| Celal İmren |
Gül, Bush ile yaptığı görüşmede neyi pazarladı? Son günlerde daha bir neşeyle şakıyan medya kuşlarının “ABD Kürtleri değil, Türkiye’yi tercih etti”, “ABD Türkiye’yi kaybetmekten korkuyor” tarzındaki nakaratları, 16 Aralık 2007 tarihinde başlayan ve ancak sınırı ABD tarafından belirlenmiş “sınır ötesi” operasyonu neden-sonuç ilişkisini hesaba katmadan allayıp pullayıp okura sunma tarzı... 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce PKK’yı bitirmeye ve merkezinde vurmaya yönelik sınır ötesi operasyona “ABD ile savaşmak zorunda kalırız” korkaklığıyla karşı çıkan bütün güçler ve unsurlarla medya bugünlerde acayip bir zafer sarhoşluğu içerisinde. Sınırlı sınır ötesi operasyon onların korkak yüreklerine adeta “cesaret kanı” pompalamış! Türk Ordusu ne ki! İki de bir diklenmenin alemi yok! İşte… ABD desteğini verdi, PKK kıskaca girdi! TÜRKSOLU’nun 167. ve 168. sayılarındaki “ABD-AKP Planı/ PKK’yı Siyasallaştırma Operasyonu”, “ABD’den Dost Olmaz” kapakları, Gökçe Fırat’ın iki başyazısı ve TÜRKSOLU yazarlarının yazıları, boyalı medya kuşlarının sınır ötesi operasyonla ilgili hamaset edebiyatını çürüğe çıkardı. Evet. Ortada bir ABD-AKP planı ve PKK’yı siyasallaştırma operasyonu vardı! ABD’den dost olmadı! Tayyip’in 5 Kasım’daki ABD “ziyareti”, Başkan Bush’la kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeden çıkan ve “Elhamdülillah istediklerimizi aldık” cümlesiyle verilen özet, esasen o andan itibaren TÜRKSOLU’nun iki sayısındaki kapağı belirlemişti. Dolayısıyla TÜRKSOLU içi boş hamaset edebiyatını değil, her zamanki gibi somut gerçekleri ortaya koymayı tercih etti ve bir kez daha haklı çıktı… Tayyip ABD’de vermediğini, aldığını iddia etmiş ve dayanağı olarak “Başbakan Şerefi”ni ortaya koymuştu! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise ABD yolunda gazetecilerle konuşurken, Bush’la “pazarlık” yaptığını yalanlayan Tayyip’i yalanladı. Ne dedi Gülüm Abdullah? “Terör örgütü aradan çıkarılırsa Türkiye’nin Irak’a yardımı, katkısı Irak’ın kuzeyi de dahil on katına yükselir, hatta daha da artabilir.” Uçağına bindirdiği gazeteciler de şaşırdı. “On katına çıkar diyorsunuz…” Gülüm Abdullah hızını alamamıştı ki… “Hatta, daha da artabilir…” diye üsteledi. Bu sözler, ancak Kuzey Irak’ı resmen tanıma, muhatap alma şeklinde algılanabilir. Başkaca da bir izahı yoktur! Esasen “terör örgütünü aradan çıkarma” talebi bir zaafın ifade şeklidir; şunu söylemekle eş anlamlıdır: “Biz, PKK ile başa çıkamıyoruz!” Oysa…! Her ne kadar PKK ortak düşman ilan edilirse edilsin, ABD PKK’ya yaşamsal bir darbe vurmamıştır. Çünkü ABD, PKK’nın bütünüyle imha edilmesini değil, var olmasını istemektedir! Dahası, başyazarımız Gökçe Fırat’ın ortaya koyduğu 6 maddelik ABD-AKP planında yer alan biçimiyle PKK siyasallaştırılacaktır. Tayyip’in ABD’de oluşturulan 6 maddelik “şerefli plan”a şükür duaları bitmeden, Abdullah Gül tutmuştur Washington’un yolunu. Ne var ki, yarım saatlik görüşmenin ardından Bush’un yönelimi Ortadoğu’yadır. Anlıyoruz ki, Bush’un kendisi İsrail’de, aklı İran’dadır. Peki, Abdullah Gül’ün ziyaretinden çıkan sonuç nedir? ABD-ABP planında PKK’nın siyasallaşmasına yapılan vurgunun tonu, sonuç nedir? 1) PKK’yı dağdan indirin, siyasi-ekonomik adımlar atın! 2) Talabani ile görüşün, Barzani ile diyalog kurun! 3) Ermeni sorununa Türk görüşünü dışlayan bir çözüm bulun! 4) AB’ye girmenizi istiyoruz ama siz de üzerinize düşeni yapın. 