyük bölümünü yabancılar oluşturduğu için bu gruba özel olarak bir çare bulmak lazım. Özellikle dikkat çeken suçlu yabancıları bu ülkeden uzaklaştırmak gerekir” diyen Reusch, Hitler’in soyuna ne kadar yakıştığını adeta kanıtlamak istiyor.

Yabancı kökenlileri doğuştan şiddete eğitimli gösterme amacı taşıyan bu kampanyalara hükümet katından da destek geliyor. İmam-cemaat misali yani...

“Ülkemizdeki şiddet olaylarına karışan 21 yaş altı gençlerin yarısının yabancı olduğu gerçeği karşısında kimse gözlerini kapatamaz” diyen Almanya Başbakanı Angela Merkel, az önce adını andığımız Hessen Eyaleti Başbakanı Roland Koch’un göçmenler için önerdiği “toplama kampları” projesine şiddetle destek veriyor. Herhalde Hitler Almanya’nın bugünkü durumunu görse, yeni toplama kampları önerilerini duysa ülkeyi emin ellere bıraktığı için mutlu olurdu.


Ebu Garib’te herkes beraat etti

 

Yarbay Steven Jordan
Yarbay Steven Jordan

Evet, ABD adaleti bir kez daha çifte standardını gösterdi ve tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan Ebu Garib cezaevindeki tutuklulara işkence ve kötü muamele yapılmasıyla ilgili davada yargı önüne çıkartılan tek Amerikan subayı olan Yarbay Steven Jordan suçlamaların çoğundan beraat etti.

ABD Ordu Sözcülüğü adına açıklama yapan Washington Bölgesi Askeri Komutanı Tümgeneral Richard Rove, Yarbay Jordan’ın skandalla ilgili davada cürüm işlemediğine karar verildiğini açıkladı. Yarbay Jordan yargılandığı davalarda yalnızca soruşturmayla ilgili kimseyle konuşmaması emrine itaatsizlikten suçlu bulunmuş. Jordan, Ebu Garib’teki tutuklu ve hükümlülere işkence yapılması da dâhil olmak üzere birçok suçtan yargılanıyordu. Jordan’ın, Iraklı tutsakların sorguları sırasında soyulmasına ve köpeklerle korkutulmalarına onay verdiği iddialar arasındaydı. Bu suçlamalarla ilgili olarak Jordan’ın siciline artık yalnızca küçük bir kınama cezası işlenecek.

Yaklaşık dört yıl süren bir dava da böylece dostlar alışverişte görsünler misali sonlanmış oldu. Belgeleriyle kanıtlanan işkence davasından paçayı kurtaran Yarbay yalnızca dava ile ilgili olarak konuştuğu için suçlu bulundu. İşkence yaparsan ceza almazsın ama işkence olayı ile ilgili bilgi verirsen ceza alırsın. İşte ABD’deki adalet sistemi böyle işliyor.

Jordan’ın bir konuda hakkını vermek gerekiyor. Jordan yargılandığı davalar boyunca gerçek suçlunun kendisi olmadığını ve günah keçisi ilan edilmek istendiğini ileri sürmüştü.

Gerçek suçlunun kim olduğunu herkes biliyor ama ABD’nin o meşhur adalet sisteminin eli bile oralara kadar uzanmayı bir türlü beceremiyor. Sistematik bir biçimde işleyen ABD emperyalizmini yargılamaya elbette ki emperyalizmin kurmuş olduğu mahkemeler yetmeyecektir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü de Yarbay hakkında verilen kararın, Amerikan ordusunun kendisini aklamakta ne kadar yetenekli olduğunu gösterdiğini söylüyor.

Peki ortada onca fotoğraf ve işkence gören kişilerin beyanatı varken bu suçları kim işledi peki?

Yoksa bu suçları da Saddam’ın üzerine yıkmayı mı deneyecekler?

Chavez popülaritesini arttırıyor

 

Tutsaklar serbest bırakıldıktan sonra ilk olarak Chavez'e teşekkür ettiler

Chavez ve Naomi Campbell
Chavez ve Naomi Campbell

Daha önce de haberini verdiğimiz gibi, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in girişimleri sonucunda, Kolombiya’da FARC gerillalarının elinde tutsak durumda bulunan iki kadın politikacı yıllar sonra serbest bırakıldı. FARC, üç hafta kadar önce Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in ve Kolombiyalı senatör Piedad Cordoba’nın gösterdiği insani çabalar nedeniyle tutsakları serbest bırakacağı sözünü böylece tutmuş oldu. 2001 yılında tutsak alınan 57 yaşındaki Consuelo Gonzalez ve 2002 yılında tutsak alınan 44 yaşındaki Clara Rojas adlı kadınların serbest bırakıldıktan sonra yaptıkları ilk iş kendilerini kurtaran Hugo Chavez’e teşekkür etmek oldu.