301’i değiştirin, Türk’e, Türklüğe hakareti suç olmaktan çıkarın! Görüldüğü gibi, Gül’ün ABD ziyaretinden de kelimenin tam anlamışla bir teslimiyet planı çıkmıştır. Ne var ki, gerek Tayyip’in, gerekse Gül’ün ABD ziyaretlerinde Başkan Bush’la yaptıkları görüşmeler, TÜRKSOLU’nun dışındaki tüm basın organları ve TV kanalları tarafından adeta bir “pazarlık” yapıldığı havasıyla verilmiştir. Oysa bizce ortada bir pazarlık söz konusu değildir. Çocuklar bile bilirler ki, pazarlık bir ticarî faaliyet üzerinden yapılır. Para verir, karşılığında meta alırsınız. Bu noktada, yararınıza olacak bir ticareti yapmak için var olan koşulları da zorlarsınız. Bu doğaldır. Ama, pazarlık konusu bile edilmeyecek değerler de vardı: Vatan… Namus… Onur… Bu değerleri satın alabilecek kadar değerli bir para birimi icat edilmemiştir, edilemez de! Hiçbir makam, mevki, sıfat da bu değerlerin üzerinde tutulamaz! Yakın tarihimize baktığımızda ABD emperyalizmine uşaklık edenlerle antiemperyalist yurtseverlerin mücadelesini görüyoruz. Bayar-Menderes faşist diktatörlüğü NATO’ya girme uğruna vatanı satışa çıkarmış ve 1950-1953 yıllarında Mehmetçikleri Kore’de savaşa sürmüştür. “Her mahallede bir milyoner yaratmak”, “Türkiye’yi küçük Amerika yapmak” gibi ham hayallerle halkı uyutanlar, vatanımızı emperyalizmin emellerine ve hizmetine sunmuşlardı. 10 yıl süren bu diktatörlük, gençliğin enerjisi ve halk-Ordu birliği sonucu 27 Mayıs Devrimi ile yıkılmış, vatan satıcıları idam edilmişlerdi. Ne var ki NATO, sonraki yıllarda da Sovyet tehdidine karşı ABD güvencesi olarak girdiği ülkemizdeki hayatiyetini sürdürebilmişti. TÜRKSOLU yazarı bilim adamı Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, “Amerika, NATO ve Türkiye” (İleri Yayınları) adlı kitabında, bir oturumda söylediği “NATO’yu tartışabilmeliyiz” şeklindeki sözlerine bir meslektaşının gazete yazısıyla “Böylelerini Karadeniz’in dibine yollamasını biliriz” denilerek yanıt verildiğini naklediyor. Devrimci gençlik de ABD emperyalizmine karşı kararlı bir şekilde direnmiş ve tam bağımsız Türkiye mücadelesinde ağır bedeller ödemiştir. 12 Mart Muhtırası’nın darbesi, 12 Eylül faşizminin Amerikancı karakteri ve uygulamaları devrimci güçleri kanla bastırmış, Kürt-İslâmcı ayaklanmasının tohumlarını atmıştır. 60’lı yılların ortalarından günümüze kadar, şimdi de dost gibi gösterilmeye çalışılan ABD’nin sevgili yurdumuz üzerindeki tahakkümü giderek artmıştır. Yaşadığımız yakın tarih, Türklere, ABD’nin dost olmadığını hayat içerisinde göstermiştir. Bugün de ABD’nin dostlaştırılması planı uygulanmaktadır. İşbirlikçiler, ABD’nin ikinci İsrail olarak Kürdistan devleti oyununu oynarken, aylar süren oyalamadan ve sadece onun çizdiği sınırlar doğrultusunda yapılan operasyonu, “ABD Kürtleri değil, Türkiye’yi tercih etti” yalanıyla allayıp-pullayıp piyasaya sürmektedir. Tayyip’in ABD ziyaretinde yapılan ve kayıtsız şartsız teslimiyeti içeren planı bir pazarlığın sonucu gibi göstermeye çalışan işbirlikçiler arsızdır, utanmazdır. Ekran kuşu M. A. Birand şunları söylüyor: “Kim kime karşılıksız bir şey verir? Son derece doğal bir alışveriş…” Vatan, ancak işte böyle bir mantıkla satışa çıkarılabilir! Sevgili yurdumuz yine bir hesaplaşmaya sahne oluyor. Milli Mücadelecilerle vatan satıcıları yine karşı karşıya işte… İbret alınmadığı için tarih tekerrür ediyor. İçinde bulunduğumuz durum ve şartlar ne kadar ağır olursa olsun, Milli Mücadelecilerin köşe kapmaca oyununu oynama gibi bir seçenekleri yoktur. Tek seçenek emperyalizmine ve Kürt-İslam faşizmine karşı mücadele saflarında örgütlenmektir. Gün, mücadele günüdür!
|