FARC’ın serbest bıraktığı kadınlar özel bir uçak ile Venezüella’nın başkenti Caracas’a getirildi. Yıllardır göremedikleri yakınları ile burada hasret gideren kadınların son derece mutlu oldukları her hallerinden belli oluyordu. Kolombiya devlet başkan adayı Ingrid Betancourt’un yardımcısı olan Clara Rojas ile Kongre eski üyesi Consuelo Gonzalez’in sağlık durumlarının son derece iyi olduğu da gelen bilgiler arasında.

İki kadının serbest bırakılmasının ardından açıklama yapan Kolombiya Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe ise FARC gerillalarını Kolombiya hükümeti ile doğrudan görüşme yapmaya çağırdı. Başkan, FARC’ın elinde halen 700’den fazla tutsak olduğunu düşündüklerini de sözlerine ekledi.

Tutsakların serbest bırakılmasında en fazla pay sahibi olduğunu kimsenin yadsıyamayacağı Hugo Chavez ise bundan sonra da Kolombiya hükümeti ile FARC arasındaki müzakerelerde rol almaya hazır olduğunu belirterek daha fazla tutsağın serbest bırakılmasından umutlu olduğunu söyledi.

Böylece Kolombiya hükümetinin tüm işi yokuşa sürme girişimlerine karşın Hugo Chavez yıllardır kimsenin başaramadığı bir işi geç de olsa başarmış oldu.

Chavez’in gittikçe artan başarı grafiği dünyaca ünlü manken Naomi Campbell’ın da dikkatini çekmiş olacak ki, ünlü manken de GQ dergisi için Chavez ile bir söyleşi yaptı.

Campbell’ın “isyancı melek” olarak nitelediği Chavez ise bir moda dergisi için yapılan röportajda bile devrimci propagandadan vazgeçmedi. ABD’nin çökmek üzere olan bir imparatorluk olduğunu söyleyen Chavez, Latin Amerika’yı birleştirme umuduyla sosyalist bir devrime öncülük ettiğini belirtti.

Campbell’in kendisinden sonra Fidel Castro ile görüşmek istediğini öğrenen Chavez, bunun doğru bir tercih olduğunu; çünkü giyim tarzının Castro’yu dünyanın en iyi giyinen liderlerinden biri yaptığını söyledi. “Castro’nun kusursuz bir üniforması, cilalı botları var” diyerek iyi giyim tarzıyla neyi kasttetiğini gösteren Chavez, Naomi Campbell’ın kendisine Putin gibi poz verip veremeyeceğini sorması üzerine, “Neden olmasın, gel kaslarıma dokun” yanıtını verdi.


Çin emperyalist evrim geçiriyor

Chengguan görevlileri daha çok küçük suçlarla mücadele etmek için polis tarafından işe alınan güvenlik görevlilerinden oluşuyor ve uyguladığı şiddet yüzünden Çin’de halk tarafından hiç sevilmiyor. İnsanoğlu ne oldum dememeli, ne olacağım demeli” diye bir atasözümüz var. Çin’in şimdiki durumunu bundan daha iyi anlatacak bir söz bulunamaz herhalde. Sosyalist ekonomiden serbest pazar ekonomisine geçtiğinden bu yana Çin’de işlerin ilerleyişi bir hayli değişti. Daha düne kadar emperyalizmin kağıttan kaplan olduğunu söyleyen Çin hükümeti, şimdi o kağıttan kaplanı kendi insanlarının üzerine salmaktan çekinmiyor.

Bu kağıt kaplandan nasibini alan son kişi ise yerel yetkililerin halka kötü davranmasını videoya çeken Wei Wenhua adındaki Çinli oldu.

Çin’in Hubei kentindeki çöp alanının kendi yaşam bölgelerine çok yakın olduğu için buraya çöp dökülmesini engellemeye çalışan yerel sakinler Chengguan adı verilen güvenlik görevlileri tarafından engellenmeye çalışıldı. Chengguan’lar olayı bastırmakta yeterince başarılı olamayınca bu sefer şiddete başvurmayı tercih etti.

Olaya tanık olan Wei Wenhua ise yaşamına mal olacak bu görüntüleri videoya kaydetmeye başladı.

Şiddetin sorumlusu olan Chengguan adı verilen güvenlik görevlileri, videoya kaydedildiklerini görünce Wenhua’dan görüntüleri silmesini istediler. Fakat alınan yanıt hayır olunca yaklaşık 20 kişilik bir grup Wenhua’yı öldüresiye dövmeye başladılar. Aldığı darbeler sonucunda Wenhua bir süre sonra yaşamını yitirdi.

Olayın duyulmasının ardından toplanan binlerce kişi, adı daha önce de bu tür şiddet olaylarına karışan Chengguan görevlilerini protesto etmek için gösteri düzenledi. Olayın giderek büyümesi ve kontrolden çıkma olasılığı yüzünden Çin hükümeti Wenhua’nın öldürülmesine karışanlardan birçok kişiyi gözaltına almak zorunda kaldı.

Chengguan görevlileri daha çok küçük suçlarla mücadele etmek için polis tarafından işe alınan güvenlik görevlilerinden oluşuyor ve uyguladığı şiddet yüzünden Çin’de halk tarafından hiç sevilmiyor. Çin hükümeti ise halkın tüm ısrarlarına karşın bu kurumu bir türlü dağıtmıyor. Bundan önce de geçtiğimiz Haziran ayında yine binlerce kişi Chengguan’ı protesto etmek için sokaklara dökülmüştü. Fakat görüleceği üzere değişen hiçbir şey yok. Çin emperyalistleşme sürecinde artık kendi insanlarının isteklerine sırt çevirmiş durumda.


ABD’de ön seçimler başladı

 

Barack Obama
Barack Obama

Mike Huckabee
Mike Huckabee

ABD’de 2008 Kasımında yapılacak olan başkanlık seçimlerine partilerin hangi adaylarla gireceğini belirleyecek ön seçim maratonu Iowa eyaletinde başladı. Iowa eyaletinde yapılan ilk ön seçimlerde, Demokrat Parti’de Barack Obama, Cumhuriyetçi Parti’de ise Mike Huckabee zafer kazanan isimler oldu.

Büyük psikolojik önemi bulunan bu ilk seçimlerde, Demokrat Parti’nin başkan adaylarından Barack Obama yüzde 38, sol kanadın desteklediği John Edwards yüzde 30 ve gecenin kaybedeni olarak gösterilen Hillary Clinton yüzde 29 oy aldı.

Cumhuriyetçi Parti’de ilk seçimlerin kazananı ise muhafazakar ve dindar kesimlerin desteklediği Arkansas eski valisi ve eski vaiz Mike Huckabee oldu. Yüzde 34 oy alan Huckabee, yüzde 25 oy alan en yakın rakibi Massachusetts eyaleti eski valisi Mitt Romney’e böylece büyük fark atmış oldu. Cumhuriyetçi Parti’de üçüncü sırayı ise yüzde 13 oy oranıyla Fred Thompson aldı.

Iowa her ne kadar küçük bir eyalet olsa da seçim sonuçları bazı ilginç özellikler taşıyor. Örneğin ilk siyah başkan olmaya yakın olan Obama, nüfusunun yüzde 95’ini beyazların oluşturduğu bir eyaletten birinci sırada çıkmayı başarmış oldu. Evangelist Hıristiyanların oyunu alan eski papaz Huckabee de kendisinden milyonlarca dolar daha fazla harcayarak seçim kampanyasını yürüten Mormon aday Mitt Rommey’e karşı ilk seçimlerden galip ayrılmış oldu. Huckabee’nin Cumhuriyetçi Parti adayı olarak başkan seçilmesi durumunda Bush’un şimdiki politikalarını değiştirmemesi bekleniyor.

Iowa’da yapılan seçimleri kazanan Obama’nın zafer konuşması da bazıları için oldukça ilginç gelebilir. Sürekli olarak “tek devlet, tek ulus, tek halk” sloganlarını tekrarlayan Obama artık ülkede bir değişimin zorunlu olduğunu belirtiyor. Seçimleri gözlemleyen siyasi uzmanlara göre de halk değişiklik istediğinden dolayı Obama’yı tercih ediyor. Bizim için önemli olansa Obama’nın yalnızca derisinin mi siyah olup olmadığı!

Seçimler öncesi yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında birinci görünen Hillary Clinton ise Iowa seçimlerinin ardından tam bir şoka uğramış oldu. Hillary için tek teselli ise eşi Bill Clinton’un da 1992 yılında Iowa’daki seçimleri kaybetmesine rağmen sonunda başkan olmayı başarabilmesi olacak herhalde. Bu arada Iowa’dan sonraki seçim bölgesi olan New Hampshire’da ise Hillary Clinton’un Obama’ya karşı az bir farkla da olsa önde gitmekte olduğunu da belirtelim.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe